[0:01]5. tema: Kişisel Gelişim. Finlandiya'dan. Helsinki'yi dolaşıyoruz. Burası bir şehir değil, bir çiçek bahçesi. Evler, oteller, lokantalar, dükkanlar hep bir yeşil dekor içinde. Bahçeler, parklar eksik değil. Ağaçların altında, yolların kenarında beyaz boyalı kanepeler, koltuklar var. Burada genç, yaşlı, çocuk, isteyen oturup dinleniyor, okuyor, güneşleniyor. Sokakların ortasındaki bahçeler içinde lokantalar var. Yemyeşil şimşir ağaçlarının kenarında, kocaman bahçe şemsiyelerinin altına konmuş masalarda yemek yeniyor. Buralarda iş gören genç kızlar öyle şık, temiz, öyle terbiyeli ki en iyi yetişmiş ev kızları da bu kadar olabilir. Önlerine taktıkları şık, pırıl pırıl keten önlükler bile insanı kendisine çekiyor. Sokaklarda polis görmedim. Ulusal terbiye belli ki en yüksek basamağa varmış. Yollardaki parklardan birinin kenarında bir akşam, boyası yepyeni iskembesine oturmuş 12 yaşlarında bir kundura boyacısı iş bekliyor. Kısa pantolon giyinmiş, dizleri temiz, ayakkabıları boyalı. Altın saçları, mine gözleri krem bir ışık altında daha çok parıldıyor. Bebekleşiyor. Başı elindeki kitaba eğilmiş. Gözlerime inanamadım. Karşısına geçtim, şaşkın şaşkın baktım. Ben ona baktım, o bana baktı. Güldüm, o da güldü. Bir anda candan gülüştük. Kendi kendime sordum: Acaba numara yapmak için bu akşam burasını seçmeye özenmiş bir revü artisti mi? Yollarda karşılaştığım genç kızların, genç mekteplilerin ağırbaşlı durduklarına, yürüyüşlerine imrenerek, içimi çekerek baktım. Bir akşam bol ışıklı ağaçlık yollardan mavi suların pırıldaştığı altın oyalı kıyılardan geçerek Brunnspark'a gittik. Çiçekler içinde bir otelde yemek yedik. Otelin önündeki büyük bir bahçede bir tiyatro sahnesi var. 'Çöl Şarkısı' adlı bir operet oynanıyor. Hiç fena değil. Tramvaya bindik. Biletçiler kadındı. Lacivert kostümler giyinmişler. Başlarında kasketleri var. Bunlar da terbiyeli birer ev kızı. Ellerine, tırnaklarına gözüm ilişti. Tertemiz. En küçük bir leke, kir yok. Bilet alırken tiksinmedim, iğrenmedim. Yolcularla ne boş yere konuşmaları, ne de gevezelik etmeleri var. Tramvay bizi uzak yollardan dolaştırdı. Helsinki'nin arka geri yerlerinden geçtik. Oraları da düzgün, temiz. Az derin kayalık bir suyun üzerine kurulmuş uzun tahta köprüden geçerek bir adaya çıktık. Yeşil, taze dallardan henüz dinmiş bir yağmurun son damlaları serpiliyor. Dört yanda uzayıp giden ağaçlık yolların bitiminde beyazlar giyinmiş gençler görünüyor. Bahçelerden dağılan kuş sesleri adaya bir musiki rüyası yaşatıyor. En yüksek bir yapı zevkiyle kurulmuş köşklerin balkonlarından renk renk çiçekler uzanmış. Çiçek, toprak kokusundan, renkten ve sesten başım döndü. Şiirin, güzelliğin en gerçek ülkesine varmış gibi ürperdim. Ruhum sanki göklerden boşalan temiz bir suyla yıkandı. Bu toprak göğsünde yaşayan herkesin toprağı. Bu yollar, bu parklar her Finlinin kendi yolu, kendi bahçesi. Adayı en kimsesiz köşelerine, kıyılarına kadar gezdik, dolaştık. Aransa yerlere atılmış bir çöp, bir kağıt parçası, bir meyve kabuğu bulunmaz. Medeni terbiyenin, bedi duygunun en yükseğine çıkmış olan kardeş Finlilerin inceliği karşısında kalbim çarptı. Yeniden serpilmeye başlayan yağmur damlaları, bu ince insanlara ince ve gizli bir şeyler anlatan kuş sesleri arasında başımız döne döne adayı bıraktık. İskandinavya'ya geçmek üzere yine o temiz trenlerle Aabolimanına gittik. Kıyıda küçük bir vapur bizi bekliyor. Bindik. Bütün yolcular da bindi. Küpeşteye dayanarak içimizde doyamadan ayrıldığımız toprağın acısı dört yanı seyredip duruyoruz. Vapur kalkacak, halat çekilecek. Üstü başı düzgün, temiz bir genç cebinden bir çift eldiven çıkardı. Çabucak ellerine geçirdi, eğildi, vapurun halatını çözdü. Bindiğimiz vapur beyaz bir martı gibi. Yolcular, kamaralar, koridorlar, salonlar, aynalar, çalışan kadınlar pırıl pırıl yüzümüze gülüyor. Geceyi vapurda geçirdik. Sabahleyin güverteye çıktık. Akşamdan boş bıraktığımız yerler yolcuyla dolu. Vapur gece iskelelere uğramış demek. Bu yolcular üçüncü yer yolcuları. Vapurdan kendilerine şezlonglar, battaniyeler verilmiş, uyuyorlar. Dikkat ettim ancak giyimlerinin biraz daha ucuzca olmasıyla öbür yolculardan ayrılıyorlardı. Yoksa hepsi onlar gibi temiz insanlar. Gönlümü, gözlerimi bu şiir, medeniyet ve insanlık toprağında bırakarak uzaklaşırken orayı bir daha görebilmek içimde en büyük istek oldu. Bugün de öyle. Şüküfe Nihal Başar. Güzel yazılar, Gezi, hatıra. Kısaltılmıştır.

Finlandiya'dan Dinleme Metni - 7. Sınıf Türkçe (Özgün)
DilBilgisi Net
5m 19s586 words~3 min read
YouTube auto captions
Transcript source
YouTube auto captions
This transcript was extracted from YouTube's auto-generated caption track. The transcript below is server-rendered so it can be read, searched, cited, and shared without opening the original YouTube player.
Pull quotes
[0:01]Yemyeşil şimşir ağaçlarının kenarında, kocaman bahçe şemsiyelerinin altına konmuş masalarda yemek yeniyor.
[0:01]Buralarda iş gören genç kızlar öyle şık, temiz, öyle terbiyeli ki en iyi yetişmiş ev kızları da bu kadar olabilir.
[0:01]Önlerine taktıkları şık, pırıl pırıl keten önlükler bile insanı kendisine çekiyor.
[0:01]Yollardaki parklardan birinin kenarında bir akşam, boyası yepyeni iskembesine oturmuş 12 yaşlarında bir kundura boyacısı iş bekliyor.
Use this transcript
Related transcript hubs
Watch on YouTube
Share
MORE TRANSCRIPTS


