[0:00]Ben daha önce böyle bir kurgu eser okumadım ve muhtemelen okuyamayacağım da. Berserk mangası hikaye anlatıcılığında işi o kadar yükseltti ki benim gibi mangalarda hiç bezi olmayan birisinin bile tek oturuşta 3-4 saat başından kalkmadığı bir sürükleyicilikten bahsediyorum. Bu kanalda sizlere hep bana dokunan hikayeleri anlattım ve bu hikayelerin sizlere de dokunmasını istedim. Yeri gelince Breaking Bad dizisinden, yeri gelince The Last of Us oyunundan veya Dostoyevski'nin kitaplarından bahsettik. Ve hep düşündüm, bunların içinden birinci sıraya koyabileceğim bir hikaye var mı diye. Berserk'le ilgili video hazırlarken bu eseri oturup en baştan okudum ve emin oldum. Benim bir numaram Berserk arkadaşlar. Eserin yaratıcısı Kentaro Miura'nın 2021 yılındaki zamansız ölümüyle 30 yıldır süregelen bu hikaye yarım kalsa da bu yarım kalmış hali bile tamamlanmış hissettiriyor. Çünkü Miura eteğindeki taşları dökmeyi hikaye boyunca birçok kez başarmış. İşte karşınızda okuduktan sonra beni değiştirdiğinden emin oldum ve şu an videosunu hazırlarken bile beni heyecanlandıran Berserk'in hikayesi.
[0:56]Hikayemiz bir kılıç ustası olan Guts karakteriyle başlar. Guts bir ağaca asılmış cesetten düşen ve şans eseri hayatta kalan bir bebektir. Bu bebek hayata tutunmaya çalışırken bir paralı asker çetesi o bölgeden geçer. Bu çetenin lideri Gambino ismindeki bir askerdir ve Gambino'nun karısı ısrarla Guts'ı yanına almak istediğini kocasına söyler. Gambino zoraki de olsa karısının bu isteğini kabul eder. Şöyle düşünür. Guts ilerleyen yıllarda büyüyüp yetişkin bir erkek olduğunda bu çete için savaşıp kendisine daha fazla para kazandırabilecektir. Guts çetenin elinde büyür ve yıllar geçer. Bu süreçte Gambino'nun karısı bir hastalıktan hayatını kaybeder. Gambino da bu ölümü sorumlusu olarak Guts'ı görür. Guts'ın çoktan ölmüş bir anneden dünyaya geldiği için bir lanet taşıdığına ve bu laneti karısına bulaştırdığına inanır. Guts'a karşı öfkelidir ama onu öldürmek istemez. Çünkü bu çocuk daha küçücük yaşında boyundan büyük bir kılıcı kullanabilmekte ve birkaç yıl sonra sağlam bir kılıç ustası olacağını hissettirmektedir. Gambino bu çocuğa kılıç kullanmasının inceliklerini öğretir ve genellikle Guts'a bir köpek muamelesi çekmesine rağmen Guts bu adamı çoktan bir baba figürü olarak görmeye başlamıştır. Ve kendisine yapılanları sineye çeker. Ta ki malum olaya kadar. Çetenin bir üyesi Gambino'ya gider ve bir geceliğine Guts'la baş başa kalmak istediğini söyler ve Gambino da para karşılığı bu teklifi kabul eder. Bu asker bir gece yarısı Guts'ın çadırını basar ve Guts'a cinsel saldırı gerçekleştirir. Guts hayatı boyunca atlatamayacağı bir şekilde traumatize olmuştur. Çete bir savaş içerisindeyken Guts kimseye fark ettirmeden bu sapığı yakalayıp onu öldürür ve intikamını alır. Lakin bu sefer de başka bir krizle baş başa kalmıştır. Babası gibi gördüğü Gambino gerçekten de Guts'ın bedenini para karşılığında bu sapıa mı satmıştır? Guts buna inanmak istemez ve kendisini kandırarak Gambino'nun aslında böyle bir şey yapmadığına inanmaya çalışır. Bir gün bir savaşta Gambino ağır yaralanır ve bacağını kaybeder. Bu çetenin lideri artık değneklere muhtaç kalmış ve kalan hayatında bu çete için işlevsiz ve gereksiz bir konuma düşmüştür. Zamanında ondan korkan askerler onunla dalga geçmeye başlar. Gambino da bir gece öfke sarhoşu bir şekilde Guts'ın çadırını basar ve bu çocuğu öldürmeye çalışır. Başına gelen tüm bu olayların, karısının ölmesinin ve sakat kalmasının Guts'ın yüzünden gerçekleştiğini, çünkü Guts'ın lanetlenmiş olduğunu söyler. Guts kendi canına kasteden Gambino'yu öldürür ve bu çeteyi terk edip yollara düşer. Cinsel saldırı travmasından sonra artık insanların ona en ufak bir dokunuşundan bile tetikleniyordur. Bu saatten sonra kimseye güvenmek yoktur. İnsanlar açısından dersini almıştır. Mücadelesine tek başına sadece kılıcına güvenerek geçirecektir. Guts halka açık düellolara katılır ve rakiplerini yenerek parasını çıkarır. Göçebe bir şekilde yaşamını idame ettirirken bir gün şahin takımının lideri olan Griffith'le karşılaşır. Griffith Guts'ın namından haberdardır ve onu ne kadar yetenekli bir kılıç ustası olduğunu görür. Ondan liderlik ettiği Şahin takımına katılmasını ister. Guts Griffith'in bu davetini başına buyruk tabiatından dolayı reddeder. Fakat bu teklifin asıl sonucunu ikili arasında gerçekleşen bir düello belirleyecektir. Ve bu çekişmeli düelloda Griffith Guts'ı yener. Guts'a artık sen bana aitsin der. Guts'a yapacak daha iyi bir şey olmadığından ve hem de düelloyu kaybettiğinden Şahin takımına katılmayı kabul eder. Gambino'nun paralı askerler çetesindeki iğrançlıklardan sonra Griffith'in şahin takımı Guts'ı büyülemiştir. Bu takımın üyeleri birbirini seven saygı gösteren insanlardan oluşmaktadır. Hatta o zamanlarda asker tek bir kadın bile bulunmazken Şahin takımının askeri komutanlığını Casca isminde bir kadın üstlenmektedir. Guts ve Casca arasında hırçınlaşarak başlayıp romantiklik kazanan ilişkiye değineceğiz. Bu aşamada şöyle bir soru sormamız gerek: Şahin takımının amacı nedir ki? Bu paralı askerlerin tek hedefi birilerini soyarak geçimlerini mi sağlamaktır? Hayır. Bu takımın lideri olan Griffith'in bir çocukluk hayali vardır: Kendi krallığını kurmak. Griffith yoksul ve kimsesiz başlayan hayatına rağmen tırnaklarıyla kazıyarak Şahin takımını kurmuştur. Bu karakter öylesine karizmatik ve sempatiktir ki, çevresindekileri de kendi hayaline inandırmayı başarmıştır. Takımdaki herkesin hayat gayesi Griffith'in hayaline ulaşmasına yardımcı olmaktır. Guts yeteneği sayesinde kısa sürede Şahin takımının komutanı olacak kadar yükselir ve Griffith'in gözünde özel bir yere sahip olur. Griffith takımdaki diğer tüm üyeleri kendisinden altta görürken Guts'ı kendisine denk, en azından kendisine yakın biri olarak görüyordur. Takımından sadece Guts'la birebir zaman geçirir, en çok Guts'a güvenir ve sadece ona övgü dolu sözler söyler. Guts Şahin takımında gördüğü bu ilgiden memnundur. Hayatında hiç hissetmediği sıcaklık, aile ve aidiyet kavramlarını bu takımda bulabilmiştir. Ama yine de karakterimiz inatçı bir anlamsızlık hissiyle boğuşur. Kendisi gibi soğuk mizaçlı birinin bile bu topluluğa kanı ısınmıştır. Fakat yine de ne uğruna savaştığına anlam veremez. Guts buradaki insanlar gibi değildir. Onlar Griffith'in hayaline yardım etmekten memnundur. Ama Guts'ın içindeki ses ona kendi yolundan gitmesi gerektiğini söyler ve Guts kişisel anlamını keşfetmek üzere Şahin takımından ayrılma kararı alır. Bir şafak vakti takımını tam terk etmek üzereyken yolu Griffith'le kesişir. Zamanında Guts'ı takıma dahil ederken sen artık benimsin diyen Griffith'in bu ayrılığa kolay kolay izin vermeyeceğini biliriz. Nasıl ki en başta Guts düelloyu kaybederek bu takıma katıldıysa, ayrılıp ayrılmayacağını da yine bir düello belirleyecektir. Guts ve Griffith doğmak üzere olan güneşle birlikte ikinci kez birbirlerine kılıçlarını çekerler ve bu sefer Guts kazanır. Griffith Guts'ın bu gidişine dayanamaz. Bir boşluğa düşer ve asla yapmayacağı bir eylemi yapar. Gözüne girdiği ve yakında onu soylu ilan edecek lord'un bir kızı vardır: Prenses Charlotte. Ve bu kız bir süredir Griffith'e aşıktır. İşte Griffith bir gece sessizce Charlotte'un odasına girer ve bu genç kızla birlikte olur. Bu haber kısa sürede lord'un kulağına gider ve Griffith daha kızın odasından çıkar çıkmaz yakalanır. Lord onu bir zindana hapseder ve Griffith tam bir sene sürecek iğrenç bir işkenceye maruz kalır. İşkenceci bu bir sene içinde Griffith'in dilini kesmiş, tendonlarını koparmış, derisini yüzmüştür. Zamanında ona bakan gözleri büyüleyen güzellikteki Griffith, şimdi ise sadece kalbi atan bir iskelete dönüşmüştür. Guts'ın bu olaylardan haberi yoktur bile. Şahin takımından ayrıldığından beri sadece daha iyi bir kılıç ustası olmak için çaba gösteriyor ve düellolara katılıyordur. Ama bir şekilde bu haberler kulağına gelir. Griffith bir senedir zindandadır ve Şahin takımı da Casca'nın liderliğinde Griffith'i kurtarma girişiminde bulunacaktır. Guts o an kendisine bir aile sıcaklığı sunan dostu Griffith'e karşı bir sorumluluk hisseder ve bir sene sonra Şahin takımına geri dönerek Griffith'i kurtarma planına dahil olur. Griffith kurtarılır kurtarılmasına ama Guts dostunun bu halini görünce gözyaşlarını tutamaz. Griffith konuşamıyordur. Elini bile doğru dürüst kaldıramıyordur. Griffith yalnız kaldığı bir an var gücüyle at arabasını hareketlendirir ve kamptan kaçarak uzaklaşır. Guts ve diğerleri onun peşine düşer. Griffith düşüp kemiğini kırar ve artık yaşamına son verme zamanının geldiğini düşünür. Tam o eylemi yapacakken bir güneş tutulması gerçekleşir. Etraf kan kızılına bürünür ve astral dünyadan dört özel iblis yeryüzüne iner. Bu iblisler kendilerini Tanrı'nın eli olarak tanımlar ve gerçekten de kadere etki edebilme kudretine sahiptirler. Bu dört iblis aralarına beşinci ve son bir iblisi katmak istiyorlardır ve aday olarak Griffith'i seçmişlerdir. Griffith eğer Tanrı'nın eli olmayı kabul ederse bir iblis formunda yeniden doğacak ve eski görünüm ve kudretinden bile çok daha büyük bir güce kavuşacaktır. Paramparça olmuş krallık hayalini tekrar gerçekleştirebilecektir böylece. Fakat bu dört iblisin bir şartı vardır: Bu dönüşümün ödemesi kanla yapılacaktır. Eğer Griffith Şahin takımının tüm üyelerini bu ritüele kurban etmeyi kabul ederse, ancak öyle bir dönüşüm gerçekleşecektir. Ve Griffith kendi hayali uğruna yıllardır ona yoldaşlık eden bu askerlerin hepsini tek celsede kurban etmeyi kabul eder. Anime ve manga tarihinin gördüğü en travmatik sahneye şahit oluruz. Şahin takımının tüm üyeleri hayal gücünü zorlayacak derecede feci bir ölüme maruz kalırlar. Sadece Guts ve Casca bir şekilde bu katliamdan sağ çıkmıştır. Muhtemelen Griffith onların canını kasıtlı olarak bağışlamıştır. Çünkü bu ölümlerden hemen sonra Griffith Casca'yı ele geçirir ve Guts'ın gözü önünde Casca'ya cinsel saldırı gerçekleştirir. Tutulma sona erer ve Griffith ortalıklardan kaybolur. Casca böyle bir deneyim sonrası traumatize olmuş ve dili kitlenmiştir. Guts'ın bu andan sonraki tek amacı zamanında dostu gibi sevdiği Griffith'ten intikam almaktır. Hikayenin karmaşıklığına bakmayın. Berserk bir olay hikayesi değil, bir karakter hikayesi ve biz de bu iki kompleks karakteri Guts ve Griffith'i anlayarak işe başlayalım. Guts ve Griffith'in ikinci düellosunda bu sefer Guts'ın kazanacağını hepimiz tahmin ediyorduk. Çünkü Griffith son zamanlarında kılıç antrenmanı yapmak yerine farklı farklı işlerle uğraşıyordu. Kitap okuyordu, diplomatik ilişkilerini geliştiriyordu, soyluların gözüne girmeye çalışıyordu. Oysa Guts en başından beri boş kalan zamanının neredeyse tamamını idman yaparak geçiriyordu. İster fiziksel ister zihinsel hedeflerimiz olsun, kasıtlı antrenmanlar sonucunda dilediğimize kavuşuyoruz. Sizin de kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlar bulunuyorsa, antrenmanlarınızı internet üzerinden alanımda uzman eğitmenler aracılığıyla neden yapmıyasınız ki? Tam bu kısımda videomuzun sponsoru olan Sorbil'den bahsetmek istiyorum. Sorbil'de web sitesi tasarlamaktan yabancı dil ve diksiyon eğitimine kadar yazılım, yabancı dil, kariyer ve kişisel gelişime dair her türlü eğitimi bulabiliyorsunuz. Ve bu eğitim başlangıç seviyesinden uzman seviyesine kadar uzanıyor. Alanında uzman eğitmenler tarafından hazırlanan bu eğitimleri her tamamladığınızda ek bir ücret ödemeden uluslararası sertifikanızı alabiliyorsunuz. İngiliz akreditasyon kurumu CPD üyesi olan Sorbil'in bu sertifikaları sizlere yurt dışının kapısını açıyor. Premium abonesiyseniz eğitimlerinizde anlayamadığınız bir kısımla karşılaştığınızda Sorbil'in özel yapay zekası Billy yardımınıza koşuyor. Size anlamadığınız kısımları açıklıyor, size soru hazırlıyor ve soruları çözmenize yardım ediyor. Sorbil'in web site uygulamasının yanında App Store ve Google Play'den mobil uygulamaya ulaşabiliyorsunuz. Ve tüm bu hizmetlerin fiyatı da son derece uygun. Sorbil Premium aylık 99.90, yıllık 462 TL. Ama bitmedi. Kanalımıza özel portal 30 indirim kodumuzu kullanarak %30 indiriminizle yıllık abonelik 323 TL'ye iniyor. Ayrıca platformdaki mevcut eğitimlerin yanında her ay yeni eklenen eğitimlere sınırsız erişebiliyorsunuz. Sorbil platformunun linklerini ve indirim kodumuzu açıklama ve yorumlar kısmına bıraktım. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Bu videoyu hazırlarken önce Guts'ı sonra Griffith'i anlatırım diye düşünmüştüm. Fakat Guts'ı tek başına anlatmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Guts'ı anlamanın yolu önce Griffith'i anlamaktır. Biz de önce Griffith'le başlayalım. Bu karakterin hikaye boyunca o kadar da konuştuğunu ve içini açtığını görmüyoruz. Ama bir sahne hariç. Griffith Prenses Charlotte'la baş başa kaldığı sırada bu genç kıza hayat felsefesini açıklar. Her erkeğin mutlak suretle bir hayali vardır. Erkekler hayalleriyle yaşar. Hayalleri tarafından engellenir, acı çeker, diriltilir ve öldürülürler. Bir erkek hayali tarafından terk edilse bile yüreğinin derinliklerinde o hayalin isteği için için yanmaya devam eder. Ve bu o erkek ölümün kıyısına gelene kadar sürer. Her erkeğin böyle bir hayatı bir defa da olsa düşlemesi gerekir. Hayal adındaki o Tanrı için... Griffith'in neden bu kadar başarılı olduğunu anlarız. Karşımızda hayali uğruna her şeyi göze alabilen hayalini Tanrı olarak gören birisi var. Hayatın anlamını çoktan bulmuş Griffith: Hayalinin peşinden gitmek. O yüzden bitmek bilmeyen bir enerjisi, morali ve eyleme geçme arzusu var. Ama Griffith bu hayalin iyimserliğine kapılıp gözünü gerçeklerden ayırmamış. Hayali yüzünden başka insanların hayaline engellediğinin farkında. Bir erkeğin tüm hayatını adadığı bir hayali varsa, bir de tıpkı fırtına gibi onu binlerce hayali yok eden hayaller de vardır. Şahin takımındaki herkesin aslında kendi çapında hayalleri vardı. Fakat Griffith'in onları örgütlemesi sonucu hepsi kişisel hayallerinden vazgeçmek zorunda kaldılar. Guts ve Casca bu durumu hayallerin kamp ateşi metaforuyla açıklamıştı. Uzaktan bu takıma baktıklarında her bir üyenin içinde küçük de olsa kendi hayali, kendi ışığı vardı. Ama hepsi bu ışıklarını daha büyük, daha başka bir ışık için feda ediyordu ve bu koca ışık Griffith'ti. Griffith'in hayali 10 binlerce hayali yok eden cinstendi. Örneğin Şahin takımındaki bir üyenin hayali terzi olmaktı. Fakat takıma katılınca bu arzusunu rafa kaldırmıştı veya başka bir üyenin de asıl hayali hoşlandığı kızla evlenmekti. İşin aslı tüm bu üyeler Griffith'in hayali uğruna çabalamayı kabul ederek kendi hayallerinden vazgeçmişlerdi. İşte Guts bireyselliğinden bu denli ödün vermek istemediği için takımdan ayrılmıştı. Griffith diğer insanları hayaline alet ederek onların bireyselliklerini elinden aldığını biliyordu. Hatta sadece onların bireyselliklerini almıyor. Aynı zamanda hayali uğruna bu insanları savaşlara sokup onları canından ediyordu. Tutulma sırasında neler yaptığına bakınca Griffith'e dümdüz bir psikopat deriz gibi gözüküyor. Ama Griffith dümdüz bir psikopattan çok daha karmaşık. Bir psikopat diğerleriyle empati kuramaz, onları umursamaz. Oysa Griffith askerlerini umursayan ve onlarla empati kurabilen birisiydi. Casca'nın Guts'la sohbetleri sırasında Griffith'in bir sırrına şahit oluyorduk. Şahin takımının yolu bir seferinde sapık ve yaşlı bir Lord'la kesişmişti. Bu Lord yanında hizmetçi olarak çocukları çalıştırıyor ve onları istismar ediyordu. Ve Casca bir gün bu sapık Lord'un yanında Griffith'i görmüştü. Griffith para uğruna bedenini bir gece yine bu adama satmıştı. Casca bu olaydan sonra Griffith'i bir gölde vücudunu yıkarken bulmuştu. Griffith yaptığı bu eylemden öylesine utanıyordu ki yıkarken tırnaklarıyla kollarını parçalıyordu. Casca ona neden böyle bir şey yaptığını sorunca Griffith para için cevabını vermişti. Casca bu cevaba şaşırmıştı. Sonuçta Şahin takımı parayı bir şekilde savaşarak buluyordu. Griffith neden böylesine travmatik bir eyleme bulaşmıştı ki? Çünkü Griffith için her savaşta Şahin takımı biraz daha zarar alıyor, askerler ölüyor ve toparlanmak daha zor bir hale geliyordu. Casca bu sözler üzerine Griffith'in kendi askerlerini düşündüğünü zannetti. Askerlere zarar geleceğine, onların hayatı riske gireceğine ben kirleneyim demişti sonuçta. Ama bu sahneden hemen önce sapık adamla yatma kararının tamamen analitik ve duygusuz bir karar olduğunu, askerlerini umursadığı için değil de hayalini umursadığı için yaptığını söylemişti. Sonuçta bu parayı savaşarak elde etmeye çalıştıklarında askerleri ölecek ve hayaline ulaşmak zorlaşacaktı. Parayı bir gecede elde ettiği senaryoda hayaline daha da yakınlaşacaktı. Ama biz okuyucular anlıyoruz, Griffith kendisini kandırıyor arkadaşlar. İçsel bir çatışma halinde. Yaptığı bu eylemi hayali için aldığı analitik bir karar gibi göstermek istiyor. Ama vücuduna çizdiği tüm o yaraların ardında bize gözüken bir gerçek var: Griffith askerlerinin ölümünü umursuyor. Kendisi zamanında bir savaş sonrasında Şahin takımına yeni katılmış bir çocuğun cesediyle karşılaşıp şöyle demişti: Belki de bu çocuğu öldüren benim hayalimdi. Griffith insanları umursuyordu ama onları umursuyor olmaktan nefret ediyordu. Çünkü insanları umursamaya ve onların canını kıymetli görmeye devam ettiği takdirde hayalinden uzaklaşacaktı. O da biliyordu ki hayaline ulaşmak için hem kendi askerlerinin hem de düşman askerlerinin ölmesi gerekiyordu. Griffith'in aklına yer yer çocukluğuna dair bir imge geliyordu. Çocuk Griffith tepede kendi krallığını görüyordu. Fakat bu krallığa giden yol cesetlerle doluydu. Ancak o cesetlerin üstüne basarak, bu cesetleri bir basamak gibi görerek o krallığa ulaşabilecekti. Griffith'e bu kadar kompleks bir karakter yapan içsel çatışmasıdır. Hayali uğruna vicdanıyla yaşadığı muhakemedir. Ve Griffith'e göre içindeki bu çatışmayı ortadan kaldıracak yegane bir yol vardır: Hayaline ulaşmak. Ama eğer askerlerim için, buna ölenler de dahil yapabileceğim bir şey varsa, o şey de kazanmaktır. Kazanmayı sürdüreceğim, hayatlarını adadıkları hayalimi gerçeğe dönüştüreceğim. Eğer Griffith günün sonunda hayaline ulaşırsa, bu çocuğun veya tüm bu askerlerin ölümünü aklayabilecektir. Bu kişiler bir hiç uğruna ölmemiş olacaklardır sonuçta. Karakterimizi bu kadar hırslı yapan şey, üstüne bastığı cesetlerin yükünü de sırtında taşımasıdır. Ne olursa olsun kazanmak zorundadır. Diğer türlü bu cesetlerin ağırlığı altında ezilecektir. Guts Griffith gibi karmaşık bir karakteri oldukça basit bir metaforla açıklar. Şahinler takımının bir üyesiyle konuşurken Griffith'in bir açıdan çocuksu olduğuna değinir. Karmakarışık ruhunda bir çocuğun basitliği yatar. Çocuksu bir surata, çocuksu bir hayale ve yine çocuksu bir hırsa sahiptir. Guts demişken Griffith'in neden Guts'a bu kadar saplantılı olduğunu anlamaya çalışalım ve bunun için önce Griffith'in arkadaşlık hakkındaki fikirlerine bakmalıyız. Griffith Prensesle konuşurken ebrindeki askerlerin onun sadece bir yoldaşı olduğunu ama onları bir dost olarak görmediğini söylüyordu. Çünkü Griffith için dostluk hak edilmesi gereken bir kavramdı. Ama dost benim için farklı şeylerdir. Dostum olacak kişinin asla bir başkasının hayali için kendini ortaya atmaması gerekir. Kimsenin büyüsüne kapılmamalı, kendi yaşama amacı neyse ısrarlı bir şekilde onun peşinden gitmelidir. Ve eğer biri onunla hayali arasına girmeye kalkarsa bu kişi ben bile olsam, bedeni ve ruhuyla ona karşı koymalıdır. Benim dostum olacak kişi mutlak suretle bana denk olmalıdır. Guts başlarda teknik olarak Griffith'in dostu değildi. Kendisinin değil de başka birisinin hayali için çabalıyordu sonuçta. Ama Griffith'in dostu olmaya en yakın kişiydi. Griffith'i bir ilah gibi gören Şahin takımında Griffith'e bir insan gibi davranan tek kişiydi Guts. Ama kendi yolundan gitmeyi seçerek tam anlamıyla Griffith'in bir denge ve dostu oldu. Griffith ona binlerce dost ve on binlerce düşman arasından sadece sen, sadece sen bana hayalimi unutturdun demişti. İşkence sırasında durmadan Guts'ı düşünüp ona bileniyordu. Guts onu kurtarmaya geldiğinde bile var gücüyle elini Guts'ın boğazına atarak onu boğmaya çalışmıştı. Çünkü Guts ona hayatı boyunca deneyimlemekten kaçındığı bir gerçek dostluğu göstermişti. Hayalini bile unutturan cinsten bir dostluktu bu. Oysa Griffith hayaliyle arasına kim girerse girsin onu ortadan kaldırmasını bilmişti. Şimdi hayaliyle arasında sadece bir dostluk duruyordu. Cevaplanması gereken tek bir soru kalmıştı: Bir dostluğu nasıl bitirirsin? Ve cevap netti. O dostuna seni asla affetmeyeceği bir yanlış yaparak. Artık o malum kısmı, tutulma sahnesini incelemeye başlayabiliriz. Tutulmada Griffith'in yaptığı iki temel karar bulunuyor. Birincisi Şahin takımını kurban etmek, ikincisi de Casca'ya cinsel saldırı gerçekleştirmek. Şöyle ki Griffith'in Şahin takımını neden kurban ettiğini parçaları birleştirdiğimizde gayet iyi anlıyoruz. Çünkü onun felsefesinde tutarlı bir karar bu. Griffith şöyle düşünüyor: Evet bana yoldaş olan askerlerim kurban edilmesi sonucu ölecekler, hatta feci bir şekilde ölecekler. Ama zaten bu askerler en başta emrimde ölmeye hazırdılar. Ha şimdi ha sonraki savaşta. Ve Griffith'in eline özel güçlere kavuşacağı bir dönüşüm fırsatı hayatında sadece bir kereliğine geçecekti. Tam da kendisinden bekleneni yaptı. Hayaline tırmanmak uğruna cesetlerden oluşturduğu merdivenine son basamağını inşa etti. Griffith'in Şahin takımını kurban edecek misin sorusuna ne cevap vereceğini biliyorduk. Tutulma bölümünde bize asıl şoke eden kısım Griffith'in Casca'ya yaptıklarıydı. Griffith hikaye boyunca bize sadist tarafını hiç göstermemişti. Girdiği tüm savaşları, işlediği tüm cinayetleri sadece hedefine biraz daha yakınlaşmak için gerçekleştirmişti. Onu istismar eden sapığı bile hızlı ve acısız bir şekilde öldürmüştü. Onu öldürme sebebi de öyle intikam ateşinden ziyade bu Lord'un Griffith'le yaşadığı deneyimi etrafına anlatarak kendisinin itibarını lekelemesiydi. Casca'ya yaptığı bu sadistçe eylem karakter dışı gibi gözüküyordu. Ama Guts'a olan nefretini tekrardan hesaba katalım. Guts Griffith'i zindandan kaçırıp kamp alanına getirdiğinde, Griffith Guts ve Casca'nın birbirine karşı olan tavırlarını fark etti. Belliydi ki bu ikilinin ilişkisi bir romantik boyut kazanmıştı. Griffith için empati sahibi birisi demiştik. Empati hep iyi bir özellik olarak görürüz. Oysa empati zalim amaçlarla kullanıldığında korkunç güçlü bir silaha dönüşür. Empati sahibiysen birisinin canını en çok nasıl yakacağını da iyi bilirsin. İşte Griffith, Guts'ı Casca'yla gördüğü an planını yaptı. Hatta dönüşmeden önce o sakatlanmış haliyle bile Casca'nın üzerine atlayıp ona cinsel saldırı gerçekleştirmek istemişti. İşin garip tarafı, Griffith yaptığı eylemin ne kadar travmatik olduğunu en iyi bilenlerden birisiydi. Sadece o sapık Lord'la yaşadıklarını demiyorum. İşkenceci adam Griffith için biz onunla karı koca gibi olduk derken yine cinsel saldırı referansı veriyordu. İnsanlıktan almış olduğu son nasibini, kalan empati kırıntısını Guts ve Casca'ya böyle bir travma yaşatarak harcadı. Griffith'ten bu kadar nefret etmemizin bir sebebi de bir zamanlar onu sevmemizden kaynaklanıyor. Hikaye başlarda bize yer yer Griffith'in hırslı ama gözünde iyi birisi olduğu intibasını vermişti. Oysa Griffith ancak çıkarlarıyla uyuştuğu zaman iyilik yapardı. Kendisine bizi ısındıran en büyük olaylardan birisi Casca daha çocukken onu kurtarmasıydı. Casca'nın ailesi kızlarını bir köle olarak zengin ve yaşlı bir adama satmıştı ve bu adam yol ortasında Casca'ya cinsel saldırı gerçekleştirmeye çalışmıştı. Tam o sırada Griffith adamı durdurup Casca'ya kendisini savunması için bir kılıç verdi ve Casca bu kılıçla adamı öldürdü. Şimdi Griffith teknik olarak Casca'yı kurtardı mı? Evet ama yine de garip bir şekilde kurtardı. Griffith müdahale etmeseydi Casca'ya ne olacağı barizdi. Fakat Griffith Casca'yı tam olarak kurtarmıyordu. Ona kılıç verip kendisini kurtarma şansını tanıyordu. Eğer Casca bu adamı öldürmeyi başaramasaydı ve adam Casca'ya saldırmaya devam etseydi Griffith ne yapardı pek bilmiyorum. Muhtemelen yine izin vermezdi ama çok da umurunda olmazdı gibi. İşte Griffith içsel çatışmasını bize de yansıtıyor. Bizi de arada bırakıyor. Bu olay gerçekleşirken Griffith Şahin takımına yeni askerler arıyordu ve gayet de Casca'yı test ederek ondaki mücadele ruhunu görmek istemiş, yani bir çıkar uğruna Casca'ya yardım etmiş olabilir. Özetle zamanında Griffith'e iyi birisi dememizi sağlayan olaylarda bile açık ve net bir iyilik göremiyoruz. Griffith'in çıkar uğruna yaptığı iyiliklere aldanıyoruz. Artık Guts'a geçme zamanı. Guts'ı anlatmak için önce Griffith'i anlatmak zorundaydım. Çünkü Guts'ın en önemli özelliği Griffith'in yapamadığını yapmasıydı. Griffith içsel çatışmalarından hep kaçarken Guts bunlarla her defasında yüzleşiyordu. Ne demek istediğimi birazdan daha iyi anlatmış olacağım. Guts çocukluğunda çevresinden hor görülmesi, Gambino'dan kazık yemesi ve yaşadığı cinsel saldırıyla beraber kendisine bir hayat felsefesi seçti. Artık insanlara güvenmek yoktu ve ne olursa olsun bir daha asla o küçükkenki o zayıf ve güçsüz haline dönmeyecekti. Hayatın tek bir gerçeği vardı: Güçlü olmak. O yüzden Guts hikayenin bazı kısımlarında zayıflar ölmeyi hak eder mimaride konuşup kalbinde merhamet olmayan birisi gibi gözüküyordu. Fakat sözleriyle davranışları birbirini tutmuyor. Yaşadığı bu çelişki ona bir derinlik katıyordu. Guts tüm bu zayıflar ölürse umurumda olmaz söylemlerine rağmen yardıma muhtaç insanları koruyordu. Üstelik bunu da bebek bakıcılığı gibi yapmıyor. Bu zayıf kişileri güçlendirmek istiyordu. Griffith empatiyi Guts'a zarar vermek için kullanırken Guts bu empatiyle zayıf olanlara yardım ediyordu. Çünkü zamanında o da zayıflığın çaresizliğini yaşamıştı. Guts'ın Griffith'ten en büyük farkı değişime açık bir karakter olmasıydı. Griffith'in içsel çelişkisi hayaline doğru giderken cesetlerin üstüne basmasıydı. Guts'ın içsel çelişkisi ise yaşamını bireysel devam ettirmek isterken içten içe başka bir insanın sıcaklığını aramasıydı. Tepeden Şahin takımına bakıp bu takımı bir kamp ateşi metaforuyla açıkladıktan sonra ne diyordu: Belki de ben sadece bu kamp ateşinde kendimi ısıtıyorumdur. Guts'ın ketum birisi olduğuna bakmayın. Yeri ve zamanı gelince düşüncelerini ve yaralarını karşı tarafa açabiliyordu. Özellikle de Casca'ya. Bu iki karakterin, Griffith ve Guts'ın zor anlarında Casca'ya olan tavırlarına bir bakın. Griffith gölde kendini temizlerken Casca'nın yardım teklifini elinin tersiyle itiyor ve yarasını baskılıyordu. Guts'sa Casca'nın yardımını kabul ederek içsel yaralarını başka birisinin sarmasına izin vermişti. Casca demişken Miura bu karakter aracılığıyla bize cinselliğin ikili tarafını da gösteriyordu. Cinsellik bir açıdan iğrenç eylemlere alet oluyordu bu hikayede. Griffith'in Casca'ya yaptığını veya hikaye boyunca Casca'nın birçok erkek tarafından cinsel saldırıya uğramaktan kıl payı kurtulduğu anları hatırlayın. Oysa Guts ve Casca arasında gerçekleşen deneyim cinselliğin estetik ve derin kısmıydı. Yara almış ve birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışan iki ruhun rızaya dayalı ve tutkulu bir birleşmesiydi. Casca Guts'ı değiştirmişti. Mesela Guts Casca'yla ilk tanıştığında Casca'nın kadın olmasından ötürü onu pek ciddiye almıyordu. Yeri gelince Casca'yla dalga geçiyor ve savaş alanlarının kadınlara uygun olmadığını söylüyordu. Fakat Guts Casca'yla zaman geçirdikçe kadın olmanın hem fizyolojik hem de toplumsal açıdan ne kadar zor olduğunu fark etti. Casca'ya saygı duymaya başladı ve kadınlara yönelik ön yargısını kırdı. İşte Guts'ı bu yüzden seviyoruz. O karşımızda tamamen düzgün ve oturaklı biri olarak çıkmıyor ama nihayetinde yaptığı hataları fark edip değişmek için çaba gösteriyor.
[28:09]Guts'ın Griffith'e olan bakış açısına geçelim. Karakterimizin ilk zamanlarda Griffith'ten neden büyülendiğini anlayabiliyoruz. Çünkü biz okuyucular da gayet büyülendik ondan. Sıfırdan kendisini inşa eden insanlar bizi etkiler. Griffith soylu bir ailede dünyaya gelmemişti. Çocukluğunda yoksul bir hayat sürmüş ve tırnaklarıyla kazıyarak Şahin takımını kurmuştu. Başarının tehlikesi tam olarak burada yatıyor arkadaşlar. Başarı bir örtü gibidir ve bu örtü yeri gelince o başarılı kişinin kusurlarını bile örter. Griffith Şahin takımıyla beraber güç kazanmaya devam ederken biz okuyucular da kendimizi bu başarı hikayesine kaptırdık. Oysa savaş alanında ölen çocukları veya merdiven basamaklarını oluşturan cesetleri düşünmek aklımıza gelmedi. Şahin takımının yükseldiği arkın ismi bile altın çağ olarak geçiyordu. İşte Guts içine düştüğü bu yanılgıyı koskoca Şahin takımında tek fark eden kişi oldu. Bir kısımda Griffith'e yardım etmek uğruna farkında olmadan bir çocuğun canını almıştı. Başka birisinin hayali uğruna çocuk katili olmuştu. Guts kaderini Griffith'in ellerine bırakmayacaktı. Çünkü böyle bir kaderde Griffith'in yeni basamağı kendisinin cesedi olacaktı. Ve kader demişken Berserk'in açılış kısmında kadere dair şöyle bir demeç geçer:
[29:41]Bu dünyada insanların kaderi Tanrı'nın eli denen insan aklının almayacağı bir varlık ya da yasanın elindedir. İnsanlar bilirler ki kendi istek ve arzuları bile onun gücü karşısında önemsizdir. Ve bu kanalda sıkça kullandığım bir söz vardır. Bilinç dışını bilinçli hale getirmedikçe o sizin hayatınızı kontrol eder ve siz de buna kader dersiniz. Griffith bilinç dışından gelip kendisine saldıran ne varsa hepsini başından savmaya çalıştı. Takımından bir çocuk öldü, ona üzüldü ama pek de üstüne düşünmek istemedi. Sapık adamla bir gece geçirdi, bedeninden utandı ama bunun üstüne de düşünmek istemedi. Bilinç dışından ona saldıran her şeyi yorgan altına iteledi ve tüm bunlar birikti, birikti, birikti ve en son Guts'ın gidişiyle her şey patladı. Guts takımı terk ettiğinde halihazırda taşmak üzere olan bilinç dışına bardağı taşıyacak son damla düşmüştü. Ve Griffith sanki bir robot gibi kontrolsüzce asla yapmayacağı bir şeyi yaptı. Lord'un kızıyla yaptı ve tüm hayalini mahvetti. Griffith gibi arzularını bu kadar iyi kontrol edebilen bir irade adamı bile bilinç dışındaki soru işaretlerini böylesine baskılamanın bedelini kaderiyle ödemişti. Guts bir kısımda Griffith için o bir çeşit mahkum ifadesini kullanıyordu. Evet Griffith gerçekten de hayaline ve kaderine mahkum olmuş birisiydi. Guts da sütten çıkmış ak kaşık değildi. Onun da aklına iğrenç arzuların geldiği, çirkinleştiği zamanlar oluyordu. Hikayede Guts'ın karanlık tarafı vahşi bir köpek imgesiyle aktarılmıştı. Fakat Guts'ın olayı bu köpeğin varlığını her daim fark edip onunla savaşmasıydı. Griffith'in aksine bilinç dışının yani bu köpeğin onu ele geçirmesine izin vermedi ve Guts'ın bilinç dışıyla kaderiyle olan bu sürekli mücadelesi köpeğin galip gelmesini engelledi. Kaderin mahkum olmaktan korktu. Griffith'in doğduğundan beri tek bir hayat gayesi vardı: Kendi krallığını kurmak. Asla bu hayalini sorgulamadı. Bir keşiş gibi peşinden koştu ve Griffith'i de bu değişime olan kapalılık bitirdi. Guts'sa hikaye boyunca sürekli bir değişim halindeydi. İlk başlarda anlamı sadece hayatta kalmakta bulmuştu. Ardından Şahin takımıyla karşılaştı ve yeni anlamı Griffith uğruna savaşmak oldu. Bu anlam da onu tatmin etmeyince bireyselleşti ve sadece kendisini düşündüğü bir yoldan gitmeye çalıştı. Ve çağrıyı en son bireysellikle değil de sevdikleri uğruna savaşmakta buldu.



