[0:03]Tanrım... Seni Dinlemeyeceğim. Ya beni yaratmayacaktın. Ya da Arapları...
[0:14]Kıyamet Gününde İsrafil'in sura iki kez üfleyeceği söylenir. O gün sur üflenmedi. Ancak Hülagü Han Bağdat'a kıyameti getirdi. Moğollar şehre girdiğinde taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymadılar. İşte İslam dünyasının gördüğü en büyük yıkım ve kıyım. Moğolların Bağdat Kuşatması. Yıl 1255. Bağdat kuşatmasından 3 yıl önce. O tarihlerde büyük Moğol İmparatorluğu'nun başında Mengü Han bulunuyordu. Küçük kardeşi Hülagü ise acımasızlığı ve askeri başarılarıyla nam salmış, ordu tarafından sevilen bir Moğol komutanıydı. Mengü Han kardeşine bir mektup yazarak ondan şunları istedi: Ortadoğu'ya büyük bir sefer düzenleyeceksin. Bu seferde İran halklarından Lur'lar yok edilmeli, Haşhaşi tarikatı ortadan kaldırılmalı, Abbasi Devleti haritadan silinmeli, Eyyubiler ve Memlükler diz çöktürülmeli.
[1:20]Moğol İmparatoru'nun kardeşine kolaymış gibi bir çırpıda söylediği bu harekat, aslında beş devletin topraklarını istila etmekle son buluyordu. Ayrıca Mengü Han'ın kardeşi Hülagü'den bir isteği daha vardı. Savaşmadan teslim olan şehirlere ve halklara dokunulmayacak, fakat kim direnirse, orada ibreti alem için canlı bırakılmayacaktı. Hülagü Han bu emirler doğrultusunda ordu toplamaya başladı. Moğol topraklarında bulunan her on Moğol erkeğinden ikisi orduya alındı. Bunun yanında Müslüman coğrafyasına saldırı gerçekleştireceği için Gürcü ve Ermeni krallıklarından, Hristiyan prensliklerinden de asker göndermelerine emretti. Topladığı 120 bin kişilik devasa ordusuyla harekete geçen Hülagü Han önce Luristan Atabeyliği'ni kolayca yok etti. Sonra gözünü ve ordusunun yönünü yüzyıllardır yaptıkları suikastlerle adlarından söz ettiren Haşhaşiler'e çevirdi. Alınması imkansız denilen uçurumların üzerinde kurulu Alamut Kalesi kuşatılırken, Hülagü Han Abbasi Devleti'nin başında bulunan Halife Mustasım Billah'a bir mektup yazarak halifeden bağlılığını bildirmesi için asker göndermesini söyledi. Abbasi Halifesi bunun Bağdat şehrinin savunmasını zayıflatmak için bir kandırmaca olduğunu düşünerek asker yerine sandıkla altın göndermeyi tercih etti. Ancak Hülagü Han'ın istediği ganimet değil askerdi. Bu sebeple Moğol komutan isteklerini bir adım öteye taşıyarak Bağdat şehrini saran bütün surların yıkılmasını emretti ve İslam Halifesini kendisine biat etmesi için ayağına çağırdı. Mustasım Billah bu isteğe de olumlu cevap vermemişti. O yıllarda Hülagü'nı kızdırmak pek akıl işi değildi. Ve Hülagü Han fazlasıyla kızmış olacak ki halifeye gönderilmek üzere şu mektubu kaleme aldı: Ben ordumu öfke içinde Bağdat'a sürdüğümde Cennette de olsan yeryüzünde de seni alaşağı edeceğim! Seni havada bir aslan gibi çarpacağım, Krallığında kimseyi canlı bırakmayacağım. Şehrini, toprağını seni yakacağım. Bu mektuptan sonra artık savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Hülagü Han kuşatmakta olduğu Alamut Kalesi'ni patlayıcılarla patlatarak yönünü Bağdat'a çevirdi. Uzun zamandır seferde olan ordusunun yorulduğuna kanaat getiren Moğol komutan bir yıla yakın bir süre Hamedan bölgesinde kamp kurarak ordusunu dinlendirme kararı aldı. Bu süre halife Mustasım'ın Bağdat şehrini kuşatmaya hazırlaması için büyük bir şanstı. Lakin halife hiçbir hazırlık yapmadı. Ne surlar güçlendirildi, ne de şehre askeri destek sağlandı. Kaynaklar ve mektuplaşmalar şunu gösteriyor ki Halife Mustasım Allah'ın gazabıyla Moğollar'ı yok edeceğini düşünüyor. Eğer Moğollar Bağdat'a saldırırlarsa Allah'ın onları lanetleyeceğine inanıyordu. Mustasım Billah sadece diğer İslam devletlerine Moğollar'a karşı İslam sancağı altında birleşilmesi için cihat çağrısında bulundu. Ancak hiçbir devletten destek gelmedi. Takvimler 1258 yılının 22 Ocağı'nı gösterdiğinde Moğol Ordusu Bağdat surları önünde belirmeye başladı.
[5:18]120 bin kişilik devasa ordu Abbasileri korkutmuş olacak ki Halife Mustasım'ın yakın çevresi kendisini vakit varken kaçması için uyardılar. Fakat halife Hülagü'nün şehri alsa bile kendisine dokunmayacağını düşündüğü için şehri terk etmedi. Moğol komutan ordusunu üçe ayırmış ve şehri tamamen çevrelemişti. Yoğun mancınık ateşleriyle başlayan kuşatma Moğolların ardı arkası kesilmeyen saldırılarıyla devam etti. 7 Şubat günü ise surda ilk gedik açıldı ve Moğollar surları kontrol altına almayı başardı. Surları kaybeden Abbasi askerleri şehre doğru geri çekildiler. Moğolların geldiğini duyan bütün bölge halkı Bağdat'a sığınmıştı. Bu sebeple şehir normalden çok daha fazla kalabalıktı. Bu seferde askerlerle birlikte şehir içindeki halk da direnmeye başladı. Ancak bu direniş zamanla bir katliama dönüşecekti. Moğol askerleri haftalar boyunca Bağdat içinde sivil, yaşlı, çocuk, kadın demeden herkesi katletti. Abbasi Halifesi Mustasım Billah'sa bu esnada şehirde saklanmaktaydı. Katliamın son bulması için ortaya çıkan ve Hülagü'ye teslim olan halife kendisine dokunulmayacağı konusunda hala emindi. Lakin durum pek öyle olmayacaktı. Halife önce Hülagü'nün isteğiyle şehirdeki herkese silah bırakma ve teslim olma çağrısı yaptı. Halk bu çağrıya uysa da katliamlar durmayacak ve hatta sıra halifeye gelecekti. Mustasım Billah'ın dillere destan bir hazinesi bulunuyordu. Bu yüzden sakladığı kişisel hazinesinin yerini söylemesi için büyük zulüm gördü. Hazinenin yerini öğrenen Hülagü'nün artık halifeyle bir işi kalmamıştı. Orta Asya kavimlerinin inanışlarına göre soylu kişilerin kanı akıtılmazdı. Bu nedenle Mustasım Billah halı gibi bir keçeye sarılarak yere yatırıldı. Daha sonra da Hülagü'nün emriyle üstünden yüzlerce Moğol Atlısı geçti. Ve Halife atların nalları altında çiğnenerek katledildi. Bağdat şehrinde bulunan yüzlerce yıllık tarihi binalar yerle bir edildi, surları yıkıldı ve İslam dünyasında bilimin ışığı o gün söndü. Dünyanın en değerli ve nadir el yazması kitaplarının bulunduğu Bağdat Kütüphanesi talan edildi ve kitaplar Dicle Nehri'ne atıldı. Rivayetler odur ki Dicle Nehri bu kuşatmadan sonra bir hafta boyunca kandan dolayı kırmızı, diğer hafta mürekkepten ötürü siyah akmıştır. Tarihi kaynaklar Moğolların Bağdat kuşatmasında 800.000 ile 2.000.000 arasında insan hayatını kaybetmiştir.



