Thumbnail for Tevhid Muhafızları - Ortaokul Kitabı - 2. Bölüm by Ufka Yolculuk

Tevhid Muhafızları - Ortaokul Kitabı - 2. Bölüm

Ufka Yolculuk

24m 11s2,335 words~12 min read
YouTube auto captions
Transcript source

YouTube auto captions

This transcript was extracted from YouTube's auto-generated caption track. The transcript below is server-rendered so it can be read, searched, cited, and shared without opening the original YouTube player.

Pull quotes
[0:00]Ertesi gün dedektif pardisömü giydim, güneş gözlüğümü taktım, kocaman şapkam ve uzun mesafe ses kayıt cihazımla birlikte futbol sahasının yolunu tuttum.
[0:00]Çok tanınan, şöhreti kıtalar aşan, ünü sınırsız bir yazarmışım da halkın arasında rahat dolaşmak için böyle giyinmişim gibi hissediyordum.
[0:00]Takım kaptanı Asım'ı, kendisine pas atıldığında korkudan 15 adım geriye sıçrayan Oğuz'u, sahaya adım attığı an çimleri bile heybetiyle titreten Hamza'yı not aldım.
[0:00]Hele kaleci Şahin ailesi ona bakışları keskin, görüşü berrak olsun diye Şahin adını vermiş olmalıydı.
Use this transcript
Related transcript hubs

[0:00]İkinci bölüm. Zorunlu sözleşme. Ertesi gün dedektif pardisömü giydim, güneş gözlüğümü taktım, kocaman şapkam ve uzun mesafe ses kayıt cihazımla birlikte futbol sahasının yolunu tuttum. Çok tanınan, şöhreti kıtalar aşan, ünü sınırsız bir yazarmışım da halkın arasında rahat dolaşmak için böyle giyinmişim gibi hissediyordum. Akide Spor futbol sahasının kenarında kendime gizli bir yer buldum. Kimsenin beni görmediğinden emindim. Gün boyu çocukların antrenmanlarını izledim. Takım kaptanı Asım'ı, kendisine pas atıldığında korkudan 15 adım geriye sıçrayan Oğuz'u, sahaya adım attığı an çimleri bile heybetiyle titreten Hamza'yı not aldım. Hele kaleci Şahin ailesi ona bakışları keskin, görüşü berrak olsun diye Şahin adını vermiş olmalıydı. Ama top burnunun ucuna yaklaşana kadar hiçbir şeyin farkında olamıyordu. Yine de büyük bir azimle topların suratında patlama riskini göze alarak kalede görevinin başında duruyordu. Herkesi iyice not ettim. Hepsinin karakteri hikayemi yazarken bana yol gösterecekti. Hikayeme Asım gibi mantıklı, Oğuz gibi duygusal, Hamza gibi yürekli, Şahin gibi azimli karakterler yerleştirdim. Bir tek bankta tanıştığım tezahüratlarıyla ünlü Arife'yi çözememiştim. Bir an umursamaz deli dolu, gerçekçi ama sanatçı ruhlu, başka bir an birine bir şey olacak diye ödü kopan duygusal ürkek biri olarak karşıma çıkıyordu. Boş damacanamla bankta oturduğum günün üzerinden dört gün geçmişti ki, çevreden Akide Spor futbol sahasının etrafında dolaşan tuhaf görünümlü casus kılıklı korkunç bir adam hakkında hikayeler duydum. Hikaye deyince orada durdum. Epey ilgimi çekmişti doğrusu. O gün yine fark edilmemek için ilginç yöntemlerimden birini kullandım. Sahanın kenarındaki çalılıkların arasında kendime minik bir çukur kazdım. İçine girdim. Üzerimi otlarla örttüm. Böylece yeterince kamufle olduğuma ikna olmuştum. Sağımdan solumdan geçenler, hatta ayaklarımı ezerek üzerimde duranlar, futbol sahasının etrafında dolanan tuhaf görünümlü casus kılıklı korkunç adamla ilgili konuşuyorlardı. İçlerinden biri o tuhaf görünümlü korkunç adamı daha önce elinde boş bir damacanayla gördüğünü söyleyene kadar olamaz. O kişi bendim. Nerem tuhaf? Nerem korkunç? E tamam biraz casus kılıklı olabilirim ama korkunç olduğumu nereden çıkardılar? Hakkımda konuşulanlara söylenerek üzerimden ayık otlarını kaldırıp ayağa kalkmıştım ki birden kafama bir çuval geçirildi. Sürüklenerek bir yere götürüldüm. Kafamdan çuval çıkarıldığında serin ve karanlık bir konteynerde olduğumu anladım. Ellerim arkadan bağlanırken bir sandalyeye oturtuldum. Kafamın üzerinde bir nur patladı. Allah'ım sana geliyorum neler oluyor diye inledim. Meğer tepemdeki spot ışıkmış. Işıktan kamaşan gözlerimi kırpıştırarak çevremdekileri ayırmaya çalıştım. Her şey o kadar parlaktı ki hiçbir şey göremiyordum. Ne tuhaf diye geçirdim içimden. Görmek için ışığa ihtiyacımız var ama ışık o kadar ortada, o kadar çok ki görmemizi engelliyor. Bu zamansız derin felsefi düşüncelerim Asım'ın sesiyle yarıda kesildi. Kimsin sen? Söyle kimin ajanısın? Şey kimsenin ajanı değilim. Yusuf benim adım. Bizi sabote etmeye mi geldin? Buna gerek varmış gibi. Toptan kaçan defans oyuncusu, ileri düzey miyop kaleci ve vurduğu her topu saha dışına fırlatan bir forvetle zaten kendilerini sabote ediyorlardı. Hamza desen ayağını hışımla topa değdirdiğinde bile topların patlamasına sebep oluyordu. Sorgu sırası Hamza'daydı. Kesin Süvarispor'un elemanıdır. Topçularımızı çalmaya mı geldin? Çabuk söyle! Şey taktiğiniz yok ki. Topa öyle vuruyorsunuz ki, şey yani öyle olmaz dedim. Nessin sen? Antrenör mü? Yani kendime tam olarak antrenör demem ama bir dönem kariyerimi futbol üzerine kurmuştum diye söylenirken, sağ yanağım hizasında suratıma eğilen Arife ile karşılaştım. Onu ilk gördüğüm zamanki gibi gözlerini kısarak bana bakmaktaydı. Hafif tırstım. Ve kafamı sola çevirmemle korkuyla zıplamam bir oldu. Korkudan sandalyede 10 santim havalanmadıysam ben de Yusuf değilim. O kadar net söylüyorum. Arife bu defa sol tarafımdaydı. Üstelik üzerinde az öncekinden farklı bir kıyafetle sağa döndüm, yine oradaydı ve yine kıyafeti değişmişti. Sola döndüm, tekrar bana bakmaktaydı. Sağım solum arife neler oluyor böyle? Bir insan her yerde olabilir miydi? Olamazdı. Belki de Arife insan değildi. Peki ne olabilirdi? Bir melek mi? Melekler böyle her yerde olabiliyor muydu? Öğrendiğim tüm bilgileri gözden geçirmeye koyuldum. Melekler süratli hareket eder. Aman Allah'ım tıpkı Arife. O sağdan sola hızla geçip dururken başım döndü. İşte yine sağa geçti. Neler oluyor dedim. İnsanlar için söz konusu olan fiziksel engeller melekler için sorun değil. Bu zamansız derin felsefi düşüncelerim Asım'ın sesiyle yarıda kesildi. Kimsin sen? Söyle kimin ajanısın?

[6:42]Yani şimdi bu tam olarak uymayabilir. Sonuçta Arife'yi hep yerde gördüm. Ama bu arada göğe çıkıp geri gelmediğine malum. Bu maddeyi hemen elemeyeyim. Ne olur ne olmaz dedim. Melekler yiyip içmez. Arife'yi de bir şey yiyip içerken görmemiştim. Acaba olabilir miydi? Melekler görünür müydü? Arife epey görünür haldeydi. Bunları kafamdan geçirirken Arife önüme geçti, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Bir casusa benzemiyor. Tuhaf bir tip. Zararsız gibi. Evet evet zararsızım dedim hızlıca. Sonra tuhaf bir şey oldu. Arife'yi çift görmeye başladım. Tam karşımda iki adet Arife durmaktaydı. Ah galiba hastalandım ya da zehirlendim diye düşündüm. Belki kamuflaj için kendimi gömdüğüm otlar zehirliydi bilmiyorum. Ama gözlerimi ne kadar kırpıştırsam da çift görmemi engelleyemedim. Tuhaf olan sadece Arife'yi çift görüyor olmamdı. Asım, Hamza, Oğuz ve Şahin tek duruyordu. Sonunda süper zeka beynim işledi ve Arife'nin melek olmadığını anlayabildim. Hemen sonuca atlayan beynim yine yanlış sonuçlara cumhur lop dalmıştı. Arife ve onun ikizi Zarife ile tanışmam işte böyle oldu. Asım elindeki futbol topunu parmak uçlarında döndürmeye çalışarak sorguya devam etti. Demek ki futbolcusun. O halde neden gizli gizli çalıların arasında yatıyorsun? Ben de durumu baştan sona anlattım. Şimdiye kadar 20 tane iş değiştirdiğimi, 570 hikayemden hiçbirinin tutmadığını, bu defa güzel bir şey yazamazsam elimdeki son kariyer fırsatının da çöpe gideceğini söyledim. İnanmadılar. Editörümün sözlerini aktardım. Abarttığımı düşündüler. Alt tarafa hikaye anlatacaksın. Ne kadar kötü olabilir ki? dedi Zarife. Ben de yazdığım son bölümü onlara okudum. İnsan kendi iç dünyasının sınırlarını aşarak aşkın varlıkla iletişime geçmesinin akabinde her türlü davranışının merkezine peygamberimizin Allah'tan getirdiği mesajı anlamak, kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek anlamındaki imanı koyarak imanlı bir birey olarak özgür iradesiyle bilerek isteyerek hakikati kabul etmeye işaret eden bir teslim olmak. Evrendeki yerini anlama anlamlandırma faaliyetine geçmek ve birlikte kararlı ve bilinçli bir durumun içindeyken cümlelerim henüz bitmemişti ki Arife üstüme çullandı. İki eliyle yakamı kavrayıp beni ileri geri sarsmaya başladı. Bu sırada da bağırıyordu. Nokta koy, nokta! Nokta diye bir şey bilmiyor musun sen? Hamza kendini sırt üstü yere atmış, sere serpe yayılmış haldeyken zorlukla kulağım yandı, gözlerim karardı diye söylendi. Bilginotu. Sallallahu aleyhi ve sellem. Allah celle celalühü ona Hazreti peygambere salat ve selam etsin anlamına gelmektedir. İslami bir saygı ifadesidir. Hazreti Peygamberin Sallallahu aleyhi ve sellem ismi söylendiğinde veya yazıldığında söylenir. Oğuz elindeki kağıt torbaya ağzını dayamış, iki büklüm eğik durumda zar zor konuştu. Cümleyi takip ederken başım döndü, midem bulanıyor. Zarife yardım et. Zarife o sırada alfabeden soğuduğunu söyleyip duruyordu. Günlerdir motivasyon konuşmalarıyla takımı coşturmaya gayret eden Asım donup kalmıştı. Ağzından tek kelime çıkmıyordu. Nedense, içerik güzel. Öğretmek istediğin şeyler çok hoş. Hiçbir şey diyemiyorum ama cümleler, pardon cümle dememeliyim, bitmeyen tek bir cümle. Sonsuza uzayan o cümle. Tamam da cümlem daha bitmemişti ki finali çok güzeldi aslında dedim. Şahin hiç tepki vermemişti. Demek cümlelerim bazıları için o kadar kötü değildi. Birkaç saniye sonra Şahin kulaklarından tıkaçları çıkarınca durum anlaşıldı. Başımı önüme eğdim. Belki de gerçekleri kabul etmenin zamanı gelmişti. Şey editörüm çocuk dilini öğrenmem gerektiğini söyledi. Çocuk dilini öğrenmek için onları izlediğimi anlatmaya çalıştım. Asım bunun bir suç olduğunu ve beni polise bildireceğini söyledi. Durumun vahameti ortadaydı. Bir an önce kendimi kurtarmalıydım. Sonunda ortaya bir fikir attım. Bakın siz futbol oynayamıyorsunuz, ben de çocuk dilini bilmiyorum. Birbirimize yardım edebiliriz. Ben size antrenörlük yaparım, siz de bana hikayeleri yazmamda yardım edersiniz. Ben kimsenin ödevini yapmam dedi Arife yan gözle Zarife'ye bakarak. Anne var bir defacık yardım istedim bir defacık. Herkesin içinde bunu söylemene gerek yok tamam mı? Şey ben sizden hikayeyi benim yerime yazmanızı istemiyorum ki dedim. Yazdıklarımı okursunuz. Beni yönlendirirsiniz. Çocuklar beğenir mi onu söylersiniz bu kadar. Asım kitabın uzunluğunu sorunca şey değil. 20.000 kelimecik kadar dedim. Kafasını tülbentle sarıp gelen Oğuz yazlıklarının hepsi az önceki gibi olacaksa buna katlanabileceğimizi sanmıyorum dedi. Eliyle kafasını tutuyor hala cümlelerimin başını ağrıttığını savunuyordu. Bence o ağrılar sabahki antrenmanda kafasında patlayan toplar yüzündendi ya. Hadi neyse. Aralarında konuyu tartışmak için odanın diğer köşesine geçtiler. Hamza belki benim onlara yardımcı olabileceğimi, diğer takımlara sürekli yenilmekten çok sıkıldığını söyledi. Şampiyon olalım da başka bir şey istemiyorum. Cenneti de mi? diye şaşırdı Zarife. Aa yok o başka. Bu dünyada başka bir şey istemem manasında dedim. İyi bari. Yoksa bana cenneti de verseler istemem diyeceksin sandım. Korktum bir an. Zarife endişe etmekte haklıydı. Ahirete ilişkin hususları reddetmek, küçümsemek ve alay konusu yapmak imanı riske sokan davranışlar arasında yer alırdı. O bana cenneti verseler gözüm şampiyonluk mu görür? Gerçi bu dünyada başka bir şey istemem desem de tatile gitmeyi de istiyorum. Sonra tabletim de olsa fena olmazdı. Bir de Hamza elindeki bademlere havaya atıp ağzıyla yakalarken kendi kendine söylenmeleriyle Asım'da bu dünyada da istediği çok şey olduğunu fark etti. Tabii ki hepsini Allah'tan istiyordu. Sonuçta her şey onun mülkündeydi. Oğuz ağrıyan başına sardığı tülbenti iki eliyle kuvvetlice sıktı. Ah benim artık umudum yok dedi. Hamza ağzına attığı bademi yutmaya çalışırken dona kaldı. Allah'tan mı? Daha neler. Ondan değil, kendimden umudum yok. Ondan umut kesmek imanımızdan ederler. Ondan umut kesmem. Kendimden emin değilim dedi Oğuz. Uzun dakikalar sonunda odanın diğer köşesindeki toplantıları sona erdi. Asım'la el sıkıştık. Birbirimize yardım edeceğimize dair anlaşmaya vardık. Anlaşmamıza göre ben 20 Ocak'ta Süvarispor'la yapılacak maça kadar onlara hazırlayacaktım. Onlar da bana Ocak ayının son haftasına kadar teslim etmem gereken imanlı gencin hikayesini yazmakta destek olacaklardı. Asım bunu sözleşmeye döktü. Sözleşme metni. 20.01.2026 tarihinde Akide Spor oyuncuları, 01 Asım Güçlü, 02 Hamza Sesli, 03 Oğuz Tatlı, 04 Şahin Ballı ve şahit olarak Hamza'nın kız kardeşleri Akide Spor destekçileri, anlaşmada isimlerinin mutlaka yer almasında direten, yoksa ortalığı birbirine katacaklarını söyleyen ikizler, Arife Sesli ve Zarife Sesli ve Yusuf Edip isimli başarısız yazar arasında aşağıda şartları belirtilen sözleşme yapılmasına karar verilmiştir. Sözleşme taraf 1: Akide Spor oyuncuları, sözleşme taraf 2: Yusuf Edip. Şahitler: Akide Spor destekçileri, Arife Sesli ve Zarife Sesli. Anlaşmanın konusu: Yazar Yusuf Edip'in Akide Spor'u Süvarispor'la yapacağı derbi maçına hazırlaması karşılığında, Akide Spor oyuncuları ve destekçileri kendisine Ocak ayının son haftasına kadar yazması gereken imanın tadını alacak gencin hikayesinde yardımcı olacaklarına dair sözleşmedir. Anlaşmanın şartları: Yazar Yusuf Edip Akide Spor oyuncularını derbi maçına hazırlamak için antrenörlük yapacaktır. Antrenörlüğü boyunca takım ne kadar başarısız olursa olsun antrenörlükten cayma, şikayet etme, mızmızlanma, pes edip kaçma hakkı yoktur. Gerekmediği sürece yazdıklarını kısmen ya da tamamen halka açık ortamlarda okumayacaktır. Olur da oyuncuların kafalarına birer saksı düşer ve metni okumasını isterlerse yazar o zaman okuyabilecektir. Derbi maçına kadar Akide Spor'un yanında olacağına, onları destekleyeceğine söz verecektir. Oyuncular Yusuf Edip'in hikayesini yazması için ona yardım edecek, ancak hiçbir şekilde cümleleri yazmayacaklardır. Sadece fikir verecek, karakterin davranışları hakkında yorum yapabileceklerdir. Sözleşme şartlarının kısmen ya da tamamen ihlal edilmesi durumunda karşı taraf sözleşmeyi bozan tarafı ansızın hiç beklemediği bir anda tercihen cümle alem içinde su balonuyla vurabilecek, sosyal medyada engellemekte de serbest olacaktır. Sözleşmenin düzenlendiği yer: Akide Spor soyunma odası. Sözleşmenin son bulacağı tarih: 20 Ocak 2026. İş bu sözleşme Akide Spor oyuncuları, şahitler ve Yusuf Edip tarafından okunmuş ve hep birlikte imza altına alınmıştır. Sözleşmeyi dikkatlice okuduktan sonra en azından benim de bir avantajım olsun diye düşündüm ve aklıma gelen ilk cümleyi alta ek madde olarak yazdırdım. Ek: Yazar hikaye finalini oyuncularla paylaşmak zorunda değildir. Bunu duyunca hepsi gözlerini devirdi. Evet evet sen finale kadar gel de dediler. Hatta ne olur okuma zaten. Bu madde süper olmuş. Biz nasıl da düşünemedik diye sevinç naraları attılar. Her ne kadar tüm şartlar Akide Spor'un avantajına gibi olsa da imzaladım. Zaten başka şansım yoktu. Herkesin sözleşmeyi imzalamasının ardından imanlı gencin hikayesiyle ilgili aklımdakileri sıraladım çocuklara. Asım tek kaşını kaldırarak attığı meşhur bakışla karşılık verdi. Peki kaç yaşında bu karakter? 25 yaşında. Yok 55. Nasıl genç? Çok alındım ama üstelemedim. 25 yaşında genç olmazmış. Demek bunlar yaşımı duysalar iyice ihtiyar yapacaklar beni. Tamam 18-20 yaş aralığında diyelim o zaman. Hamza'dan öksürük sesi gelince beni uyardığını anladım ve yaşı biraz daha küçülttüm. Tamam tamam 15 yaşında olsun dedim ve aldığım notu karaladım. Defterimdeki sayıyı tekrar karaladım. 10 yaş nasıl? bu kadarı da fazlaydı. Patladım. Ne bebek mi olacak? Elinde biberonla kundakta mı atlayacak maceraya?

[20:24]Ama böyle de olmaz ki. Hamza oralı olmadı. Öksürmeye devam etti. Boğazını tutunca Oğuz araya girdi. Boğazına bir şey kaçmış galiba. Meğer Hamza beni uyarmak için öksürmüyormuş. Boğuluyormuş. Nereden bilebilirdim? Daha önce ambulans şoförü olarak da görev yaptığımdan dolayı ilk yardım benden sorulurdu. Derhal olaya müdahale ederek şipşak bir hemik manevrasıyla Hamza'yı kurtardım. Boğazına takılmış bademin Oğuz'un alnının orta yerine ok gibi fırlamasından sorumlu tutulmamalıyım bence. Oğuz'un alnının kabardığını, yandığını, şiştiğini söyleyip kendinden geçti. Giderken hala futbolun tehlikeli bir savaş sporu sayılması gerektiği hakkında nutuk atmaktaydı. Hamza biraz sakinleştikten sonra çok şükür verilmiş sadakam varmış. Size kalsa karakterin yaşına kurban gidecektim dedi. Bir köşede uyuklamakta olan Şahin gerinerek etrafa baktı. Zarife kendisine konuyu kısaca özetleyince demek ki eceli gelmemiş daha diyiverdi. Hepimiz buna katıldık. Bir tek Asım şüpheyle baktı. Asım'ın kafasında dolanan soru işaretlerinin birbirinin çengellerine dolandığını görebiliyordum. O zaman verilmiş sadakanın faydası ne diye sordu. İmanın tadını arayan 25 yaşından küçük, 2 yaşından büyük karakterim bu soruyu sorsa Tevhid muhafızları ne cevap verirdi acaba? Bilginotu. Ecel belirlenmiş zaman, tayin edilmiş sürenin sonu anlamına gelir. Allah tarafından her canlı için tayin edilmiş hayat süresi içinde ölüm zamanını belirtmek için de bu kelime kullanılır. Allah'ın dışında kimsenin bilemeyeceği bir zamandır. Allah dilerse güzel işler yapan insanların ömürlerini uzatmaz mı diye sordu Şahin uyukladığı yerden doğrularak. Asım tatmin olmamıştı. ama eceli baştan tayin ettiyse bu nasıl olacak? Arife ve Zarife odanın bir köşesinden hazırladıkları sloganların yazılı olduğu pankartlarla geldiler. Allah her şeyi daha bizi yaratmadan da bilmiyor mu? O zaman her şeyi kuşatan ilmiyle insanın iman edeceğini, güzel işler yapacağını, sadaka vereceğini de biliyor. Ona göre ecelini takdir ediyor olmalı dedi Hamza. İşte bu çok iyiydi. Hemen bunu not edip hikayemde kullanmalıydım. Yeni sloganlar içinse aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Yine 2 adet arife klasiğiyle karşı karşıyaydım. Ben çocuk dilini öğrenirken biri de Arife'ye tezahürat öğretse iyi olacak. Yenildiğin yine gol at bir kere. Unuttuk zaferi. Gol dediğin ne ki? Zamanımı renklendiriyorum. Senin için hazırlanan zaman çizelgesine bir günde yaptığın işleri saat aralıklarıyla birlikte yaz. Bu zaman aralıklarını saatte pasta dilimleri gibi göster. Çizelgede yazdığın her madde için ayrı bir renk belirle. Son olarak saatte ayırdığın dilimleri maddeler için belirlediğin renklere göre boya. Bakalım günün sonunda saatin hangi renklerde olacak? Unutma! Çizelgeye ne kadar iş yazarsan o kadar renkli bir saatin olur.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript