[0:01]Evet, Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın hayatının bir yönünü de inşallah bugün ifade etmeye çalışacağız. Eee malum hepimizin bildiği bir husus, eee Risalet gelmeden önce 40 yıllık Mekke hayatında Mekkelilerin uzak yakın hemen hepsinin ittifakla Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a Emin tabir ettiklerini biliyoruz. El Emin. Hatta ismini bile telaffuz etmeden doğrudan doğruya Peygamber Efendimizi kastettikleri yerde Aleyhissalatu vesselam El Emin deniliyordu. Bu kadar yakından biliniyordu. Sebebi neydi? Çünkü Efendimiz Aleyhissalatu vesselam henüz Peygamberlik gelmemişti ama Peygamber gibi dupduru bir hayat yaşıyordu. Bu da herkes tarafından fark edilmişti. Zaten Mekkelilerin geneline baktığımızda, eee Kureyş'in, eee farklı kollarından oluşan bir şehir olduğu malum. Dolayısıyla, eee Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'la akrabalıkları da vardı aynı zamanda kan bağı itibariyle büyük çoğunluğun. Eee bir de şehir itibariyle işte 8-10.000 nüfuslu bir şehir hemen hemen herkesin birbirini tanıdığı bir zemin idi Mekke. Peki bu kadar Mekkeliler bildikleri, takdir ettikleri, gördükleri, tanıdıkları halde el Emin diyerek alkış tuttukları halde günün birinde bütünüyle, eee maziyi sildi, bir kenara bıraktı ve Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a karşı tavır aldılar, baş düşman ilan ettiler. Eee düşman tanımını değiştirdi ve Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ı işin başına koydular ve o günden sonra da tavır itibariyle en büyük belki kötülük o şehirden geldi. Sebebi neydi? Bunu anlayabilmek için biraz böyle, eee maziyi bilmek gerekiyor. Yani Mekkelilerin özellikle Mekke'deki, eee beni mahsum kabilesiyle Beni Ümeyye kabilesinin çok daha yoğun olarak lokomotif, eee rolünü üstlendiği bir, eee süreç yaşanmıştı. Bunun mazi itibariyle bakıldığında Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın beş nesil yukarıdaki atası Kusay İbn-i Kilab'a kadar Kusay İbn-i Kilab'a kadar gittiğini görüyoruz. Kusay İbn-i Kilab, eee Mekke'de, eee o güne kadar hakim olan Huza'a kabilesini Mekke'den süren şahıstır. Sonra da Kureyş'in o güne kadar farklı yerlerde dağınık göçebe yaşayan kabilelerini Mekke'ye yerleştiren şahıstır. Onun için ona Mücemmi tabir edilir. Yani herkesi bir arada toplayan insan manasında. Huza'a kabilesi biraz böyle işin mahiyetini değiştirmiş, eee hatta belki şu, eee ifade onların duruşunu, eee anlatmaya yeter mahiyettedir. Kabe'ye ilk defa put düşüncesini getiren, eee işte Şam yolculuğunda liderlerinin getirdiği, eee bir, eee put vardır ve sonrasında da bu taklit edilerek yaygınlaştırılmıştır. Eee dolayısıyla, eee Mekke'de Kabe vardır. Hazreti İbrahim'den itibaren Hac ve Umre için insanlar çok farklı yerlerden oraya gelmektedirler. Ama mahiyeti değiştirilmiş bir, eee şehir algı, eee inanç sistemi söz konusu. Dolayısıyla Kusay İbn-i Kilab, eee Huza'a kabilesini Mekke'den sürüyor ve yerine Kureyş'in, eee işte farklı yerlerde yaşayan kollarını getiriyor. Burada da şehri, eee yerleştirirken, eee iskan adına, eee şöyle bir strateji güdüyor. İşin merkezinde Kabe olduğu anlaşılıyor. Eee dışarıdan kalabalık insanların geldiği, özellikle Hac mevsiminde, eee bu insanlara hizmet götürmek gerekiyor. İşin doğrusu, eee yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak, içecek ihtiyaçlarını karşılamak, güvenliklerini temin etmek, eee Kabe ile ilgili yapılması gereken bir hayli, eee iş var. Bunların deruhtesi. Eee dolayısıyla kabilelerin böyle gücü nispetinde, güçte o zaman eee itibariyle, eee kabiledeki erkek sayısıdır, savaşabilen erkek sayısıdır. İş görecek netice itibariyle insan, eee Kasım'ın üzerinde sistem yürüyor. Eee dolayısıyla nüfus itibariyle daha kalabalık olan ailelere, eee o gün itibariyle daha yoğun işleri, eee tasnif ediyor, eee onların deruhtesini veriyor. Hatta belki başlangıçta bütün bunları kendisi yapmak istiyor ama, eee bu bir yere kadar bir insanın üstesinden gelebileceği bir husus. Bir de kabilelerin kendi arzusu var. Eee Kabe'ye hizmet, eee hem insana sevap kazandırıyor hem de aynı zamanda etrafta itibar kazandıran bir husus. Dolayısıyla kabilelerin de isteğini bir belki hani kredi olarak arkasına alıyor ve sonra kabilelerin arasında bunları taksim ediyor ve, eee ifade ettiğim gibi, eee en yoğun, eee iş hangisiyse onu daha kalabalık kabileye, eee onların omuzlarına koyuyor ve onlar da Kabe'ye en yakın yere yerleşiyor. Eee bir de Mekke'nin idaresini gerçekleştirdikleri bir darun nedve tabir edilen, eee istişare meclisi oluşturuyor. Bunun da belli kaidesi ve kuralları söz konusu. Eee her kabileden belli insanlar temayüz eden insanlar var. Bunlar oraya, eee üye olarak alınıyor, uzuv ve bunlarla Mekke'nin meseleleri konuşuluyor. Eee hani burada aklımıza şöyle bir şey, eee gelebilir. Yani bina itibariyle nasıl bir binaydı? Bina değil aslında. Başlangıç itibariyle baktığımızda, eee burada esas itibariyle zarftan daha, eee ziyade mazruf çok öne çıkıyor. Oradaki fonksiyondur, misyondur, işlerdir esas itibariyle. Bina falan yok aslında. Başlangıç itibariyle baktığımızda burada esas itibariyle zarftan daha ziyade mazruf çok öne çıkıyor. Yani insan itibariyle kendisinin böyle, eee hayır adına ortaya koyabileceği bir şey kalmadığı zeminde kendini ifade adına yüksek binalar belki gündeme geliyor. O gün itibariyle hayat çok sade olduğu için bir gölgelikten ibaret istişare meclisi. Ve burada işte Mekke'nin meseleleri konuşuluyor, çoğunluk esasına göre ve son sözü söyleyen Kusay İbn-i Kilab, Mekke'nin reisi olması hüviyetiyle. Darun Nedve'yi de bir ailenin uhdesine veriyor. Yani bu meclisin işleyişi de bir ailenin uhdesinde ki Hatice annemizin babaları o güne kadar bu işi deruhte eden insanlardı. Eee ve ilk nesil de hakikaten, eee böyle samimane bir duruş söz konusu. Kim daha çok sevap kazanacak, kim daha çok insana ulaşacak, hizmet üretecek. Kur'an-ı Kerim'in böyle febilkel fenefsel mütenafüsün diyerek takdir ettiği hayırda yarış başlıyor. Eee ilk nesilde problem yok. Fakat sonraki nesillerde o ilk nesildeki hassasiyet duruş biraz pörsüyor. Eee hatta zaman geçtikçe bu biraz daha soluyor, biraz daha matlaşıyor ve işin mahiyeti değiştikçe insanların tavırları da değişiyor. Tavırların değişmesinin altındaki en temel mesele şudur. Eee bu her dönemde söz konusu olan bir hakikattir. İnsanlar böyle maddi imkanları itibariyle zenginleşirken ceplerini, kasalarını, keselerini doldururken şayet bu insanlar biraz böyle hani kalplerini, latifelerini, duygularını, maneviyatlarını ihmal ederlerse, bu insanlarda değişim söz konusu olur. Eee değişimin de çok farklı tezahürleri vardır. Yani işte oturmadan kalkmaya, yürümeye, giyimden işte ne bileyim çevresine arabasından günümüzde evine kadar değişiklikler söz konusu olur. Hatta yeri gelir. Yani düne kadar belki hani onun için en önemli mesele hangisiyse bunu bile değiştirir. Yani, eee işin mahiyetine göre önüne gelen menfaatine göre insanlar tavır almaya başlar. O dönemde de ilk nesildeki bu hassasiyet biraz daha böyle gölgede kalıp sonraki nesillerde madde öne çıkınca işte burada bu sefer başka şeyler kendini gösteriyor. Eee bunların arasında özellikle bu sürecin içerisinde Beni Mahsum kabilesiyle Beni Ümeyye kabilesi biraz böyle öne çıkmış, temayüz etmiş ve bir müddet sonra Mekke'deki diğer kabileleri de yanlarından çekerek Beni Haşim'e karşı tavır almışlar. Beni Haşim malum Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın içinde neşet edeceği ailenin ismidir. Eee Beni Haşim'e tavır almalarının sebebi de Kusay İbn-i Kilab'dan itibaren liderlik o ailede kalmış. Mekke'nin idaresini, eee söz kesen mahiyetinde devam ettiren şahıs hep Beni Haşim'in içinden eee çıkmış. Eee diğer kabileler meseleye şöyle bakıyorlar. Yani eee liderlik de bizde olsun. Neden hep böyle Beni Haşim'de kalıyor? Ve bu, eee bir müddet sonra kavgalara sebebiyet veriyor. Değişik işte, eee kılıçlar çekiliyor, değişik savaşlar söz konusu oluyor ki bunların iki tanesi Mekke'de büyük kavgadır. Ve bu iki kavgada da Mekkeliler, eee hakeme müracaat ediyorlar. Eee ve, eee o gün itibariyle iki tarafın da itimat ettiği insan, eee hakem konumundaki insan ikisinde de Efendimizin içinde neşet edeceği ailenin o günkü fertlerini haklı buluyor ve karşı tarafa büyük müeyyedeler uyguluyorlar, maddi ve manevi ceza kesiyorlar. Mesela Ebu Süfyan'ın dedelerinden bir tanesi, eee 50 deve ücret ödemek zorunda kalıyor ve Mekke'de 10 yıllığına sürgün yaşıyor. Hak mahrumiyeti veriyorlar ve sürgün hayatını da Şam'da geçiriyor. Eee ve, eee bu sürecin içerisinde bu sefer Mekkeliler de diğer kabileler de muhalif olan, yani Beni Haşim'e karşı ittifak eden insanlar da şöyle bir algı değişimi söz konusu. Bakıyorlar ki bu iş vurdu kırdı ile olmayacak, kavga cephede bu işi deruhte edemeyecekler. Bu sefer Darun Nedve'ye odaklanmışlar. Darun Nedve'nin yapısını değiştirmeye başlıyorlar. Yani günümüzdeki ifadeyle sızmaya başlıyorlar. Eee ve oradaki insanları devşirme girişimi söz konusu ve bir noktaya geldiklerinde aslında meseleyi mesafe almışlar ve, eee yani neredeyse bitirmek üzereler. Abdulmuttalip döneminde, eee Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın dedesi malum. Eee o gün itibarıyla başı çeken birinci insanın karşı cephe itibarıyla Beni Mahsum kabilesinin içinde neşet eden Velid İbn-i Muğire olduğu anlaşılıyor. Halid bin Velid'in babası malum Velid İbn-i Muğire. Eee tam böyle, eee Abdulmuttalip'i, eee alaşa edecekler ve Velid İbn-i Muğire Mekke koltuğuna oturacak. Mekke'de beklenmedik iki tane hadise oluyor. Bunlardan bir tanesi Yemen'de Ebrehe adında bir insan, eee yani Kabe'yi kıskanıyor. Mantık her şeyde mantığın aranmasına gerek yok. Bazı şeyler böyle maalesef. Eee Yemen neresi, Mekke neresi? İnsanların Kabe'ye gelişini kıskanıyor. Bu hasede dönüşüyor, kin nefreti oluşuyor ve, eee benim diyor imkanım var, param var, pulum var, askerim var, arazim var. Her şeyim müsait. Ben diyor daha büyük görkemli bir mabet yaparım. İnsanlar diyor o dört köşe binaya gideceklerine benim yaptığıma gelirler. Hakikaten yapıyor büyük bir kilise ve bitiriyor. Bitirdikten sonra insanları çağırıyor. Gelin giden yok. Gelin giden yok. Eee bu sefer, eee onda bu durum, eee şöyle bir sonuca eee evriliyor. Ben ki sizin için neler yaptım, eee işte eee adamlarımı istihdam ettim, arazi tahsis ettim, bina yaptım, mabet zaman harcadım.
[11:43]Siz nasıl bana gelmezsiniz? Yani her şeyi kendi gücüyle, kudretiyle her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünen ve buna kilitlenen bir insan istediği olmadığı zaman bu sefer istediğini yapmayan insanlar ve onların gittikleri yere karşı büyük bir düşmanlıkla eee sahneye çıkıyor. Bu sefer mantık şuna dönüşüyor. Madem bana, benim yaptığıma gelmiyorsunuz, o zaman gittiğiniz yeri yıkarım. Ve orduyu topluyor Mekke'ye geliyor malum. Mekke'de ilk muhatabı tabii olarak o günkü Mekke'nin reisi Abdülmuttalip, Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın dedesi. O yine duruşunda değişiklik yok. Diyor ki ben bana ait olanı korumakla mükellefim. Kabe'yi kastederek onun diyor Rabbi var. Yani onu koruyacak olan Allah'tır. Eee bir de böyle bir tepeden bakma söz konusu. Ben seni diyor lider olarak telakki etmiştim. Demek o kıratta da değilmişsin gibi bir bakışı var Abdülmuttalip'e karşı. Abdülmuttalip etrafındaki insanlarla beraber, eee işte Mekke'nin etrafındaki dağların üstüne çıkıyor. Önünden gel de kalmadı. Ordusuna zaten hazırlıklı gelmiş fillerle. Ordusuna hareket emri veriyor ve tam Kabe'yi yıkmak için hareket ettiklerini işte beklenmedik hadisenin bir tanesi burada. Eee semada beliren kuşlar, ebabil kuşları ve adrese teslim atılan taşlar var. Panikleyen bir ordu söz konusu. Eee hani kaynaklarda ifade edilirken böyle kaçışan insanlar bir yerde etleri böyle löp löp döküle döküle kemik yığını haline geliyorlar. Bu herkesin gözünün önünde oluyor. Eee o kadar ki yani bunu Hicaz'da duymayan kalmamış. Yani o günden sonraki bütün hadiselerde fil vakasından şu kadar önce, fil vakasından bu kadar sonra diyerek tarih düşmeye başlamışlar. Ve Mekkeliler işte Abdülmuttalip'i tahtından indirip taht derken de işte bir Mekke idaresi reisliği diyelim. Oradan indirip yerine kendilerinden birisini oturtmak isteyen insanlar bu olayı şöyle okuyorlar. Diyorlar ki Abdülmuttalip'in arkasında bilmediğimiz bir güç var. Bu adamı biz koltuktan indiremeyiz. Dolayısıyla ötelemek durumunda kalıyorlar. Diğer hadise de Abdülmuttalip'in elini güçlendiren diğer hadise Huza'a kabilesi giderken Mekke'de Zemzem kuyusunu kapatmıştı. Zemzem malum Hazreti İbrahim'in, Hazreti İsmail'in, Hazreti Hacer'in, Hazreti Cebrail'in hatırası bir sudur. Tam bir mabet suyu. Hazreti İbrahim, Hacer validemizle Hazreti İsmail'i Mekke'de bıraktığında Cebrail'in, eee işte eee geldiği yerde, eee Cenabı Hakk'ın lütfu olarak eee ekin bitmeyen bir vadinin içerisinde ilk defa böyle bir suyun eee kaynaması söz konusu ve o günden eee beri de devam ediyordu. Fakat Huza'a kabilesi madem biz buradan gidiyoruz size de yar olmasın düşüncesiyle orayı kapatıp gitmişlerdi. Dolayısıyla kuyunun adı vardı da su biliniyordu fakat yeri belli değildi ve insanların istifade edemedikleri bir hakikat. Mekke'de de en önemli mesele sudur. Özellikle Hac mevsiminde kalabalıklar Mekke'ye geldiğinde insanların su ihtiyacı var. İnsanların su ihtiyacını karşılamakla mükellef olan kabilenin ki Hazreti Abbas eee o işi deruhte ediyordu. En son Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a Risalet geldiğinde, eee Mekke'nin vadilerinin önüne bentler, eee oluşturdukları yaptıkları ve bu bentlerde yağmur suları ne kadar toplanıyorsa ki hava çok sıcak, buharlaşma çok seridir, toprak da suyu emer. Oradan su taşımak suretiyle insanların ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Şimdi, eee Abdülmuttalip'e Cenabı Hak üç defa Zemzem'in yerini rüyasında gösterdi ve git kaz denildi. Abdülmuttalip de hakikaten gitti, insanların şaşkın bakışları içerisinde gitti, kazdı, Zemzem'i çıkardı. Biz hala o akan o Abdülmuttalip'in çıkardığı Zemzem'i içiyoruz. Dolayısıyla Mekke'nin en büyük problemini, bir de hani Mehrez'in kutsiyeti diyoruz. Su herhangi bir su değil. Az önce ifade ettiğim gibi böyle, eee Hazreti İbrahim'in eee Mekke'nin temelini attığı zeminde Cenabı Hakk'ın lütfu olarak çıkmış bir su. Bu suyu yeniden insanlarla buluşturan Abdülmuttalip'in eli bir kez daha güçlendi ve eee karşı taraf biraz daha frene bastı. Ötelediler daha doğrusu. Yani bu düşüncelerinden vazgeçmiş değiller. Eee tabii Abdülmuttalip'in de netice itibariyle hayatı sınırlı ve günü geldi vefat etti. Yerine oğlu Ebu Talip eee Mekke reisi oldu. Bu türden insanların genelde böyle lider değişiminde, sistem değişiminde daha çok yerleştirdikleri yerleşmeleri söz konusudur. O gün de öyle oldu hakikaten. Bu sefer Ebu Talip döneminde meseleyi yeniden gündeme aldı ve Ebu Talip'in üzerinden, eee Ebu Talip'i koltuktan indirerek kendilerinden birisini koltuğa yerleştirme mücadelesine giriştiler. Burada yalnız, eee muhalefeti ifade eden, eee kabilelerin aday olarak gösterdikleri insan değiştiği anlaşılıyor. İnsanın değiştiği anlaşılıyor. Zira Velid İbn-i Muğire eee 90 yaşına yaklaşmış bir insan. Eee muhtemelen şöyle düşünüyor. Yani ben yarın o koltuğa otursam, eee işte ömrüm belli. İki gün sonra öleceğim ve öldükten sonra o koltuk kim bilir kimin eline gidecek. Yani ben den boşalan koltuk yeniden riske atmak istemiyor ve o koltuğa oturtacağı insanın böyle 30, 40, 50 yıl koltuktan kalkmayacak birisi olmasını arzu ediyor. Onun için aradığı isim de bunu bulmak da zor değil. Yeğenlerinden bir tanesi Amr İbn-i Hişam. Eee sonrasında bizim Ebu Cehil olarak tanıyacağımız isim. Eee onu hazırlıyor. Hatta o gün itibarıyla Darun Nedve'de şöyle bir kural vardı. Darun Nedve'ye bir insanın, eee üye olabilmesi için, oranın bir ferdi haline gelebilmesi için cömertliğinin işte belli bir eee iştiharının olması lazım. Kahramanlıkta şöyle bir kahramanlığın olması lazım. Öbür tarafta yaşının mesela 40 olması lazım. 40 yaş sınırı var. Fakat kuralı onlar koydukları için, eee aynı zamanda çoğunluğu da elde ettikleri için o gün itibariyle bir Hazreti Abbas kalmış Darun Nedve'de bir de Ebu Talip var aslında. Onun dışındaki herkesi devşirmişler. Eee çoğunluk kendi ellerinde olduğu için, eee bu sefer bu kaide ve kuralı keyiflerine göre esnetmeye başlıyorlar. Kendi adamları söz konusu olunca gelene geç diyorlar ve istemedikleri insanları da elemek için bahane de çok yaşını tutmuyor, boyunu tutmuyor, kiloyu tutmuyor. Şeklinde bir sürü bahane üretiyorlar. Ebu Cehil'i o gün itibarıyla Amr İbn-i Hişam'ı 30 yaşındayken oraya alıyor Velid İbn-i Muğire. Yani üzerine hüküm bina edeceği insanın yolunu açıyor. Eee ve tam böyle artık kararlaştırmışlar. Ebu Talip'i indirecekler ve Amr İbn-i Hişam'ı koltuğa yerleştirecekler. İşte o gün Efendimize Risalet geliyor. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a 40 yıl Emin diyen insanların neden birden değiştiklerinin arkasında böyle bir tarihi bilgi var. Belki iki asra yakındır bir mücadelenin neticesinde tam elde etmek oldukları, elde etmek üzere oldukları koltuğa yürürken Efendimiz Aleyhissalatu vesselam önlerinde en büyük engel olarak görmeye başlıyorlar. Bedüzzaman Hazretleri'nin bir ifadesi var. Maddi menfaat üzerinde cereyan eden siyaset kördür. Yanındaki insan şeytan bile olsa melek görmeye başlar. Yani o gün itibarıyla böyle bir bakış körlüğü söz konusu oluyor. Körlüğün ötesinde kasıtlı, eee yanlış görme meselesi söz konusu oluyor ve Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ı o güne kadar 40 yıldır Emin diye alkış tutan Mekkeliler düşman tanımını değiştiriyor ve Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ı baş düşman ilan ediyorlar. Bunu Ebu Cehil çok farklı yerlerde söylüyor aslında. Eee o hırsını ve netice itibarıyla mazideki bu mücadeleyi tam böyle, eee meseleye uzanmak üzere oldukları zaman gelen Risalet'in oyunu bozduğunu, eee çok açık bir şekilde ifade ediyor. Ben de biliyorum diyor yalan söylemez ama ne yaparsın ki biz onlarla bir mücadele içindeydik. Tam diyor onlar şunu yaptı, biz bunu yaptık. Onlar bunu, biz bunu. At başı haline geldik. Biz diyor bir adım kaldı. Adım atacaktık ki bizden Peygamber geldi diyorlar. E diyor Peygamberlik bizim getirebileceğimiz bir şey değil. Dolayısıyla tabii ki düşmanlık yapacağız. Dolayısıyla o günden sonra Darun Nedve'de bir araya geldi ve oturdular kafa kafaya verdiler. 40 yıl Emin dedikleri Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ı baş düşman ilan ettiler. Sonrasında da toplulukları işte bir şekilde ikna edecekler. İnsanlar zihinlerine insanların aklına gelecek. Ne değişti de böyle birden tavır aldınız? Öyle hani düne kadar Emin diyordunuz da bugün düşman ilan ettiğiniz. Bunun da yolunu buldular. O günden sonra Darun Nedve hemen hemen her gün Mekke'de bir yalan, bir iftirayla insanların karşısına çıkar. Bir yalan haber merkezine dönüşür. Liderler, eee ordadır, oradan, eee beslenirler. Dolayısıyla zaten insanların böyle çok düşünme, sorgulama lüksü yoktur. Lider ne diyorsa onun ağzına bakarlar ve bu duruş Mekke'de Efendimiz'e karşı Mekkelileri, eee şartlandırır, yanlış bakmaya başlarlar. Hakikati göremezler. Araya kalın duvarlar örülür ve maalesef en yakın şehir Mekke iken en uzak konuma düşer ve Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a en büyük kötülüğü de yapan şehir Mekke olur. Ne zamana kadar? Mekke'nin fethedileceği ana kadar. İnşallah biz, eee yani sonraki bir programda Mekkelilerin bugünden sonra Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a neler yaptıkları ve onların yaptıklarına karşılık da Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'ın nasıl bir duruş sergilediği, ashabının da nasıl sevk ettiğini inşallah konuşuruz ama bugün itibarıyla bu kadarlıkla iktifa ediyoruz.



