Thumbnail for Kurban Bayramı Nasıl Başladı? @Mehmedyildiz by Hayalhanem

Kurban Bayramı Nasıl Başladı? @Mehmedyildiz

Hayalhanem

17m 43s2,933 words~15 min read
Auto-Generated

[0:00]Şimdi önce kurban ne demek? Oradan başlamamız icap edecek. Kurban yakınlığın en üst seviyesi manasındadır. Akraba yine kurbanla aynı kökten gelir. Çünkü akraba, garip, yakın olan manasındadır. Bu cihetten bakınca kurban yakınlaşmak ve yakınlaştırmak manasını alır. Yani kurbanda iki vecih var. Hem senin Allah'a yakınlaşman hem de başkalarının yakınlaşmasına vesile olman. O yüzden kurban için yakınlaşmak ve yakınlaştırmak diyeceğiz. İki veçhesi var kurbanın. Fıkhi olarak da Allah için kesilecek olan zebihaya kurban denir. Nedir Zebiha? Boğazlanabilen, kesilebilen hayvanlardır. Habil'le Kabil meselesi Medine'de inen Maide Suresi'ndeki belli başlı ayetlerde anlatılıyor. Maide ne demekti? Sofra demekti değil mi? Oradaki bazı ayetlerde anlatılıyor sebebi şu. Medine'de Yahudisi var, Hristiyanı var ve sürekli Habil ve Kabil meselelerinden belli başlı meseleler anlatılıyor sürekli. Öyle olunca da ayet iniyor ve o meselenin hakikatini söyle anlat deniyor Efendimize. Şu an anlatacaklarımızı üçe ayırarak anlatacağız. Birinci mesele neydi? Habil Kabil meselesiydi. İkinci mesele neydi? Hz. İbrahim Hz. İsmail meselesiydi. Üçüncü mesele neydi? Efendimiz'in dedesi Abdülmuttalib ve Efendimiz Aleyhisselam meselesi. Birinci meseleden başlıyorum. Maide 27. Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat. Niye doğru olarak anlat diyor? Çünkü Medine'de o dönem çok fazla rivayetler var ve hepsi birbirine karışmış durumda. İkisi birer kurban sunmuşlar. Birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Habil hayvancılıkla uğraşıyor o dönem. Kabil ise tarımla uğraşıyor. O esnada Allah'a birer kurban sunulması istenildiğinde Habil hayvanların içerisinden böyle en besili, en güzel koçu getiriyor ortaya. Kabil ise böyle bahçeden 2-3 tane ot getiriyor yani kurban kesilsin değil dikkat edin, kurban sunulsun meselesi var o zaman. Daha sonra bir ateş iniyor aşağıya. Ateş Habil'in koçunu alıyor. Bu kabul edildiğini işareti oluyor. O diğer bahçeden toplanmış 3-5 parça şey de kabul edilmedi nevaresini gösteriyor. Hatta Hz. İbrahim Hz. İsmail'i keserken bıçak kesmeyip semadan inen koçun o koç olduğu rivayet ediliyor. Habil'in koçu olduğu. Allahualem 4000 yıl falan olsa gerek arada. Kabul edilmeyen, kiminki kabul edilmedi? Kabil'inki. And olsun seni öldüreceğim deyince kardeşi Habil, Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder demişti. Maide Suresi 27. Ayet böyle söylüyor. Hani dedim ya Hz. İbrahim Hz. İsmail'i keseceği zaman bıçak kesmiyor ve semadan bir koç iniyor ya, oradan şu manaya da çıkabilir. Bizim bugün edeceğimiz bir kurban 7 nesil sonra tanıdığımız birisinin belasını def etmeye de yarayabilir. Kurbanda çok fazla ince nokta var. Çok fazla sır var yani. Bunu da hesaplamak lazım. Maide 28'de olayın devamını biz anlatıyor. Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Kim diyen? Habil. Burada neyi gösteriyor biliyor musun? Evet ben mazlum hükmüne geçebilirim ama asla zalimlerden olmayacağım. İnce mesele var ya. Taif'te Efendimiz Aleyhisselam dönüşte, Taif dönüşü hangi sure iniyor? Yusuf Suresi. Oradaki Yusuf Aleyhisselam ve kardeşleriyle geçtiği olay var ya. Daha sonra ta orada Efendimiz Aleyhisselam bir teselli buluyor aslında. Çünkü kuyudan kurtulan Yusuf ileride Mısır azizliğiyle nail olacak. Doğru mu? Aradan zaman geçiyor, geçiyor, geçiyor, geçiyor, Mekke fethediliyor. Mekke fethedildikten sonra Mekkeliler ya Resulallah bize ne yapacaksın diyor? Efendimiz Aleyhisselam diyor ne yapmamı istersiniz diyor. Vallahi diyor sen kerem sahibi bir babanın kerem sahibi bir oğlusun deyince gene Yusuf Suresi'ni hatırlıyor Efendimiz Aleyhisselam orada. Nasıl Yusuf kardeşlerini affetti. O zaman ben de bugün sizi affediyorum diyor. Mükemmel hadiseler. Maide 28'e devam ediyorum. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım diyor. Maide Suresi 28. Bir inceyi daha yakalayın. Bir tehdit almış Kabil'den. Öldürülecek ve hala ne yapıyor? Hakkı anlatıyor. Bak ben Allah'tan korkarım. Bak işin doğrusu budur diye son nefesine kadar devam ediyor. Yani bizim gibi tebliği, daveti kendisine bir hayatın temel gayesi edinmiş insanlar için burada bir örnek var değil mi? Hayatının son nefesine kadar yapman gereken hep hakkı anlatmaktır değil mi? Hakkı diri tutmaktır. Bunu destekleyen başka bir hadis var. Kıyamet kopacak olsa elinizdeki fidanı dikin. Orada sadece mana fidan dikmek mi? Hayır. Hayır cihetinde o işi yapmaya devam edin. Hiç bırakmayın, devam edin, devam edin. Biz buradan şunu da anlıyoruz. Şeytanın ocağını kibir batırdı, Kabil'in ocağını haset batırdı. Hem de haset ne kadar tehlikeli? Öz kardeşini öldürtecek kadar tehlikeli. Biz zaten bunu görüyoruz değil mi? Bu asrın hastalığı haset. Ne demek oluyor haset? Haşa Allah kime ne vereceğini bilmemiş, ona vereceği şey aslında benim hakkımdı. Haset bu değil mi? Haset oradan doğuyor ve hasetin neticesi nedir biliyor musunuz? Çok tehlikelidir. Haset iman etmiş bir insana kafirin yapmayacağı işleri yaptırır. Haset o kadar tehlikeli. Tarihin ilk cinayetinin sebebi nedir? Haset'tir. Ve ardından bildiğimiz kadarıyla bir gün Habil uyurken Kabil geliyor bir taş ile Habil'in başını orada eziyor. Yine biz burada şunu anlıyoruz Habil'den ben mazlum olurum ama zalimlerden olmam mesajını alıyoruz. Allah bizi de öyle etsin. Maide 29'da meseleyi anlatmaya devam ediyor. Ben hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur. Maide Suresi 29. Aslında burada ne yapıyor onu? Durdurmaya çalışıyor. Uygun bir şekilde durmayınca artık ne yapıyor Habil? Parmağıyla dokunuyor. Bak dur yoksa cehennemliklerden olacaksın diye meseleyi anlatıyor. Biz burada başka bir mesaj da alıyoruz. Mazlum asla ama asla kaybetmez. Zulme uğradığında birazcık canın yanar üzülürsün ama senin kaybetmen söz konusu değildir. Zalim ise hem bu dünyada hem öbür dünyada sürekli kaybedecektir. Çünkü küfür devam eder ama zulüm devam etmez. Zulüm ile abat olanların akıbeti burada açıkça ortadadır. Daha sonra Allah Azze ve Celle oraya iki karga gönderir. Kargalardan bir tanesi ötekini öldürür. Öldürdükten sonra toprağa eşeler, kazar ve o kargayı oraya gömer. O kargayı öyle gömdükten sonra Kabil kardeşiyle ilgili ne yapması gerektiğini anlar ve Maide Suresi'nde 31. ayeti kerimede yazıklar olsun bana şu kargalar kadar olamadım der, pişmanlık duyar orada. Daha sonra cesedi gömüyor. Gömdükten sonra da insafa gelmiyor, küfür üzerine devam edip ölüyor. Habil Kabil meselesi bitti. Efendimiz Aleyhisselatu vesselamın acayip bir hadisi var. Hadiste şöyle söylüyor. Ben iki kurbanlığın oğluyum diyor. Ne demek ya iki kurbanlığın oğluyum? Bakalım mı ne demek? Hz. İbrahim Harran'da iman mücadelesi veriyor. Nemrut ona saldırıyor. Daha sonra Hz. İbrahim'i ateşte yakmaya çalışıyor. Allah Azze ve Celle ateşe ne diyor? Serin ol selametli ol diyor ve Hz. İbrahim'i yakamıyor. Daha sonra Nemrut zaten bir topal sinekle belasını buluyor. Daha sonra Hz. İbrahim amcasının kızı ve hanımı Sare ile Filistin El Halil şehrine doğru yürümeye başlıyor. Tabii onların da bir imtihanı var. Çocukları olmuyor. Sare ile Hz. İbrahim'in çocukları olmayınca Mısır'da kendilerine bir misafir daha alıyorlar. Kim o misafir? Hacer annemiz olacak o misafir ve Sare Hz. İbrahim'e sen Hacer'le evlen. Allah belki bize vermediği çocuğu Hacer üzerinden verir diyecektir. Ve evlenecektir. Evlendikten sonra Hacer annemizden bir çocuğu olacaktır. Kim o çocuğu? Hz. İsmail. Aradan vakit geçtikten sonra Sare annemizden de bir çocuğu olur. O çocuk kim olur? İshak. O kim oluyor? Beni İsrail'in atası olacaktır. Peki Hz. İsmail kim olacaktır? O da Efendimizin soyu, Hz. İsmail'den gelecektir. Daha sonra Hz. İbrahim Hacer annemizle oğlu İsmail'i alacaktır. Faran dağlarına getirip bırakacaktır. Faran dağları dediği Mekke coğrafyası oluyor. Ardından dönüp gidecektir Hz. İbrahim ve Hacer annemiz soracaktır. Ey İbrahim, bizi buralarda kimlere bırakıp böyle gidiyorsun diye. Hz. İbrahim ses etmeyecektir. Ses etmeyince Hacer annemiz anlayacaktır. Bu İbrahim'in işi değil. Bu bir imtihan gereği Rabbimin işidir diye onu anlayacaktır. Zaten şuraya çok dikkat etmemiz lazım böyle meseleleri dinlerken kibrimiz, egomuz haşa karışabiliyor. Peygamberlerin onların her hali, hareketi, tavrı semada çizilip iniyor gibidir. Ne için? Onların ihtiyacı yok. Bizim ihtiyacımız olduğu için. Onlar bunları yaşamasaydı biz bu teslimiyetin ne olduğunu öğrenemeyecektik. Yani onların ihtiyacı mı vardı böyle hadiselere? Hayır, onların ismet sıfatı var. Korunmuşluk sıfatı var. Allah onları her adımlarında uykularında bile koruyacaktır. Hz. İsmail'in kesilmeye ihtiyacı mı vardı? Haşa. Hayır, hayır, hayır. Bunlar niye gerçekleşiyor? Bizim ihtiyacımız olduğu için Allah Azze ve Celle merhamet ediyor, bu hadiseleri yaşatıyor. O yüzden bu nazarla bakmak zorundayız hadiselere. Daha sonra Hacer annemiz Faran dağlarında o bölgede oğlu İsmail'e su arayışına gidecek. Tam su arayışına girerken Zemzem'i bulacak. Zemzem olduktan sonra o topraklara hayat gelecek. İleriki süreçte Kabe inşa edilecek ve o topraklara Cürhimiler gelecek. Daha sonra Allah Azze ve Celle Hz. İbrahim'e rüyasında verdiği bir adağı hatırlatacak. Hz. İbrahim de o adağı hemen hatırlayacak. Ondan sonra gelecek Hacer annemize anlatacak ve oğlu İsmail'i alıp adak olarak kesmeye götürecek. Mina'ya götürecek. Şeytanın taşlandığı yer değil mi? Bakalım niye taşlanmış şeytan. Bu arada Mina boğazlamak demek. Hz. İbrahim Hz. İsmail'in elinden tutmuş kurban olarak kesmeye götürecek. Yanına şeytan gelir yanaşır. Ya bir baba oğlunu nasıl keser der. Hz. İbrahim de Allah isterse keser der, taşlar şeytanı kovalar. Şeytan orada hızını alamayınca Hacer annemizin yanına gider. Hacer annemiz de bir taş atar. Hz. İsmail'in yanına gider. Hz. İsmail de bir taş atar. Şeytan taşlanmış olur. Hz. İbrahim Hz. İsmail'i yatıracak, kesecek ama bir olay var. Gerçekten kesiyor hem de neyi biliyor musun? Buradaki teslimiyeti anlamadıktan sonra bizim kurbanlarımız inanın zarar görür. Bu teslimiyeti yaşamak zorundayız. Kurban dediğin et kemik değil yani. Bir hissiyatın, bir şey sunmanın ifadesi kurban yani. Nasıl insan et ve kemikten ibaret değil, kurban da et kemikten ibaret değil, kesmekten ibaret değil. Tam orada Hz. İbrahim'in tereddüt etmemesi teslimiyetin ince sırrını anlatıyor bize. Yani o bıçağı vururken tereddüt etmiyor ama Allah bıçağa kesme emrini veriyor. Ne gibi? Ateşe serin ve selametli ol emrini verdiği gibi. O bıçak kesemiyor. Kesemeyince ne oluyor biliyor musun? Hz. İsmail sesleniyor. Ey baba ben görüyorum ki bana merhamet ediyorsun. Sen Allah'ın emrini yerine getir beni sabredenlerden bulacaksın diyor. Oğlu İsmail bunu söylüyor. Bir ufak rivayet var. Doğru doğru değildir. Hz. İbrahim bıçağın kesmediğini şaşırdığında bir kayaya vuruyor. Kaya ikiye kesiliyor. Ama dönüp vuruyor hala oğlu İsmail'i kesemiyor o bıçak. Neyin göstergesi bu? Teslimiyet. Öyle bir iman var ki nefsin, vesvesenin, şüphenin, şeytanın karışmasına müsaade etmiyor. Zahirde gözleriyle gördüğü şeytanı taşlayan bir zat kalbindeki şeytana yer verir mi? Vermemiş de. Ya o sırrı teslimiyet o bıçağı kestirmiyor. Biz yapabiliyor muyuz acaba hayatımızda? Biliyor Efendimiz Aleyhisselam bırakmış. Sünnetini bırakmış. Sahabe efendilerimizin imtihanlarını yaşamış, bırakmışlar. Aynı imtihan bizim başımıza geliyor. Malla geliyor, evle geliyor, çocuk da oluyor. Nefisle geliyor, heva ile geliyor, uykuyla geliyor, yeme ile, içme ile geliyor. Tam o esnada ya Rabbi ben senin için vurdum. Bıçağı kesiyorum. Hevamı, heveslerimi kesiyorum. Diyemediğimizden kıvranıyoruz. Diyebilsek şu teslimiyet olsa o bıçak bizi kesmeyecek. O bıçak şeytanı kesecek. Nefsimizi kesecek. Kıyamıyoruz. Ya Rab orucum ama çok da acıktım bana da yazık. Yani oruçta bile halimiz bu. İnan bana yani. Kendimize acımaktan meselenin temel esprisini kaçırıyoruz sürekli. Tam o esnada Hz. İsmail'e bedel bir koç gelecek. Daha sonra Hz. İsmail yaşayacak ve Efendimiz onun soyundan gelecek. Şimdi geçiyorum diğer konuma. Aradan yıllar yıllar geçecek. Cürhimiler oraya gelip yerleşecek. Yine Mekke bölgesine. Niye yerleşiyorlar? Zemzem suyu gelmiş, hayat gelmiş, bereket gelmiş. O neler neler olmuş. Yani gelip yerleşmezler mi? Amr bin Luhay oraya sürekli putları getirecek. İnsanlar putlara tapmaya başlayacak. Ve putlara taptıktan sonra ne olacak? Tevhid bozulacak. Tevhid bozulduğundan dolayı da Allah Azze ve Celle o bölgeden Zemzem'i çekecek. Hatta ondan sonra da kurban kesilmeye devam ediliyor İrfan ama kimler için kesiyorlar kurbanı? Putlar için kesiyorlar. Şimdi biz de ay etraf ne der bana, ben de bir kurban keseyim desek kimin için olacak o kurban? Put etraf ne der putu. Ya etraf bana şimdi ne diyecek? Dur faize maize borca harca gireyim keseyim. Ne olacak o? Eldesin putu. Allah için değil değil mi? O günden Efendimiz Aleyhisselam'ın dedesi Abdülmuttalib'e kadar Zemzem'in adı var ama kendisi yok. Şiirlerde Zemzem var, hikayelerde Zemzem var, rivayetlerde Zemzem var ama kimse bilmiyor ya Zemzem nedir, nasıl bir şeydir. Kimse bilmiyor. Abdülmuttalib Efendimizin dedesine kadar Allah Azze ve Celle çekmiyor Zemzem'i. Daha sonra Abdülmuttalib bir rüya görüyor. Rüyada böyle Zemzem'in farklı isimleriyle şurayı kaz, şurayı kaz Zemzem'i kaz diye rivayetler geliyor. En son Abdülmuttalib soruyor Zemzem nedir diyor. Zemzem buraların hayat suyudur diye böyle elle gösterilmiş gibi işaret ediyor rüyadan. Abdülmuttalib gidip kazıyor orayı. Kazıyor ne çıksın altından? Geçmiş zamanlarda o cürhimiler işte Zemzem çıksın diye meğer hazine gömmüşler. Zemzeme karşılık. Bir kazıyor ki hazine çıkıyor orada. Daha sonra Abdülmuttalib tam hazineyi çıkaracak. İşte hem bunu biraz Kabe inşaatı hem biraz Zemzem'in çoğaltılması cihetinde kullanacakken Mekkeliler geliyor dikleniyor Abdülmuttalib'e. Daha sonra Abdülmuttalib diyor hayır olmaz yani sizin bu yaptığınız uygun değil deyince Abdülmuttalib'in yanında da kim var? Oğlu var. Haris bin Abdülmuttalib. Mekkeliler diyor ki seninin yanında bir tane gariban oğlun var yani bununla mı bize meydan okuyacaksın? Hani seni alırız ederiz burada manasını çıkarıyorlar orada. Abdülmuttalib üzülüyor. Elini açıyor dua ediyor. Ya Rab, ya Rab, ne vardı şöyle bana 10 tane erkek evlat verseydin? Ben bunların her birisini senin hakkını savunmak için kullansaydım, vallahi böyle olsaydı bir tanesini de sana kurban ederdim diyor. Daha sonra Allah duasını kabul ediyor. Bir süre evlat veriyor onu da erkek. Daha sonra adağı hatırlatılacak rüyayı görüyor. Abdülmuttalib aynı sadakatle uyanır uyanmaz diyor ki benim adağım vardı. Evlatlarımdan bir tanesini kurban edecektim. Bir kura çekiyor. Kim çıkıyor? Oğlu Abdullah çıkıyor. Kim oluyor oğlu Abdullah? Efendimiz Aleyhisselam'ın babası oluyor. Abdülmuttalib'de hiç tereddüt yok. Ya teslimiyet kurbanla çok ayrılmaz bir mana yani. Biz bütün meselelerde bunu görüyoruz. O teslimiyeti görüyoruz. Abdullah'ı alıyor. Babası Abdülmuttalib, Efendimizin dedesi. Tam götürüp kesecekken Mekkeliler önüne engel oluyor. Dur dur ne yapıyorsun diyor. Sen böyle bir adet başlatırsan biz bunun arkasını toparlayamayız yani. Ondan sonra her birimizin verdiği sözde birisi kurban etmesi gerekir. E ne yapalım diyor Abdülmuttalib? Diyor Mekke'nin bilginlerine soralım diyor. Mekke'nin bilginlerine gidiyorlar, danışıyorlar. Mekke'nin bilginleri diyor başka bir yol daha var. Normalde bir insanın diyeti 10 devedir. Sen sürekli kura çekeceksin. O kurada deve gelene kadar kaç kez oğlu Abdullah gelirse o kadar 10 deve vereceksin. Bir kura çekiyor, oğlu Abdullah 10 deve, 10 deve, 100 deveye kadar gidiyor. 100 deveden sonra kurayı çekiyor, deve çıkıyor kurada. Tabii Abdülmuttalib orada tam emin olmak için üç kez daha çekiyor kurayı. Üçünde de deve çıkıyor. Tamam diyor ve ne yapıyor? Oğlu Abdullah'a bedel 100 deveyi veriyor. Daha sonra da Efendimiz Aleyhisselam Rahm-ı Mader'e düşünce de daha dünya yüzüyle onu göremeden babası Abdullah göçüp gidiyor. Biz burada bir şeyi anlamamız lazım. Ben iki kurbanlığın oğluyum. Ne oldu o zaman? Birisi Hz. İsmail oldu iki kurbanlıktan birisi. Öteki ne oldu? Babası Abdullah oldu. İnanılmaz değil mi ya? Efendimiz Aleyhisselam zamanı ilk kurban hicretin ikinci yılı. Tekrar bir ufaktan hatırlayalım. Mekke dönemi 13 yıldır. Efendimizin Medine dönemi 10 yıl. Medine'ye göçmesine hicret deniyor ve hicretin ikinci yılı yani nübüvvetin, peygamberliğin 15. yılında. Bedir dönüşü Efendimize öyle hafiften kurbanla ilgili birkaç bir şey anlatıyor ama kurbanın mahiyetini anlatmıyor. Nereye kadar? Ta ki Zilhicce'ye kadar. Zilhicce'nin birinci günü Efendimiz kurbanın manasını, mahiyetini anlatmaya başlıyor. Devamında tam Kurban Bayramı günü geliyor. Efendimiz Aleyhisselatu vesselam bembeyaz giyinmiş. Yolda herkese özel selam veriyor herkese. Çocuğa da selam. Herkes zaten Efendimiz selamı sürekli yayarmış. Ama kurban özel bir gün. Bir de şunu unutmamamız lazım. Medine dolup taşıyor Kurban Bayramı'ndan dolayı. Bizde şimdi kurban ne demek? Tatile çıkalım demek. O dönem ne demek? Öyle bir şey yok o dönem. O dönem kurban birlik demek, bir olalım demek. Bu etleri birlikte yiyelim, ihtiyacı olanları birlikte dağıtalım ama birbirimizi görelim demek. Birbirimizi görmek yani uhuvvetin manası ne kadar temel bir şeydir değil mi İslam'da. O yüzden Medine dolup taşmış yani. Ve Medine dolup taştığından dolayı Efendimiz Aleyhisselam kestireceği kurbanlardan kimsenin hanesine göndermeyecek. Medine çok kalabalık diyecek. Hadi hepsini infak ediyoruz diyecek. Neyse Efendimiz Aleyhisselatu vesselam mescide doğru yürürken bakıyor ki birkaç kişi kurbanını kesiyor. Ses etmiyor. Gidiyor. Gittikten sonra Efendimiz Aleyhisselam orada önce herkesle selamlaşıyor. Ardından kurbanın meselesini anlatmaya başlıyor. Ve diyor ki Bayram namazı kılınır. Ondan sonra kurbanlar kesilir diye anlatınca birkaç Sahabe Efendimize de işaret ederek o kesilen kurbanlar olmadı, siz tekrardan keseceksiniz diyor. Efendimiz ardından bayram namazı ve hutbe irad ediyor. Orada da kurban fıkhını anlatıyor bize. Şöyle olmalı, böyle olmalı, şu hayvan olmalı vesaire diye. Teşrik tekbirlerini getiriyor Sahabe efendilerimiz. Orada onu duyuyor. O da o yüzden vacip oluyor bize. Hicretin ikinci yılı olan bu Kurban Bayramı'nda Medine çok kalabalık olduğundan bütün etleri infak ettiriyor. Daha sonra üç parçaya kadar tavsiye ediyor. Neydi bu üç parça? İhtiyacı olana bir parçası dağıtılacak, bir parçası eve gelen misafirle yenilecek. Diğer parçası ev halkıyla beraber yenilecek. Şimdi kaldı mı eve gelen misafir? Yok gelmesin, gelmesin. Ben tatildeyim. Aman şuradayım. Aman buradayım diye. Yani o işin ruhunu da kaybettik. Efendimiz Aleyhisselam genellikle iki koç keser. Ve onları keserken bıçağı iyice ince ince biler. Bıçağı biledikten sonra asla kurbanlara göstermez. Hatta kurbanları kesilirken birbirine de göstermez. Kurbanın ya gözünü bağlatır ya da boynunu çevirttirir keserken ve onlara asla zarar verdirilmesini istemez. Neden iki koç kurban ediyor Efendimiz Aleyhisselam? Bir tanesinin sevabını kendisine ve ehli beytine adarken. Ötekinin sevabını ümmetimden kurban kesemeyenler için diye Efendimiz Aleyhisselam o sevapları onlara hediye ediyor. Hicretin ikinci yılı kurbanlar kesildikten sonra Efendimiz Aleyhisselam Bilal bin Rabah'ı çağırıyor hemen. Bilal Habeşi Hazretlerine. Hemen kadınların olduğu yere gidiyor ve orada onlara özel bir hutbe irad ettikten sonra onlardan infak istiyor. Biz buradan neyi de anlıyoruz? Kurban sadece et dağıtmak değil yani. İnfakın da adı aslında kurban. Oradan infak isteyince kadınlar dayanamıyor. Ne varsa böyle perde altından Hz. Bilal'in önüne atıyorlar. Hatta rivayette şöyle geçiyor. O atılanların içerisinde kanlı olan mücevherler de vardı diye. Ne demek oluyor o? O sohbetin Efendimiz Aleyhisselam'ın anlattığının o heyecanıyla kulaklarındaki küpeleri koparıp koparıp atmışlar yani. Çıkarma da değil yani. Öyle bir heyecana girmişler. Kurbanı şöyle bir özetleyecek olursak kurban önce nefsimizi Allah'a teslim etme manasına gelecek bizim için. İnşallah hislerimizi, heveslerimizi, hevalarımıza bir bıçak vurup kesmek ama ne şekilde? Teslimiyet cihetinde. Bir fedakarlıktır. Fedakarlık nedir? Bir işi Allah için çok yapmaya feda denir. O işi çok yapana da fedakar denir. Sürekli o işi yapmak. Yani kurban gibi ibadetler bizi aslında neye alıştırıyor? Fedakarlığa da alıştırıyor. Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail'i bile Allah için feda etmişse bence dava için neler feda edilebilir bizlere bunların bir örneğini gösteriyor. Evet, bitiriyorum neyle? Şiirle. Yırtılan Nazlı sancak Gözüme bağlı mendil. Ben 40 kere İsmail babam İbrahim değil. Kesiyorlar ama o bıçak beni vuruyor. Çünkü babam İbrahim değil. Sübhaneke la ilme illa ma alemtene innaka entel alimül hakim ve ahiru davana elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha ma salavat.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript