[0:01]Eyvallah. Allah razı olsun. Sağ ol.
[0:07]Evet arkadaşlar, eee dördüncü konuşmacı benim. Eee ben de Akif abinin eee zaman ve mekan düşüncesiyle ilgili eee ona yoldaşlık etmiş, onun eee yurt dışında olmasa da yurt içindeki eee çok önemli yolculuklarına yoldaşlık etmiş, onunla aynı dağa, aynı mekana, aynı pınara, aynı yola eee bakmış, eee aynı şeyleri konuşmuş bir insan olarak eee elimden geldiğince eee onun İslamcılığının aslında zaman ve mekan zemininde neye tekabül ettiğiyle ilgili bir şeyler anlatmak istiyorum. Eee burada özellikle eee İslamcılığı bizler temellendirirken genelde literal anlamda eee sembol bir takım isimlere gideriz. İşte eee nitekim Akif Emre'nin İslamcılığı temellendirilirken de meşrep itibariyle yakın olduğu pek çok isim sayılabilir. Ama burada benim acizane belki bu eee fotoğrafçılığından kaynaklanan bir şey, belki Akif abiyle eee eee benzer fotoğrafları, benzer mekan kaygılarını eee çok taşıdığım için, Erciyes'e eee ortak bir sevdamız olduğu için, Erciyes sembolizminin onun ve benim üzerimde çok büyük etkisi olduğu için, eee buradan kaynaklanmış olabilir.
[1:42]Bu anlamda dediğim gibi eee ben Akif abinin mekan düşüncesi üzerinden İslamcılık tasavvurunu birazcık daha müşahhas hale somutlaştırmaya çalışacağım. Eee bir gün arkadaşlarla sohbet ederken işte onlar Akif Emre'nin eee tarihin hafızasını oluştururken işte Necip Fazıl, Aliya İzzetbegoviç, Sezai Karakoç eee vesaire pek çok isim bağlamında çok müthiş ve güzel şeyler söyledi dediler ki bunlar da doğru. İnşallah öğleden sonra ikinci oturumda Alev Hanım bu anlamda güzel bir tebliğ de sunacak ve eee dergide mükemmel de müthişle bir yazı yazdı. Akif Emre'nin insanları diye. Dehşet bir yazı. Bunların hiçbirini itiraz etmiyorum. Ama burada özellikle göstergeler, izler ve çizgisiz defter üzerinden benim dikkatimi çeken eee iki tane isim var. Akif Emre'nin İslamcılığını temellendireceğim. Bir tanesi Mimar Sinan, bir tanesi de Turgut Cansever. Şimdi eee niye böyle bir şey yaptım veya niye buradan yola çıktım? Eee şöyle temellendireyim. Akif Emre'nin İslamcılığı İbrahim abiyle eee Mustafa'nın söylediğinin üzerine koyarak söylüyorum bunu. İtikadi anlamda eee bu kavramla anlatılabilecek bir İslamcılıktı. Birincisi bu. İkincisi de kesinlikle soyut, hamasi, içi dolmamış, politik veya günceli dolduran ve günceli tatmin eden bir İslamcılık söylemi, düşüncesi ve kaygısı değildi. Akif Emre'nin İslamcılığı somuttu, müşahastı ve tamamen pratiğe dayalıydı. Hatta ben buna temsil ve hafıza adında da verdim bir yazımda, çalışmamda. Şundan dolayı biz de 80 sonrası İslamcılığın belirgin özelliği şudur. Bu Türkiye'ye mahsustur. 80 sonrası Türkiye İslamcılığı hafızasızdır. Bir geleneğe dayanmaz ve kesinlikle ve kesinlikle İslam'ı yaşamaya değil İslam'ı anlamaya yönelik bir çabadır. İslam'ı anlamaya yönelik her çabada İslam'ı yeniden yazmaktır, vahyi yeniden yorumlamaktır ve bir anlamda içinde bulunduğu zamana, zemine ve duruma göre bir din yorumu yapmaktır.
[4:16]teoriktir, çok şehvetlidir, çok güzeldir. Ama pratik değildir. Gerçeklikle bir bağı yoktur, gerçeklikte bir karşılığı yoktur. Oysa ki Akif Emre hiçbir zaman bu anlamda soyut olmadı. O her zaman müşahastı çünkü onun İslamcılıkla söylediği, İslam'la ilgili söylediği şeylerin tarihsel anlamda bir karşılığı vardı. Çünkü 80 sonrası İslamcıların en temel iddialarından bir tanesi nedir? Öze dönüştür. Tarihi tecrübeyi tüm geleneği yok sayarak işte bir asrı saadete atlarsınız ve bir anlamda veya asrı saadete atlamazsınız, direkt Kur'an'ı alırsınız. Kur'an'ı okuyarak bir İslam anlaması veya İslam yorumu yaparsınız. Akif Emre'nin de bunun uzaktan, yakından, kenardan virgül kadar bile bir bağı, bir ilişkisi ve bir karşılığı yoktur. Çünkü Akif Emre'ye göre İslam tarihsel anlamda yaşanmış bir dindir, yaşanmış bir tecrübedir. Bugün için İslam'ın bir iddiası vardır. Bugün bir takım sorunlarla, bir takım problemlerle karşılaşsa bile bu ana söyleyeceği sözü vardır ve yarın için de iddiaları vardır. Birincisi, eee buranın altını bir çizmemiz gerekiyor. Diğer İslamcılık söylemlerinden Akif Emre'yi ayıran en temel şey budur. Bu anlamda hem İbrahim abi hem Mustafa altını ısrarla çizdi. eee gelenekçi değildi fakat geleneği kesinlikle kabul eden ve geleneğin verilerini gelenekten beslenerek ortaya somut bir şeyler koyan, pratik bir şeyler koyan bir insandı. Peki bunu ben işte nereden temellendirdim? Bunu bir kapı tokmağına bakışını görmeliydiniz Akif Emre'nin. Bir türbe ziyaretine gittiğinde oradaki kitabeye bakışını görmeliydiniz. O dağın başında, o türbede eee işte o ağacın altında çektiğim fotoğraf Şeminel Gazi Hazretlerinin türbesine çıkmıştık. Oradaki söylemini, oradaki duruşunu, oradaki tavrını. Şimdi herkes şunu söylüyor. Akif Emre fotoğrafçıydı ve bundan dolayı da seyyahıydı. Tamam mı? Akif Emre niye fotoğraf çekiyordu ve niye geziyordu? İşte Akif Emre'nin müşahhas İslamcılığı derken, gerçekçi ve pratik İslamcılığı derken kastettiğim şey, kitaplarının isminin göstergeler, izler ve çizgisiz defter olması tesadüf değil. Akif Emre bir iz peşindeydi. Bir takım izleri takip ediyordu. Bu çok önemli. Gösterge kavramı. Buna isterseniz işaret deyin veya işaretler deyin. Gösterge kavramı da temsil. Yani neyin temsiliydi? İz medeniyetin izi, temsiller ise yaşanmış, tecrübe edilmiş, Efendimizden ve Ashab-ı Kiram'ın uygulamasından tarihe akmış çeşitli devletler ve çeşitli milletler bağlamında somutlaşmış İslam'ın, müşahhas İslam'ın temsillerini ve göstergelerini aramaktı ve onları somutlaştırmaktı, onları ortaya çıkarmaktı Akif Emre'nin bütün derdi. Gösterge dediği, temsil dediği bu. Yani onun için literal anlamdaki daha soyut eee birtakım izleri takip etmek yerine Akif Emre birinci derecede somut olarak mekanlar üzerinden tarihten bize kalan eee mimari ve estetik ve sanatsal değerler üzerinden somut olan izleri takip ederek bunlara bizim dikkatimizi çeker. Onun için de bu göstergelerin, bu temsillerin bizi daha sağlıklı, daha sağlam ayağı yere basan bir tavra, bir duruşa götüreceğini ısrarla söyler. Nitekim göstergeleri ilk okuduğumda ya abi dedim Berger'in eee veya Son Ta'ın veya Bart'ın eee göstergelerine benzer bir şey bulacağım derken çok gerici bir kitap yazmışsın. Yani gericiliğini burada da belli ediyorsun hemen falan diye böyle espriyle bir şey söylediğimde hiç unutmam günlüğümde de vardır eee bu cümlesi. Aynen şunu demişti bana o gün. Bizim ayaklarımızı kestiler, ayaklarımızı keserek eee organlarımızı keserek hafızamızı yok ettiler. Hafızamızı yok ederek değil. Dolayısıyla biz mekanımızı idrak edemezsek ve içinde bulunduğumuz zamanımızı somut olarak idrak edemezsek bir zihniyet dünyasına kavuşmama ihtimalimiz özellikle modern şartları düşündüğümüzde çok daha yüksek. Onun için de Balkanlar bizim için çok önemli. Onun için eee Elhamra dahil, Kurtuba dahil eee Endülüs bizim için çok önemli. Onun için Ortadoğu bizim için çok önemli, onun için Kudüs bizim için çok önemli ve bunların hiçbiri Akif Emre'nin İslamcılığında tesadüf değildir. Dolayısıyla Akif Emre bir anlamda mekanlara dikkat çekerek Balkanlar, Endülüs, Afganistan eee ve Uzakdoğu bölgesi, Türkistan bölgesi dahil olmak üzere ama bunları müşahhaslaştırdı. Sembol şehir kesinlikle Kudüs'tü. Bunun defalarca da şahit olmuştum. Oraya farklı bir anlam yüklerdi ve bunu söylerken de arkasından hemen şunu eklerdi. Bunun için de biz bugün medeniyet söyleminin içini ancak mimariyle, sanatla doldurursak ve bunu müşahhas hale getirebilirsek mevcut izlerimizden ve mevcut göstergelerimizden yola çıkarak bir medreseyi nasıl yapmışız, bir mahalleyi nasıl yapmışız, bir evi nasıl yapmışız bunu bilmeliyiz. Bir Müslümanın bir evi yaptığındaki mahremiyeti anlamadan, tefekkür anlamında bir ayetten ve hadisten mahremiyeti nasıl anlayacaksın ki?
[10:22]Derdi, anlayamazsın derdi. Herkes zihnindekini veyahut da kendi kafasındaki eee hazır bulduğu birtakım torpileri veya birtakım birikimleri İslam olarak telakki eder. Dolayısıyla biz bu göstergelerden ve bu izlerden yola çıkarak bunu somutlaştırmalıyız. Bunun için de benim açımdan Mimar Sinan çok önemli derdi. Mimar Sinan'ın önemi şu anlamda tabii ki İslam dünyasının yetiştirdiği pek çok eee mimar var, sanatkarlar var. Estetik boyutu olan, derinliği olan eee gerek vahyi ve genel anlamıyla nassı sanatta ve mekanda somutlaştıran pek çok insanlar var. Ama Akif abi Mimar Sinan'a özel bir anlam yüklerdi. Özel anlam yüklerken de bunu şu şekilde eee temellendirirdi. Bir devşirme olmasına rağmen ki bunu kabul ederdi. Devşirme olmasına rağmen eee bir insanın bir başkası olmaktan nasıl Müslümanlaşacağını hayatıyla, değişimiyle ve daha sonra da zamanı mekanda somutlaştırarak eseriyle ortaya koyan istisna bir adam derdi. Onun ilginç bir eee cümlesi daha vardı Mimar Sinan'la ilgili. Bizim tecelli ve tasavvufta tecelli ve tezahür dediğimiz veya İbn Arabi ve benzeri geleneğin Allah'ın isim ve sıfatlarıyla izah ettiği var oluşu o Mimar Sinan üzerinden vahyi somutlaştıran adam, vahyi müşahhas kılan adam ve İslam'ı müşahhas olarak zamana ve mekana nakşeden bir adam olarak telakki ederim ve bunun için çok önemli.
[12:10]Benim İslamcılık anlayışımda hem tecrübenin hem de bir zihniyetin somutlaşması olarak Mimar Sinan ve son yüzyılda da o gelenekten geldiğini düşündüğüm Turgut Cansever çok önemli derdi. Ve bunun için de Akif abinin Müstarip Aydınlar'a kadarki üç kitabı aslında onun gezi yazılarıyla dolu. İşte bu gezi yazıları klasik gezi yazıları değil. Onun için ister göstergeleri okuyun, ister izleri okuyun ki ister çizgisiz defterin onun asıl adı harita ve metot olacaktı fakat harita ve metot isminde bir başka yazarın kitabı olduğu için eee daha sonra yine kendisi çizgisiz defter ismini koydu ona. Eee ve hep şunu söylerdi. Eee izleri takip edeceğiz. Temsillerimizi bizim hafızamızı yani şu anda üstü örtülü hafızamızın üstünü açacak, bizi uyandıracak bir anlamda neyi kaybettiğimizi bize hatırlatacak ve arkasından da biz çizgisiz defterimize projelerimizi, kaygılarımızı, dertlerimizi, sorunlarımızı somut hale getireceğiz. Aslında Mimar Sinan'ın mekanda yaptığını biz de kalemle, zihinle bu şekilde yaparsak ki orada çizgisiz defterden kastettiği eee tasavvur gücünün veyahut da muhayyile gücünün eee nakşedildiği tabii ki o zihin dünyasıydı, zihniyet dünyasıydı. Ve eee orasını bu şekilde doldurduğumuz takdirde bir anlamı olacak derdi. Hasıılı eee Akif abinin İslamcılık anlayışıyla ilgili tabii ki daha pek çok şey söyleyeceğiz. Pek çok şey anlatacağız. İkinci bölümdeki arkadaşlarımız da mutlaka eee bir şeyler söyleyecek. Eee izleyicilerimizden, dinleyicilerimizden mutlaka eee bu işi bizden çok daha iyi bilen, çok çok daha iyi anlayan gençlerimiz olduğunu da biliyorum ben kendi öğrencilerimizden biliyorum. 30 yıl onun yanında olmak, 30 yıl onunla beraber konuşmak illa onu doğru anlamanın zorunlu sonucu değildir veya burada bir zorunluluk ilişkisi yoktur. Tabii ki bir ölçüdür, tabii ki bir mikyastır ama sonuçta gerçekten çok genç insanların, çok taze insanların eee o hakikati anlamada Akif Emre'nin neye vesile olduğunu, onun izler ve göstergeler yoluyla bizi nelere götürdüğünü ve nelere dikkat çektiğini bizden çok daha iyi görecek çok güzel insanlar var. Bu anlamda inşallah onlara da hem soru sorma hakkı hem de unuttuğumuz herhangi bir şey varsa bunları belirleme hakkını vermek maksadıyla bir yarım saatlik de soru cevap eee bölümümüz olacak. Soru cevap kısmında şunu istirham ediyorum. Özellikle hem öğrencilerimizden hem misafirlerimizden eee gerçekten eee Akif Emre'yi eee anlatacak, Akif Emre'yi anlayacak eee tarzda sorular olsun. Diyeceksiniz ki ya sen mi belirleyeceksin bunu yani veyahut da niye böyle bir yönlendirme yapıyorsun? Şundan dolayı bu soru cevap yöntemini biz yıllardır uyguluyoruz. Aslında bana kalsa hiç uygulamam doğrusunu söylemek gerekirse. Çünkü konferanslar ve seminerler seminerler aslında bir dinleme amalesidir, soru sorma amalesidir değil veya müzakere amalesidir değil. Konuşmacı konuşur. Öyle karşıdaki insan dinler. Fakat eee genelde bizde bir gelenek olmuş. Bazen bir soru şurada bütün konuşulanlardan daha eee güzel bir boyuta getirebiliyor eee sohbetin gidişatını. Bu anlamda özellikle gençlerimizden Akif Emre'nin izinde İslam Coğrafyası Atölyesi öğrencilerimizden ki burada o öğrencilerimize de gerçekten çok teşekkür ediyorum. Başta Faruk hoca olmak üzere çok güzel şeyler eee çıkarıyorlar. Güzel yazılar üretmeye başladılar. Eee sonuç olarak bir yarım saatlik süremiz var. Bu yarım saat sürede Muhammed burada mısın? Muhammet mikrofonumuz var mı? Şeyimiz tamam. Eee kime soru sorduğunuzu belirtmek şartıyla herkes yani bir kişi daha doğrusu soru soracak arkadaş bir soru sormak şartıyla yarım saatlik soru cevap eee yöntemine başlıyoruz. Evet sorusu olan var mı?
[16:30]Gençlerden.
[16:50]bizim de cesaretimizi kırdılar. Korktular zaten. Yok tamam sözümü ge sözümü geri aldım o zaman. Evet. Neyse dışarıdan gelen bir misafirimiz var. İl dışından gelen misafirlerimizden bir tanesi. Oturarak sorarsanız daha seviniriz. Allah razı olsun öncelikle böyle bir organizasyonu tertip ettiğiniz için eee teşekkür ederiz. Şeyden bahsedeceğim ben İslamcılık yaptık da ne oldu mantığıyla ilgili olarak Akif Emre'nin de değindiği bir şey vardı. Eee ülkenin gerçek krizi İslamcılık adına mahkum edilmeye çalışılan bir yerli duruş sahiplerinin özgüven zaafiyetine düşmeleri ve adeta bir kimlik krizine girme tehlikesinden eee Akif Emre abi bahsediyordu. Yani bu noktada eee bizim ben de şehir ve bölge planlama öğrencisiyim Mimarlık Fakültesinde bu özgüven kaybından ve kimlik krizinden kurtulup bir bahsettiğiniz gibi hocam bir mimari fikir ortaya koymanın yolu acaba eee nereden geçmektedir diye bir soru sormak istiyorum. Bana soruyorsun. Şimdi eee madem öyle yerlilik kelimesi geldi tam eee bam teli diyelim. Şimdi arkadaşlar gerçekten eee Akif abi yerli kavramını Türkiye'de maalesef bu kavramı eee kullananlar oldu ve o kavramı kullananlarla da Akif abiyi aynı kategoriye koymuyoruz. İşte az önce Mustafa'nın ısrarla belirttiği gibi bir şebekeye ait olmadı. Onun için Akif Emre'nin kavramlarını, İbrahim abinin altını çizdiği şekilde ıstırahlarını onun kullanımıyla birazcık daha diğer metinleri de diğer kitapları da inşallah onlar da peyderpey ortaya çıkacak. eee okudukça daha da eee mükemmel hale geleceğini düşünüyorum. Burada şöyle bir hatıramla başlayayım kısaca. Ben post modernizm İslamcılar üzerinden etkisini çalışırken yine tabii ki burada Söğüt Fikir Kulübü ve Akif abinin çok büyük katkısı oldu. Özellikle İslam'ın Protestanlaştırılması meselesini çok ciddiye alırdı. Bu Medine vesikası bağlamındaki tartışmaları ve benim tezim eee konusunda en önemli fikir sahiplerinden birincisi de diyebilirim hatta eee Akif abiydi ve orada ısrarla bir yerlilik kavramı üzerinden dururdu. Akif abinin burada kastettiği yerlilik kavramının sağcılıkla, muhafazakarlıkla ve milliyetçilikle etnis anlamında milliyetçilikle ilgisi yoktu. Buradaki yerlilik kavramından kastı gelenekçilik olmayan bir gelenekti Akif abinin kastettiği. Veya eee hafızasızlık diye bir şeyden bahsettim. 80 sonrası İslamcılığının hafızasız olduğundan söz ettim. Akif abinin burada kastettiği yerlilik bizim hafıza kavramının içini doldurduğumuz ana unsurdur. Yani bu yerliliğin içerisinde siz Ashab-ı Kiram'dan sonraki bütün usul alimleri ki Akif Emre bir usul sahibiydi. Yani İslamcılığındaki itikadi boyut dediğimiz şey onun bir usul sahibi olduğunu gösterir. Bu anlamda o yerliliğin içine Akif abi tabii ki İmam-ı Azam Ebu Hanife'yi koyardı, tabii ki İmam Maturidi'yi koyardı, tabii ki İbn Arabi'yi koyardı, tabii ki Yunus Emre'yi koyardı, tabii ki Mimar Sinan'ı koyardı, tabii ki İmam-ı Rabbani'yi koyardı, tabii ki Necip Fazıl'ı koyardı, tabii ki Sezai Karakoç'u ve tabii ki Aliya İzzetbegoviç'i koyardı ve şu anda ismi aklıma gelmeyen pek çok insan.
[22:34]Dolayısıyla Akif Emre bir anlamda mekanda pardon İhsan Görücü araştırmacı yazar Kayseri hakimiyeti. Şimdi bütün yazılarını okumadan duramadığım büyük insanlardan nitelikli yani eşsiz insanlardan biri Allah rahmet eylesin.
[23:03]Yalnız Akif abi merhum mekan cennet olsun ve benzeri büyük yazarların bir yani benim beğenmediğim bir tarafını zikredeceğim.
[23:20]Şimdi eee biz cahil insanların bir yazıyı okuması için azıcık kendini cazipleştirmesi dalkavukluk değildir bence. Biraz daha sevilse ve bu küresel şimdi bir kasaba adamı diyor bazı yazarlar. Bir de küresel insan hani kasaba seviyesinde düşünen insanların yarattığı sorularda bütün ülkemizi ve İslam dünyasını boğuşturanlar Akif Bey kasaba adamı değildir. Eee Allah'ın her kulun Allah'ın kulu olduğunu bilen bütün evren küresel çapta nitelikli büyük bir insandı ve çok büyük yazarların ortak hatası bence bu. Azıcık da cahillerin yani böyle kültür seviyesi düşük kasaba insanının da anlaması için birazcık böyle yağ yakmasa da yani okutturması gerekir diye düşünüyorum. Allah rahmet eylesin saygılar sunuyorum. Allah razı olsun. Evet sorusu olan var mı arkadaşlar?
[24:31]Akif abinin gücün karşısındaki duruşundan biraz daha değinilse çok hoş olurdu. Eee ayrıca yine de teşekkür ediyoruz. Eyvallah. Hasan abiden bunu beklerdik. Hasan'ı daha sonra ceza cezalandıracağız. Şu an eee hissettiklerimi söylemek amaçlı söylüyorum.
[25:00]Biraz önce dostum Şimdi Akif abiyle beraber Türkiye'de çok tartışılan bu güç meselesi. Maalesef vefatından sonra çok da istismar edilen bir mesele oldu. Eee bu konuyla ilgili özellikle ben altını çiziyorum. Gerçek Hayat'ın son sayısında Hasan Ali Yıldırım'ın dost muhalif yazısını mutlaka okumanızı istiyorum. Çünkü Akif abinin güçle olan ilişkisiyle onun muhalif tavrını eee en açıklayıcı yazılardan bir tanesi bu. Acizane ben bu konuda eee tanıdığım Akif Emre ki aslında bunlar Akif abi bunları yazdı. Yani bunlar bütün özellikle Müstarip Aydınları çizerek satır aralarıyla okursanız Akif abi eee kör muhalefet dediğimiz veyahut da aptalca muhalefet dediğimiz, her şeye muhalefet dediğimiz, ahmakça muhalefet dediğimiz eee bir muhalif kavramını kullanmazdı. Buna tenezzül dahi etmezdi. Öyle bir insan değildi, bunları muhatap bile almazdı. Birincisi Akif abi bir oryantalist değildi. Yani İslamcılığı itikadi anlamda algılayan bir insanın Türkiye'nin Müslümanlarıyla ilgili eleştirilerinde dışarıdan bakabilmesi mümkün mü? Mümkün değil. Öyleyse Akif abi tırnak içerisinde bir gavurun yaptığı eleştiriyle aynı kategoriye ve aynı düzleme koymaz. Bazen kendi tespitleri bir gavurun söylemiyle aynılaştığı zaman cümlesini paranteze aldığını en azından zamanını ve zeminini o dost dediği Hasan Ali'nin dost dediği o bağlamı beklediğini biz biliriz, biz bunların şahidiyiz. O tahrip edici değil, tenkit ediciydi. Eleştiri seküler seküler bir şeydir ama tenkit bütünleyicidir, tamamlayıcıdır. Birtakım eksikleri ve kusurları sayarken kendisini beri kıldığı zaman bile en yakınına buna biz de dahiliz eleştirilerini yaptığı zaman mutlaka ve mutlaka tamamlayıcı yapardı. Güçle olan ilişkisinde de Akif abi bu şekildeydi. Onun için de siyasal yazılarında siyasal analizlerinde de hiçbir zaman şahsa, nefse, heva ve hevese indirgemeden tamamen bütüncül bir çerçevede ve ilkeler düzeyinde inandıklarını yazar ve o bağlamda eleştirilerinin yapıcı bir sonuca tecelli etmesini veya da tezahür etmesini mutlaka beklerdi. Ama bunun hakkını kendinde bulabilmek için de onlarla olan ya daha doğrusu bunları söyleyebilmek için de onlarla hiçbir zaman o mesafeli duruşunu kesinlikle ortadan kaldırmazdı. Çünkü onun en yakın dostuna bile eleştirel bakması onu düşman veyahut da ona karşı zıt veya ona karşı uzak olduğu anlamına gelmiyor. Biz bunu birebir olan ilişkilerimizde de yaşadık. Onun için de Akif abinin kapitalizm eleştirileriyle sosyalizm eleştirileriyle, dünya sistem eleştirileriyle muhafazakarlık eleştirileriyle İslamcılık eleştirilerini aynı kategoriye koymayın. Akif abinin İslamcılık eleştirileri içeriden bir eleştiridir ve dost muhalif eleştirilerdir. Akif abinin diğer eleştirileri ise adı üstünde ilkesel, itikadi ve tamamen bulunduğu yerin adını koyarak yaptığı eleştirilerdir. Bir dünya görüşü, bir dünya tasavvurunun zıtlığıyla ilgili eleştirilerdir. Ve bu bağlamda da buradaki gücü ister siyasal iktidar olarak koyun, buradaki gücü isterseniz egemen kültür veya yükselen değer olarak koyun veya buradaki gücü isterseniz dünya sistemi olarak koyun fark etmez. Bu anlamda Akif Emre'de gerçekten asla ve asla bir tutarsızlık göremezsiniz.
[28:56]Mensubiyet kendisini mensubiyeti atfetmediği bütün eee izm ve ideolojilere karşı eleştirel olduğunu ve kendisini ayır edici ve içinde bulunduğu toplumu ayırt edici taraflarını mutlaka altını çizerdi. Ama kendisiyle bir aidiyet ilişkisini kurduğu şu veya bu biçimde yolu İslamcılıktan geçen bugün şurada veya burada olan insanlarla irtibatını eleştirilerini yaparken ötekileştirmeden ve mutlaka onu bir gün kazanacağını ve onu bir gün doğru çizgiye, hakikat çizgisine gelebileceğini ve getirebileceğini düşünerek eleştirilerini bu bağlamda yapardı. Daha doğrusu bunlara işte ben eleştiri demiyorum, tenkit dediğimiz şey. Çığlık çağırıyor. Aynen katılıyorum. Bu anlamda da eee fantezi değil, sinesi yanan bir insandı. Eleştirilerinden sonra Akif abinin yüz ifadelerini görmenizi isterim. Ben 16 Temmuz'da Akif abinin evinde yanındaydım. 16 Temmuz günü o gün konuştukları, o gün yazdıkları direniş sosyolojisi yazısını yazdığında ilk yazının ilk okumasında yapan birisi olarak Akif abinin o yüz ifadesini ya ağlayarak ağlayarak derken illa bir gözyaşı akması gerekmiyor. Yani o içinden ağlayarak ve sızlayarak bir dert edinerek yazdığını hissediyorsunuz ve aynen şunu demişti bana o gün. Bu tarih bir milat ama bu tarih asıl birinci derecede ihanet eden ve o malum hareketi yapan insanlar bağlamında bir değerlendirme yapmadı. Onun ne olduğunu 30 yıl bilen yazan ve bu yazdıklarını ciddiye alınmayan iki insandan ikisiydik o dönemlerde buradaki insanlar da dahil olmak üzere. Aynen şunu dedi. Asıl dedi öyle bir zihniyet süreci, öyle bir kırılma yaşayacağız ki bizler zihinsel olarak ve bizler gelecek tasarımı olarak eee tasfiye olabiliriz, edilebiliriz mi kendimize edebiliriz dedi.



