[0:04]Medeniyetlerin beşiği Diyarbakır'dayız.
[0:10]Diyarbakır Ulu Camii'ne geldik. Tarihi binlerce yıl öncesine gidiyor. Ve şimdi Hasan Paşa Hanı'na geldik. Bu han özellikle de Diyarbakır'ın meşhur kahvaltılarının verildiği restoranlarıyla, kafeleriyle meşhur. Sülüklü Han'a düşüyor yolumuz. Ne kadar güzel bir kültür bu böyle? Tespih pazarı açık arttırmayla satılıyor. Aynen öyle. İşte klasik bir Diyarbakır evinin içindeyiz şu anda. Şeyh Matar Camii veya bir diğer ismiyle Dört Ayaklı Minare. Diyarbakır'ın kalbindeyiz. Sur bölgesindeyiz. Tarihi Diyarbakır surlarının içinde İçkale'deyiz. Ve şimdi Hazreti Süleyman Camii'ndeyiz. 27 sahabenin yan yana metfun olduğu yer burası. Hepsi ve daha fazlası Dünyayı Geziyorum'da. Kudüs gezimizin ardından bu hafta Hazreti Ömer'in fetih yolunu takip ediyor ve Güneydoğu'nun incisi, dünyanın en eski kentlerinden biri, yaklaşık 1,5 milyon nüfusa sahip ülkemizin Doğu Bölgesi'nin en kalabalık şehri Diyarbakır'a geliyoruz. Tarihiyle, lezzetleriyle, önemli ziyaret duraklarıyla Diyarbakır'da ilk noktamız Ulu Cami oluyor. Şimdi Diyarbakır'ın tarihi merkezinde Sur içi bölgesinde mükemmel bir eserin içerisindeyiz. Diyarbakır Ulu Camii'ne geldik. Tarihi binlerce yıl öncesine gidiyor. 639 yılında inşa edilen nefis bir eser. Çok önemli özellikleri var ve rehberimiz Sadık Bey şimdi bize bütün bu özellikleri ve önemini anlatacak. Öncelikle hoş geldiniz. Şu an Diyarbakır Ulu Cami'deyiz. Bir şehrin en güzel mısrasındayız. 639 yılında Hazreti Ömer döneminde İslam orduları tarafından Diyarbakır fethediliyor. Bu fetihi sırasında burada var olan kiliseyi camiye çeviriyorlar, Mor Toma kilisesini. Ardından da burası da Türkiye'de ezanın ilk okunduğu yer Diyarbakır Ulu Cami'dir. Tam 1382 yıldır burada ezan susmuyor. Ve hemen ardından ise burada özellikle Büyük Selçuklularda 1091 yılından sonra burası genişleterek büyük bir kütüphaneye çevriliyor. Diyarbakır Ulu Cami sadece cami değil ve aynı zamanda birçok eğitimi verildiği bir alan. Evliya Çelebi kendi seyahatnamesinde yazıyor. Diyor ki ben şöyle bir kapıdan içeri girdiğim esnada içeride fizik, kimya, biyoloji, astronomi ile ilgili birçok eğitimler veriliyordu. Ve biz buradan bunu çıkarabiliriz. Dünya üzerindeki ilk robotu yapan kişi El-Cezeri de eğitimini buradan alıp ve dünya üzerindeki ilk robotu da Diyarbakır'da yapıyor. Saatini şimdi El-Cezeri'nin sizlere gösterelim. Bakın güneş saati yapılmış. Tabii Hazreti Ömer zamanında İslam orduları 634-644 yılları arasında çok önemli fetihler yapıyorlar. Kudüs fethediliyor, Şam, Suriye, İran fethediliyor ve oradan da işte Diyarbakır muhakkak fethedilmesi gerekiyordu. Çok önemli bir stratejik konuma sahipti. Surları çok önemliydi. Verimli topraklar vardı ve işte o fetihten sonra da bu camii buraya inşa ediliyor. Dönemin en önemli bilgini El-Cezeri burada ders veriyor ve işte saatini de buraya yapıyor. Binlerce yıllık bu güneş saatinin yanındayız. Tabii bu İslam'ın en büyük özelliklerinden biri de bilime yönelmesidir. Özellikle güneş açısının dik gelmesiyle birlikte saat gölgelendirme sistemiyle dik açıya geliyor. Öğle vakti olduğunu ve öğle namazı geldiğini buradaki insanlar. Sabah olduğunu anlıyoruz değil mi? Gelmedi. Evet şu an sabah. Ama dik açıya geldiği zaman öğle namazı oluyor. Sonra da her bir çizgi ayrı bir zaman dilimini kapsıyor. Bu aslında bir nevi gölgelendirme sistemi olarak günümüze kadar işliyor. Mesela ben bunu anlatmak istiyorum. Hemen Özlem abla burada gölgemin baş noktasına durursa Gölgemin baş noktasında. Biraz bu tarafa daha gelsin abla, aynen orada. Şimdi diyelim yanımızda saat yok. Farklı bir noktadayız. Zamanı nasıl kapsayacağız? Bunu da yine eski bilim adamlarımız yani El-Cezeri gibi bilim adamlarımızın öğretmiş olduğu bir tekniktir. Şimdi gölgemi sayıyorum. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. Yani gölgem 7 olduğu zaman aslında şu anki saate baktığım zaman var olan saate ulaşıyorum. Evet. Vay be. Yani yarın da diyelim hani şu an gölgem 7 ise saate baktığım zaman saat kaçsa yarın da aynı saatte yine aynı saate ulaşabiliyorum. Bu da yine gölgeler çok önemli saatini çözülmesinde. Tabii bu çok ilkel ama ardından da bu görüyorsunuz güneş saatleri yapılmış. Modern saati yani öyle diyebiliriz. Peki saatlerin hemen yanında da aslında kırmızı renklere sahip olan mermerler sütunlar dikkat çekiyor. Bu tabii sütunlar sanıyorum ki o zaman tapınak zamanından kalma. Tabii. Özellikle bu sütunlar dünyada yok. Çünkü sadece Elazığ Alacakaya bölgesinde çıkıyor. Vişne renginde bir hatlı mermerdir yani içi böyle işlemeli bir mermerdir. Şimdi tabii zaman içerisinde buraya gelen İslam medeniyetleri hep eklemeler yapmış. Bu camiiyi restore etmiş, genişletmiş, büyütmüş ve katkı sağlamış. Onlardan biri de Selçuklu Sultanı Melikşah olmuş. Tabii ki. Özellikle Büyük Selçukluların şehre hakim olduktan sonra 1091 yılında camiiyi günümüzdeki haline çeviriyorlar. İçeriye girdiğimiz esnada da farklı bilgiler var. Onları da orada anlatacağım. Bu şadırvan, minare bunların hepsi Melikşah zamanında mı inşa edilmiş? Evet. Hani farklı dönemlerde de inşa ediliyor ama günümüzdeki halini Melikşah döneminde alıyor. Peki dört köşe minare dikkat çekiyor. Biz hani hep Anadolu'da gezerken normal silindir minareyi gördük. Evet efendim. Özellikle dört köşeli olmasından dolayı İslamiyet'teki dört mezhebi tek ezan sesinden semaya ulaştırmak için yapılmıştır. İslamiyet'teki dört mezhebini simgeliyor. Evet. Ve arkamızdaki bu şadırvanlar da yine Melikşah zamanında yapılmış. Bugün hala kullanılan suların aktığı gürül gürül abdestlerin alındığı tarihi bir şadırvan. Tarihi burada aslında sonuna kadar hissediyoruz. Gerçekten 639 yılında yapılmış ve şu anda 2022 yılındayız. Tarihle bugün iç içe geçmiş durumda. Hemen bakın burada bir mihrap görüyoruz. Evet. Yani mihrap genellikle şey bölündüğü için dışarıda da değil mi? Dışarıda da namaz kılınıyor. Özellikle yani Cuma namazı cuma günleri Ulu Camii her köşesine kadar, her zerresine kadar sürekli doluyor. Diyelim hani içeride yer yetmediği zaman farklı bir durum olduğu zaman bu alanlarda da namaz kılıniyor. Dışarıda namaz kılıyor. Yani 10.000'in üzerinde kişi namaz kılabiliyor. Şimdi caminin içine giriyoruz.
[7:11]Nasıl güzel bir cami. Tamamen Diyarbakır taşlarından inşa edilen Diyarbakır Ulu Camii'nin içine girdiğimizde insan inanılmaz rahatlıyor. Tarihi hissediyor. Bakar mısınız nasıl güzel bir eser? Hemen şöyle kafamı kaldırdığım zaman özellikle bu taraftaki haman işlemelere inanılmaz dikkat çekiyor. Zaten yukarıya baktığımız zaman işlemeler günümüze sağlam bir şekilde geliyor. 639 yılından kalma mı? Yani daha sonradan hani Büyük Selçuklularla birlikte günümüze kadar işlenerek geliyor. Özellikle yukarıdaki işlemelere baktığımız zaman hani sadece yazıtlar değil aslında bir ahenkli süsleyiş var. Bu da hani İslam'ın zarafetini gösteriyor özellikle bu topraklar üzerinde.
[8:00]Farklı renklerin iç içe gelmesi, harflerin iç içe farklı bir anlama gelmesi aslında baktığımız zaman güzel bir tablo görüyoruz yukarıda. Gerçekten Diyarbakır taşlarıyla da çok güzel uyum sağlamış. Zaten özellikle bu taşlar Karacadağ volkanik taşlar. Yazın serin kışın da sıcak tutuyor. Özellikle bu taşların işlenilmesi çok zordur ve ki bu yüzdendir ki Diyarbakır dünya üzerindeki en büyük ikinci sur ve özellikle bu taşlardan yapılan yapılar da günümüze kadar sağlam bir şekilde geliyor. Hiçbir şekilde kolay kolay bir deprem sonucunda yıkılmıyor, savaş sonucunda yıkılmıyor. Bakar mısınız? Taş işçiliğinin en güzeli burada mihrap ve minber olağanüstü güzel görünüyor. Hemen minberden bahsedebilir miyiz? Yekpare bir taş üzerine yapılmış. Evet efendim yekpare bir taş üzerine yapılmış. Genellikle ana büyük inşaat Büyük Selçuklular döneminde inşa ediliyor ve günümüzdeki yani şu an görmüş olduğumuz ana büyük yapı Büyük Selçuklular döneminde kalıyor. Şimdi bakın mihrap da öyle. Mihrap da çok güzel. Tarihi bugüne taşıyan nefis bir eser. O dönemin el sanatlarını görüyoruz, duygularını, zerafetini görüyoruz. İyi ki de geldik. İyi ki de bu güzel camiyi ziyaret ediyoruz. Bir de özellikle normalde hani ön safta namaz kılmak isteriz yani o sevaba daha çok dahil olalım diye. Özellikle Büyük Selçuklular camiiyi ince ve uzun tutuyor. Aslında herkes ön safta, ön safta olayım diye o ön safın sevabına daha çok dahil olalım diye. Ne kadar ince bir düşünce. Peki başka ne görebiliriz caminin içerisinde? Cami çünkü çok önemli ve çok tarihi bir cami. Tarih üzerine katman katman inşa edilen bir cami. Şimdi gittiğimiz alanda daha sonrasında özellikle hani Hazreti Ömer döneminde Diyarbakır fethediliyor ya. O süre zarfında burada tapınak var. Tapınağın üstünde Mortoma kilisesi var. Kilisenin üstünde de şu an cami var. Özellikle şu alanda tapınak, tapınağın altında da kilise var. Şu an hemen şu bölümde hocamıza bakın. Aa evet. Bakın tapınan kısımlarını görüyoruz. Cam koruma yapılmış buraya bakın ve buraya gelen ziyaretçiler o tarihi eseri de buradan görebiliyorlar. Gerçekten topraktan tarih fışkırıyor Diyarbakır'da. Kesinlikle. Biz şu anda da Türkiye'de ezanın ilk okunduğu yer Diyarbakır Ulu Cami'deyiz. Tam 1382 yıldır burada ezan okuyor. Harikasınız. Ve İslam'ın dört komutanı tarafından Diyarbakır fethediliyor. Halit Bin Velit, Yaz bin Ganem, Saat bin Zeyt, Muaz bin Cebel. Çok önemli ve Diyarbakır'ı keşfetmeye devam ediyoruz. Bakalım daha neler göreceğiz. Diyarbakır'ın Ulu Camii çok özel ve önemli. 1934 yılında ilk müze caminin içindeki medreseye açılıyor. Ve bu özel cami İslam'ın 5. Harem-i Şerifi olarak da kabul ediliyor. Hazreti Ömer'in İslam ordularınca yapılan bu cami şehrin en önemli simgesi. Şimdi caminin hemen karşısındaki tarihi Han'a davet ediyorum sizi. Diyarbakır'ın tarihi zenginliklerini sizlere göstermeye devam ediyoruz ve şimdi Hasan Paşa Hanı'na geldik. Bu han özellikle de Diyarbakır'ın meşhur kahvaltılarının verildiği restoranlarıyla, kafeleriyle meşhur. Diyarbakır kahvaltısı dünyaca ünlü. İşte arkamda görmüş olduğunuz bu mekanlarda insanlar geliyorlar ve kahvaltı yapıyorlar. Şu anda Ramazan olduğu için tabii çok fazla yoğun olduğunu görmüyoruz ama Ramazan dışında burada önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Peki bu tarihi Han ne zaman yapılmış? Ondan da bahsedelim. 1572-1575 yılları arasında bu şahane Han Diyarbakır'ın merkezine, Sur içi bölgesine inşa ediliyor. Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Vezir Hasan Paşa tarafından yapılıyor ve yapıldığında bölgenin en önemli Han'ı oluyor. Peki ne vardı, ne oluyordu Han'da? Buradan geçen kervanlar, yolcular, ticaret yapan iş adamları işte bu kervansarayda, bu Han'da konaklıyorlardı. İki kattan meydana geliyor. Biz şu anda giriş katındayız. Üst katı var. Hem üstünde hem de altında odalar bulunuyordu. Bir alt katı var. Alt katında da binekler, hayvanlar bulunuyordu. Oraya gelenler kervanlarını park ediyorlardı, koyuyorlardı ve işte günlerce burada dinlenip ardından da yollarına devam ediyorlardı. Tabii burası aynı zamanda ticaretin de kalbi. Çok önemli bir noktada yer alıyor Diyarbakır. İşte bu nedenle de burası her zaman yoğunluğuyla dikkat çekiyordu. Bugün de yine aynı hizmete, aynı amaca hizmet ediyor. Bakın yine geleneksel Diyarbakır ürünlerinin satıldığı dükkanlar görüyoruz. Birbirinden güzel el işleri var, el sanatları var. Bunların hepsi işte bu kültürü anlatan sanatlar. Örtüler mi dersiniz, süs eşyaları mı dersiniz, puşiler mi dersiniz? Her şeyi burada bulmak mümkün. Ama tabii ki yukarılarda da bakın hep kahvaltıcılar var. Geleneksel Diyarbakır lezzetlerini de tatmak isteyenler bu Han'lara geliyorlar. Burası tam bir Osmanlı Han'ı. Şimdi Hasan Paşa Hanı'nın kuyumcular sokağına, kuyumcular çarşısına geldik. Özellikle de 16. yüzyılda burada kuyumculuk inanılmaz gelişiyor ve altın dendiğinde, kuyumculuk dendiğinde Diyarbakır da çok önemli bir yere sahip. Hele hele Diyarbakır düğünleri akla geldi mi nerede ise kilo su kadar altınlar takılır. Böyle kilo kilo altınlar takılıyor burada ve işte o yüzden de burada kuyumcular çok önemli bir yere sahip. Bu arada Diyarbakır'ın burma bilezikleri şeklini burma kadayıftan alıyor, hemen söyleyeyim. Han'da gezerken karşımıza geleneksel el sanatları da çıkıyor. Sur içi çarşılarla, pazarlarla, tarihi Han'larla dolu.
[16:48]Şimdi Adıyaman'a geldik. Ne Adıyaman açık artırması? Tespih açık artırması. Çok güzelmiş bu tespihler.
[17:00]Açık artırmayla satılıyor. Herkes saat de var bakın. Saatler, yüzükler. Hoş bulduk, çok teşekkür ederiz. Burada Diyarbakır'da yaşayanlar tespihlerini, saatlerini, antikalarını getiriyorlar. En fazla parayı kim alırsa tabii her tespihin özelliği ayrı, her saatin özelliği ayrı. Sonra parayı veren düdüğü çalıyor, satın alıyor tespih. Aynen doğru. Peki nerede bu tespihler? Gelin şöyle bir içeri girelim. Bakar mısınız arkada bir yoğunluk var. Eğer yolunuz Diyarbakır'a düşerse ve Cumartesi günü gelirseniz hemen caminin surlarının dibinde böyle tespih pazarının kurulduğunu görürsünüz. Kolay gelsin. Sağ olun, hoş geldiniz. Teşekkür ederiz. Çok güzel tespihler var. Orası biraz kalabalık. Böyle geçelim. Kolay gelsin. Ne kadar güzel bir kültür bu böyle? Tespih pazarı açık artırmayla satılıyor. Aynen öyle. Peki nedir bu tespihler? En güzeli hangisi, en pahalısı hangisi? 50 liradan başlıyor. 10 bin liraya kadar da tespihlerimiz var. 10 bin liraya kadar. En çok parayı kim verirse? Tespih onun. Gördüğünüz gibi böyle tespih, böyle toyrak toyrak tespihler var. Peki en pahalısı böyle boncuk boncuk var. Bunlar ooo, antika mı bunlar? Aynen. Böyle yine toyrak toyrak var. Harika. Ama izleyiciler, gördüğünüz gibi en toyrak tespih bu. 500 lira. A izleyiciler, çok özür diliyorum. En toyrak tespih buymuş. Harika. Eğer bakın tespih tutkunuysanız Diyarbakır'a gelin. Şu 3.000 lira ver, damladır. Kehribardır. Bakın kehribar, 3.000 lira. Vay vay vay vay.
[19:09]Bu kaplumbağadan yapılmadır. Bu ne kadar? 10.000 lira var herhalde. Yok bu 3.500 liradır. 3.500 lira. Evet. Bu ne kadar? 1.000 lira o. 1.000 lira. Ya Yağız Can sen de anlıyorsun tespihten. Bakar mısın yani değişiyor. Neredeyse araba alınacak fiyata kadar tespih var burada. Tezgâhlar tespihlerle dolu, yüzüklerle dolu. Buraya gelenler tespih alabiliyorlar ya da antika.
[19:37]Sokakların güzelliğine bakın. Dar dar, minik minik ince uzun sokaklar çıkıyor karşımıza. Şu anda Diyarbakır'da Sur içindeyiz ve tarihi sokaklarını keşfediyoruz. Diyarbakır demek aynı zamanda böyle tarihi birbirinden güzel sokaklar demek ve bu sokakların hepsi de bakın böyle Diyarbakır evleriyle dolu. Tarihi Diyarbakır evleri bugün hala ayakta. Bir kısmı müze olarak kullanılıyor ve biz de şimdi Cahit Sıtkı Tarancı Evine geldik. Burası aslında bir Diyarbakır evi. Ve şu anda da Cahit Sıtkı Tarancı Diyarbakır'ın en ünlü, ülkemize mal olmuş yazarlarından, şairlerinden ve biz de şimdi onun doğduğu, büyüdüğü bu evi gezeceğiz. Hemen bakın şöyle girer girmez aman Allah'ım ne kadar güzel bir eve çıktık. İşte klasik bir Diyarbakır evinin içindeyiz şu anda. Burada bakın harika bir avlu var. Buraya hayat deniliyor çünkü hayatlar burada akıyor. Hemen baktığımız zaman bu avlunun çevresinde 1, 2, 3, 4. Dört tane yapı görüyoruz. Neden dört tane yaşam alanı var? Çünkü mevsimlere göre insanlar bu evlerde yaşıyorlar. Yaz geldiği zaman serin olan kısma geçiyorlar, kış geldiğinde sıcak olan kısma geçiyorlar, bahar geldiğinde diğer köşedeki evleri kullanıyorlar. Ama bahçeleri olağanüstü. Bahçenin güzelliğine bakar mısınız? İşte çoluk çocuk, aileler böyle yaz geldiğinde bahçelerde zaman geçiriyorlar. Ağaçlar harika tabii bahar geldi. Artık bakar mısınız ağaçlar şahane bir şekilde çiçek açtı. Bahar da Diyarbakır bir farklı oluyor. Bakın bu harika konağın içerisinde böyle havuzlar da dikkat çekiyor. İnsanları serinlik versin. Aynı zamanda rahatlatsın diye de muhakkak böyle konaklarda havuz olmazsa olmaz. Çok güzel bir ev. Gerçekten hayran kaldım. Şimdi mimariye ve el sanatlarına baktığımız zaman da nasıl duygu dolu, nasıl sanatsal yapıldığı da gözlerden kaçmıyor. Taş deyip geçmeyin. Taşa gerçekten Diyarbakırlı sanatçılar hayat vermiş, ruh vermiş. Sadık Bey ne kadar güzel burası. Tabii ki efendim. Diyarbakır özellikle sadece tarihiyle, gastronomisiyle değil bir o kadar da önemli yazarları, şairleriyle, sevda hikayeleriyle de ön plana çıkıyor. Burası da Diyarbakır'a ait bir sivil mimari ev plan örneği. Özellikle Diyarbakır evleri dıştan kapalıdır. Yani mesela kimseyi görmez içeri. Kimseyi görmez içeriye ama o kapıdan içeriye geldiğiniz zaman ferahlatıcı bir mekan gözlerinizin önüne geliyor. Bu da aslında Diyarbakır'daki kişilerin duygusal yönünü mimariye yansımasıdır. Mesela bizim kalbimiz dışarıya kapalıdır ama kalbimizi çaldığınız zaman içeride çok farklı bir dünya vardır. Bu dünyamız da buradaki taşımıza kadar işliyor. Gerçekten çok güzel. Şimdi burası bir müze olarak kullanılıyor. Aynı zamanda restoran, kafe, butik otel olarak kullanılanlar da var. Ama biz şimdi yaş 35 yolun yarısı diyen Cahit Sıtkı Tarancı'nın evindeyiz. Müze olarak kullanılıyor. Buranın yapılış tarihi 1733 yılında yapılıyor. Cahit Sıtkı da çocukluğu burada geçtiği için bir dönem burada bir ölüm tehlikesi geçiriyor. Pencereden bir sarkma olayı oluyor aşağıya doğru. O ölüm psikolojisi ona küçük yaşta işlediği için sürekli yaş 35 mi demişti? Evet. Diyor yaş 35 yolun yarısı eder, yıllar yılı dost bildiğim aynalar neden böyle düşman kesildiniz? Sürekli bütün şiirlerinde ölümle ilgili konuları işliyor. Aslında o çocukken yaşamış olduğu olay bilinçaltına işliyor. Ve şu anda da ülkemiz adına önemli bir şairdir Cahit Sıtkı. O zaman içeri girelim. Hemen bakalım. Tabii. Şiirlerine bir bakalım şöyle, eserlerine bir göz atalım. Diyarbakır evi nasıl bir görelim bakalım. Girer girmez bakın bizi böyle bir alan karşılıyor. Giriş alanı. Nereden devam edelim? Sağ taraftan mı? Şöyle bir geçelim bakalım. Burada bir oda var. Bakın görüyorsunuz. Normalde burası gelen misafirlerin ağırlandığı odalardan biri. Ama burada da bakın Diyarbakır'la ilgili belgeler, resimler görüyoruz. Evet efendim, özellikle her tarafında çiçek motifleri, desen motifleri var. Çünkü burası bir şairin, şiirlerinin yankılandığı ev ve kişi buradaki duygu ve düşünceyle içtenliğini dışarıya dökmüş. Burada da yine Diyarbakır'a özgü birçok eee belgeler var. Hani musiki yönden, sanat yönden Diyarbakır'a gelen ziyaretçiler aslında bu tarz müzelere geldiği zaman Diyarbakır'la ilgili her şeye ulaşabiliyor. Burada da işte Diyarbakır'la ilgili önemli sanatçıların eserleri, şiirleri, Diyarbakır'ın musiki yönü ön plana çıkıyor. Şimdi burası yazlık kısmı mı, kışlık kısmı mı? Burası yazlık herhalde, biraz serin geldi bana. Aynen. Aslında mevsimlik ilkbahar döneminde kullanılan bir bölüm. Tamam. Şimdi yazlık kısımdan çıkıyoruz. Bakalım hangi kısma gidiyoruz. Kışlık karşıda galiba. Kışlığa mı geçelim? Şimdi hemen diğer alana bakın. Avlunun diğer köşesindeki yaşam alanına gidiyoruz. Gerçekten buranın yazlık olduğu çok belliydi. İçerisi inanılmaz serindi. Of of of of resmen bir saray burası. Özellikle sütunların üzerindeki bu el sanatları, kapının üzerindeki bu resimler çok güzel. Klasik bir Diyarbakır evi görüyoruz. Ve şehir merkezinden yeni keşiflere devam ediyoruz. Yollarda, caddelerde gezerken bu şekilde ilginç tezgahlar da çıkıyor karşımıza. Beyefendi ne yapıyor acaba burada Sadık Bey? Şimdi değerli hocam Mezopotamya'nın verimli topraklarında yine Mezopotamya'ya ait bu bölgeye ait güzel bitkiler de yetişiyor. Bunlardan biri de Kenger. Aynı zamanda köklerinden doğal sakız da elde ediliyor. Ve Diyarbakır'ın birçok yöresel yemeğinde de kullanılıyor ve aynı zamanda turşusu da yapılıyor. Ve vitamin bakımından oldukça zengindir. Çünkü dikkat ederseniz Karacadağ bölgesi dedik. Çünkü Karacadağ bir volkanik plato üzerine kurulduğu için kesinlikle besin değeri yüksek derecede tarım ürünleri yetişiyor. Kenger çok önemli, çok meşhur. Pişirilir, eee Sulu yemeği yapılır, çorbası yapılır, eee kızartması yapılır. Kızartmada yumurtalı kızartma da yapılır bunun. Kaşaktan sonra yağda kızartıp üzerine yumurta kırabilirsiniz. Kesinlikle sarımsaklı yoğurt dökebilirsiniz. Bunun çok şahane yemekleri olur. Sıcak kanlı Diyarbakırlılardan tarifler de öğreniyoruz. Merkezde yürümeye devam ederken bu sefer de karşımıza bir başka meşhur cami çıkıyor. Camiler diyarı Diyarbakır'da Dört Köşeli Minare'deyiz. Diyarbakır'da ziyaret edilecek birbirinden güzel tarihi camiler var ve şimdi o camilerden birine geldik. Şeyh Matar Camii veya bir diğer ismiyle Dört Ayaklı Minare. Hemen arkamda camiiyi görüyorsunuz. 1500'lerde Akkoyunlular tarafından inşa ediliyor ve Akkoyunluların en güzel inşa ettikleri anıtsal eserlerden biri ve minaresi de caminin hemen yanı başında. Dört ayaklı minare olarak geçiyor. 1500'lerde yapılmış, dörtgen oluşuyla dikkat çekiyor. İslamiyet'in dört mezhebini simgelemesi amacıyla böyle dört köşeli bir minare yapılmış. Hemen altından geçiyoruz. Dört ayağı olduğu için dört ayaklı minare denilmiş ve buraya gelenlerin de muhakkak ziyaret ettiği çok özel bir eser. Minaresi dikkat çekiyor ve bu cami işte bu minaresiyle Diyarbakır'ın en önemli sembollerinden. Diyarbakır Camiler ve Peygamberler diyarı. Diyarbakır önemi ve konumu sebebiyle tarihte peygamberlerin, sahabelerin, alimlerin, bilim adamlarının hep uğradığı, yaşadığı topraklar oluyor. Medeniyetlerin beşiği olan bu kadim kente öyle surlar da yapılmış ki dillere destan. Diyarbakır'ın kalbindeyiz. Sur bölgesindeyiz. Tarihi Diyarbakır surlarının içinde İçkale'deyiz. Burası tarihte yönetim merkezi olmuş. Binlerce yıllık bir geçmişi var ve çevresine baktığımızda da hemen Hazreti Süleyman Camii'ni görüyoruz. Ve yanımızda Sur Kaymakamı Abdullah Çiftçi Beyefendi var. Bu bölgenin önemini, tarihini buyurun daha detaylıca Abdullah Bey'den dinleyelim. Evet hoş geldiniz. Hoş bulduk. Diyarbakır Sur hem Milattan önce hem Milattan sonra hem de İslam tarihi açısından çok önemli bir merkez burası. Yaklaşık 9 bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Hemen arkamızdaki Amidah Höyüğü bu bayrağın dalgalandığı yer eski Artuklu sarayı ama Amidah Höyüğü olarak bilinen yer 9 bin yıllık bir tarihe geçmişe sahip. Burası İçkale. Diyarbakır aslında 1950'li yıllara kadar İçkale ve Dışkale'den oluşuyordu ve yaklaşık 50 bin nüfusu vardı. Tabii son yıllarda nüfusun artmasıyla beraber Sur'un dışına çıkılması ihtiyacı hasıl oldu ve 1950'li yıllardan sonra yoğun bir sur dışına çıkış oldu. Ancak Diyarbakır'ın merkezi ve kalbi burası Sur 639 yılında sahabeler tarafından fethedilen ve o günden bugüne kadar İslam'ın Anadolu'daki bayraktarlığını yapan çok özel bir yer. Hemen arkamızda gördüğünüz Hazreti Süleyman Camii ki Hazreti Süleyman Halit Bin Velid büyük İslam komutanı Halit Bin Velid'in oğludur ve ilk kuşatmada burada şehit olan 27 sahabeden biridir. Hazreti Süleyman Camii'nin hazinesinde 27 sahabe yatıyor. Bu yani Mekke, Medine'den sonra en çok sahabenin metfun olduğu yerdir. Diyarbakır 541 sahabeden bahsediliyor. Yine 7 peygamber kabrinden ve 9 peygamber makamından bahsediliyor Diyarbakır'da.
[29:42]Dolayısıyla burası her yönüyle hem İslam tarihi açısından hem öncesi açısından çok önemli bir yer ve insanlıkla yaşıt olan bu topraklarda bu medeniyette herkese hitap edecek, her dine, her kültüre, her medeniyete hitap edecek özellikler var.
[30:45]Anlatılmakla bitirilmez yaşamak gerekir. Bütün vatandaşlarımızı yerli yabancı turistleri buraya davet ediyoruz. Burası bir huzur adası. Burası bir medeniyet adası, bir kültür adası ve inşallah herkesin gördüğünde de mutlu olacağı, değer alacağı, keyif alacağı bir şehir inşallah. Herkesi bekliyoruz buraya inşallah.



