[0:01]Ayı Arayan Çocuk. Uzak bir şehirde, akşamın ileri saatleriydi. Sokak lambaları birer birer yanıyor, şehrin üzerineyse hafif bir sessizlik çöküyordu. Bu şehirde uzaya ve gökyüzüne meraklı, hayalleri yıldızlara çıkmak olan bir çocuk yaşardı. Her gece uyumadan önce penceresinden dışarı bakmak onun en sevdiği alışkanlığıydı. Uyku vaktinin gelip gelmediğini de gökyüzüne bakarak çok iyi bir şekilde anlayabiliyordu. O akşamda perdeyi yavaşça araladı ve yıldızlı gökyüzüne baktı. Perdeleri hiçbir zaman sevmemişti. Çünkü ona göre perdeler dışarıdaki güzelliği insanlardan saklıyordu. Dışarısı bu kadar güzelken neden pencereleri kapatıyoruz ki diye düşünürdü hep. Büyüklerin bunu neden yaptığını bir türlü anlayamıyordu. Pencereden dışarı doğru baktı. Gökyüzü yine çok parlaktı. Yıldızlar ışıl ışıl parlıyordu. Ama gökyüzünde bir şey eksikti. Başını kaldırdı, gözlerini iyice kısarak her yeri aradı. Ama ay yoktu. Ay yine saklanmış. Acaba nerede diye kendi kendine düşündü. Ayı göremediği geceleri hiç sevmezdi. Ay olmayan geceler ona bir şeyler yanlış gibi hissettirirdi. Bir süre daha pencerede bekledi ama ay bir türlü çıkmadı. Hayal kırıklığı içinde hafif bir şekilde içini çekti ve odasına döndü. Yatmaya hazırlanırken bile aklı hep aydaydı. Yatağına girmeye hazırlanırken, Ay keşke penceremin önünde olsa diye düşündü. Annesi odasına geldiğinde dayanamadı ve ona merakla sordu. Anne, neden böyle evlerde yaşıyoruz? Neden tüm gökyüzünün gözüktüğü, her gece ayı görebildiğim bir evde, mesela ormanda yaşamıyoruz? Annesi hafifçe gülümsedi. Aslında biliyor musun? dedi. Çok çok eskiden insanlar mağaralarda yaşardı. Sonra göçebe olarak çadırlarda. Her gün gökyüzünü görebiliyorlardı. Ama zaman geçtikçe insanlar daha güvenli evler yapmak istediler ve şimdi yaşadığımız gibi evlerde yaşamaya başladılar. Çocuk çok şaşırdı. Ama neden anne? Neden böyle güzel bir şeyi bıraktılar ki?
[2:37]Yıldızları izlemek, gökyüzüne bakmak varken neden bir sürü duvarın arasında yaşamaya başlamışlar ki? Annesi yumuşak bir sesle cevap verdi. Çünkü ormanlar güzeldir ama aynı zamanda tehlikeli de olabilir. Her güzel şey bazı riskler taşıyabilir. İnsanlar için de en önemli şey güvende hissetmektir. Küçük çocuk bir an düşündü. Peki anne, istersek yine yapabilir miyiz? Yani ormanda eski insanlar gibi yaşayabilir miyiz? Orman yeterince güvenli olursa neden olmasın oğlum dedi annesi. Şefkatle başını okşarken. Bu cevap çocuğun çok mutlu olmasına sebep oldu. Sanki yıllardır hayalini kurduğu bir hediye ona verilmişti. O sırada göz kapakları yavaş yavaş kapanmaya başladı. Birkaç dakika sonra bir anda kendini hiç bilmediği bir yerde buldu. Kapkaranlık bir gece vakti bir ormanın içinde ayakta duruyordu. Orman tamamen taze çam kokuyordu. Ayaklarının altındaki yapraklar yürüdükçe hışırdıyordu. Hemen başını gökyüzüne kaldırdı ve nefesi kesildi. Evet, evet işte orada ay diye mutlulukla çığlık attı. Gökyüzü daha önce hiç görmediği kadar parlaktı. Ay ışığı sanki onu ısıtmak için ışıl ışıl parlıyordu. Ne olmuştu birden hayaline mi ışınlanmıştı? Yoksa özel güçleri mi vardı? Meraklı bir şekilde etrafına baktı. Ağaçlar gündüz göründükleri gibi gözükmüyorlardı. Gövdeleri uzun gölgeler oluşturuyor. Yaprakları ise rüzgarla birlikte ses çıkararak sallanıyordu ama bu görüntü aynı zamanda biraz korkutucuydu da. Korkudan hafifçe titredi. Biraz soğuk oldu galiba diye kendi kendine mırıldandı. Öne doğru bir adım attı ve sonra bir adım daha. Ama nereye gitmeliydi? Evi hangi taraftaydı? Hiçbir şey bilmiyordu. Yürüdükçe daha fazla korkmaya başladı. Ağaçlar sanki onu izliyormuş gibi geliyordu. Titrek bir sesle, Anne anne neredesin diye etrafına seslendi. Önce bir ses gelmedi. Sonra tekrar daha yüksek bir sesle Anne neredesin dedi. Tam o anda yanında yumuşak bir ses duydu. Buradayım. Yanındayım canım oğlum. Bir anda gözleri kocaman açıldı. Kendi odasında yatağındaydı. Sıcacık battaniyesinin içinde yıldızlarla süslenmiş tavanına bakıyordu. İşte bunların hepsi gerçekti. Artık ormanda değildi. Sadece rüyaydı. Ama yine de ormandan geri annesinin yanına ışınlandığını hayal etmek hoşuna gitti. Bu düşünce onu çok mutlu etti ve gülümsedi. Artık bir şeyi tamamen anlamıştı. En güzel yer ne ayın olduğu gökyüzü ne de gökyüzünün rahatça görüldüğü orman değildi. En güzel yer annesinin yanıydı. Yavaşça annesine fısıldadı. Anne lütfen elini tutabilir miyim? Annesi elini uzattı, oğlunun elini tuttu ve parmaklarını nazikçe sarıp öptü. Annesinin eline kadar yumuşaktı. Yastık gibi diye düşündü. Hatta daha da yumuşak. Gözlerini yavaşça kapadı ve derin nefesler aldı. İçindeki bütün korkular, merak, sorular bir anda uçup kayboldu. Çünkü artık biliyordu. Dünyadaki en güvenli yer annesinin hemen yanıydı. Ve gülümseyerek huzurla uykuya daldı.



