[0:02]Farsçanın üstün sayıldığı bir çağda Türkçenin zenginliğini kanıtlamaya çalıştı. Muhakemetül Lügateyn adlı eserini de bu amaçla kaleme aldı. Türkçeye bir tavır kazandırdı. Kararlı tutumuyla Çağatay Türkçesini Türk dünyasının ortak kültür dili yaptı. Çünkü ona göre dil bir kimlik ve düşünce zeminiydi. Ve toplumun hafızasını diri tutabilmesi için milli dilin muhafazası gerekliydi. O iki dilli şair Ali Şir Nevai idi.
[0:52]Ali Şir Nevai 9 Şubat 1441'de zamanın en önemli kültür merkezlerinden biri olan Herat'ta soylu bir ailede dünyaya geldi. Uygur Türklerinden olan babası Kiçkine Bahadır dönemin önde gelen devlet adamlarından biri, annesi ise Mirza Baykara ailesiyle akrabalığıyla bilinen bir isimdi. Bu bağ sayesinde Nevai çocukluk yıllarının büyük bir kısmını ileride dostu ve hükümdarı olacak olan Hüseyin Baykara ile birlikte geçirdi. Nevai edebiyat ve şiirle iç içe olan bir ailede yetişti. Babası Kiçkine Bahadır heceyle şiirler söyler. Dayıları Kabili, Garibi ve Sabuhi mahlaslarıyla şiirler yazardı. Babasının vefatından sonra da koruyucusu olan Sultan Ebül Kasım Babur ve Hasan Erdeşir Nevai'nin hem edebiyatını hem de şiirsel vizyonunu şekillendirmeye devam etti. Sahip olduğu tüm bu çevre küçük Nevai'nin edebiyata özellikle de şiirlere olan merakı için teşvik ediciydi. Ve nitekim Nevai'nin edebiyata olan ilgisi de böyle bir ortamda toplumun kültürel yapısıyla biçimlendi. Diğer yandan Nevai şiire yönelik doğuştan gelen bir yeteneğe zaten sahipti. Henüz çok küçük yaşta edebiyata adım attı. Farsça gazeller okumaya sonrasındaysa yazmaya başladı. Henüz 3-4 yaşlarında Kasımül Envar'ın bir Farsça gazelini ezberledi. Bu onun ezberlediği ilk şiirdi. 1447 yılında Sultan Şahruh'un ölümünün ardından Herat'ta bir karışıklık çıktı. Bunun üzerine babası Kiçkine Bahadır 6 yaşındaki küçük oğlu Ali Şiri de yanına alarak Irak'a gitti. Genç Nevai burada Timur'un tarihçisi Şerefuttin Ali Yezdi ile tanıştı ki bu karşılaşma onun tarih ve kültür bilincine yönelik merakını tetikleyecekti. 1452 yılında Ebül Kasım Babur'un Herat tahtına çıkmasıyla Nevai yeniden Herat'a dönerek eğitimine devam etti. Babasının Babur'un hizmetinde görev alması Nevai'ye genç yaşta saray çevresini tanıma, devlet işleyişini öğrenme fırsatı tanıdı. 1456 yılında Babur'un refakatinde arkadaşı Hüseyin Baykara ile birlikte Meşhed'e gitti. Ancak bundan sadece bir yıl sonra Babur'un hayatını kaybetmesiyle Hüseyin Baykara geriye dönmeye karar verdi. Nevai ise Meşhed'te kalarak İmam Rıza Medresesi'ndeki eğitimine devam etti. Burada Şeyh Kemal-i Tevbeti ile tanıştı. Kurduğu yakınlık ona tasavvufi bir yön kazandırdı. Nevai'nin çocukluk ve gençlik yılları bu şekilde Herat, Horasan, Teft, Semerkant gibi birçok şehirde geçti. Bulunduğu bu yerler ona dönemin önemli alim ve şairleriyle tanışma fırsatı verdi. Onlardan aldığı edep ve edebiyat görgüsüyle hem şairlik hem de entelektüel kimliği gelişti. Nevai ilk şiirlerini yaşadığı bu çevrelerde dönemin bir hüner göstergesi olması nedeniyle kabul gören Farsça dilinde kaleme aldı. Henüz 15 yaşına gelmişti ki kendisini bir şair olarak tanıtmaya başladı. Ancak Muhakemetü Lügateyn'de de belirttiği üzere idrak yaşına geldiğinde Türkçe eserler yazacaktı. Onu derinden etkileyen isimlerin başında İran'ın büyük mutasavvuflarından olan Abdurrahman-ı Cami gelir. 19 yaşındayken öğrencisi olduğu Cami onun şairlik yönünün ve kişiliğin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Cami'nin vefatının ardından hayatını ve eserlerini anlattığı Hamsetül Mütehayirin adlı eserini yazması da Cami Nevai üzerine bıraktığı derin izlerden gelir. Ancak onun kişiliği ve şiirlerinde gözlenebilecek tek etki Cami'ye ait değildir. Nevai Attar, Hüsrevi Dihlevi ve Nizami gibi başka şairlerden de etkilenmiştir. 1464 yılında 23 yaşında Herat'a geri döndüğünde artık olgunluk çağına ulaşan Nevai Ebu Said Mirza'nın hizmetine girdi. Ancak burada umduğunu bulamayınca kısa süre sonra dönemin bilim ve sanat merkezi olan Semerkant'a giderek eğitimine devam etti. Ekonomik nedenlerle burada geçirdiği 5 yıl zorlu geçti. Buna karşın Semerkant Nevai'ye önemli bir birikim ve entelektüel çevre vermişti. Ama onun hayatında fark yaratacak olan büyük değişim 1469 yılında arkadaşı Hüseyin Baykara'nın Herat tahtına çıkışıyla gerçekleşecekti. Herat'ı alarak tahta çıkan Sultan Baykara 1469 yılının Mart ayında Ali Şir Nevai'yi nişancı görevine atayarak yakın çalışma arkadaşı yaptı. Ne var ki yönetim işlerine pek ilgisi olmayan Nevai bu görevini Nizamettin Süle'ye devretti ve daha çok şiir ve sanat faaliyetleri ile ilgilendi. Ki Nevai'nin bu ilgisi kendisi de bir şair olan Sultan Baykara tarafından desteklenmekteydi. Herat'ın bir kültür başkentine dönüşmesi de bu sayede Sultan Baykara'nın desteklediği Ali Şir Nevai'nin mesaisiyle gerçekleşti. Herat'ta medreseler, kütüphaneler, köprüler ve imarethaneler inşa ettirdi. Topladığı Edebiyat meclislerinde dönemin en önemli yazar, şair, hattat, ressam ve musikişinaslarını bir araya getirdi. Ali Şir Nevai bu dönemden itibaren adeta sanatın hamisiydi ve Herat onun bu gayretinin neticesinde artık bir ilim ve sanat merkeziydi. Herat ne kadar değişmiş? Dört yanı eserle dolmuş. Doğru dersin. Sultanımız ve dostunun emeği büyük. Ki Ali Şir Nevai'nin edebi kişiliği büyük ölçüde bu dönemde daha da derinleşti. Bu nedenle Türk edebiyatının Ali Şir Nevai ile Herat'ta doğduğu düşünülür. Nevai'nin dili ve üslubunun bazen ağır ve süslü, bazen açık ve sade ama her zaman canlı ve ahenkli bir ifade gücüne sahip olduğu söylenir. Sözdeki ustalığıyla kendi döneminin en büyükleri de dahil tüm şairlerini etkilediği bilinir.
[8:08]Nevai'nin kaleminden çıkan her Türkçe eser Türkçenin ifade gücüne tanıklık eder. Ancak ömrünün son yıllarında yazdığı Muhakemetül Lügateyn Türk edebiyatı açısından ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Nevai'nin Çağatay Türkçesi ile yazdığı bu eseri Türkçe ve Farsça dillerini karşılaştırdığı Türkçenin Farsça'ya üstünlüğünü kanıtlamaya çalıştığı bir dil bilgisi kitabıdır. Çalışmasında anlam çeşitliliği, gramer ve eklerden yeni kelimeler türetilebilmesi bakımından Türkçenin Farsçadan daha işlek ve daha güçlü bir dil olduğunu anlatır. Verdiği örneklerle Türkçenin sanat ve ilim dili olarak kullanılabileceğini kanıtlamaya çalışır. Bu yönüyle bu eser Türk dilinin bilimsel temelde ilk kez savunulduğu önemli bir kaynaktır. Hatırlamak gerekir ki Nevai için Türkçe yalnızca bir edebiyat malzemesi değil, bir kimlik ve düşünce zeminiydi. Kendi dilinde düşünmek ve üretmek onun için önemliydi. Türkçe yazmaktan kaçınan şairleri eleştirdi. Ana dilde eser vermenin hem estetik hem de milli bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. Üstelik Ali Şir Nevai tüm bunları Farsça'nın kültürel üstünlüğünün açıkça hissedildiği bir dönemde 15. yüzyılda yaptı. Çünkü Nevai'ye göre dil bir toplumun hafızasıdır ve kimliği diri tutabilmek için milli dilin muhafazası şarttır. Türk dilinin zenginliği bunca delillerle sabit olduktan sonra burada yetişen sanat adamları öz dilleriyle daha çok söyleyip yazmalıdırlar. Ali Şir Nevai Türkçeye iddialı bir tavır kazandırdı. Kararlı tutumuyla Çağatay Türkçesini yalnızca bölgesel bir yazı dili olmaktan çıkarıp tüm Türk dünyasının ortak kültür dili yaptı. Bu sayede Türkçeye asırlar boyu sürecek bir hayat alanı açtı. Ali Şir Nevai tüm hayatı boyunca 30'a yakın eser yazdı. Ve bu eserlerinde gözettiği sadece edebi üslup değildi. Eserleri ahlaki ve felsefi derinlikleri açısından da oldukça etkin özelliklere sahipti. Hamse, Mecalisün Nefais, Lisanüt Tayr, Seb-i Seyyare ve Sedd-i İskenderi gibi eserleriyle insanın varoluşu, ahlakı, aşkı ve adalet kavramına dair fikirleri edebi bir üslupla sınadı. Hemen her eserinde insanın iç yolculuğuna, aşkın anlamına ve bilginin kıymetine dair yeni bir arayış başlattı. Türkçe eserlerinde Nevai Farsça eserlerinde ise Fani mahlasını kullandı. Türkçe yazdığı eseri onu yalnızca Çağatay Türkçesinin değil tüm Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biri yaptı. 3 Ocak 1501'de hayatını kaybettiğinde Nevai kendi çağının dünya şairi olarak kabul edilmekteydi. Ve onun ölümüyle kaybedilen sadece bir şair değil, bir medeniyetin sesi, bir dilin önderiydi. Çünkü Ali Şir Nevai güçlü edebi kişiliği, parlak zekası ve aydınlık vizyonuyla Türkçenin önde gelen isimlerinden biriydi. Bu nedenlerdendir ki Sultan Hüseyin Baykara en yakın arkadaşının ardından bir devri aydınlatan kalem sustu diyecekti. Nevai sadece bir şair değildir. Aynı zamanda tezhip ve hat sanatlarına vakıf, besteler yapabilen bir musikişinastır. Aruz bilgisini Derviş Mansur'dan, musiki bilgisini Hoca Yusuf Burhan'dan kazanmıştı. Bu haliyle Ali Şir Nevai birçok alanda donanımlı, pek çok farklı özelliğe sahipti. O verdiği eşsiz eserlerle ve iki farklı dilde verdiği mükemmel örneklerle Zül-Lisaneyn yani iki dilli şairdir. Ama tüm bunlar bir yana Ali Şir Nevai Türkçe düşünen bir medeniyetin sesidir. Bu nedenle Türkistan'dan Anadolu'ya, Azerbaycan'dan Doğu Türkistan'a tüm Türk dünyasında yankılanmaya devam etmektedir.



