[0:00]Bismillahirrahmanirrahim.
[0:16]Namaz fıkhın en önemli konularından birisidir. Zira namaz din demektir. Namaz Allah'ın rızasını kazanmak için birinci dereceden bir ibadettir. Kıyamet günü kulun ilk hesap vereceği şeydir. Namaz hesabı kolay olan diğer hesaplarında da kolaylık görecektir. Namaz hesabında sıkıntısı olan yani namazla ilgili muhasebesini Rabbinin huzurunda yapamayan ya da o muhasebenin hakkını veremeyen diğerlerinde de sıkıntı çekecektir. Bu nedenle namaz bilinmedikçe, namazın önemi anlaşılmadıkça dinimiz İslam da anlaşılamamış dersek mübalağa yapmış olmayız. Çünkü din namaz demektir, çünkü Müslüman namaz kılan insandır. Namazın önemini, özellikle değerini anlamamıza yardım eden bir ayet var. Taha suresinin 132 ayetine baktığımızda Rabbimiz namazı insanın ailesine emretmesini emrediyor. Sonra da namaza sabretmek gerektiğini tembihliyor. Ve emr ehleke bissalati vastabir aleyha. Bu da gösteriyor ki, namaz görünürde iki rekat birer dakikadan iki dakikada kılınabilecek bir ibadet, yapılabilecek bir iştir ama bu iki dakika şeytanın da kışkırtmasıyla 2 saatlik bir yükü taşımaktan, taşımaktan daha zor gelebilir insana. Bu sebeple gerek namaz kılmak ve gerekse insanın sorumlusu olduğu çocuğu, ailesi, talebesi, kimse onlara namazı kıldırması ancak sabırla, sabrederek, direnerek ve sonunu akıbetinin değerini anlayarak gayret etmesi halinde başarılabilecek bir şeydir. Namaz kolay değil. Şeytan zorlaştırdığı için nefsin zevklerine karşı zorluk getirdiği için zor yoksa 2 dakika öğlen namazı 5 dakika, ikindi namazı 5 dakika, bütünü günlük namaza ayrılması gereken zorunlu farz olan vakit yaklaşık yarım saattir. Ondan bile azdır. Yani abdestiyle beraber filan yarım saat tuttuğunu kabul edelim. Ama namaz kendinden çok, o rekatlardan çok disiplin getirdiği için uykuya, yemeğe, içmeye, gezmeye, insanın hayatına disiplin getirdiği için programlı bir insan olarak yaşatmak istediği için namaz zordur. Yoksa eğilip kalkmak kimse için zor değil, çocuk için de zor değil. Fakat namaz disiplin istiyor, vakit disiplini istiyor, midede disiplin istiyor. Eee günlük programlı düzenli bir hayat istiyor, başka türlü namaz namaz olmuyor. Bu nedenle namazı biz eee büyük bir ibadet olarak görüyoruz. Bu namaz disiplini içerisinde Allah-u Teala'nın huzuruna gidilebileceğini aksi takdirde namaz olmadan ya da namazda sıkıntı varken Allah'ın huzurunda iyi bir mümin olarak durulamayacağını iyi biliyoruz. Böyle iman ediyoruz. Namazın derinliklerine, kılınışına ve şartlarına gelmeden bir sorunun da cevabını bulmamız gerekir. Ne olur namaz kılmasa Müslüman? Kafir namaz kılmasa hiçbir şey olmaz. Zaten kafir namazla mükellef değildir. Çünkü bütün ibadetler gibi namazın da ilk şartı Müslüman olmak, akil bali olmaktır. Deliye, kafire ve bebeğe namaz farz değildir. Müslümana emridir Allah'ın bu. Müslüman namaz kılarsa Rabbinin kulu olacak, rızasını kazanacak. Peki namaz kılmazsa Müslüman ne olur? Bunu iki bölüme ayırabiliriz. Birincisi Müslüman iman etmediği için gereksiz gördüğü için namaz kılmazsa ne olur? Kafir olur.
[6:03]Namaz konusunda tereddüdü olan şu mezhebe göre, bu mezhebe göre şu alime göre diye tevil edilebilecek hiçbir açık kapı yoktur. Namaz kılmayan ve kılmayışını da normal gören, kılmasam da olur diye düşünen kafirdir.
[6:26]Umarız, dileriz ki böyle bir Müslüman yeryüzünde yoktur. Kılmayan çoktur şüphesiz, kılmayan vardır ama nihayetinde bir gaflet, dalgınlık, tembellik kılıfıyla kılıflandırılabilecek hatadır bu diye düşünüyoruz. Zira Müslüman namaz konusunda ciddi bir şekilde dinden çıkma tehlikesi yaşar eğer namazı basit görüyorsa. Ashab-ı Kiram namaz konusundaki titiz tutumları ki onlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin eğitiminden geçip din öğrendiler. Onlar yani bu ayrımı yapmadan niye kılmıyor, inkar ettiğinden mi, tembelliğinden mi, işin çokluğunu böyle bir ayrımı yapmadan namaz kılmayanın kafir olacağını düşünüyorlardı.
[7:32]Daha sonraki fukahanın namazın terkedilmesiyle ilgili topladıkları hükümler, ortaya koydukları içtihatlar incelendiğinde şunu söyleyebiliriz. Namazı eğer kafir olacak şekilde kılmıyorsa birisi sorun yok. Yani inkar ediyorsa yaşadığı çağda namaza gerek olmadığı gibi çılgın tehlikeli bir söz sarfediyorsa neuzubillah böyle bir insanın dininin olmadığını çok rahat söyleyebiliriz. Hayır, genel olarak Müslümanlar arasında yaygın olan tembellikten, ihmalden, kıldım, kılarım, kılacağım gibi ileriye savsaklama tutumlarından dolayı yahut da işte işim uygun değil, evim uygun değil, yoğunum, zihnim kalabalık gibi nedenlerle kılmayanların durumu nedir, hükmü nedir? Buna fıkıhta hüküm adını veriyoruz. Yani fıkıhta bir şeye hüküm vermek demek, onunla ilgili karar demek. Böyle şartlarda yani inandığı halde kılınması gerektiğini düşündüğü halde bir sebeple kılmayan Müslüman bir defa kebair günahlardan birisini işlemektedir. Kebair günah neye diyoruz?
[9:19]Tövbe edip kendisini temizlemediği sürece o şekilde ölürse kesin cehenneme girecek günah demektir.
[9:34]Bir normal günahlar var, bir de kebair yani ağır büyük günahlar var. Namaz kılmamak bu kebair günahların en büyüklerinden birisidir. Bunun için Müslümanlar kebair günahların yani büyük ağır günahların en başında gelenlerden birisi olan namaz kılmamanın hükmü, kararı hakkında çok ciddi bilgi sahibi olmalıdırlar.
[10:20]Bizim izinden gittiğimiz 4 büyük fıkıh mezhebi, ekolü vardır. Bu fıkıh ekolleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizden gelen bilgileri derleyip toplamış çeşmeler gibidir. Kovalarımızı koyup onlardan suyumuzu alırız.
[10:51]Bu mezheplerin namaz kılmayanın, inkar edenin değil, kılmayanın hükmü hakkındaki sözlerini topladığımızda iki görüşle karşılaşıyoruz. Bir, namaz kılmayan hapsedilmeli İslam toplumunda yaşamasına izin verilmemelidir. Çünkü namaz kılmamak ciddi bir başkaldırıdır Allah-u Teala'ya karşı. Çok ciddi bir isyandır bu. Bu isyan bir bereketsizlik nedenidir, hayırsızlık nedenidir. Toplumun içinde böyle eli kolu sallayarak dolaşması namaz kılmayan birisinin afet üstüne afettir. Bu nedenle hapsedilsin ta tövbe edip namaz kılıncaya kadar. Bu birinci görüş Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyhin yani Hanefi mezhebinin görüşü budur. Diğer üç imamın görüşü ise namaz kılmayan birisinin Müslümanların arasında su içmesi, yemek yemesi caiz değildir. Mahkemeye sevkedilip idam edilmesi gerekir demişlerdir. Allah hepsine rahmet eylesin. Şimdi tabii bizim yaşadığımız zamanda Müslümanların evine gelen misafire bile ezan okundu biz camiye gidip namaz kılacağız demeye utandıkları bir zaman olduğu için. Yani namaz kılmanın ar edilebilecek bir durum haline gelen zamanda yaşadığımız için bu enteresan gelebilir bize.
[12:57]Ama dün de, bugün de, yarın da Allah'ındır ve Allah bu hükmünü vermiştir. Namazsız insan Müslümanların arasında Müslüman olarak dolaşmasını istiyor Allah. Bir bereketsizliktir, hayırsızlıktır namaz kılmayanın bulunması. Ama dediğimiz gibi ben namaz kılacağım, öğlen namazı geçiyor, bu otobüsü durdurabilir misiniz demek bile neredeyse suç haline geldi. Namaz kılmak utanılacak şey oldu. İhtiyarların, emeklilerin, hacca gidenlerin hacca gidince namaz kılacakları varsayılıyor da hele gencin, delikanlının, genç bir hanımefendinin namaz vaktinde hayatı durdurup şimdi Rabbimin huzurunda durma vaktidir, iş vakti değildir diyebilmesi hiç normal karşılanmıyor. Bu şüphesiz ne kadar Müslüman olduğumuzu, Allah'a ne kadar kul olduğumuzu gösteriyor. Eğer bizim kulluğumuz sadece Allah için yaşıyoruz, gerisi boş diye ciddi bir şekilde inanılan kulluk olsaydı bizi secdede görmek isteyen rüku yapışımızı görmek isteyen Allah'ın en büyük emri olan namaza karşı bu gevşeklik içinde olmayacaktık. Evet, fukahamız en iyimser olarak namaz kılmayanın hapsedilmesini teklif etmişlerdir. O hapis de keyifli bir hapis hayatı değil, ekmek elden, su gölden tarzında devletin kontrolünde yaşama değil, ağır şartlarda hücre hapsi diyeceğimiz bir hapis hayatı uygun görülmüştür namaz kılmayan için.
[15:04]Ne yazık ki şimdi bu İsa Aleyhisselam'a ki onların İsa'sını Allah'ın gönderdiği İsa'ya değil tapınan İsa Allah'ın oğludur diyen ve böylece en büyük şirke düşen Hristiyanların Avrupa'sını ideal edindiğimiz, onların insan hakkı diye ihdas ettikleri kurt kavgasından ortaya çıkmış insan hakları anlayışına aykırıdır şüphesiz bu. Namaz kıldın, kılmadın, oruç tuttun, tutmadın, zina ettin, etmedin Avrupalının böyle bir derdi olmaz. Ne kadar zina edersen o kadar iyi adam sayılıyorsun onlara göre. Yeter ki zinana yasal olsun. Ne demek yasal olsun, anlaşma doğrultusunda olsun. Dağ başına kaçırarak zina etmiyor, çok büyük suç o zaman. Ama anlaşmalı zina o o hak hukuk devletin himayesinde masraflar da devletten zaten. Bu rezil anlayış Müslümanların değil gündemine sınırlarına bile yanaşmamalıydı. Ne yazık ki şu sebep, bu sebeple Müslümanlar da böyle bir rezil telakkiye ışık yakabilmişlerdir. Allah'tan affımızı, mağfiretimizi niyaz ederiz. Bu halimiz kıyamet alametinden başka bir şey değildir. Namaz kılmayanın İslam toplumunda yeri yoktur. Vardır hapishanelerdedir o, hücre denen hapis hayatında ancak yaşayabilir namaz kılmayan. Şimdi namaz kılanlar seccade serecek yer bulamadıkları için bu sözler bize garip geliyor. Ama mülk Allah'ındır, hüküm Allah'ındır. Bir gün bunun bedelinin hesabı sorulduğunda insanlar ne büyük nedamet içerisinde olacaklar. Allah aklımızı, fikrimizi toplamayı bize müyesser kılsın. Zira kıyamet günü kafirler cehenneme yuvarlandıklarında, cehenneme atıldıklarında kafirler onlara ne işiniz var sizin bu büyük ateşte? Bu ebedi ateşte niçin kalacaksınız, ne ne yaptınız siz ya, suçunuz nedir? dediğinde melekler veya işte orada soru soranlar “lem neku minel musallin” biz namaz kılanlardan değildik diyecekler.
[17:48]Halbuki kafire namaz farz değil ki. Biz kafirdik, iman etmezdik demeleri lazım. Ama onlar biz namaz kılanlardan değildik diyecekler.
[19:10]Adam öldürdük, cinayet yaptık, çocuk çocuk katliamı yaptık, kürtaj yaptırdık hiçbirini söylemeye gerek yok bir daha. İsa Allah'ın oğludur dedik, Meryem için şöyle dedik, Üzeyr Allah'ın oğludur dedik, biz Yahudiydik, peygamber öldürmüştük hiçbirine gerek yok. “Kalu lem neku minel musallin” biz namaz kılanlardan değildik diyecekler. Namaz kılmamak İsa Allah'ın oğludur demek, filan put benim Rabbimdir demek namaz kılmamak, çocuk öldürmek demek, namaz kılmamak alkol demek. Çünkü namazsızlık Allah'a başkaldırmanın seni yaratan Rabbini tanımamanın en büyük göstergesi. Aynı şekilde aynı şekilde günde beş kere Rabbini hatırlayıp secde etmek demek de bunların tam aksi demek, mümin demek. Onun için bir insan mümin olarak secde edip rüku ettiği zaman günde beş defa, biiznillah-i Teala nasıl namaz kılmayan İsa Allah'ın oğludur haşa diyen kadar vahim bir suçu temsil ediyor namazsızlık onu simgeliyorsa, namaz da biiznillah-i Teala cennet adamı olmayı simgeliyor. Ondan sonra alkol vesaire onlar biiznillah-i Teala kolay, namaz kılana Allah kapılarını açar. Yollarını gösterir, onun kalbine ilhamlar verir, eee 100 ton içki içmiş olsa bile ölmeden Allah ona tövbe ettirir, Rabbine öyle gider. Yeter ki sabah namazına kalkan, yatsı namazını kılan bir mümin olarak yaşasın. Evet, namaz kılmamanın hükmünü konuşuyoruz. Dedik ki namaz kılmamak inkardan, önemsememekten, basit görmekten, çağa uygun görmemekten kaynaklanıyorsa yapılacak hiçbir şey yok. Bitti, kapılar kapandı, bu ölü. Ölüyle ilgili söze gerek yok, kafir bu neuzubillah. Tabii kafir derken bir ayrım yapalım. İki türlü kafir var. Birincisi temelde hiç iman etmemiş insan, onun adı kafir zaten. Bir de Müslüman olmuş Müslüman bir zaman namaz kılmış sonra zengin olunca, modern bir aileyle evlenip modern bir yuva sahibi olunca veya filan yere iş için gidip orada kafirlerin hayatını görüp imrenince, lüks beş yıldızlı otellerde kafirlerin birbirlerine karşı sulu tavırlarını görüp orada da uzun süre toplantılara katıldığı için, filan tatil beldesindeki tatillere katılıp namazsız ezansız semtlerde ev kiralayıp orada kalıp da kalbini Allah kilitlediği için, imandan ve ibadetten soyulup da sonra dinini mesela namaz ne gereği var diyerek yok sayan kafir değil, o mürtettir.
[22:32]O dinine hıyanet etmiş, dininden çıkmış biridir, mürtettir. Mürted kafirden beterdir. Mürtedin de İslam toplumunda onurlu bir hayat hakkı yoktur. Dine hıyanet, vatana hıyanetten basit görülecek bir hata değildir çünkü.
[22:57]O sebeplle hiç namaz niyaz Allah iman ahiret melek kader gibi şeylerle bağlantısı olmadan herhangi bir şekilde kafir olarak doğup neuzubillah o şekilde yaşayan birisi için biz başka şey söylüyoruz.
[23:17]Müslüman bir ailede doğup ya da bir sebeple iman edip daha sonra kaptığı mikroplar nedeniyle kalbi kilitlenen ve kalbi ölen böylece mesela namaza ne gerek var diyerek namaz yerine ben şunu yapıyorum, bunu yapıyorum demeye cürret eden insan mürtettir, dinden çıkmış, dinini satmış bir insandır.
[23:44]Onun hükmü apayrı. Kim burada kim namaz kılmıyor, namazsız kimdir sorusuna da cevap vermemiz lazım. Çünkü mesela bir gün uyanamayıp, saatini ayarlamayı unutup sabah namazını kılamayan bir Müslüman bu sözünü ettiğimiz namaz kılmayan insan hükmünde midir? Cevap: Hayır. Bir kere namaz kaçırmış olmak, iki kere namaz kaçırmış olmak, eee saate yanlış bakıp muhabbete dalıp da eyvah bu namaz geçti diye bir namaz endişesi taşıyıp namazı kaçıran insan namazsız değildir. Namazsız kimdir? Buna herkes kendisi bilir aslında. Namaz dair bir heyecan, namaza dair bir koşuşturma yoksa bir insanda o namazsızdır. Amma bunun bir kuralı da olması lazım. 72 saat yani 3 gün hiç namaz kılmadan yaşamak ve namazı hatırlamamak bir namazsızlık göstergesidir. Bu nedenle 3 gün hiç seccade başı görmeyen birisine namaz hatırlatılmalıdır. Aksi takdirde bu namazsız insan kovuşturmasına tabi tutulacak bir insandır. Yani 3 günü de bir Müslüman aslında namazsız yaşayamaz. Ama bugün sabahı, öğleyi kılmadı, ikindiyi de kılmadı, yatsıyı da kılmadı, akşam zaten kaynadı arada hemen bunun mahkemeye sevkedip işte bugün namaz kılmadığı tespit edildi diyemeyiz. Çünkü bir gün iki gün hatta üçüncü gün insanın filan mazeretinden, şu engelinden, şu dalgınlığından, geçirdiği bir travmadan vesaire gibi bir nedenle kılamayabileceğini düşünebiliriz. Ama 3 günden sonra risk yani bu konudaki hükmün riski karşımıza çıkar. Bu konuda Müslümanların halifesiz yani fıkıh kurallarının mahkemelerde konuşulmadığı toplumlarda yani şeriat hükümlerinin kanun olarak tenfiz edilmediği, uygulanmadığı toplumlarda bu konularda karar verme hakkı kimsede yoktur. Hiç kimse filancanın 72 saat veya 72 haftadan beri namaz kılmadığını tespit ettim. Binaenaleyh bu konuda hüküm veriyorum deme hakkı yoktur. Alimin de böyle bir hakkı yoktur. Anne babaların da çocukları hakkında böyle bir hakkı yoktur. Eşlerin de birbirleri hakkında böyle bir karar verme yetkisi yoktur. Yani namaz kılmayanla ilgili hükmün iki boyutu var. Bir melekler bu adam hakkında ne yazıyorlar? Bunu konuştuk, bizim bu konuştuklarımız melekler ne yazıyor, bu adamın Allah katındaki hükmü nedir, kim deniyor buna, buna namazsız deniyor.
[28:07]3 gündür namaz kılmadığı tespit edildi. Allah'ın bu konudaki bu adam hakkında, bu kadın hakkında, bu namaz kılmayan insan hakkındaki hükmü Müslümanların gezdiği sokaklar değil, orada bir hapishanelerdir veyahut da idamdır der Allah. Hüküm budur. Eğer Ömer bin Hattab Radıyallahu Anh'ın başımızda olduğu bir toplum olsaydık biz ya da halifenin ayete göre, hadise göre hüküm verdiği bir toplum olsaydık biz o zaman devlet çıkıp bu kararı verecekti. Filanca namazsızlığından dolayı işte şuraya hapse atılmıştır diyecekti ama şu anda Müslümanlar böyle bir imkana sahip değillerdir.
[29:03]Zaten namazsızlık da bu başsızlıktan bu kadar büyük bir kol, dal budak salabilmiştir. Hatta namazın, namazsızlıktan daha büyük bir suç olabildiği yerler takdir edilebiliyorsa filan yerde namaz kılınır mı hiç, filan toplantı bırakılıp namaz kılınır mı hiç, filanca hiç işini bırakıp namaza gidebilir mi denilebiliyorsa eğer bunun da temelinde bu sorun yatmaktadır. Hangi sorun? Namazla ilgili bu hükmü uygulayacak makamın olmayışıdır. Peki Müslümanlar olarak biz şeriatımızın hükmünü öğrendik. Namaz kılmayanın hükmü budur dedik. E bunu uygulayacak merciği de yok diyoruz. Peki biz Müslümanlar olarak ne yapacağız da dinimizin bu konudaki hükmünü geçerli hale getireceğiz.
[30:10]Eee yani bu şeriatımızın dinimizin namaz kılmayanla ilgili koyduğu bu kural başımız yok, eee temsilcimiz yok, dinimiz kanun gücünde bir yetkiye sahip değil diye uçuk mu kalacak, havada mı kalacak? Hayır. Müslümanlar birbirlerinin bedenleri üzerine din kuralı uygulayamazlar.
[30:45]Namaz için de böyle. Mesela hırsızın kolu kesilir. İleride bunun fıkıh kuralı olarak göreceğiz Allah'ın emri olarak ama bu kolu ancak halife keser. Müslümanların devletinin başında bulunan keser. Yoksa camide Müslümanlar toplanıp hırsızlık yapana namazdan sonra kol kesme cezası uygulamazlar. Müslümanların devletinin olmayışı, başının olmayışı bir sürü alanda Allah'ın hükmünün uygulanmayışı eee anlamına geliyor.
[31:22]Böyle bir gerekçenin sebebi olarak karşımızda duruyor. Şimdi Müslümanlar olarak biz Allah'ın hükmünü öğrendik. Namaz kılmayan en azından ömrünün geri kalan kısmını veya namaza başladım diye imza atacağı zamana kadar olan kısmını hapishanede geçirmeli, zindanda geçirmeli dedik. Peki namaz kılmayan eşine ne yapacak bir Müslüman? Onu evinde kilitleyip hapse mi atacak? Hapis cezası verip.
[32:04]Veyahut da Müslümanlar eee filan namaz kılmayana ne yapacaklar? Evet, bu çok önemli. Kesin kuralı koyuyoruz. Hiçbir mezhepte, hiçbir alimin içtihadında devlete ait yetkiyi kullanmak ferde, bireye verilmez, böyle bir şey yoktur. Ceza tatbikinde sadece Müslümanların başındaki halife yani devlet yetkilidir. Anne babalar, eşler, öğretmenler bu şeriatın getirdiği cezaların infazında yetkili değillerdir. Böyle bir şey yaparlarsa suçlu duruma düşerler. Çünkü bu bir mahkemeyi adaletin tahakkukunu gerektirmektedir.
[33:00]Mahkeme konusudur bu kararların hepsini zaten mahkeme tescil edecek. Mahkemenin kararına binaen bu tip şeyler uygulanabilir. Bu sebeple anneler babalar, öğretmenler, eşler birbirlerine böyle cezalar uygulayamazlar. Bu kesin bir kanundur. Ama bu durum Müslümanların halifesinin olmayışı, devletinin olmayışı, şeriatlarının kanun olarak uygulanmayışı namazsızların, bi namazların, namazı önemsemeyenlerin elinin kolunun serbest dolaşmasını hatta onların namaz kılanlardan daha etkin, daha müessir konumda olmalarını garanti etmiş olmak için midir? Hayır, öyle de değil.
[33:49]Bir mesela aileden başlıyor. Anne baba namaz kılmayan çocuğunu hapse sevketmeyecek elbette, böyle bir hakkı yok. Zaten anne babanın bunu yapması normal İslam devletinde bile olsa yetkili olduğu bir iş değildir. Zira namaz kılmayan bir çocuğu mahkemeye sevketttiğinde devlet anne baba da mahkemeye gidecek. Bu çocuk şu yaşa kadar yeterli namaz şuuru görmüş müdür diye bir sorgulamaya tabi tutulacaktır. Yani anne baba kendisinin de yargılanacağı bir mahkemede konuşacaktır bunu. Dolayısıyla namaz kılmayan çocuğa beddua etmek, namaz kılmayan çocuğu horlamak, cezalandırmak anne babanın henüz yapabileceği bir iş değildir. Yani ne olacak? Bir defa mesela mahkeme Ömer bin Hattab Radıyallahu Anh'ın yaşadığı dönemde bir mahkemeye bir delikanlının namaz kılmadığı için sevkedildiğini düşünelim. O mahkemeye onun babası, annesi çağırılacak. Mesela hakim diyecek ki, baba anne siz ezan okunduğunda bu çocuk orada oynarken 2-3 yaşındayken ezan okundu diye hemen siz abdeste gittiniz, hemen misafiri evde bırakıp namaza gittiniz çocuk sizi namaz konusunda titiz namaz deyince hayat durur, namaz deyince ekonomik, menfaat filan göze geçirilmez, dükkan kapanır, her şey durur. Bu şekilde gördü mü bu çocuk sizi? Yoksa siz sadece namaz farzdır mı dediniz bu çocuğa? Yani namazın farz olduğunu öğretmek başka bir şey. Namazın farz olduğuna eğitmek başka bir şey. Öğretmek 3 günlük iş. Namaz, zekat, oruç hepsi 3 günde bir çocuğa çok rahat öğretilebilir. Ama namazın ağırlığı, azameti, namazın ciddiyeti bir eğitim meselesidir. Çocuk daha gözünü açıp kundaktan yeni çıktığı gün bile annenin ezan okunurken nasıl mum kesildiğini, en sevimli misafirlerin, en candan arkadaşların ezanı duyunca muhabbeti bırakıp hemen seccadeye kapandıklarını görmelidirler. Hatta hatta bazı anneler çocuklarının dikkatle onu izlediği zamanlarda aybaşı olup da namaz kılmamaları gerektiği günlerde bile aman çocuk niye namaz kılmıyor annem bunu anlamaz da arasıra kılınmıyormuş zannederler diye güya abdest alıp namaz kılıyormuş gibi namaz rolleri yaparak, seccadeyi seriyor, çocuk da annem namaza durdu zannediyor öbür odaya gidiyor, o bırakıyor, namaz kılmıyor zaten, niyet etmiyor. Bunu bile düşünüp düşünmediği sorulur bir anneye. E bu çocuk 6 yaşında. Bu kadın arasıra kılıyor, arasıra kılmıyor. Demek ki namaz arasıra kılınır, arasıra da kılınmaz demesin diye böyle bir rol dahi yapıp yapmadığı anneye babaya sorulmadan o çocuğun namaz kılıp kılmadığıyla ilgili, namaz suçu işleyip işmediğiyle ilgili karar verilmez. Mesela anne baba açısından böyle. Eşler açısından eş namaz kılmıyor, bu konuda koca veya kadın eee küplere biniyor Anadolu deyimiyle. Nasıl namaz kılmaz bunun eşi? Daha önce çok güzel namaz kılar, namaz konusunda ihmali olmaz bir eş olarak mı aldın da namazı bıraktı? Yoksa namaz kılan bir evden kız istemeye geldiği için o da namazda camide kılıp geldik şimdi ya da kayınpeder adayıyla beraber hemen cemaatte namaza durdular, bir iki namaz kıldı. Siz de namaz kılıyor bu delikanlı diye mi kız aldınız, verdiniz? Bunlar hep sorulacak şeyler. 3 günlük namaz takibi mi yapıldı evlenmeden önce? Yoksa çocukluktan itibaren onun namaz takvimi, namaz tahlili yapılarak mı bu evliliğe evet dendi? Eşim namaz kılmıyor deyip atmak kolay. Eşim namaz kılmıyor diye bir karar veremeyiz. Evde anne baba olarak çocuk olarak yurtta müdür olarak bir medresede hoca olarak insanların namaz kılmamaları konusundaki kararlarımızda önce kendimizi soruşturmak ne kadar etkin olduk demek mecburiyetindeyiz. Hani biz eee camiye göndermiştik de çocuk orada imamdan öğrenmişti namazı öğrenmişti. Öğrenmekle eğitilmiş olmak başka bir şey. Tıpkı ne gibi? Bir aracın direksiyonu, vites kolu, gaz pedalı, fren pedalını bir dakikada öğrenir insan. Motoru da bir saatte öğrenir ama şoförlük için yüzlerce kilometre egzersiz yapmak gerekiyor. Yüzlerce metre yanlış park ediyor, yanlış şuraya değiyor, buraya değiyor, heyecandan motoru stop ettiriyor. Aylar sonra insan şoför oluyor. Ehliyet alıyorsun, şoför olmak için aylarca sokaklarda risk atlatmak gerekiyor. Namazın da öğretilmesi böyle bir saatte öğretilir. Ama namaz zevki, secdeye gidince bütün dertlerini unutma hazzı aylar, seneler sürebilir. Çocuklarımızı öğretmekle eğitmenin hangisini yaptığımıza dikkat edeceğiz. Bu eğitmeye de sadece nasihat etmek, vaaz etmek, bir hoca efendiye götürüp elini öptürmek düzeyinde değil, daha ileriki şeylere eğitim diyoruz. Bir de bak Kur'an-ı Kerim vastabir aleyha sabret diyor, sabret. 3 günlük mücadeleye sabır denmez. Sabır neye deniyor? 950 senelik Nuh Aleyhisselam'ın yaptığına sabır deniyor. Bir anne, bir baba, bir eş, bir öğretmen, bir müdür veya insanlara bu konularda nasihat eden birisi 15 gündür anlatıyorum artık dayanamayacağım dediği zaman Nuh Aleyhisselam kıs kıs güler onun önünde. 15 gün ne demek ya, 15 gün sabretsen ne olur, etmesen ne olur? Ameliyatın dikişlerini tutmasını mı bekliyorsun, 15 gün sabrettim diyeceksin. 15 gün hiçbir rakam değil. E 7 yaşında başladık, 25 yaşında oldu, şu kadar senedir sabrediyorum hiçbir şey değil. 950'nin altına koyup, 950 Nuh Aleyhisselam'ın rakamı bu. Allah Kur'an'da niye Nuh Aleyhisselam'ı 1000 yıldan 50 yıl eksik sabretti diye niye anlatıyor bize? Sabrın doruk kaynama noktasını gösteriyor. Bir Müslüman eşiyle, çocuğuyla, arkadaşıyla namaz veya din konusunda, ahlak konusunda uğraşıyor. Her gün sabah söylüyor, akşam söylüyor. Eee ne kadar sabır derecem ne kadardır diye ölçmek için mesela ne yapacak? 45 senedir uğraşıyorum diyecek eşiyle. 950 yazacak, altına 45 yazacak, çizgi çizip eksi işareti koyacak. 950'den 45'i çıkacak, kaç kaldıysa o kadar daha süresi kaldı demektir. Sabır bu demek. Öyle üç defa tenbih edip dördüncüsünde de tokat patlatmak, beddua etmek sabır değil, şeytana alet olmaktır o. Şeytana alet olmaktır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz amcasına yalvarıp yakarmada 11 sene sabretti. O 11 senede başarıyla sonuçlanmadı. Biz şeriatımızın bu konudaki hükmünün ağırlığı altında yanlış yaparsak şeytana yardım etmiş oluruz. Namaz ağır, vastabir aleyha, namaza sabret. Sabırsız olmaz bu iş. Ve mür ehleke bissalati ve sabret. Ne kadar büyük hikmet bu. Yani sabretmezsen namaz konusundaki tembihlerin işe yaramaz demektir. Hele ufleyip pufleyip, gerginleşip kaç aydır tembih ediyorum hala bir sabah namazına kaldıramadım diye özellikle hata yapmak şeytana yardım etmektir. Bu sefer namaz kılmadığı için senin gözünde sıkıntılı olan çocuk, eş kimse artık sana karşı senin baskından dolayı önünde iki seçenek görecek şeytanın önünde. Bir çek git bununla bir arada durma diyecek, sen insan kaybettin. İki yalan söyle, abdest aldım de sadece elini yıka o seccadenin başına geç. Bir rekat kıl, altı rekat kıldım de diye şeytan ona hileler öğretecek. Namaz büyük bir suçtu, ondan daha aşağı kalmaz yalan eğitimi yapmış oldun. Unutmuyoruz Allah bize çocuklarınıza namazı emredin, namaz kıldırın, eşinize namaz kıldırın diye tembih ediyor. Şeytanı da binlerce sene öncesinden üzerimize saldı namaz kılmamak için, namazı zor göstermek için gereken şeyleri de ona yaptırıyor. Neden? Kim bir mücadele vererek gözyaşı akıtarak, sabırla 10 sene, 30 sene, 80 sene, 900 sene, 950 sene sabrederek bu işi becerecek onu görmek istiyor Allah. Öbür türlü kıl kıl yat yat kalk kalk böyle sadece hayvanlar gibi otunu verince istediğin kadar süt veriyor tarzında bir hayatımız olsaydı karşılığında cennet olur muydu bunun? Hayvanlar niye cennete girmeyecekler? E niye girsin ki? 10 kilo ot yiyip 3 kilosunu süt vermişti, dünyada otunu yemiş, sütünü de vermiş iş bitmişti. İnsan öyle değil ki, 10 kilo ot yiyip karşılığında 3 kilo süt vermiyor ki insan. Büyük mücadelelerle şeytanla şeytanın yürüyen iki ayaklı temsilcileriyle bir ömür boyu mücadele ediyor insan da o bir ömür boyu mücadelenin karşılığı ebediyül abad olan cennet oluyor.
[44:59]Aksi takdirde öyle ot yiyip süt verip tarzda eee Allah namaz kıl diyor, şeytan yok, engel yok, hemen kalkıp namaz kılıyorsun. Oruç tut diyor tamam şu saatten itibaren oruç tut diyorsun. Ne gıybet var, ne bir şey var, oruç tutunca her şey kilitleniyor. Böyle olsaydı hayat o zaman karşılığı cennet olmazdı. Toprak olup gidiyor olmamız lazımdı bizim de. Hayır, hayır, asla böyle değil. Müthiş bir mücadele, büyük bir savaş yapıyoruz. Şeytan binlerce yıllık büyük tecrübesiyle karşımıza çıkıyor, bizimle uğraşıyor, çocuklarımızla uğraşıyor, eşlerimizle uğraşıyor, komşularımızla uğraşıyor. Bu arada bu büyük savaşın arasında da ezanı duyar duymaz secdeye kapanınca mümin işte bu dalın altından kendiliğinden fışkıran büyük bir maden gibi büyük bir başarı ve büyük bir puan oluyor müminin lehinde.



