[0:25]Diyanet TV'nin çok değerli izleyicileri, bugün yine bir Kudüs biyografisi programında sizlerle beraberiz. Bugün 19. yüzyılı özellikle bütün dünyada dönüşümün olduğu tabii Kudüs'ü de bunun içine katarsak çok önemli bir dönüşüm eee yüzyılı ve Kudüs'ün bu yüzyıl içerisinde eee geçirdiği değişiklikleri ele alacağız. Çok bu konuda uzman bir hocamızla Profesör Doktor Yasemin Avcı hocamız Pamukkale'den Denizli'den bize geldi Pamukkale Üniversitesi'nden. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk hocam. Sağ olun. Hocamın tabii 19 yüzyıl Kudüs ile ilgili çok önemli çalışmaları var. Çok önemli de bir kitabı var. Ama başlamadan önce 19. yüzyılın genel olarak hani bir dünya siyasetinde özellikle bölgemizde dönüşümler hususunda nasıl bir yüzyıl olduğunu hocamıza sorarak başlayalım. Evet. Şimdi 19. yüzyıl aslında uzun bir yüzyıl. Hatta imparatorlukların en uzun Yılber Ortaylı'nın kitabı. Aslında eee İlber Ortaylı hocamız da kullanıyor bu ifadeyi ama bu ifade daha geniş bir çevreye de mal olmuş bir ifade aslında. Eee ve tabii ki imparatorlukların yeniden biçimlendiği ve bizim sık sık devrimleri gördüğümüz bir yüzyıl. Eee aslında eee bu biliyorsunuz Fransız devrimiyle birlikte başlıyor. Arkasından 1830 ve 48 ihtilalleri bilhassa Avrupa'da ve beraberinde pek çok izimlerin çıktığı bir aslında yüzyıl. Osmanlı Devleti de eee bu dönemde yenilendiği bir döneme giriyor. Eee ve aslında çöküş dönemi olarak adlandırır bunu tarihçiler pek de yanlış bir şeydir. Eee çünkü imparatorluğun yeniden yapılandığı bir dönem bu. Bürokratik açıdan yeni bir yapımız var. Ekonomik açıdan, idari açıdan, hukuki açıdan, toplumsal yaşam açısından.
[3:04]Okullar açısından. Okullar, eğitim açısından tabii ki ve yeni bir neslin doğduğu bir dönem. Aslında o nesilde Cumhuriyeti kuran nesil. Tabii ki tabii ki. Yani Cumhuriyeti kuran bütün paşaların Osmanlı paşaları olduğu gerçeğini bizim hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.
[3:25]Ve Osmanlı paşalarının Cumhuriyeti oluşturan zihniyeti aslında Osmanlı döneminde edindiklerini de unutmamamız gerekiyor. Ve beraberinde de tabii ki yeni bir yaşam tarzı da bu dönemde ortaya çıkıyor. Bu Osmanlı eee Devletini de etkiliyor. Tabii ki Avrupa'daki özellikle bu dönem hepimizin kabul etmesi gerektiği gibi Avrupa'nın az başı gittiği ve belirleyici olduğu bir eee dönem yeni yaşam kültürü açısından ve Avrupa'ya yaşam kültürünün Avrupa'daki düşünce biçimlerinin Osmanlı Devleti'ne de sirayet ettiğini yeni bir tabii başkalaşım içerisinde de girdiğini de ifade etmek lazım.
[4:05]Yani bunu eee basit bir hani eee bir kopyacılık, basit bir işte taklitçilik gibi de görmek herhalde eee buradaki Osmanlı'daki düşünsel gelişmeleri hafife almak olacaktır. Eee dolayısıyla bizim de yine bu perspektifte bakmamız lazım. Her açıdan mimari açıdan da mesela bu dönem çok farklı anıtsal yapıların, imparatorlukların ampir üslupta. Aslında biraz da imparatorlukların sonu diyebilir miyiz hocam? Tabii yani yüzyıl başında. Tabii diyebiliriz ama eee yani eee bir tarih döneminin ne zaman bittiğini tekrar başka bir dönemin ne zaman başladığını biz belirlerken hani pek siyasi rejimlere bakmasak sanki daha iyi olacak gibi hoca.
[4:54]O zaman 19. yüzyıl önemli bir kültürel değişim. Kesinlikle kesinlikle. Yani yaşamı ilgilendiren her açıdan aslında çok büyük değişim ve dönüşümlerin olduğu bir yüzyıl. Hiç şüphesiz. Peki Kudüs'e etkisine gelelim. Tabii Kudüs aslında benim hani çalıştığım dönemler boyunca küçük bir şehir. Yani 10.000, 20.000 nüfus arasında bir şeyi var. Eee ve eee çok gelişen, çok büyük bir şehir değil. Bu 19. yüzyılla birlikte sanırım Kudüs de çok büyük bir dönüşüme uğruyor. Yani şehir yapısı olarak nüfus artıyor. Bu konuda neler söyleyebiliriz hocam? Eee Kudüs çok küçük bir şehir sevgili hocam sizin de söylediğiniz gibi. Sur içi alanı 1 kilometrekarelik bir alan. Hatta 0.900 metrekare. 1 kilometre bile değil. Diyebiliriz evet. 1 kilometre bile değil. Bu şehrin eee biz baktığımız zaman iktisadi açıdan da öyle çok büyük bir önemi yok. Askeri açıdan da çok büyük bir önemi yok. İdari açıdan Şam'a bağlı. Ben 19 yüzyılın 19. yüzyıla kadar hep Şam'a bağlı. Hep Şam'a bağlı. Eee fakat 1830'lu yıllar özellikle çok önemli değişikliklerin başladığı bir dönem. Eee evvela pek çok faktör var tabii.
[6:17]Bunu tek bir faktöre ya da birkaç taneye indirgemek eee pek de doğru olmaz ama hani en başat olanlarını söylememiz gerekirse evvela Avrupalı devletler, Avrupa kamuoyu adeta Kudüs'ü yeniden keşfediyorlar bu dönemde. Tabii ne tür saikler var bunun arkasında diye sorulursa evvela bu dönem zaten dini uyanışlar dönemi ve incil çalışmalarının başladığı bir evre. İncil'in geçtiği yerde. Tabii incil incilde geçen bu hikayelerin olduğu yerler merak ediliyor. Eee ve bunun tekrar öğrenilmesi o coğrafyayla olan tecrübenin arttırılması, bilimsel çalışmaların gerçekleştirilmesi akabinde bakıyoruz diplomatik temsilcilikler bu dönemde. Tabii ki Avrupalı devletler birbirinin arkasına hızlı bir biçimde burayı bir diplomatik merkez haline getiriyor. Önce İngilizler biliyorsunuz her zaman olduğu gibi. Kasıtlı. Evet evet yani burada hani kasıtlı elbette neden? Çünkü sadece bir dış politika unsuru değil Kudüs. Aynı zamanda Avrupalı devletler için bir iç politika unsuru. Hristiyan haklarının bu kutsal şehirde korunması kamuoyunu çok ilgilendiriyor. Yani bu aynı zamanda Osmanlı'ya da bir baskı aracı. Tabii mutlaka Osmanlı'ya da bir baskı aracı oluyor. Yani konsolosların burada oluşturulmuş olmasıyla birlikte Kudüs çok ciddi bir diplomatik mesele, bir diplomatik merkez olarak da kendini gösteriyor.
[7:52]Kaldı ki biz Kırım Harbi tecrübesini de unutmayalım. Yani 1853 yılında başlayan bu büyük harp gibi biliyorsunuz bazı tarihçiler İlk Dünya Savaşı Kırım Harbi'dir derler değil mi? Biraz da Osmanlı için de sonun başlangıcıdır gibi şeyler de var. Ben biraz bu imparatorluğun sonu meselesini biraz daha hani farklı değerlendirmeye çalışan bir araştırmacıyım. Çok tartışmalı buluyorum ben biraz o konuyu ama elbette en azından hani biz Osmanlı'nın o büyük devlet yani Düveli Muazzamadan olması meselesini dikkate alıyorsak elbette giderek Avrupalı devletlerin arkasında kaldığını, bir dünya gücü olarak yaptırım gücünü büyük ölçüde yitirmeye ya da azalmaya başladığını söyleyebiliriz.
[8:46]Yani onun için hani Kırım Savaşı gibi bir savaşa neden olmuş Kudüs bir tecrübe de yaratıyor. Çok önemli. Tabii bir tecrübe de yaratıyor ve Avrupalı diplomatların açtığı temsilcilikler arkasından sıkmayalım seyircimizi ama kapitülasyonların getirdiği birtakım hakları korumak adına Kudüs'ün ciddi bir aslında eee siyaseten bir ehemmiyet mevki haline geldiğini görüyoruz. Bir de tabii Yahudi göçü var. İkinci olarak. Esas belki Kudüs açısından baktığımızda. Siyonist hareketin eee hazırladığı ve itelediği, finanse ettiği, organize ettiği bir göç eee hatta üç göç hareketini biz eee görüyoruz. Eee işte 1892'de 1. dalga hemen eee işte arkasından 1900'lerin başında 2. dalga eee ve 3. dalga şeklinde de yine 1. Dünya Harbi'nden önce bu dalgalar devam ediyor. Tabii bununla beraber binlerce Yahudinin de biz Kudüs'e eskiden sadece hac için ya da burada hani dini bir yaşam sürmek için gelip eee kalmak isteyen Yahudiler yerine ve yurt edinmek isteyen ve bambaşka bir Kudüs algısıyla aslında eee buraya varan eee Yahudi çevreleri görüyoruz.
[10:13]Yani esas demografik değişim çok önemli diyorsunuz. Mutlaka ama demografiyi de çok fazla aslında bizim eee bir hayli müphem bir konu bu. Aslında çok da polemik konusu. Yani Kudüs'ün nüfusu basitçe söylemek gerekirse ne zaman Yahudiler baskın oldu. Bir muamma mı hocam bilmiyoruz. Hep soruluyor bu bize aslında. Nüfus kayıtlarına baktığımız zaman Osmanlı nüfus kayıtlarına Müslümanlar eee biraz daha yine çoğunlukta yüzyılın sonuna doğru. Ama bu kayıtlarda eksik. Bazı defterler eksik. Yabancı bir de tabi olanlar. Tabii başta tabi olan Yahudiler sayılmıyor. O yüzden bir muamma bu. Yani nüfusun fazla olmasından ötürü daha ziyade aslında biz Kudüs'teki entelektüel yaşamın, siyasetin, kent siyasetinin kimler tarafından aslında kontrol altına alındığını, kimlerin eee işte kent siyasetinde, kent kültüründe ağırlıklı bir pozisyonda olduğuna bakmalıyız biz. Yani aslında buradan eee yürümeliyiz. Çünkü nüfus her şey değil. Kaldı ki gelen siyonist göçlerle gelen Yahudilerin eee biz büyük ölçüde hani eee yardıma ihtiyacı olan haluka dediğimiz sadaka ile geçinen ve dışa bağımlı topluluklar olduğunu da biliyoruz.
[11:37]Yani kent ekonomisinde siyasetinde çok fazla ağırlığı olan yani bir topluluk değil. Dolayısıyla Osmanlı buradan ayrıldığında eee öyle Yahudi kamuoyunun baskın olduğu bir kent bırakmadı. Bunu çok açık bir biçimde söyleyebiliriz.
[11:55]Peki hocam eee ama eee şehrin statüsünde de biz bir değişim görüyoruz. Yani 19. yüzyıla kadar hep hatta Memlükler döneminde de öyle hep Şam'a bağlı.
[13:44]küçük bir şehir, dini, kültürel önemi olan bir şehir şeklinde geçiyor ama bir siyasi önem kazandığını anlıyoruz ki doğrudan merkeze bağlanıyor. Evet. Doğrudan merkeze bağlanması 1871 yılından hemen sonra gerçekleşiyor ve aslında Osmanlı Devleti demin de anlatmış olduğumuz tüm gelişmelerden elbette haberdar ve bu gelişmeler karşısındaki Kudüs'teki varlığını ve siyaseten idareten etkisini ve yetkisini muhafaza edip geliştirmek istiyor. Bir tehdit görüyor. Tabii ki bunu bir tehdit görüyor. Yani nihayetinde 38'den beri diplomatik temsilcilikler var. Şeye geldiğimizde, 60'lara geldiğimizde bütün Avrupa devletlerinin konsoloslukları var. Her bir Avrupa devletinin artık burada bir temsilciliği var. Dolayısıyla her biri Avrupalı Devleti üzerinde Kudüs'teki gelişmeler söz konusu olduğunda bunu bir baskı unsuru olarak da kullanıyorlar. Osmanlı Devleti buradan doğrudan haber almak ve tabii ki gelişmelere doğrudan müdahale etmek için eee Kudüs'ü İstanbul'dan yönetilen bir mutasarrıflık olarak örgütlüyor. Ve buraya gönderdiği yöneticilere baktığımız zaman da üst düzey yöneticiler özellikle seçiliyor. Yüzyıl sonuna kadar hemen hemen hepsinin Paşa unvanını taşıdığını söyleyebiliriz. Eee özellikle 2. Abdülhamit döneminde Mabeyni Hümayun baş katiplerininnden gelen eski Tabii hem en üst düzey hem padişahın yakın çevresi. Doğrudan bağlantı kurabileceği. Ondan onun güven duyduğu ve özellikle hani kendi çevresinde olmasını istediği kişilerden seçiliyor. Ve eee bu Avrupalı tarihçiler eee tarafından bu gelişme biraz yanlış anlaşılıyor. Aslında ben iyi niyetli konuşuyorum. Belki de mahsus çarpıtılıyor. Çünkü eee bağımsız bir eyalet haline aldı deniyor ve maalesef bu yazıları okuyan bazı eee Osmanlı tarihçileri de bu fikri ya da bu yargıyı devam ettiriyorlar. Bağımsız bir eyalet demek başka bir şey elbette. Tam tersine aslında 1871'den itibaren ki bu statü İstanbul'un kuvvetli bir biçimde Kudüs'te var olmasını sağlayan bir statü. Kudüs'e verilen ehemmiyetin, önemin burasının bir siyaset eee bir nezaket mevki olduğunun artık görüldüğünün bir ifadesi tabii ki. Hocam tabii 19. yüzyıl bütün dünyada bir değişim çağı ama aynı zamanda Kudüs için de önemli değişimlerin olduğu bir dönem. Bu sadece toplumsal yapı, demografiyle alakalı değil ama aynı zamanda eee statüsünün değiştirilmesi diye bir konu var. Çünkü Kudüs hep eskiden beri Şam'a bağlı. Memlükler döneminde de Osmanlılar döneminde de hep Şam'a bağlı. Küçük bir şehir, dini, kültürel önemi olan bir şehir şeklinde geçiyor ama bir siyasi önem kazandığını anlıyoruz ki doğrudan merkeze bağlanıyor.
[17:11]Evet. Doğrudan merkeze bağlanması 1871 yılından hemen sonra gerçekleşiyor ve aslında Osmanlı Devleti demin de anlatmış olduğumuz tüm gelişmelerden elbette haberdar ve bu gelişmeler karşısındaki Kudüs'teki varlığını ve siyaseten idareten etkisini ve yetkisini muhafaza edip geliştirmek istiyor. Bir tehdit görüyor. Tabii ki bunu bir tehdit görüyor. Yani nihayetinde 38'den beri diplomatik temsilcilikler var. Şeye geldiğimizde 60'lara geldiğimizde bütün Avrupa devletlerinin konsoloslukları var. Her bir Avrupa devletinin artık burada bir temsilciliği var. Dolayısıyla her biri Osmanlı Devleti üzerinde Kudüs'teki gelişmeler söz konusu olduğunda bunu bir baskı unsuru olarak da kullanıyorlar. Osmanlı Devleti buradan doğrudan haber almak ve tabii ki gelişmelere doğrudan müdahale etmek için eee Kudüs'ü İstanbul'dan yönetilen bir mutasarrıflık olarak örgütlüyor. Ve buraya gönderdiği yöneticilere baktığımız zaman da üst düzey yöneticiler özellikle seçiliyor. Yüzyıl sonuna kadar hemen hemen hepsinin Paşa unvanını taşıdığını söyleyebiliriz. Eee özellikle 2. Abdülhamit döneminde Mabeyni Hümayun başkatiplerininnden gelen eski Tabii hem en üst düzey hem padişahın yakın çevresi. Doğrudan bağlantı kurabileceği. Ondan onun güven duyduğu ve özellikle hani kendi çevresinde olmasını istediği kişilerden seçiliyor. Ve eee bu Avrupalı tarihçiler eee tarafından bu gelişme biraz yanlış anlaşılıyor. Aslında ben iyi niyetli konuşuyorum. Belki de mahsus çarpıtılıyor. Çünkü eee bağımsız bir eyalet haline aldı deniyor ve maalesef bu yazıları okuyan bazı eee Osmanlı tarihçileri de bu fikri ya da bu yargıyı devam ettiriyorlar. Bağımsız bir eyalet demek başka bir şey elbette. Tam tersine aslında 1871'den itibaren ki bu statü İstanbul'un kuvvetli bir biçimde Kudüs'te var olmasını sağlayan bir statü. Kudüs'e verilen ehemmiyetin, önemin burasının bir siyaset eee bir nezaket mevki olduğunun artık görüldüğünün bir ifadesi tabii ki. Ama beraberinde biz eee bu statü Kudüs'teki gelişmelerde Osmanlı izlerini arttırıyor. Bunu da belirtmemiz lazım. Hocam mesela ben şunu sormak istiyorum. Ben tabii o 19. yüzyıl belgelerinde genel olarak gördüğüm şey bu özellikle Yahudilerin oraya sürekli olarak gelmesi yabancı eee Avrupa tabiyetine mensup insanların gelmesi ve sürekli oraya yerleşmesi. Bunların içinde tabii büyük kısmı Yahudi. E dolayısıyla buna karşı da hep merkezden tedbirler alınması, işte çeşitli izinler verilmesi, yerleşim yapılmaması şeklinde. Eee büyük bir şey trafiği var. Eee evrak trafiği var. Kesinlikle ama eee tabii bu çok başarılı olmuyor sanırım. Hani bu merkeze bağlan bağlanma teşebbüsü de. Bu merkeze bağlanma teşebbüsü daha önceki döneme göre yani bu evrak eee gidişi açısından da bir farklılık arz ediyor mu veya bir başarı. Tabii ki. Tabii ki. Ya bununla beraber biz buna paralel olarak Osmanlı arşiv belgelerinde ciddi bir aslında sayıca ve içerik olarak da çok zenginleşmeye başladığını görüyoruz. Kudüs'teki en küçük gelişmelerden eee biz haberdar olur hale geliyoruz. Arşiv kayıtlarını izleyenler ve onlardan yararlananlar olarak bu da tabii İstanbul'un oradaki gelişmelerden haberdar olduğunu ve bu gelişmeleri de kendi eee işte politikaları doğrultusunda eee çeşitli şekillerde yönettiğini de bize aslında gösteriyor elbette. Tabii bir de bu eee önce oldukça burada eee konsolosların baskıları da tabii çok önemli. Oradaki yönetime karşı ve kendi tabii biri burada mezhep meselesi var Ortodoksluk. Herkesin bir koruyucusu var. Bu da tabii Kudüs'ün toplumsal yapısında bir dönüşüme de yol açıyor gibi. Yani artık oradaki toplumdaki eee insanların Kudüs'te yaşayanlar Osmanlı tebasından ziyade işte bir Fransızların himayesinde bir Rusların himayesinde şeklinde bir dönüşüme yol açtığını söyleyebilir miyiz 19. yüzyıl.
[21:37]Mutlaka bu özellikle kolonileşme yahut işte bir Alman kolonisinden bahsedebiliriz. Biz burada bir İngiliz artık eee cemaatinden bahsedebilir bir Protestan cemaati onunla beraber duruyor ve her birinin artık yani Katolikler ya da Latinler başka türlü eee elbette bir koruyuculuk da alıyorlar. Ama şunu da söylemeyi unutmayalım. Yani bu bizim Kudüs'ün tamamen hani farklı bir kültürel çevreye girdiğini yahut Avrupalıların bu şehri bütünüyle domine ettikleri anlamına gelmez. Gelmez. Eee sayıca çok azlar çünkü. Eee en azından hani bu şeye kadar Osmanlı oradan ayrılana kadar diyebiliriz. Yani o zaman ben sizin söylediklerinizden şunu anlıyorum. Çünkü burada çok bir kafa karışıklığı var nüfusla ilgili. Yani Osmanlılar çekilene kadar Filistin'de ve Kudüs'teki Yahudi nüfus veya yabancı nüfus hiçbir zaman Müslüman nüfusun ötesinde daha ağırlık kazanmıyor. Kazanmadığı yani bazı tarihçiler bunu net bir biçimde söylüyorlar ama bizim görebildiğimiz kadarıyla kayıtlardan da takip edebildiğimiz kadarıyla öyle bir demografik yapıda Yahudilerin bütünüyle baskın olduğunu söylemek zor. Ama eee aslında burada sayıdan ziyade biz etkinliğe bakmalıyız diye ben düşünüyorum. Yani burada Yahudi nüfusun Kudüs'ün siyasetinde ya da ekonomisinde veya kültür hayatında ne kadar baskın olduğu ciddi ölçüde tartışmalıdır. Eee sayıdan çok daha önemli eee bana kalırsa bu husus. Peki burada bu konsolosların ve yabancı ülkelerin desteği eee de önemli o zaman oluyor. Tabii ki tabii ki önemli oluyor. Çünkü hemen hemen her eee en küçük bir gelişmede dahi bunu gerektiğinde kendi Dışişleri bakanlarına veya işte eee kendi merkez eee lerindeki bağlı oldukları merkezdeki elçiliklere yazdıklarını biliyoruz. Elçilikler buna istinaden Osmanlı Hariciye nezaretinde bu meseleyi gündeme getiriyorlar ve girişimlerde bulunuyorlar. Öyle ki bazen bir eee bir bireyin tek bir şahsın bile bir bahçesine yapacağı bir müştelilat yapısı bile bizim eee arşiv kayıtlarına yansır hale geliyor. Yani tabii o bir ufacık iç olayda bile bir dış etki Kesinlikle kesinlikle. Yani çok basit bir mesele eee yıllarca süren bir diplomatik problem halinde kendini gösteriyor kayıtlarda. Avrupalı devletlerin burada nüfus kurma ve etki yapma, şehre etki yapma, var olma mücadelesinin sonuçları elbette bunlar. Peki hocam, eee biz şöyle eee şu anda işte Kudüs'te bölünmüş bir yapı var. eee tamamen. Eee 19. yüzyıl öncesinde ve 19. yüzyıl sonrasında toplumsal bünyedeki değişimleri nasıl açıklayabiliriz? Yani böyle bugün olduğu gibi mi veya daha mı farklı veya 19. yüzyıl. Hani parçalanmış bir şeydir eee bugünkü şehir Kudüs şehri. Elbette bölünmüş bir şehir. Yani bugünkü Kudüs'ü gezdiğimiz zaman bambaşka kültür çevrelerine ve hatta ve hatta çağlar arasında gidip geliyorsunuz. Maalesef böyle bir durum var. Osmanlı döneminde böyle miydi? Eee şimdi bu bölünmüş yapıyı eee Osmanlı döneminde arayanlar çok fazla. Eee ve ne yazık ki aslında böyle bir algı da oluşmuş vaziyette. Buna da 19. yüzyıldan bakıyorlar yoksa daha öncesinden de mi? 19. yüzyıldan bakıyorlar şehir haritalarıyla aslında bu algı oluşturuluyor. Şehir dörde bölünüyor. Kudüs'ün dörde bölünmesi aslında 19. yüzyıl haritalarının yarattığı bir projeksiyon. Eee bugünkü bölünmüş kenti açıklarken de Osmanlı dönemine bir referans yapıyorlar. Bu haritalara dayanarak. Ancak biz eee Osmanlı kayıtlarını eee incelediğimiz zaman eee böyle bir dörde bölünmeden kesinlikle bahsedemiyoruz. İşte Müslüman Mahallesi, Ermeni Mahallesi, Hristiyan Mahallesi, Yahudi Mahallesi bir gettolaşma yani parçalanma şehrin parçalanması diye bir husus söz konusu dahi değil. Eee nüfus kayıtları en başta bütün bu mahallelerin aslında çoğulcu bir yapıda olduğunu, heterojen bir nüfus demografiye eee sahip olduğunu çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Yani basitçe söylemek gerekirse Yahudilerin yanında Müslümanlar, işte Müslümanların yanında Ermeniler, eee kapı komşusu biçiminde aslında kendilerini gösteriyorlar. Kaldı ki mesela kent çarşısına bile baktığımız zaman biz eee yan yana dükkanlarda çok çeşitli cemaatlere mensup ama aynı iş kollarında faaliyet gösteren eee ticaret yapan, zanaatla uğraşan eee kişiler mevcut. Yani Kudüs Çarşısı da son derece aslında heterojen ve çoğulcu kozmopolit eee bir yapı da. Dolayısıyla bölünmüş bir şehir zaten hep vardı. Bu da bugün devam ediyor. şeklinde bir algı ve bir meşruiyet de aslında parçalamaya yönelik bir meşruiyet de doğmuş oluyor bununla birlikte. Ama eee tabii ki demin de söylediğim gibi biz Osmanlı kayıtlarına, mülkiyet kayıtlarına, nüfus kayıtlarına daha pek çok eee yine arşiv eee tasnifine baktığımız zaman eee Kudüs'teki yaşamın, ortak yaşamın bir ortak yaşam kültüründen de söz edebiliyoruz. Böyle bir şeyi kesinlikle beslemediğini eee net bir biçimde söyleyebiliriz. Yani bugün de bizden Türkiye'den giden turistler dahi Müslüman mahallesini gezdiklerini düşünüyorlar. Ya da Ermeni mahallesini gezdiklerini düşünüyorlar. Yani bu o düşüncenin tamamen değiştirilmesi aslında eee gerekiyor ve herhalde biz tarihçilere değil mi hocam? Eee çok eee iş düşüyor eee bu noktada. Yani parçalanmış bir şehirden bahsetmeyi artık bırakmamız eee en azından Osmanlı dönemi için ben eee söyleyebilirim bunu icap ediyor.
[28:18]Hocam tabii eee daha önceki programlarımızda da biz eee bunu konuştuk. 16. yüzyıl 17. yüzyıl yani tahrir defterlerine eee veya diğer belgelere baktığımızda eee böyle bir parçalanmış yapı yok. Siz de 19. yüzyıl için de aslında aynı şeyi söylüyorsunuz. Ama sonradan eee tabii bu tür haritaların uydurulması veya eee bu şekilde yorumlanması eee maalesef böyle bir hani orta çağdan beri burada eee mahalle işte Hristiyan Mahallesi, Yahudi Mahallesi, Müslüman Mahallesi, Ermeni Mahallesi şeklinde bir algıya yol açıyor. Eee maalesef tabii bunu gidermek de aslında biraz bize düşüyor. Eee bu 15, 16, 17, 18, 19. yüzyıldaki kaynaklar yayınlandığında ve bunlara göre haritalar da yapıldığında eee sanırım bu düşünce ortadan kalkacaktır. Ama tabii eee sizin elinizde hangi bilgi olursa olsun bunu sunup internete koyamadığınız müddetçe haritasını yapamadığınız müddetçe aslında çok da fazla eee başarılı olma şansınız yok diye düşünüyorum. Elbette net bir biçimde bunu görsellerle herkesin anlayacağı ve herkesin kullanacağı şehir haritalarıyla bunu aslında göstermemiz lazım. Yani bizim çok ciddi bir biçimde çok temel bir ihtiyacımız var. O da Osmanlı Kudüs'ün haritalarını. Haritalarını çizmek. Evet, haritalarını çizmek. eee Umarım bu doğrultuda gerekli olan çalışmalar yapılır. Eee bizim bu doğrultuda bazı projelerimiz var. Eee ve sonuçlandığında inşallah eee sıradan insanın dahi aslında bölünmüş bir şehir olmadığını, bir ortak yaşam kültürünün, bir çoğulcu kültürün burada var olduğunu somut bir biçimde görme imkanı olur diye düşünüyoruz. Günümüzde bu mümkün artık. Tarihçiler eee dijital tarih uygulamalarında çok çeşitli programlar kullanmak suretiyle haritaları yeniden üretiyorlar veya baştan yeni haritalar çizebiliyorlar. Eee bunun gerçekten eee ehemmiyeti çok büyük hepimiz için sıradan insan için dahi. Çok teşekkür ediyoruz hocam. eee Tabii süremizin sonuna geldik eee diyoruz. Bir Botto'yla bitirelim. Kudüs haritalarını yeniden yapılandırmak, yeniden çizmek görevimiz olsun. Programımızın sonunda her zaman olduğu gibi küçük bir bölümümüzde yaşayan Kudüs fotoğraflarıyla sizlere veda ediyoruz. Haftaya görüşmek üzere.



