[0:00]14 Nisan 2026 hiçbir şey cehaletle birleşmiş bir kibirden daha tehlikeli değildir Epiktetos.
[0:10]Merhaba Levent Bey hoş geldiniz. Merhaba Melike hoş bulduk sen de hoş geldin. Hoş bulduk herkese güzel ve sağlıklı bir gün dilerim. Beğenirseniz beğenmeyi yorum yapmayı, paylaşmayı unutmazsanız çok seviniriz. Savaş gündemiyle başlayalım. İran'la ABD arasında anlaşma sağlanamadı. Petrol fiyatları bir taraftan yükseliyor. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı da kapalı. Trump'ta bunun için bir adım attı. Zaten birkaç gün önce duyurmuştu. Hürmüz Boğazının etrafını ablukaya alacağını duyurdu. Biz yayınladığımız zaman programı ablukaya almış olacak. Fakat uzmanlar bunun çok da bir işe yaramayacağını söylüyor. Sizce bir sonuç, bir etki yaratır mı? Yani İran Hürmüz Boğazını ablukaya aldı. Hadi bakalım biz de açalım der mi ve oradan şu anda ne kadar gemi geçiyor ki? Herhalde günde 3-5 tane gemi geçiyor diye biliyorum. Çok fazla değil. İran'a ücretini ödeyen ve İran'ın izin verdiği işte Çin, Pakistan, Türkiye'nin bir gemisi geçmiş diye biliyorum, Hindistan böyle birkaç tane ülkenin gemileri geçiyor. Bunun çok etki edeceğini kimse beklemiyor. Ben şaşırdım mesela bugün piyasaların çok daha derin çökeceğini düşünüyordum. Amerikan piyasası ve şey o kadar çok güçlü bir negatif tepki vermedi. Demek ki bizim bilmediğimiz arka planda başka bilgiler dolaşıyor. Piyasa olumsuz tepki vermediğine göre çok yüksek oranda çünkü herkes ne bekliyordu? Pazartesi sabah bütün piyasalar çökecek bu anlaşmanın çıkmaması üzerine. Şimdi Trump'ın Hürmüz Boğazını abluka altına alması dikkat ettim. Batı medyasında işte Washington Post gibi diğer New York Times gibi gazetelerde şey olarak yorumlanıyor. İran'ı anlaşmaya zorlamak üzere bir adım yoksa bir uygulanabilirliği pek fazla yok. Çünkü orada bir anlamda Çin'le karşı karşıya gelmiş oluyor. Yani ne yapacak Çin'in gemisi geçerken Çin Çin'in gemisini mi batıracak diyorlar. Trump da zaten şey demiş Çin de almayı versin İran'dan gelsin bizden alsın biz ona daha ucuza satalım diye. Bu da bunda şey olarak yorumluyorlar. Çin'i bir anlamda kendine bağımlı hale getirmeye çalışıyor. Bir anlamda orada Çin'le de bir karşı karşıya gelme durumu var. O yüzden şu anda çok olumlu yani bekledikleri kadar bir etki uyandırmayabilir. Ama İran'da hafif bir sıkıntı yaratabilir. İran tam kontrolü belki kaybedebilir. İstediğine geçme hakkı veriyordu. Onu da veremez hale gelecektir muhtemelen. Ama dediğim gibi konuşulanlara bakarsa bakılırsa zaten İranlı yetkililerin hafta sonu Pakistan'da yapılan anlaşmaya ilgili yaptıkları yorumlara baktım. Onlar neredeyse anlaşma bitmek üzereyken Amerika son anda yeni bir taleple masayı terk ediyor diye. Orada Netanyahu'nun telefonunun devreye girdiği konuşuluyor. Muhtemelen İran'ı işte o son talebe de ikna etmek üzere böyle bir adım attılar. Bakalım bu birkaç gün içerisinde netleşecektir ama karşımızda bir delilik hali olduğu için nereye gideceğini hiç kimse göremiyor. Piyasaların bu çok da fazla olumsuz tepki vermemesinin bir nedeni olarak da şey görülüyor. Artık Trump şeyini kaybetti. Sözünün hiçbir ağırlığı yok, piyasaları da etkilemiyor. Piyasalar yarın ne olacağını kestiremediği için ya da bir gün önce bir gün sonra bir saat önce bir saat sonra farklı farklı mesajlar verdiği için muhtemelen. O yüzden artık piyasaları bile etkilemez hale geldi diye bekleyelim bakalım. Çin sağlam duruyor. Çin açıklamasını gördüm bugün. Biz gemilerimizi geçirmeye devam edeceğiz, İran'ı desteklemeye devam edeceğiz, İran'dan petrol almaya devam edeceğiz. Buna herkesin saygı duyması gerekiyor diye Trump açıklamasında şey demişti. Başka ülkeler de bizimle beraber ablukaya katılacak demişti. Başka ülke kimse katılmadı. Önce açıklamışlardı ama sonra İngiltere'nin destek vereceğini Fransa'nın aynı şekilde destek verdi. Ve bu ülkede biz yokuz dediler. Tam tersine. Hayır biz böyle bir ablukaya girmiyoruz. Şu anda Amerika tek başına Hürmüz Boğazını ablukada tutmaya çalışıyor. E muhtemelen İran'ı iyice sıkıştırmak istedikleri o anlaşmaya getirmek üzere muhtemelen o işliyor. İslamabad'da ikinci masa kurulacak mı o zaman yakın. Şu anda İslamabad'dan ziyade Türkiye, Pakistan ve Mısır. Üç ülke çok yoğun uğraşıyormuş. Yeniden yani aradaki son kalan pürüzleri giderme konusunda üç ülkenin şeyi arabuluculuğu yoğun bir şekilde. Suudi Arabistan ise tam tersi olduğu söyleniyor. Suudi Arabistan ise Trump'ı arıyormuş. Aman yarı bırakma, bıraktığın işi tamamla falan diye. Böyle bir ahlaksızlığı da yapıyorlar. Yani şunu şunu göremiyor bu gerizekalılar Suudi Arabistan'ı da öbürü de. İran daha önce de söyledim bütün dünya adına savaşıyor. Bütün Ortadoğu adına savaşıyor. Eğer bunlar İran'ı düşürürlerse hepimizi kolay yem yapacaklar. Buna Suudi Arabistan da dahil. Nasıl ne demişti Trump çok affedersin gelip kıçımı öpecek diyecek kadar aşağıladığı bir ülkeye. Eninde sonunda dönüp orayı da bahane edecektir. Bütün Ortadoğu'yu cehenneme çevirmek istedikleri için şunu anlamıyorlar. İran aslında insanlık adına bir mücadele veriyor. Sadece Ortadoğu için de değil. Yani bu siyonist çete Epstein dosyasıyla teslim aldığı Amerika'yla beraber bütün dünyayı bir cehenneme çevirmesinin önünde İran şu anda büyük bir şey. Kilometre taşlarından biri. Eğer direnebilirse eğer bu siyonist çeteyi bir duvara toslama duygusuna getirebilirse dünya bir nefes alabilir. Bu siyonist çete de her şey öyle göründüğü kadar kolay değilmiş duygusuna sahip olurlar. Ama yok bunlar İran'ı yerlerse ondan sonra gözüne kestirdikleri her ülkeye çok rahatça her türlü haydutluğu yapabilirler. Ve bunun başında da biz geliyoruz. Türkiye geliyor. Çünkü Türkiye konuşuluyor. Yani sabah akşam İsrail'de Türkiye yeni düşmanımız propagandası boşa değil. Şimdi bunu da temellendiriyorlar. Bugün baktım bayağı bir yükseliyor. Hakan Fidan da konuşmuş Anadolu Ajansı'na editör masasına. Orada şey diyor yani İsrail düşmansız durmuyor şimdi yeni düşman olarak bizi bellemeye çalışıyor diye. Onun da gerekçe olarak Türkiye Ortadoğu'da bir Sünni ittifakı kuruyor. Bunu İsrail'e karşı büyük bir tehdit olarak görüyor. Yani İran'a nükleer silah diyorlardı. Türkiye'ye de Sünni ittifakı kuruyor. O yüzden Türkiye'yi durdurmamız gerekiyor mantığıyla bir düşmanlık yaratıyorlar. Her birimizin görmesi gereken İran insanlık adına büyük bir direnç gösteriyor. Ben niye Türkiye'de bir İran'a yardım kampanyası yapılmadığını, niye Türkiye'de İran'a karşı daha yüksek sesle bir destek oluşmadığını hala anlamış değilim. Rejim mi eee gerekçe gösterildiği için bu hamleler yapılıyor? Şu anda rejimi konuşacak durumda değiliz. Karşımızdaki diğer rejimler daha mı temiz? Yani dincilik desen eee İsrail'in rejimi İran'ın yanında çamur kalır. Öbürü tam bir ruh hastası. Hani bunun dinciliğini beğenmiyor olabiliriz. Baskısını bilmem kendi vatandaşına yaptığı zulümleri eleştiriyor olabiliriz. Öbürü bütün dünyayı yakıp yıkmaya çalışan bir ruh hastası dinci kafa. Öbürü Epstein dosyalarından teslim alınmış koca bir Amerika. Hani çocuk tacizcisi, tecavüzcüsü aklı. Hangi şu anda rejim mi konuşacağız? Rejimlerden biri diğerinden biraz temiz olsa hani deriz ki ya burada evet berbat bir İran rejimi var diye. Şu anda İran'ın rejimi konu değil. Şu anda İran İran bütün dünyada bu siyonist çetenin dünyayı yiyip bitirmesini ya da cehenneme çevirmesinin önündeki en büyük engellerden biri. En büyük dirençlerden birine dönüşmüş vaziyette. Bunu fark edip elimizden gelen desteği vermek zorundayız. Bunu iktidarın dışında mı söylüyorsunuz? Yani halk bazında toplum olarak mı? E tabii bunu iktidar biraz daha şey yapabilir ama muhalefet de yapabilir mesela. Bir yardım kampanyası düzenleyebilir, içeride mitingler yapılabilir özellikle bunu muhalefet organize edebilir. E sonuçta bu yani haksız bir yerde de durmuyoruz. Nasıl ki İspanya'da mitingler yapılıyorsa İspanya Başbakanı bunun bir anlamda sözcülüğünü liderliğini üstlenmişse Türkiye'deki sol muhalefet de benzer bir şeyi yapabilir. Burada mesele rejim olmaktan çıktı yani. Yani Filistin için mesela defalarca yürüyüşler aslında protestolar yapıldı ama İran için gerçekten hiçbir şey yok. Neredeyse yapılmıyor ve bence Türkiye bir an önce eminim ki benim gibi düşünen yani İran'ın oradaki direncini Türkiye'nin de direnci olarak gören oradaki kazanımını Türkiye'nin belalardan sıyrılma ihtimalini artıran bir şey olarak gören milyonlar vardır yani. İsrail koymuyor sadece birilerini hedefe İran İran'dan sonra Türkiye aynı şekilde Trump da benzer bir politika güdüyor. O da İran'ı işte uzun süredir hedefe koyuyordu. Şimdi de hedefinde Papa 14. Leo var. Sebebi de göçmen karşıtı söylemleri ve İran'a yönelik başlattığı savaşta kullandığı dil Leo tarafından eleştirildi. Trump da buna çok sert çıktı. Kendisini hiç sevmediğini ve liberal olduğunu söyledi. Hoşlanmıyorum aklını başına toplamalı dedi ve hemen sonrasında kendisini yani Trump İsa olarak gösteren bir paylaşım yaptı hesabından. Hem bu kavgaya ne diyorsunuz? Hem de bu görsele eğer kaçıranlar varsa biz de verelim o görseli izleyenler baksın. Kovention o fotoğrafı adam şimdi şunu bulamıyoruz deli mi delilik rolümü yapıyor. Deliliğe mi oynuyor? Yani o fotoğrafı paylaşmak deliliğin ötesinde bir şey artık başka bir aşama. Yani bütün Hristiyan dünyasına hakaret etme aşamasına gelmek aklını kaybetmiş olması lazım. Çünkü böyle bir savaş ortamında zaten hani Siyonizme karşı Hristiyanlar arasında böyle bir homurdanma vardı. Şimdi alenen peygamberlerine hakaret ediyorsun kendini Hazreti İsa'nın yerine koyacak kadar delimiş olmak başka bir şey. Amerika'da kıyamet koptu. Trump'ın Vatikan'a olan kızgınlığının sebebi Amerika'da üç tane baş piskopos yani papaz basın toplantısı düzenlediler ve çok şiddetli bir şekilde Trump'ı eleştirdiler ve savaşa karşı tavır aldılar. E diğer taraftan Papa da benzer bir tutum aldı. Bunun üzerine vay sen nasıl özellikle çünkü Amerika'daki papazların konuşması Trump'ın direkt tabanına hitap ediyor. Trump biliyorsun Amerika'daki muhafazakarlardan yani oradaki dindarlardan oy almıştı. Şimdi oradaki dindarlar Trump'ın yanlış yaptığını söylüyor. Yani papazlar dönüyor şeylere Amerikan halkına Trump'ın yanlış işler yaptığını söylüyor. Bu tabii çok kızdırdı. Şimdi Hristiyan dünyasını da bir anlamda karşısına almış oldular ama nasıl bir tehdit altındaysa Netanyahu bugün yaptığı açıklamada günlük konuşuyoruz diyor. Ve bana günlük Beyaz Saray'dan İran Savaşı'yla ilgili rapor veriliyor diyor. Hatta dün diyor İslamabad'da işte Amerikan Başkan Yardımcısıyla da anlık her şeyi anlık konuştuk zaten. Adam bir şekilde rehin aldığını da ilan ediyor zaten. Böyle bir rehin alma durumu var. Tehditle şantajla bir şekilde o Epstein dosyasıyla Amerika'yı rehin almışlar. Ama dediğim gibi karşımızda kendini Mehdi görecek. Muhtemelen o biraz kendine bir Mehdi atıfı da yapıyor. Çünkü bunların bu Evanjelistlerin bir Mehdi bekleme şeyi var ya. Bundan bir ay önce de makam odasında bir sürü din adamıyla beraber dua etmiş. Trump'ı kutsamışlardı işte Tanrı'nın yeryüzündeki elçisi bilmem falanı filanı şuyu buyu diye. Mehdi beklentileri de var bunların. O da kendine öyle bir eee bu fotoğrafla yani hani ben Öyle bir beklentisi varsa yani o grubun nasıl kendini İsa yerine koyuyor bir taraftan. Aslında bu biraz Mehdi'ye de şey gönderme. Yani sadece İsa meselesi değil. Yani Mehdi gelmiş gibi ben Tanrı'nın şifa dağıtmak üzere gönderdiği asıl kişi benim. Papa değil şeyi algısı yaratmaya çalışıyor ama bu çok ters teper. Ama dediğim gibi yani bu adam gerçekten böyle mi? Yoksa bunu artık bir rol olarak yaparak delilik oynayarak işin içinden çıkmaya mı çalışıyor? Hani nasıl olsa yapayım her türlü delilikle işi şeye vurayım gırgıra vurayım götüreyim mi yapıyor anlaşılır gibi değil ama normal bir aklın yapabileceği bir şey değil. Çünkü alı buçuk strateji gerektiriyor savaş. E sen zaten abi dünyada Müslümanların nefretini kazanmışsın. Dönmüş bir de Hristiyanların da bütün nefretini kazanmak üzere uğraşıyorsun. Elinde kaldı 3-5 milyonluk Yahudiler ve onların şeyi destekçisi Siyonistler. Başka da bir şey yok yani böyle bir tuhaf hal. Bu dengesiz hamleleri sebebiyle düşmanları da ne yapacağı belli olmaz diyerek onlar da doğru düzgün bir strateji kuramıyor gibi. Kuramıyorlar güvenmiyorlar tabii. Bu yüzden de Trump'ın bunun stratejiyi olabileceğine dair de yorumlar var. Çünkü kimse mantıklı bir yerden açıklayamayınca. Tamda kuramıyor hakikaten böyle açıklıyorlar. Dönelim Macaristan seçimlerine. Eee 16 yıllık Orban eee iktidarı sona erdi. Muhalefet kazandı. Orban yeni başkanı arayıp tebrik etti. Biz de bu mesele hafta sonundan bu yana çok konuşuldu. Neden çok konuşuldu? Benzerlikleri neler? Erdoğan'la Orban arasında daha önceden de hep benzerlikler kuruluyordu. Farklılıklar ve benzerlikler isterseniz. Şimdi Orban eee bizimkine şöyle bir benzerliği vardı. İşte otoriter bir liderlik tek adam rejimi kurmuştu. Parlamentoda bütün yetkiler ondaydı. Yargıda kontrole ele geçirmişti. Medyayı istediği gibi dizayn etmişti. Avrupa Birliği'ne aykırı politikalar güdüyordu. Rusya'ya epeyce yakındı. Aynı anda Rusya'ya, aynı anda Amerika'ya ve Çin'e yakın bir politika izliyordu. Yani bu şey dikkat et bizdeki bizimle çok benzer. Trump'la da Putin'le de Tayyip Bey'in arası da çok iyi. Seçimden hemen önce Vans gelmişti ABD Başkan yardımcısı. Evet içine katılmıştı. O da zaten seçimi kaybettiler. Şimdi Macaristan'ın seçimi Macaristan bir önceki yani bu bundan 4 yıl önceki seçimlerde de çok şey beklentisi vardı. Eee bir benzerlik, bir özdeşlik kuruyor. Türkiye dünyadaki her Polonya'ya da kurmuştuk. Dünyadaki herhangi bir otoriter rejim ya da tek adam dediğimiz rejimler seçimle değişime uğradığında doğal olarak bizim de ilgimizi çekiyor. Oradaki muhalefetin tarzından tutumundan yaklaşımından ders almaya örnekler çıkarmaya çalışıyor. Onlar ne yaptı biz de benzerini yapalım diye. E dünyada herkes birbirinden bunu alıyor. Benzerliğimiz vardı fakat çok da farklılığımız vardı. Bir kere Macaristan Avrupa Birliği üyesi bir ülkeydi. E diğer taraftan bizim kadar bu kadar tek adam rejimi kontrolüne girmemişti. Yani bugün Macaristan'ın dünya endekslerinde demokrasi endeksinde hukuk endeksindeki yeri Türkiye'nin yaklaşık 2013 yılındaki yerine tekabül ediyor. İşte basın özgürlüğü endeksindeki sıralaması bizim 2013'lerdeki sıralamamız. Hukuk endeksindeki sıralaması bizim 2013 ile 15 arasındaki sıralamamız.
[16:01]Eee seçim demokrasi muhalefetin varlığı bütün bunlara baktığımda bizim 2013'ler düzeyi. Yani bizi bizden daha biz yani biz ondan bizim 2013'teki hava neyse Macaristan'daki oydu 2013-2015'lerde ki henüz rejim de değişmemişti. Ama bir tek adamlığı vardı. Avrupa Birliği'nin dinlememek vardı. Bir otoriterlik vardı. Bir seçimi seçim sistemini kendi kafasına göre değiştirmek. Dar bölge sistemi yapmıştı. Yani kendine bir seçim sistemi yapmıştı. Ben nasıl kazanırım diye oturmuş böyle bir seçim sistemiyle kazanırım deyip meclisteki çoğunlukla elde ettiği çoğunlukla istediği seçim sistemini koyuyordu. O yüzden bu tip liderlerin pek seçim kazanamayacağına dair bir duygu var dünyada. E doğal olarak seçimi kaybedince içerir bizim de içeride bir umut dalgasına neden oldu. Acaba Türkiye bir Macaristan olur mu? Macaristan gibi benzer bir seçim tecrübesi yaşayabilir mi? Kazanabilir mi? Buradan çıkabilir mi? Eee çok benzerlik yok ama hiçbir şey değil de diyemeyiz. Doğal olarak dünyada bir akım var. Bu tip şeyler. E otoriterliğe isyan eden bir toplum kesimleri oluşuyor. Bunların ne kadar organize olabileceği, ne kadar toplumsal desteği bir itiraza bir oya bir sandıkta çıkabilecek bir sonuca dönüştürebileceği bu tip tecrübelerle biraz daha anlaşılıyor. Eee ama göz ardı etmememiz gereken bir tekrar söylüyorum. Bir Macaristan'ın bir Avrupa Birliği ülkesi az da olsa hala belli başlı standartları var. Onlara uymak zorunda uyuyor. Mesela şöyle düşün. Macaristan bir Avrupa Birliği ülkesi olmamış olsaydı o muhalefet lideri Rusya'daki muhalefet lideri gibi olabilirdi. Hapse atardı. Adam çürürdü orada ve kimse de Ekibine zaten soruşturma mı açacaktı? Dokunulmazlığını kaldıracaktı ama AB üyesi olduğu için bizzat onu yapamamıştı. Yapamamış. İşte buna benzer engellerle muhalefeti istediği kadar öyle dizayn edemedi. Yani Ekrem İmamoğlu'nu içeri atıyorum. Öyle olmadı işte. Orada Avrupa Birliği bir dakika sen ne yapıyorsun? Saçmalama deyip önüne set koydular. Tamamen bir benzerlik yok ama yani ne alakası var ne oldu falan da denilebilecek bir durum yok. Fakat orada şöyle bir şey var. İnsanlar belki çok oradaki değişimden dolayı çok içeriye çok bakmıyorlar. Bir kere aday oradan çıktı değil mi? Orban'ın ekibinden biri. Yani Babacan'ın burada Babacan'ın değil de Süleyman Soylu'nun diyelim. Süleyman Soylu'nun evet. Yani Süleyman Soylu'nun parti kurup çünkü sağcı bir adam. Bundan biraz daha az sağcı. Süleyman Soylu'nun parti kurup seçimi kazanması gibi bir durum. Ama muhalefet adına yapmış oluyor bunu. E kullandığı söylem hukuk, demokrasi, insan hakları, yolsuzluklar falan filan olunca Orban'dan şikayet eden herkes bu adamın etrafına toplanıyor. Fakat adamın ben benim ön sezimi söylüyorum Orban'dan kötü çıkma ihtimali var. Çünkü adamın karısının bir kitabı yayınlanmış. 2023'te.
[19:13]Adam felaket bir adam. Bir kere alkolik. İki şiddet yanlısı. Karısını çok fena dövüyormuş. Üç evindeki köpeği fırına atmış yakmış. Karısı yazmış bunu kitapta. Yani bir öfke anında bir şeye kızmış herhalde karısıyla kavgasında. Kendi köpeğini fırına atıp yakacak kadar da bir delilik hali var. Ve bu adam bir sağcı politikacı şimdi bu muhalefet adına seçim kazanmış oluyor. Ama biraz içeriden de gelen biri. Şimdi buradan baktığımızda da bir umutsuzluk da var. Yani öyle bekle Macaristan beklediği değişimi de çok sağlamış olmuyor. Ya bir şeyden kaçarken aşırı sağcı dediğimiz otoriter bir liderden kaçarken bu sefer kişilik olarak daha da cana birine doğru böyle bir kurtuluş. Hani denize düştü yılana sarıldı gibi bir tabloyla karşı karşıyayım. Macaristan'ın öyle bir durumu var. O yüzden herkes şimdi merakla bekliyor. Bu adam ne yapacak? Evet ilk söylemleri bütün siyasetçilerde olduğu gibi Orban'da öyle gelmişti. Orban liberal bir şeydeydi biliyorsun Soros'un yani Macaristan'da Soros'un vakfının yöneticilerinden biriydi Orban. Oradan geldi. En otoriter lidere dönüştü o liberallikten. Şimdi bu adam sağcılıktan geldi aldı iktidarı. Birazcık ayağı yerittikten sonra nasıl bir kişiliğe dönüşecek yani karısını döven. Ev evcil hayvanını fırında pişiren yakan ve bunu çocuklarının gözü önünde yapmış. Karısı diyor ki üç çocuğum da psikolojik tedavi gördüler o o olayları yaşadıkları için. Eee o yüzden öyle hani belki buradaki umut içeride bu kadar çok konuşulmasının nedeni. Bir otoriter liderin sandıkla değişiminin yarattığı umut var. Bu bizim aradığımız bir umut. Çünkü bizim önümüzde şu anda en büyük soru biz sağlıklı bir seçim yapabilecek miyiz? Muhalefet istediği adayı çıkarabilecek mi? Ve o seçimin sonunda çıkan sonuç tanınacak mı tanınmayacak mı? Şimdi bizim için en büyük önümüzdeki kaya gibi duran sorunların başında bunlar geliyor. Ve doğal olarak orada bir otoriter lider seçim sonucunu kabul edip rakibini tebrik edip görev devrimi devrini de sorunsuz yaptığı için içimizde şöyle bir ferahlık oluşuyor. Galiba burada da olabilir. Umut var böyle bir şey. Yani o yüzden Türkiye Macaristan olur mu sorusu ancak burada gerçekleşebilir. Ama dediğim gibi Türkiye'nin dinamikleri başka. Tayyip Bey'in 22 yıllık dönemi başka. Tek adam rejimi Avrupa Birliği'nden bağımsız çok daha köklü burada. Başka içeride bizdeki dincilik milliyetçilik yarışı O'nun yarattığı etki toplumsal etki çok başka ve muhalefetin dağınıklığı dediğimiz kısım onların etkilerini hesaba kattığımızda. Eee her ne kadar umut umutlansak da yani bir evet burada bir şey var desek de yine de temkini elden bırakmamak gerektiği kanaatindeyim. Yeni başkan kendi yatağından daha çok meydanlarda yattığını söylüyor. Son 2 yıldır gitmediği köy kalmadı. 700 kasabaya eee gitmiş. Bazılarına 6-7 kez gittiğini söylüyor. 2 yılımı köylerde geçirdim diyor. Sırrının halka inmek olduğunu söylüyor ve popülist diye eleştiriler de çok fazla vardı ona. İyi popülizm iyi bir şeydir dedi baktığında. Yani sizin söylediklerinizi bir kenarda tutarsak bu açıklamalarından eee ve bu yaptıklarından Türkiye'deki muhalefetin alması gereken şeyler var mı sizce? Evet tabii ki var. Şimdi adam niye çok köy dolaştı? Dolaşmış. Çünkü Orban'ın yaptığı seçim sistemiyle dar bölge seçim sistemi Orban'ın asıl şeyi yani Macaristan'daki iktidarın asıl seçmen kitlesi kırsal kesim. Şehirlerde muhalefet sosyal medyada şurada burada çok etkili oluyor. Fakat kırsal kesimde Orban desteği yüksek olduğu için seçimi kazanamıyorlar hiçbir seçimde. Burası gibi. Burası gibi. Fakat bu adam farklı bir şey yapıyor. Köyleri dolaşmaya başlıyor. Tabii Macaristan küçük bir ülke. 10 milyon nüfuslu bir ülke. Köyleri dolaşmaya başlıyor. Yani köylerde insanları ikna etmeye başlıyor. Bizde de benzer bir durum var. Biz de çok fazla sosyal medyaya ve ekranlara hapsolmuş durumdayız. Evet Özgür Bey biraz mitingler falan filan ama mitingler daha çok CHP'lilerin gittiği bir şeye dönüşmüş. Klasik standartlaşmış bir şeye dönüşmüş. Bizim elimizde işte o kararsız seçmenin varlığı muhalefet açısından bir kırmızı alarm çiziyor bir anlamda. E muhalefet üslup olarak bir bakmalı. Yöntem olarak bence bir bakmalı Macaristan'a bu adam. Ama adam zaten biraz Trump'a da benziyor. Ben biraz Trump'a benzetiyorum adamı. Yani o şey haliyle yani hırslı ve yırtık haliyle popülizme kaçma dediğimiz kısım da biraz o.
[24:55]Yani sonuç alabilmek için her türlü kapı kapı köy köy sokak sokak gezip bir şekilde sonuç almış.
[25:51]New York Belediye Başkanı Memdani de aynı şekilde o da kapı kapı dolaştırıp seçimleri öyle kazandığını söylüyor. Biraz farklı. Sahasal açısından söyledim. Evet evet evet doğru. Kapı kapı dolaştığını bu bakımdan söyledim. Doğru. O diğer versiyon. O daha böyle yenilikçi, gençleri etrafında toplayan farklılara politika olarak bambaşka. Bambaşka bir formatta. Eee süreçle devam edelim. Cansu Çamlıbel'e konuşmuş Pervin Buldan röportaj vermiş. Orada eee hükümetin hazırlamakta olduğu yasa taslağını henüz eee ne Dem Parti'nin ne Öcalan'ın görmediğini, bilmediklerini eee anlatıyor. Yani çok fazla bir şeyden haber dar değiller. Aynı zamanda bu işin kendi mecrasında yürüyeceğini, ilerleyeceğini ve bir çözüme kavuşacağını söylüyor. Karşılıklı beklentilerin eee olmadığını yani bir tarafın silahları bıraktınız ama hani tam bırakıldı mı bırakılmadı mı ikinci bir adım bekliyor. Diğer tarafta somut bir şeyler demokratik bir adım bekliyor ama ikisi de bu adımı birbirine vermiyor. Eee süreçle alakalı kim ne biliyor? Bu adımlar ne zaman atılacak? Yani her şey sadece Erdoğan'da mı kitli kaldı? Ne düşünüyorsunuz? Şimdi ben de Sevgili Cansu'nun yapmış olduğu röportajı okuyunca dedim ki Maşallah yani. Dem heyetinin başından beri içinde olan Pervin Buldan da süreç konusunda bizim kadar hiçbir şey bilmiyormuş. Hiçbir şey bilmiyormuş. Biz de bilmiyoruz. O da bilmiyormuş. Yani ne konuşulduğunu, ne talep edildiğini, ne verildiğini, ne zaman yapılacağını, hangi adımın ne zaman atılacağını hiçbir konuda bilgisi yok. Diyor ki iktidar diyor bir yasa hazırlandaymış ama bu konuda bizim hiçbir bilgimiz yok. Peki nereden biliyorsun bir yasa hazırlığı olduğunu? Öcalan'ın da bilgisi yok diyor. E peki nereden biliyor o zaman bir yasa hazırlığı yok. Şimdi benim o konuşmada Pervin Hanım'ın yapmış olduğu açıklamalarda dikkatimi çeken noktalardan bir tanesi şu. Biz diyor Erdoğan'la yaptığımız her görüşmede her şeyi söylüyoruz. İşte CHP'ye yapılan operasyonların da sürece zarar verdiğini söylüyoruz diyor. Ama Erdoğan sadece dinliyor. Evet ya da hayır demiyor diyor. Yetkililer konuşuyormuş. Eee Hayır yani Dem heyetine Erdoğan'ın hiçbir yorumu yok. Şimdi ben bunu çok kimseden duydum. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a gidiyorlar birileri ya şurada şöyle işler oluyor dediklerinde anlattıklarında hiçbir cevap vermiyormuş. Sadece dinliyormuş. Tamam sonra normal konuşmasına. Olumlu olumsuz. Şimdi benzer bir tavrı Dem'de de yani bu çözüm sürecinde de. Şimdi Pervin Hanım'ın dediğine göre iktidar PKK'nın somut adım atmasını bekliyor. Yeni bir yasa çıkarabilmesi için. Fakat PKK ise somut adım atmak için iktidarın yasasını bekliyor. Tamam biz silah bırakacağız da bizim durumumuz ne olacak? Hatta oradaki açıklamalara bakılırsa PKK yöneticileri gelip Türkiye'de siyaset yapmak istiyorlarmış. Bunun önünün istiyormuş, istiyorlarmış. Yine yanlış söyledim miş'ler. Yani onu birkaç kişi yazmış. Hatta öğretmen olduğunu da söyleyen birisi yanlış demiyor. Yani öyle de kullanılabilir, böyle de kullanılabilir. Türkiye'nin kuralı yapıyorlarmıştır. Öyle mi? Türkiye'nin kesin kuralı. Ben çocukluktan alışmış olduğum için değiştiremiyorum bir türlü o kuralı. Neyse. Onlar siyaset yapmayı düşünüyorlarmış şeyde Türkiye'de ve bununla ilgili bir yasal zemin bekliyorlar. Ama hiçbir şey yok. Yeni bir parti hazırlığı var. Henüz bir şey yok. Yani bugüne kadar ne konuşulmuş kimse bilmiyor. Bugüne kadar hangi adımlar atılmış? Pervin Hanım da bilmiyor. Sadece görüntüde Devlet Bahçeli'nin mesajları, iktidarın iyi niyeti ya da iktidarın bu işe tamam yapacağız demesi öbür taraftan PKK'nın da tamam abi biz kendimizi fesh ediyoruz cümlesi. Hangi adımlar atılacak hangi yasa çıkacak? Yasa nasıl olacak? Nasıl haklar tanıyacak? Hangi sorunu çözecek kısmı. Ben bu konuda Demin de bir şey zaten bilmediğini anlıyoruz da bilmeyebilirsin. Şimdi sen sonuçta bir röportaj veriyorsun. Bu röportajlar önemli röportajlar. Şimdi böyle anlarda hepimiz merak ediyoruz özellikle yorumcular, siyasetçiler ne oluyor? Onu anlamaya çalışanlar bu tip röportajlara doğal olarak dikkatle bakarlar. E sen bir mesaj vereceksen en azından neler yapılmasını istediğini söylersin röportaj. Dersin ki demin ya da Öcalan'ın talepleri şunlar. Biz şu adımın atılmasını istiyoruz, şu adımın atılmasını istiyoruz, şu adımın atılmasını istiyoruz. Orada somut söylediği tek bir şey var. Öcalan'a bir sıfat yani müzakereci sıfatının resmiyete kavuşturulmasını istiyor. Abi koca bir süreç, koca bir Kürt meselesi gelmiş Öcalan'a bir sıfat bulma. E o sıfatı buldunuz işte. Devlet Bahçeli verdi kurucu lider kurucu önder her neyse. E bunu dış politikanın etkisi var ama beni en çok ilgilendiren kısım Erdoğan'ın sessizliği. Erdoğan sadece kamuoyuna değil. Biz zannediyoruz ki kamuoyuna sessiz ama Pervin Hanım'ın röportajından anladığımız Erdoğan sadece kamuoyuna değil. Herkese sessiz. Kimseye karşı bu konuda tek kelime etmiyor. Talep edenler mesela diyelim ki Tayyip Bey'e diyorlarmış. Diyorlarmış. Şeyi ne diyecektim? Ahmet Türk'ün ve Ahmet Özer'in AİHM kararı uygulansın. Hayır demiyormuş. Evet de demiyormuş ama dinliyormuş sadece. Tayyip Bey'e diyorlarmış diyorlarmış. Eee işte Demirtaş'ın ve Figen Yüksekdağ'ın AİHM kararı uygulansın. Hayır demiyormuş. Evet de demiyormuş ama dinliyormuş sadece. Şimdi bu suskunluk çok enteresan. Çok enteresan yani. Bu suskunluk sadece burada değil. Siyasetin bütünündeydi. Ben biz bir hafta önce bir yayın yapmıştık ya Erdoğan niçin suskun? Neyi bekliyor diye tam olarak. Bu sorunu cevabını Erdoğan'la görüşenler de bulamıyorlar. Yani bir mesele üzerine gidip Erdoğan'la Cumhurbaşkanı Erdoğan'la konuşanlar da Erdoğan'dan hiçbir cevap alamıyorlar. Yorum da alamıyorlar. Olumlu olumsuz bir herhangi bir şey de belirti de görmüyorlar. Çıkıp geliyorlar. Biz taleplerimizi söyledik. E ne dedi? Dinledi. Bu kadar. Şimdi burada Erdoğan neyi bekliyor sorusu hala. E Suriye'de dediler Suriye geçti. İran diyorlardı. İran da şimdi savaş en azından Kürtlerin orada bir eee Öcalan'ın tabiriyle bir koçbaşına olarak kullanılma ihtimali çıkmadı ortaya. E o zaman içerideki süreç hızlandırma niye olmuyorun cevabı hala yok. Bu iki tane şey olabilir. Bir dediğimiz gibi Demin henüz anayasa meselesinde bir netliğe kavuşmamış olması. İki Erdoğan'ın henüz kendi siyasi yol haritasını çizmemiş olması olabilir. Eee bugün bir iki görüşmem vardı. Önemli bir iki görüşmem. Eee orada da fark ettim. Onlar da söylediler. Ankara'da çok önemli siyasetçilerle görüştüm. Mutlak butlan neredeyse kesinleşmiş. Satın alınmış Ankara'da artık herkes ki bana söyleyen çok önemli siyasetçilerin mutlak butlan meselesi bitmiş vaziyette diye. Yani Kılıçdaroğlu'nun döneceğine neredeyse kesin gözüyle bakılıyor artık Ankara'da. Bunu da bekliyor olabilirler. Bir Kılıçdaroğlu dönsün. Ondan sonra yani Tayyip Bey'in siyasi yol haritası netleşmeden çözüm sürecinde bir istikamet netleşmeyecek. Pervin Hanım'ın röportajından onu anlıyoruz. E bu iş kendi mecrasına ilerliyor, ilerleyecek de diyor ya Pervin Buldan. Yani daha öncesinde böyle masanın devrilmesi falan böyle endişeler de vardı. Hani bu sanki baştan da net olarak belli olmuş ve bir şekilde sonuçlandırılacak. Masanın devrilmesinden Masanın devrilmesinden bir korku yok. Çünkü Pervin Hanım orada doğru bir şey yani doğru dediği herkesin bildiği. PKK silahı bıraktı diyor artık. PKK yani süreçten bağımsıza getiriyor bir anlamda. Bu süreç olsa da olmasa da o silah bırakıldı. Çünkü daha önce anlattık terörle bir yere varamayacağını kabul ettiler. Suriye'de bir statü elde edeceklerse ortaklık her neyse o terör onların önünde bir engeldi. PKK kendini fes edecek ki YPG, SDG Suriye hükümetinin bir ortağına dönüşebilsin ki dönüşüyor. O yüzden diyor ki doğal olarak süreç devam ediyor. Bir masa devrilme ihtimali yok. Ama içeride bunun bir barışa dönmesi için adımlar atılması lazım. Onlar atılmıyor sorun orada. Onlarda da işte iktidar PKK'nın adım atmasına bağlıyor. PKK ise iktidarın adım atmasına bağlıyor. Ben ise Erdoğan'ın siyasi yol haritasının netleşmemiş olmasına bağlıyorum. Yani kayyum netleşecek. İçeride anayasa değişikliği netleşecek. Öcalan'ın pozisyonu netleşecek. Bütün bunlar netleşmeden bu meselede bir adım atmayacak gibi görünüyor. Az önce dediniz ya mutlak butlan satın alındı. O zaman buna Ankara'daki bütün siyasetçiler biliyorlar yani Kılıçdaroğlu'nun da bu bildirildi. O kabul etti. Özgür Özel de bunu biliyor demek ki ki eee bir cenaze vardı İstanbul'da. Meclis eski başkanı Hüsamettin Cindoruk için eee namaz kılındı. O sırada hem Özgür Özel vardı hem de eee Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Özel'in yanından geçerken hiç bakmadı. Selam vermeden gitti. Bunu da ona mı bağlıyorsunuz? Şimdi videoyu versin Furkan. O video önemli. Çünkü öyle hani bizim burada afaki yorum üzerine bakmasın. İzleyicilerimiz de videoyla bir kanaat sahibi oldular hem. Şimdi belli ki Kemal Bey çok kızgın. Bir kere çok yakışıksız bir şey davranış. Yani bana sorsan Türk siyasetindeki en kibar, en nazik, en efendi siyasetçi kimdir diye sorsan tereddütsüz Kılıçdaroğlu derdim. Ha bunu bazı biraz siyaseten yapıyor, biraz zaten kişiliği öyle falan filan. Ama görünen o ki Kemal Bey eee sadece genel başkanlığı kaybetmemiş, biraz nezaketini de kaybetmiş. Çok kızgın olabilir Özgür Özel'e. Çok öfkeli olabilir ama yani kendi Genel Başkanlık yapmış olduğu bir partinin genel başkanını görmezden gelmesi çok çocukça ve yakışıksız bir davranış biçimi. Bunu Özgür Özel'e sordular. Özgür Bey yok orada ortam ona müsait değildi. Hak ben de olsam öyle bir açıklama yaparım. Çünkü Özgür Bey'in dönüp de Kemal Bey'e evet beni çok görmezden geldi. Ayıp etti deyip kavgayı büyütücü kavgayı su yüzüne çıkarıcı bir konuşma yapması doğru olmazdı. Özgür Bey doğru olanı yaptı yapmış yaptığı açıklamayla. Hayır Kemal Bey orada kalabalıkta bir anlık denk geldi bilmem falan filan yoksa biz Kemal Bey'le görüşüyoruz konuşuyoruz. Ben görüşüp konuştuklarını zannetmiyorum. Kemal Bey mutlak butlanı satın almış. Kemal Bey'in de haberi olduğu biliniyor zaten. Hatta Kemal Bey insanlarla görüşüyor yani dönünce neler yapacağını kendince konuşuyor. Anladığım kadarıyla oradan biraz emin olduğu için şimdiden bunlara da tavır koyuyor Özgür Özel'e. Yani orada en azından hani tamam durdun tokalaşmadın. Yanından geçerken bir gözle selam vermemek bile büyük nezaketsizlik. Ben dediğim gibi Kemal Bey'i tanıdığım Kemal Bey'in nezaketine yakıştıramadım o o davranışı o şeyi. E belli ki bu mutlak butlan üzerinden böyle bir umudu var. Dönecek yeniden siyaseti kendince CHP'yi ona göre organize edecek ve şimdiden bir tavır alma ihtiyacı hissediyor bunlara karşı. Ya o bir net bir tavır. Çünkü az ileri gidiyor orada Mehmet Sevegen'le tokalaşıyor. Orada Cahit Çağlar'ı gördüm yanılmıyorsam. Eee öyle bir çocukça tavır var. Konu açılmışken Hüsamettin Cindoruk'a buradan Allah'tan rahmet diliyorum. Memlekette önemli siyasetçilerinden biriydi. 92 yaşındaydı. Teşekkürler yorumlarınız için. Yarın görüşmek üzere. Ben de çok teşekkür ederim Melike. Sevgili izleyiciler izlediğiniz için size de çok teşekkür ederim. Bir aksilik bir terslik olmazsa yarın sabah 7'de buluşmak üzere hepinize sağlıklı keyifli huzurlu bir gün diliyorum.



