[0:01]Çanakkale'de vatan uğruna canlarını feda eden yüzbinlerce şehit ve gazilerimizi, komutanlarımızı Mustafa Kemal Paşa, Cevat Paşa, Esad Paşa ve binlerce zabitimizi şükran duygularımızla rahmetle anıyoruz. Allah (c.c) mekanlarını cennet etsin.
[0:28]Üsteğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri denetlerken bir yandan da onlarla sohbet ediyor, nerelisin gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu: Adı ne senin evladım? Ali komutanım. Nerelisin? Tokatlıyım komutanım. Tokat'ın Zile kazasındanım. Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden böyle boyalı? Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaklığını da bilmiyorum. Peki, gidebilirsin Kınalı Ali. Ve o günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali olarak kalır. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının da sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması olmadığı için arkadaşları yardım eder ve başlarlar yazmaya. Ali söyler, arkadaşları yazar. Sevgili anacığım, babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni merak etmeyin diye başlar. Kız kardeşini, kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar. Köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini, kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir. Neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına bir not düşer. Ali'nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. Anacığım, kafama kına yaktın, burada komutanların ve arkadaşlarım benle hep alay ettiler. Sakın kardeşim Ahmet'e de yakma, onunla da alay etmesinler. Ellerinden öptüm. diye bitirir mektubunu. Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı Hey onbeşli onbeşli Tokat yolları taşlı Onbeşliler gidiyor Yarimin gözü yaşlı Yıllardır dilimize dolanan bu Tokat türküsünü biz hep bir oyun havası olarak bilsek de bu Rumi takvime göre 1315 doğumlu olan ve Çanakkale Cephesi'ne gidip geri dönemeyen 15'lilerin hazin hikayesini anlatıyordu. ben dul kaldım sen de dolan
[3:40]Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer birer, sonraları beşer beşer, onar onar şehit düşüyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onların da sayıları giderek azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak bir temasa hazır değildi. Bu vatan evlatlarını, insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu. Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına gidip ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları sevinç çığlıkları atarak cepheye değil, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu Cephesi'nde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Allı turnam bizi mele varırsa Allı turnam bizi mele varırsa Şeker söyle kaymak söyle bal söyle Gülüm gülüm kılıyorum tutmuyor elim turnalar hey
[5:38]Ah gülüm gülüm yar gülüm gülüm kız gülüm gülüm turnalar hey
[5:55]Allı turnam bizi sor eden olursa
[6:05]Allı turnam bizi sor eden olursa Boynu bükük bensiz olursa yar söyle Gülüm gülüm kılıyorum tutmuyor elim turnalar hey
[6:53]Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne ve babasından şimdi aslı Çanakkale Müzesi'nde bulunan bir mektup geldi. Onun yerine komutanı mektubu aldı ve gururlu bir ifadeyle okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu. Oğlum Ali, nasılsın iyi misin? Gözlerinden öperim. Selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz. Yarısını da yakında cepheye gidecek olan küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. E artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığından fazla da yorulmuyorum. Sen sakın bizi düşünme. Babası mektupta köydeki herkesten, akrabalarından haberler verdikten sonra şimdi ananın sana diyecekleri var diyerek sözü ona bırakıyordu ve şöyle diyordu anası: Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım oğlum. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle alay etmesinler. Biz de üç şey için kına yakarlar. Bir, gelinlik kıza gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye. İki, kurbanlık koça, Allah'a kurban olsun diye. Üç, askere giden yiğitlerimize vatana kurban olsun diye. Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun. Oysa büyütüp beslediği ve ardından asker eylediği biricik Ali'si artık şehit olmuş ve vatana kurban olmuştu. Ali'nin mektubu okunurken herkes susmuş, sadece hıçkırıklar konuşmuştu.



