[0:12]Merhaba dostlarım. Yeni gelen videolardan haberdar olmak için kanalıma abone olup videolarımı beğenerek bana destek olabilirsiniz. İyi dinlemeler. Herkese merhaba. Adım Zeynep, 31 yaşındayım. Eşim ve oğlumla birlikte İstanbul'da yaşıyorum. Eşimin adı Serkan, benimle aynı yaşta. Bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyor. Oğlum Ali ise 6 yaşında. Annemle babam başka bir şehirde yaşıyor, onları çok sık göremiyoruz. Ara sıra tatil zamanlarında gider, birkaç gün kalır, tekrar geri döneriz. Ben ev hanımıyım, hiçbir yerde çalışmıyorum. Eşimin işlerinin yoğunluğundan dolayı çok sık tatile de gidemiyoruz. Fakat bir yıl önce dedem vefat etti. Ölmeden önce doğup büyüdüğü köydeki evini bana miras bıraktı. Dedemin en çok sevdiği torunu bendim çünkü çocukluğumu onun yanında geçirdim. Annemden ve babamdan çok onu görüyordum. Hatta çok küçükken dedeme baba bile diyormuşum. Babam bu duruma çok kızsa da annem babama 'O daha çocuk, lütfen kızma' diyerek onu sakinleştiriyormuş. Dedem benim için çok değerli ve özel bir adamdı. Onun ölümü bende derin bir iz bıraktı. Uzun bir süre kendime gelemedim. Ama oğlum ve eşim için ayakta durmam gerekiyordu. Dedem köyde sayılan, sevilen, hürmet edilen bir insandı. Etrafındaki insanlar tarafından çok sevilirdi ama içine kapanık bir adamdı. Gençliğinde medrese eğitimi almış, dinine bağlı biriydi. Koruma duaları bilir ve insanları kötü varlıklardan korumak için elinden geleni yapardı. Köydeki birçok insana da bu konuda yardım etmişti. Her zaman yardımsever biriydi. Ben de onun gibi insanlara karşı saygılı ve sevgi dolu olmaya çalıştım. Çocuğuma da bunu öğretmeye gayret ediyorum. Eşimle konuşup, dedemin bana miras bıraktığı eve gitmek, birkaç gün orada kalıp onun anılarıyla zaman geçirmek istiyordum. Serkan ilk başta işlerinin yoğun olduğunu ve bir süre daha beklemem gerektiğini söyledi. Ben de ona, 'Ama bu eve gitmek benim için çok önemli.' 'Orada olmak bana iyi gelecekti' dedim. Çok ısrar ettim. Bu yüzden iş yerinden izin aldım. Hafta sonu hazırlanı dedemin köyüne doğru yola çıktık. Köy Tokat'ın Ballıca köyüydü. Dedemin anlattığına göre buradaki insanlar gerçekten iyi ve yardımseverdi. Dedem her zaman köydeki insanların ne kadar iyi kalpli ve merhametli olduğundan bahsederdi. Bir gün ona, 'Eğer bu kadar iyilerse, neden içine kapanıksın? Neden onlarla yakınlık kurmuyorsun?' diye sordum. Dedem de 'Bazen insan kendi içine kapanmak, kendi dünyasında yaşamak zorunda kalıyor' dedi. Neden böyle söylediğini hiçbir zaman anlayamamıştım. Belki de bu onun için daha rahattır diye düşünüp çok da üstüne gitmedim. Sonuçta insanların şahsi hayatlarına karışmak, onları kurcalamak doğru değildir. Dedem vefat ettikten sonra o evin bana kaldığını duyan herkes neredeyse bana düşman oldu. 'Neden o evi sana bıraktı?' diyerek beni suçluyorlardı. Ama ben gerçekten de dedemin o evi bana bırakacağını bilmiyordum. Hafta sonu yanımıza birkaç parça eşya alıp yola çıktık. Yol boyunca dedemle geçirdiğim güzel günleri hatırlıyordum. Keşke o günler geri gelseydi. Geceleri dedemle sohbet edip hikayelerini dinlediğim, bazen yaptığı yemekleri yiyip ona sarılıp uyuduğum geceleri özlüyordum. Derin derin nefes alıp o günlerin özlemini duyuyordum. Serkan içimden geçenleri anlamış olacak ki elimi tutarak 'Merak etme, her şey yoluna girecek.' 'Az kaldı, birazdan oraya varacağız' dedim. Annem oğlumu yanına bırakmamı söylese de ben oğlumun da dedemin yaşadığı evi görmesini istiyordum. Sonunda yolculuğumuzu tamamlayıp köye geldik. Köyün girişinde büyük bir tabela vardı. Ballıca Köyü. Tabelanın yanından geçip köyün içine girdik. Etraftaki insanların şaşkın bakışlarıyla karşılaştık. Serkan arabayı doğrudan dedemin evinin önüne sürdü. Ben de arabadan inmeden gözlerim doldu. Bir anlığına dedemin şimdi kapıdan çıkıp kollarını açarak bana doğru yürüyeceğini düşündüm. Serkan arka kapıyı açıp oğlumu kucağına aldı. Ben de onun arkasından arabadan indim. Bahçe kapısından içeri girip evin kapısına doğru yürüdük. Dedem vefat ettiğinden beri buraya hiç gelmemiştim. Bir yıldan fazladır buralara uğramıyordum. Kapıyı açıp içeri girdik. İçeride bizi soğuk bir hava karşıladı. Sonuçta uzun zamandır içerisi hava almıyordu ve gerçekten çok kötü durumdaydı. Serkanla birlikte hemen pencereleri açıp evi havalandırdık. Ardından tekrar bahçeye çıktık. Serkan bana 'Canım, burası berbat halde. Mutlaka güzelce bir temizlik yapmamız gerekiyor. Bence vakit kaybetmeyelim. Hemen işe başlayalım' dedi. Serkan çok anlayışlı ve kadın ruhundan anlayan bir adamdı. Hiçbir zaman beni üzmedi ya da kıracak bir şey yapmadı. Her zaman bana karşı saygılı ve düşünceli davrandı. Şimdi de ne kadar üzgün olduğumu anlıyor ve bana destek oluyordu. Yanımıza getirdiğimiz temizlik malzemelerini arabadan alıp tekrar eve girdik. Her tarafı güzelce temizleyip düzenledik. Oğlum için hemen temiz bir alan hazırlayıp orada oturmasını ve oyuncaklarla oynamasını söyledim. Eşimle birlikte evi baştan aşağı temizledik. Temizlemediğimiz tek yer Bodrum katıydı. Aslında dedem benim oraya pek inmemi istemezdi. Ne zaman oraya inmeye kalksam 'Oraya gitme, orada öcüler var' der ve ardından gülerdi. Şimdi keşke yine burada olsa da benim oraya gitmemi engellese diye düşünüp hafifçe gülümsedim. Daha sonra Bodrum katına indim. Burası gerçekten çok kötü kokuyordu. Biraz ortalığı toparlayıp temizledim. Oradan uzaklaşırken bir an duraksadım. Siyah bir perdeyle kapatılmış, önüne de bir sürü kutu, halı ve çeşitli eşyalar yığılmış bir alan vardı. Neden bilmiyorum ama orası çok dikkatimi çekti. Elimdeki toz bezini yere bırakıp oraya doğru yürüdüm. Perdenin bir kenarını hafifçe araladım. Arkasında bir kapı vardı. Fakat bu kapı kocaman tahtalarla kapatılmıştı. Açıkçası burada böyle bir kapı olduğunu hiç bilmiyordum. Acaba arkasında ne var diye düşünmeden edemedim. Merdivenlerden yukarı çıkıp eşime seslendim. Çok geçmeden hızlı adımlarla yanıma geldi. 'Ne oldu? Bir şey mi oldu?' dedi. 'Hayır, bir şey olmadı ama bana yardım et.' 'Şu eşyaları kenara çekelim. Baksana, burada bir kapı var' dedim. Eşyaları birlikte kenara çektik. Perdeyi söküp bir kenara attık. Artık kapı tamamen karşımızdaydı. Üzerine kalın tahtalar çakılmıştı. 'Bu kapının arkasında ne olabilir?' dedim. Serkan da 'Bakmadan bilemeyiz' dedi. Tahtaları sökmeye çalıştık. Ama tahtalar kocaman çivilerle çakıldığı için sökmekte epey zorlandık. Zor da olsa tahtaları söküp kapının önünü açtık. Bir de kapının üzerinde kocaman bir kilit vardı. Anlam veremedim. 'Bu kapının arkasında ne var ki dedem kapatmak için bu kadar önlem almış?' diye düşündüm. Serkan biraz uğraştıktan sonra kilidi kırıp kapıyı açtı. Kapı açıldığında içeriden buz gibi bir hava geldi. Bu hava sanki sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da üşütmüştü. Serkan cebinden telefonunu çıkarıp fenerini açtı. İçeriyi aydınlattıktan sonra önce o, ardından ben içeri girdik. İçeri adım attığımızda uzun bir koridorla karşılaştık. Bu koridorun bizi nereye götüreceğini bilmiyordum. Koridorun sonunda içerisi zifiri karanlık olan bir odayla karşılaştık. Serkan dönüp bana baktı. 'Buraya girmek istediğine emin misin?' dedi. 'Evet, eminim. Hadi girelim' dedim. İçeriye girdiğimizde çok garip şeylerle karşılaştık. Duvarda büyük semboller, göz resimleri ve Arapça yazılar vardı. Her köşeye yere kadar yanmış mumlar yerleştirilmişti. Odanın tam ortasında ise kocaman yuvarlak bir sembol vardı. Sembolün üstüne karmaşık şekiller ve Arapça harfleri yer alıyordu. Serkan bana dönüp 'Galiba burada bir ayin yapılmış ya da bir büyü' dedi. 'Saçmalama. Dedem böyle şeylerle uğraşmazdı. Nereden çıkarıyorsun bunları?' dedim. Serkan da 'Nereden çıkaracağım? Gözünün önündekilere baksana' dedi. Biz aramızda bunu tartışırken dışarıdan garip bir ses duyduk. Ne olduğunu tam anlayamadık. Sessizce durup sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştık. Fakat çok geçmeden oğlumun çığlıklarını duyduk. Koşarak yukarı çıktık ve oğlumun yanına girdik. Oğlum korkudan masanın altına saklanmıştı. Hemen yanına gidip onu çıkardım ve sıkıca sarıldım. Tir tir titriyordu. 'Ali, canım ne oldu? Neden bağırdın? Niye buraya girdin?' dedim. 'Orada biri vardı ve çok korkunç görünüyordu' dedi. 'Ama orada hiç kimse yok. Buradayız işte. Sadece ben ve baban var. Seni koruyoruz. Sana kimse dokunamaz. Lütfen korkma' dedim. Ali ağlamaya devam ediyor, sürekli 'Orada biri var' diyordu. Serkanla birbirimize baktık. Bu olayın ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyorduk. Oğlumu sakinleştirdikten sonra Serkan, 'Sen Ali'nin yanında kal. Ben gidip şu aşağıdaki kapıyı kapatayım.' 'Sonra da Bodrum kapısını kilitleyip tekrar buraya geleyim. Ne olur ne olmaz. İşimizi garantiye alalım' dedi ve yanımızdan ayrıldı. Serkan gittikten sonra neredeyse 2 saat geçmişti ama hala geri dönmemişti. Birkaç kez seslendim fakat cevap alamadım. En sonunda Ali kucağımda uyuya kaldı. Onu yavaşça sedirin üzerine bırakıp ayağa kalktım ve Bodrum kapısına doğru yürüdüm. Kapı ardına kadar açıktı. Merdivenlerden inip içeri girdim. Yavaşça Bodrum'un içindeki o odaya yöneldim. Kapıdan içeri girmeye cesaret edemediğim için kapının önünde durup birkaç kez seslendim. 'Serkan, orada mısın?' dedim. Ama cevap gelmedi. Birkaç saniye öylece bekledim. Tekrar seslenecektim ki garip bir fısıltı duydum. O an beynimin içinde bir karıncalanma hissettim. Gözlerim karardı, dizlerim titremeye başladı. Kendimi tutamayıp tam düşecekken Serkan gelip beni tuttu. 'Hadi buradan çıkalım. Gerçekten burası garip bir yer' dedi. Kapıyı kapatıp yukarı çıktık. Bodrum kapısını kilitledik. Akşam için bir şeyler hazırladık. Yemek masasına oturduk. Ne Serkan ne de ben tek kelime etmiyorduk. Neden bilmiyorum ama konuşacak bir şeyimiz kalmamış gibiydi. Ara sıra göz göze geliyor sonra oğlumuza bakıyorduk. İçimize kötü bir şey olacakmış gibi bir his vardı. Yemeği yedikten sonra Ali'yi yatırmak için odaya götürdüm. Uyuduktan sonra tekrar Serkan'ın yanına geldim. Yanına oturup başımı omzuna koydum ve fısıldayarak 'Sen ne düşünüyorsun? Neden bu kadar suskunsun?' 'Onca saat içeride ne yaptın? Ne oldu? Anlat' dedim. Serkan derin bir nefes alıp anlatmaya başladı. 'Bilmiyorum. Aşağı indiğimden beri sanki zaman durmuş gibiydi. Hareket edemedim, boşluktaydım.' 'Garip sesler duyuyordum. Bazen senin, bazen oğlumuzun, bazen de tanımadığım insanların sesini. Fısıldıyorlardı.' 'Bazen kahkaha atıyor, bazen ağlıyorlardı. Ben hareket edemiyor, hiçbirine tepki veremiyordum.' 'Kendimi zifiri karanlıkta boşluğun içinde gördüm. Sonra senin sesini duydum. O an her şey uzaklaştı.' 'Kendimi kapının önünde buldum. Zaten bayılacak gibiydim. Kendimi toparlayıp seni tuttum ve buraya geldik' dedi. Biraz durdu, sonra ciddi bir ses tonuyla devam etti. 'Zeynep, o odada bir şeyler oldu ve olmaya da devam ediyor.' 'Bence bir an önce buradan gitmeliyiz' dedi. 'Canım, bu kadar korkmana gerek yok. Dedem kesinlikle kötü bir şey yapmamıştır.' 'Belki de bazı insanlara yardım etmek için koruyucu dualar yazmış ya da iyilik için bir şeyler yapmış. Biliyorsun, böyle yerlerde garip şeyler olabilir.' 'Çok da takılmayalım. Sonuçta dinlenmeye geldik, değil mi?' dedim. Serkan başını sallayıp derin bir nefes alıp bana sarıldı. 'Tamam, sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Ama lütfen dikkat et. Kötü hissettiğin anda buradan gidebiliriz' dedi. 'Tamam, merak etme. Hadi uyuyalım. Bugün çok yorulduk' dedim. Ayağa kalkıp odaya geçtik. Yatağa uzanıp Serkan'a sıkıca sarıldım. Başımı omzuna koyup gözlerimi kapattım. Tam o anda yine garip bir fısıltı duydum. Hemen gözlerimi açtım. 'Bunu sen de duydun mu?' diye sordum. 'Hayır, hiçbir şey duymadım.' 'Yoksa sen bir şey mi duydun?' dedi. Sesi çok tedirgindi. Onu daha fazla rahatsız etmek istemedim. 'Yanlış duymuşumdur herhalde. Hadi uyuyalım' dedim ve tekrar gözlerimi kapattım. Odada yanan gece lambası odayı biraz aydınlatıyordu. Serkan saçlarımı okşamaya başladı. Bu beni çok rahatlatırdı. Ne zaman gergin olsam bunu yapar ve beni sakinleştirirdi. Şimdi aynı şeyi yapıyordu. Bir süre sonra uykuya daldım. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama birden gözlerimi açtım. Oda zifiri karanlıktı. Gece lambası sönmüştü. Elimle Serkan'ı yokladım ama yanımda olmadığını fark ettim. Hemen kalktım. Odasının ışığını açtım. Serkan odada yoktu ve kapı ardına kadar açıktı. Salona geçtim. Birkaç kez seslendim ama cevap gelmedi. Yerde ıslak ayak izleri vardı. Daha da tedirgin oldum. Ayak izleri Bodrum katına doğru gidiyordu. Hemen oraya gittim. Kapı açıktı ve ayak izleri aşağı iniyordu. İçimde tarif edemeyeceğim bir korku vardı. Dua ederek Serkan için Allah'a yalvarıyordum. Derin bir nefes aldım. Birkaç kez seslendim. Aşağıdan Serkan'ın sesini duydum. 'Canım, buradayım. Yanıma gel' dedi. Sesi yumuşak ve sakin geliyordu. Ama gecenin bu saatinde Bodrum katında ne işi vardı? İçimden bir ses oraya gitmemem gerektiğini söylüyordu. Ama Serkan'ın sesini duymak bana biraz güven verdi. Merdivenlerden aşağı indim. Serkan orada değildi ama o kapı açıktı. İçerden bir ışık geliyordu. Tekrar seslendiğimde, 'Buradayım. İçeri gel' dedi. Korku tüm bedenimi sardı. Yavaş adımlarla içeri girdim. Koridordan sesin geldiği yöne doğru yürüdüm. Odaya girdiğimde gözlerime inanamadım. Etraftaki tüm mumlar yanıyordu. Serkan sırtı bana dönük şekilde ortadaki sembolün tam ortasında oturuyordu. Üstü başı su içindeydi. 'Serkan ne yapıyorsun? Neden bu mumları yaktın? Neden orada oturuyorsun?' 'Hemen kalk lütfen. Çok korkuyorum' dedim. Serkan gülmeye başladı ama sesi hiç normal değildi. İçimden dua etmeye başladım. Tam o anda bana dönmeden 'Sakın bunu yapma. Sakın dua etmeye çalışma.' 'Yoksa senin için hiç iyi olmaz' dedim. 'Serkan ne diyorsun? Saçmalama. Lütfen kalk ve buradan gidelim.' 'Bak yukarıda Ali var. Hayatını tehlikeye atma' dedim. Serkan ayağa kalktı, hala sırtı bana dönüktü. O an ellerinin de ayaklarının da bana doğru olduğunu fark ettim. Nutkum tutuldu. Olduğum yerde çakılı kaldım. Serkan vücudunu hiç kıpırdatmadan başını arkaya çevirdi. Gözleri simsiyahtı. Ardından hala arkası dönük bana doğru yürümeye başladı. Bunu nasıl yaptığını anlamıyordum ama gördüğüm manzara karşısında artık aklımı kaybedecek gibiydim. Kendimi tutamayıp çığlık attım. O anda etraf zifiri karanlık oldu. Kendimi bir an boşta gibi hissettim. Hala çığlık atmaya devam ediyordum ama bir süre sonra bu çığlığımı yalnızca benim duyduğumu fark ettim. Aklımı kaçırmak üzereydim. Şükürler olsun ki kısa süre sonra Serkan'ın sesini duydum. Gözlerimi açtığımda hala yataktaydım. Serkan da başucumdaydı. Beni uyandırmaya çalışıyordu. Gözümü açıp etrafa baktım. Her şey normal görünüyordu. 'Canım korkma, sadece kötü bir kabus gördün.' 'Ben buradayım. Merak etme' dedi. Serkan'a sıkıca sarıldım. Ağlamaya başladım. Beni biraz sakinleştirdikten sonra 'Anlat bakalım, ne gördün?' dedi. Her şeyi anlatıp ortamı daha fazla germek istemedim. Bu yüzden tamamen farklı bir şey uydurup konuyu kapattım. O gece sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Sürekli kapıya ve pencereye bakıyordum. 'Acaba biri bizi izliyor mu? Bize zarar verecek mi?' diye düşünüp duruyordum. Ara sıra kalkıp oğlumun odasına gidiyor, onu kontrol ediyordum. Şükürler olsun ki her şey yolundaydı. Sabah ezanı yeni okunmuştu. Ezan sesinden sonra içim biraz daha rahatladı. O gün dışarı çıkıp temiz hava almak istiyordum. Serkan ve oğlum hala uyuyordu. Onlar uyanmadan erken saatte çıkıp dönmek daha mantıklı geldi. Üstümü giyinip evden çıktım. Bu saatte dışarıda birkaç kişi vardı. Kimisi hayvanlarını ağırdan çıkarıyor. Kimisi evin önünü süpürüyordu. Ancak beni gören herkes bir anda yaptığı işi bırakıp dikkatlice bana bakmaya başladı. Çok da önemsemedim. Köyde çok güzel bir nehir vardı. Oraya doğru yürümeye karar verdim. Köyün havası harikaydı. Nehir kenarına geldim. Bir taşın üzerine oturup manzarayı izlemeye başladım. Nedenini bilmiyorum ama bir anda duygulanıp ağlamaya başladım. Sanırım dünden beri yaşadıklarım bana fazla gelmişti. Bir süre sonra ayağa kalktım ve geri dönmeye karar verdim. Tam o sırada birkaç genç kız ellerinde çamaşırlarla nehir kenarına geldiler. Beni görünce dikkatlice bakıp aralarında fısıldaşmaya başladılar. Kendimi tutamayıp işlerinden birine 'Pardon, bir şey mi oldu?' 'Buraya geldiğimden beri herkes bana garip bakıyor. Ben de sizin gibi bir insanım. Bir farklılığım yok ki' dedim. Kızlar hemen yüzünü başka yöne çevirdi ve sessizce işlerine yöneldiler. Sinirlenmiştim. Sanki ben çok tuhaf bir görüntüdeymişim gibi davranıyorlardı. Rahatlamak için çıkmıştım ama daha da gerildim. Yürüyerek tekrar köyün içine döndüm. Kahvenin önünden geçerken oradaki birkaç kişi yine dikkatlice bana baktı. İşlerinden yaşlı bir adam beni görünce 'Sen Mahmut'un torunu musun?' dedi. 'Evet, onun torunuyum' dedim. Yaşlı adam gülümsedi. Yanıma geldi. 'Nasılsın kızım? Ben Hüseyin amcan. Tanıdın mı beni?' dedi. Biraz dikkatlice baktıktan sonra 'Evet Hüseyin amca, seni tanıdım. Dedemin en yakın arkadaşıydın. Uzun zamandır görmedim ama dedem hep senden bahsederdi.' 'Gençliğinizde ne kadar yakın olduğunuzu, güzel anılarınızı anlatırdı' dedim. Hüseyin amca ile konuşa konuşa evin kapısına kadar geldik. Ona köylülerin bana neden böyle baktığını sordum. 'Sen onları boş ver kızım. Hiç kafana takma. Burada her şey yolunda mı?' 'Seni rahatsız eden ya da garip bir şey oldu mu?' dedi. 'Hayır, hiçbir şey olmadı. Niye sordunuz ki?' dedim. 'Yoo, öylesine. Eğer bir sıkıntın olursa bana gel. Evimi biliyorsun' dedi. 'Tam hatırlamıyorum ama' dedim. Hüseyin amca da 'Bak, şu kocaman demir kapılı bahçe var ya. İşte, orası benim evim' dedi. 'Evet, evet. Şimdi hatırladım. Kusura bakmayın. İnsanlık hali. Gün içinde o kadar stres yaşıyoruz ki bazen adımı bile unutuyorum' dedim ve gülümsedim. Hüseyin amca da gülümseyip 'Allah yardımcınız olsun kızım. Dediğim gibi, bir sıkıntınız olursa bana gelin' dedi ve arkasını dönüp gitti. O gittikten sonra ben de bahçeye girdim. Eve doğru yürürken bir an duraksadım. Salon penceresinin perdesinin arkasında birinin olduğunu gördüm. Ne Serkan'a ne de Ali'ye benziyordu. Sanki bu bir kadındı. Uzun siyah saçları vardı. Yüzünü seçemiyordum ama saçlarını net bir şekilde görebiliyordum. Benim onu fark ettiğimi görünce bir anda ortadan kayboldu. Adımlarımı hızlandırıp içeri girdiğimde perdenin kendiliğinden sallandığını gördüm. Tüylerim diken diken oldu. Ellerim terledi. Hemen odaya gidip Serkan'ı uyandırdım. 'Evde garip bir ses duydum' dedim. 'Görüyorsun, uyuyorum. Bir şey duymadım' dedi ve ardından baştan aşağı beni süzdü. 'Sen nereden geliyorsun böyle?' 'Dışarı mı çıktın?' dedi. 'Evet, biraz hava almak istedim. Kendimi iyi hissetmiyorum' dedim. Serkan yatağında doğrulup oturdu. Saçlarımı okşayarak 'Her şey yoluna girecek. Merak etme' dedi. Biz o an konuşurken birden evin kapısı çaldı. Serkan hemen ayağa kalktı. Üstünü giyinip kapıya yöneldi. Ben biraz geride durmuş, kapıya kimin geldiğini merakla bekliyordum. Serkan kapıyı açtığında karşısına biri bükülmüş. Baştan aşağı siyah çarşafa bürünmüş yaşlı bir kadın duruyordu. Kadın Serkan'ı görünce elini uzatıp 'Yardım et' dedi. Serkan bana bakıp 'Tanıyor musun bu kadını?' dedi. 'Hayır. Nereden tanıyayım? Baksana, para istiyor' dedi. 'Tamam, burada bekle. Geliyorum' dedi ve tekrar içeri girip biraz para aldı. Kadın eline parayı verip kapıyı kapattı. Ama kapı kapanır kapanmaz birkaç saniye sonra tekrar çaldı. Serkan kapıyı açtığında kadın hala oradaydı. Elini tekrar uzatıyordu. 'Az önce para verdim ya. Daha ne istiyorsun?' dedi. 'Kan istiyorum' dedi kadın. Tam o anda oğlumuzun çığlıklarını duyduk. İkimiz de koşarak odasına gittik. İçeri girdiğimizde Ali'nin yatağı baştan aşağı kan içindeydi. Serkan deliye dönmüştü. Hemen Ali'yi kucağına aldı ve salona getirdi. Her yerine baktık ama bedeninde tek bir çizik bile yoktu. Peki ama bu kan nereden gelmişti? Tekrar odaya gittik. Gördüğümüz manzara karşısında dona kaldık. Yatakta bir damla bile kan kalmamıştı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi duruyordu. Birbirimize baktık. Kapıdaki kadın ise çoktan ortadan kaybolmuştu. Sessizce Ali'yi kucağımıza alıp oturduk. İkimiz de susmuştuk. Bu yaşananları aklımız almıyordu. 'Bence buradan gitmeliyiz. En başta da söylemiştim. Burası tehlikeli' dedi. 'Tamam, hadi hazırlanalım, gidelim' dedim. Eşyalarımızı topladık. Çantalarımızı hazırladık. Serkan 'Siz burada kalın. Ben arabayı kontrol edeyim. Hazır olunca çıkarız' dedi ve evden çıktı. Ben Ali'ye sıkıca sarılmış halde oturup bekliyordum. Serkan gideli uzun zaman olmuştu. Hala dönmemişti. İçimde tarif edemediğim kötü bir his vardı. Kötü bir şey olacağını adım gibi biliyordum. Sonra kapı açıldı. Gelen Serkan'dı. Korkudan konuşamıyor, tir tir titriyordu. 'Ne oldu? Nedir bu halin?' dememe kalmadan dizlerinin üzerine çöküp bayıldı. Onu yerden kaldırıp sedire sürükleyerek yatırdım. Kendine gelmesi için elimden geleni yaptım. Gözleri açıktı ama bilinci yerinde değildi. Saçma sapan şeyler söylüyor, garip hareketler yapıyordu. Akşama kadar başında bekledim. Bir süre sonra sakinleşti ama gözleri hala boşluğa bakıyor, sesizce uzanıyordu. Gözyaşları içinde Serkan'ın iyileşmesini bekliyordum. Ali de sürekli babasının başını okşayıp öpüyor 'Baba hadi kalk.' 'Buradan gidelim' diyordu. Belli ki o da çok korkmuştu. Nihayet Serkan kendine gelip doğruldu. 'Zeynep, Ali'yi içeri götür. Seninle konuşmam lazım' dedi. Ali'yi odaya götürdüm. Biraz oyuncaklarıyla oynamasını söyledim ve tekrar Serkan'ın yanına döndüm. Ne anlatacağını çok merak ediyordum. 'Bak canım, biliyorum dedeni çok seviyorsun. Çocukluğun onunla geçti.' 'Ailenden çok onun yanında zaman geçirdin. Saygısızlık etmek istemem ama bilmeni istiyorum. Dedem yaptığı işler yüzünden hem kendi hayatını mahvetti, hem de şimdi bizimkini mahvediyor' dedi. Ona şaşkınlıkla bakıp 'Ne diyorsun sen? Açık konuş. Sana ne oldu? Kim ne söyledi?' dedim. Serkan da 'Evden çıkıp arabaya doğru yürüyordum. Arabayı kontrol ettim. Tam geri dönecekken arkamdan iki yaşlı adam beni çağırdı.' 'Siz kimsiniz? Neden geldiniz buraya?' diye sordular. Ben de kim olduğumuzu ve neden burada olduğumuzu anlattım. Birbirlerine baktılar. Sonra biri 'Bu eve girdiğinizden beri garip şeyler yaşadınız mı? Farklı bir şey oldu mu?' dedi. Ben onların bir şey bildiğini düşündüm ve 'Evet, bazı sesler duyduk. Garip şeyler yaşadık ama kötü bir şey olmadı.' 'Siz bir şey biliyor musunuz?' dedim. Adamlardan diğeri 'Bak oğlum, Mahmut yani eşinin dedesi hakkında çok şey söylenirdi.' 'Büyü yaptığı, koruyucu dualar yazdığı, insanları belalardan kurtardığı konuşulurdu. Kadınlar ona gitmeye başladı.' 'Kimisi çocuk sahibi olmak için, kimisi sevdiğine kavuşmak için, kimisi de zenginlik için ondan yardım istedi. O da elinden geleni yaptı.' 'Gerçekten bazılarına da yardımcı oldu. Ama sonra işler çığırından çıktı. Sadece bu köyden değil, çevre köylerden de insanlar gelmeye başladı.' 'Bir gün başka bir köyden bir anneyle oğlu geldi. Kadın oğlunun görünmeyen varlıklar tarafından rahatsız edildiğini söyledi.' 'Mahmut önce koruyucu dualar yazmış ama işe yaramamış. Çocuk her geçen gün daha da kötüye gitmiş. Bedeni zayıflamış, günden güne erimiş.' 'Yaşlı kadın oğlunun daha da kötüye gitmesinin sebebinin Mahmut olduğunu düşünerek köyde onu rezil etmeye başladı.' 'Ya benim oğlumu bu durumdan kurtarırsın ya da seni doğduğuna pişman ederim. Seni herkese rezil ederim' diyerek tehdit etti. Tüm köy Mahmut'un o çocuğu iyileştireceğini umarak bekliyorduk. Mahmut gecesini gündüzüne katıp sürekli dualar yaptı. Büyülerle uğraşmış ama nafileymiş. En sonunda evinin Bodrum'unda çok güçlü bir ayin yaparak cinleri evine çağırmış. Fakat gelen cinler iyi niyetli değilmiş. Yardım edecekmiş gibi görünüp hem çocuğa hem kadına hem de Mahmut'a musallat olmuşlar. Tabii Mahmut akıllıymış. Daha bu işlere başlamadan önce kendisi için çok güçlü bir koruma büyüsü yapmış. Ama kadın ve oğlu için bu mümkün olmamış. Gelen cinler kadını ve oğlunu esir almışlar. Ruhlarını ve bedenlerini kendileri için kurban etmişler. Bu olaydan sonra Mahmut o cinleri zorlukla evin Bodrum katına hapsetmiş. Kapıyı sonsuza dek kilitleyip mühürlemiş. Vefat ettikten sonra ise orası hala lanetli kalmış. Siz buraya geldiğiniz günün gecesi köyün içinde dolanan varlıklar olduğunu hepimiz görmeye başladık. Bu yüzden sizin o laneti yeniden uyandırdığınızı biliyoruz. Ya o laneti tekrar kapatıp bu köyden sonsuza kadar gidersiniz. Ya da biz köy halkı olarak sizi o Bodrum katına kilitler, kendi canımızı kurtarmak için sizi feda ederiz' deyip yanımdan uzaklaştılar' dedi.
[26:59]Serkan'ın anlattıkları karşısında resmen donup kaldım. 'Köylüler aklını kaçırmış olmalı. Böyle şeyler mümkün değil. Dedem asla böyle şeyler yapmazdı' dedim. 'Canım, maalesef ki bunlar doğru. Baksana, buraya geldiğimizden beri çok garip şeyler yaşıyoruz. Bu işe bir çare bulmamız gerekiyor' dedi.
[27:26]Biz bunları konuşurken mutfaktan garip bir ses duyduk. Hemen ayağa kalkıp hızlı adımlarla mutfağa girdiğimizde mutfaktaki tüm eşyaların alt üst olduğunu, her şeyin kırılıp döküldüğünü gördük. 'Acele etmemiz gerekiyor. Zamanımız çok dar' dedim. 'Peki ama ne yapmalıyız? Bu durumdan nasıl kurtulacağız?' dedim. Serkan da 'Bilmiyorum. Eğer ki deden gerçekten bu işlerle uğraştıysa mutlaka bunun bir çaresini de bulmuştur. Evi arayalım. Belki bir şeyler buluruz.' 'Belki bir defter, bir kitap, bilmiyorum ama mutlaka bu durumdan kurtulmalıyız. Yoksa biz bu köyden sağ çıkamayacağız' dedi. Hemen Bodrum katına indik ve her yeri aramaya başladık. Sonunda bir kitap buldum. Kitapta her şey apaçık yazıyordu. Yapılan büyüler ve o büyüleri nasıl yapıldığına dair tüm detaylar. En son sayfada ise cinleri nasıl hapsedebileceğimiz yazıyordu. Fakat bunun için mutlaka bir kurban gerekiyordu. Ben bu kurbanın bir hayvan ya da bir miktar para, altın olabileceğini düşünüyordum. Ama yanılmıştım. Serkan bana 'Merak etme, ben her şeyi halledeceğim. Sen bana güven' dedi ve kitabı elimden aldı. Kitabı okudukça yutkunuyor, sanki biraz daha korkuyordu. En sonunda 'Gel benimle. Benim söylediklerimi harfiyen yap.' 'Daha sonra da buradan çekip gidelim' dedi. İkimiz de içeriye girdik. Kapıyı arkamızdan kapattık. Sanki varlıklar bizim buraya girdiğimizi ve onlar için bir şeyler planladığımızı biliyorlardı. Sürekli etraftan garip sesler, fısıltılar duyuyorduk. Ensemde varlıkların sıcak ve iğrenç kokulu nefeslerini hissedebiliyordum. Serkan artık kitabın neredeyse tüm sayfalarını karıştırmıştı. Bir şeyler anladığına emindim. Daha sonra mumların hepsini yaktı. Bana dönüp 'Sen bir köşede dur.' 'Kitabı al. Burada yazan duayı biraz sonra sesli bir şekilde bana söyle. Ne olursa olsun kesinlikle korkma. Her şey yoluna girecek. Merak etme' dedi. Ben onun dediği gibi yaptım. Odanın bir köşesinde durmuş, eşimin ne yaptığını izliyordum. Serkan tüm odayı aydınlattıktan sonra odanın ortasındaki sembolün tam ortasına oturdu ve okuyuşu dua etti. Sesim titreyerek, ağlaya ağlaya duayı okumaya başladım. Ben söyledikçe Serkan tekrarlıyordu. Bir süre sonra bulunduğumuz oda sarsılmaya başladı. Serkan'ın canı yanıyordu. Yaptığı hareketlerden ve ses tonundan her şey açıkça anlaşılıyordu. Onun yanına gitmek istedim ama bana 'Uzak dur. Sakın yanıma gelme. Kitabı da alıp buradan çık. Oğlumuzu da alıp git' diye bağırdı. 'Hayır, saçmalama. Seni burada bırakmayacağım' dedim. 'Sana git' dedi. 'Oğlumuzu kurtar.' 'Ben sizin arkanızdan geleceğim' diyerek beni kandırmaya çalıştı. Ama bir tarafta da Ali vardı. Onu da canını tehlikeye atamazdım. Biraz daha direyip orada kalmak istedim ama duvarlardan çığlıklar yükseliyordu. Karanlığın içinden beni izleyen gözleri net bir şekilde görebiliyordum. O gözler o kadar korkunç, o kadar nefret dolu bakıyordu ki biraz sonra burada neler olacağını tahmin bile edemezdim. Serkan bana 'Sana yalvarıyorum, git. Oğlumuz için git' dedi. Arkama bakarak oradan uzaklaştım. Tam çıkarken varlıkların Serkan'ın üzerine çullandığını gördüm. Kapıdan dışarı çıkıp kapıyı kapattım ve merdivenlerden yukarı çıktım. Koşarak Ali'nin yanına geldim. Onu kucağıma alıp kendimizi dışarı attık. Dışarıda hava kararmıştı. Arabaya binip çalıştırdım ve gitmek için yola koyuldum ama gidemiyordum. Canımın bir parçasını o evde bırakmıştım. Bunu yapamazdım. Aslında ilk başta Hüseyin amcanın evine gidip ondan yardım isteyecektim. Ama bir hoca daha yardım almanın daha doğru olacağını düşündüm. Doğruca arabayı camiye sürdüm. Hoca cami kapısının önünde duruyordu. Araçtan inip koşarak yanına gittim. Resmen ayaklarına kapanıp yalvarmaya başladım. Olanı biteni her şeyi anlattım. Hoca da 'Kızım, keşke bu işlere kalkışmadan önce bana gelseydiniz. Size yardım edebilirdim' dedi. 'Hocam, lütfen yardım edin. Eşim orada. Tek başına o varlıklarla savaşıyor. Yardım edin. Size yalvarıyorum' dedim ve ağlamaya başladım. Hoca benimle birlikte arabaya bindi ve doğrudan eve geri döndük. Eve geldiğimizde ev resmen sallanıyordu. İçeri girdik. Hoca bana dönüp 'Sen dışarıda kal. Oğlunun yanında ol. Ben biraz sonra geri döneceğim.' 'Allah yar ve yardımcımız olsun' dedi ve içeri girdi. Yarım saat kadar sonra artık etraf sessizleşmişti. Tek bir ses bile gelmiyordu. Çok geçmeden hoca Serkan'ı sırtına almış şekilde dışarı taşıdı. Onları görünce kendimi tutamayıp gözyaşlarına boğuldum. Hemen hocaya yardım edip Serkan'ı dışarı çıkardık. Temiz hava almasını sağladık. Bir süre sonra Serkan kendine geldi ama hala çok yorgundu. Onu araca bindirdim. Hoca bana 'Kızım, bu ev lanetli. O varlıklar burayı mühürlemiş.' 'Sadece kapıyı açmakla onları rahatsız etmesiniz. Dedem onları öyle bir mühürlemiş ki kolay kolay evden çıkamazlar.' 'Sadece sizi korkutup bu evden uzaklaştırmak için uğraşmışlar. Eşinin az önce yaptığı ayin ise durduk yere hiçbir günahı olmadan kendini varlıklara teslim etmekten başka bir şey değildi.' Şükürler olsun ki eşim onu orada bırakıp gitmek yerine bana geldin ve yardım istedin. Merak etme, her şey yoluna girecek. Sen bu evin anahtarını bana ver. Ben burayı mühürleyeceğim. Hiç kimsenin bir daha bu eve girmesine izin vermeyeceğim. Siz de artık gidin. Allah yolunuzu açık etsin' dedi. Ben hocaya teşekkürler edip elini öpmeye çalıştım. Ama izin vermedi. Serkan'ı da alıp köyden uzaklaştık. Köyden uzaklaşırken ara sıra dikiz aynasından arkaya bakıyordum. Şükürler olsun ki ne bizi izleyen biri vardı ne de arkamızdan gelen herhangi bir şey. İçimden sürekli dualar ediyordum. Allah'ım sana şükürler olsun. Ailem hala yanımdaydı ve onları kaybetmedim. Biz sabaha karşı evimize gelmiştik. Serkan biraz kendine gelmişti. Doğrudan eve geldik. Ali çoktan arabada uyumuştu. Onu yatağına yatırdım. Serkan ise kanepede oturmuş, gözlerini boşluğa dikmişti. Hiçbir şey söylemiyordu. Yanına gidip elini tutup 'Ben senin yanındayım.' 'Merak etme. Her şey yoluna girecek' dedim. Serkan yavaşça bana doğru dönüp 'Onlar peşimizi bırakmayacak.' 'Oradan kaçmamız hiçbir şeyin sonu değil. Bizim için gelecekler' dedi. Bu sözleri beni derinden korkuttu. Bence Serkan yaşadıklarının ardından bir travma geçirmişti. Daha fazla üzerine gitmedim. 'Canım, her şey yolunda. Merak etme. Bak evimizdeyiz, güvendeyiz. Hadi yatağa geçelim, uyuyalım. Yarın her şey geçip gidecek' dedim.
[36:21]Hikaye bu kadar arkadaşlar. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sizleri çok seviyorum. Kanalıma hala abone değilseniz abone olup bildirimleri açarak yeni gelecek videolardan haberdar olabilirsiniz. Yeni videolarda görüşmek üzere. Hoşça kalın.



