[0:00]Bu genç genç sporcular, mesela atıyorum futbolcu, mesela 24 yaşında mesela kalp krizi geçiriyor, ölüyor. Evet. Nasıl oluyor? Siz suyla ilgili bir şeyler yapıyordunuz. Su diyeti. Su diyet terapisi. Nedir o? Yani ben bütün gün salatalık yesem, gözüm döner bir ay sonra. Otofaji ne demek tam? Şimdi bizim kaslarımızın temel taşı protein ya. Bir ay biz proteini almayınca kaslarımız erimiyor mu? Hocam hangi üniversiteden mezunsunuz? Peki hocam, şimdi bunu bir ay yaptı su diyetini, sonra korumayı da yaptı, sonra normal beslenmesine geri mi dönüyor? Bir şey söyleyeceğim. Kızmayın bana da bu hacamat gibi bir duygu verdi bana. Peki bunu mesela ömürde kaç kere yapmak mümkün? Hocam, siz böyle söylüyorsunuz da bunların bilimsel bir gerçekliği var mı? Bilimsel bir gerçeği benim, benim hastalarım.
[0:54]Hamit Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nasılsınız? Teşekkür ederim, sağ olun. Siz nasılsınız? İyiyim, çok mersin. Siz kardiyologsunuz. Evet. Kalp sağlığı yani. Kardiyoloji, evet. Kardiyoloji sadece kalp sağlığıyla mı? Kalp hastalıklarına bakıyor. Tansiyon, işte damar hastalıkları. Öncümen olarak bir şey sorayım. Bu genç genç sporcular, mesela atıyorum futbolcu, mesela 24 yaşında mesela kalp krizi geçiriyor, ölüyor. Nasıl oluyor? Şimdi bu aslında biraz genetik. Yani genetikte şimdi şu şekilde her bizim bir yaşımız var, ortalama ömrümüz işte 75-80. 75-80'i geçtikten sonra bir hastalıktan dolayı insanlar vefat etmez, artık organ yetmezlikleri, organlar yaşlandığı için vefat ediyor. Dolayısıyla bazı kişilerde genetik olarak organlar erken yaşlanıyor. Ha. Peki bunu bilemiyor muyuz Hocam? Bunu bilemiyoruz işte. Mesela 40 yaşına gelmiş örnek veriyorum, 40 yaşına gelmiş kalp damarları en erken yaşlanan organlardan biridir. Tıkanmış. Hastaya bir anjiyo yapıyoruz. Bir bakıyoruz bypass. Yani normalde 80, 70-80 yaşında beklediğimiz damar tablosu 40'ında gelmiş. Bu da demek ki damarları erken yaşlanıyor. Sporculara gelince, sporcularda da durum şu. Genetik olarak bir yatkınlık var kalp hastalığına. Ama aynı zamanda ağır efor sergilediği zaman gençlerde özellikle kalp kaslarında kalınlaşma oluyor. Kalp kaslarında kalınlaşma olduğu zaman bazen kalp kası aşırı kalınlaşırsa bu beyine giden kalpten çıkıp da beyine giden, vücudu besleyen ana damarının önünü tıkıyor. O anda ani bir şoka neden oluyor. Vücudu hor kullanmak yani biraz da. Zaten şunu söylerim ben hep hekimliğimden beri spor derim ki bir meslektir. Para kazananlar spor yapsın. Ama ağır spordan bahsediyorsun. Hepsi, hepsi dahil. Hepsi. Çünkü ben hep diyorum hocam. Hocam ne yapıyorsunuz? Siz organlarınız daha çok çalıştırıyorsunuz ve organlarınızı yaşlandırıyorsunuz. Sizin spor, eee, ama ben diyabet hastasıyım, şimdi. Şimdi diyabet olsun, diyabetiniz sporla alakalı değil ki. Ama her gün yürü diyorlar bana. Tamam, yürüyüşünüz zaten günlük bakın şu anda el kol hareketi yapıyorsunuz, ayak ayak üstünde. Bunlar hepsi spordur. Aktivitedir ve egzersizdir. Düşünme dahi egzersizdir. Bu günlük yaptığımız aktiviteler, egzersizler, yürüyüşler bizim için yeterlidir. İnsan fizyolojisi aslında spora uygun değildir. Sen mesela işte günde 5 kilometre koşalım diyelim, spor yapmak için. Koşmam, yürüyorum. Hayır, koşalım diyelim. Spor yapmak için. Niye? 5 kilometre koştuğun zaman damar lümenini daraltıyorsun. Duvarını kalınlaştırıyorsun. Kalp kasını zorluyorsun. Böbrekteki kan akımını arttırıyorsun, böbrek hücrenin daha çok çalışmasına neden oluyorsun. Bu çünkü bu hücrelerin hepsinin bir ömrü vardır. Normal standartlara göre çalışırsa 72 günken sen bunların ömrünü çok çalıştıra 45'e düşürüyorsun. Ve dolayısıyla fazla spor yapmak organları çabuk yaşlandırır, ortalama ömrü kısaltır. Ki dünyada örnek verirsem de eğer spor çok yararlı bir şey olsaydı bugün dünyanın en uzun yaşayanları sporcular olurdu. Dünyanın en sağlıklı insanları sporcular olurdu ki bilakis sporcuların ömrü normal popülasyonun ortalamasına göre, mortalite ortalamasına göre daha kısa. Yani bizde şu anda 75-80 ise Türkiye'deki sporcu ömürleri 68-72. Olsun, ben yine de her gün gidip yapacağım, yürüyeceğim. Yani siz ben sizi Instagram'da gördüm, siz suyla ilgili bir şeyler yapıyordunuz. Su diyeti. Su diyet terapisi. Nedir o? Şimdi su diyeti tedavisi aslında insanlar şu, su diyet terapisi dediğin zaman şu, su içme diye anlıyorlar. Hayır, su içme değil. Bir kez bunu izleyiciler bilsin. Su içmek değildir su diyet tedavisi. Su sadece serbest. Susadığın kadar, istediğin kadar iç. Su diyeti tedavisinde üç tane mekanizmayı insanlarda sağlar. Bir, vücudun otofaz sistemini devreye sokar. Çocukluktan itibaren vücutta birikmiş toksinler, ağır metaller, artık maddeleri vücuttan temizler. Bir diğeri de uzun süre açık bırakarak kaldığın zaman psikolojik açlığı, duygusal açlığı, acıkma hissini yok ederek kişinin kapasitesi kadar beslenmeyi sağlar. Amaç bu. Peki bu nasıl sağlanır? Bu şu şekilde. Şimdi su diyeti tedavisi diyelim kronik hastalıklar var. Hastada diyorum ki 30 gün boyunca size bir tek bir besin vereceğim, tek 30 gün boyunca sadece bu besini yiyeceksiniz. Bu besin nedir? İçinde protein olmayacak. Kar, eee, yağ olmayacak. Karbonhidrat olmayacak. Bu besin işte ne olabilir? Marul olabilir, maydanoz olabilir, roka olabilir, dereotu olabilir, elma olabilir, hurma olabilir, bazen bal olabilir. Şeker olabilir, balda da. Ama minimal bunlar. Eee, minimal bunu istediğin kadar yiyorsun, sınırsız. 30 gün boyunca bir besin veriyorsun. Bu besini işte örnek verdim marul verdim. 30 gün boyunca istediğin kadar marul. Salatalık. Salatalık kısmen duruma göre veriyoruz. Salatalıkta verilebilir yani. Bunu 30 gün boyunca yiyorsun. Sınırsız ama tek besin. Hani hepsi değil. Marulsa 30 gün boyunca marul. Yanına diyorum bir detoks karışımı veriyorum, bitkisel bir detoks karışımı. Yanına bir bağırsak temizleyici veriyorum. Yanına da çay, kahve, su, soda, limon gibi içecekler serbest. Onun dışında her şey yasak. Ve hasta ilk gün itibarıyla eğer kaç tane ilaç kullanırsa kullansın, yani 10 tane, 15 tane, 20 tane neyse ilk gün itibarıyla %95 oranında bütün ilaçlarını da bıraktırıyoruz. İlaçlar da kesiliyor. Ama hocam çok sağlıksız gözüküyor. Evet öyle gözüküyor. Şimdi bütün ilaçlarını da bıraktırıyoruz. Hani herkesin her gün alması gereken protein, karbonhidrat, su, yağ oranı var ya. Var ama Hocam şöyledir. Mesela su diyeti tedavisine diyorum ki boyun 1.70 ise kilon da 70'in üzerinde olacak. 70'in üzerinde. 70'in üzerinde olmasını istememin sebebi nedir? Depoları yağ dolu zaten. Depoları besin dolu. O depolarda hani kilolarımız var ya o kilolarımız aslında karaciğerde işlenmiş, hazır, vücutta stoklarında bekleyen besinlerdir. Vücut diyor ki eğer sen bir şey yemediğin zaman bu stokları tüket. Tüketeceksin. Bu stoklar aslında orijinal besin. Hiç vücudu yormayan besinler çünkü hazır işlenmiş besin. Zaten orada bütün ihtiyaçlarını karşılıyor.
[7:44]Evet ama o iyi bir şey değil mi? Aynı zamanda kalori yakması demek vücudun. Yemek yediğin zaman mı? Hayır, kalori yakamıyorsun. Yemek yediğin zaman kalori değil, depoluyorsun. Kalori demek egzersiz yaparak yani çok yakarsın ki o da zararlı. Asıl kaloriyi neyle kontrol edebiliyorsun? Aç kalmayla vücudun kapasitesi kadar beslenmeyle sağlıyorsun. Bu if diyetleri şeye benziyor, değil mi? Onu bilmiyorum if diyetin ne. Hani atıyorum günde 15 saat aç kalıyorsunuz, sonra işte. Onu bak o su açlığın her türlü faydalı da ama onun da sıkıntısı şudur. Sen 15 saat aç kaldığın zaman 15 saat sonra aşırı bir insülin, aşırı bir acıkma hormonu salgısı olur ve yediğin yemeği 15 gün, 15 saat öncesine göre iki katı çıkar ve hızlı kilo almaya neden olur. Ama bu anlattığınız da öyle değil Hamit Bey. Yani ben bütün gün salatalık yesem, gözüm döner bir ay sonra. Dönmez. Psikolojik. Yani vücudun ihtiyacı yok. Vücutta bilinçaltı, bilinçaltı artık gün içerisinde yememeyi öğreniyor. Bilinçaltı senin kapasiten kadar beslenmeyi sana öğretiyor. Mesela atıyorum ben günde 100 tane salatalık yiyebilir miyim? Yemezsin ki, vücut izin vermez. Hayır yani mesela onun bir sınırı var mı? Yok. Yok. İstediğin kadar. Vücudun istediği acıktıkça ye. Zaten sen suyu da çok fazla içebilir misin? Çok susamazsın. 2-3 bardak içersin sonra vücut istemez. Bu bir ara bu tek gıda rejimlerini, eee, Dünya Sağlık Örgütü bunlar sağlıksız filan demişti de ondan sordum. Bu da tek gıda rejimi gibi bir şey. Şu ana kadar bak 2004'ten beri 2020'den beri başladım. 30 bin hasta tedavi ettim. Instagram'da 5 milyon yakın takipçim var. 30 bin hasta, 30 bin hastanın sonuçlarını ve verilerini size aktarıyorum. Ve bu 30 bin hastanın hemen hemen %100'ü kilo verdi. %90'ı da o torba torba ilaç kullanan insanlarda hepsi ilaçlarını bıraktı. Ne hangi hastalıklara iyi geliyor? Mesela hangi hastalıklar? Migren, astım, bronşit, sinüzit, vertigo, horlama, uyku apnesi, reflü, geğirme, gastrit, karın şişkinliği, kabızlık, tansiyon, insülin direnci, şeker, kolesterol, trigliserit, fibromiyalji, romatizma, romatoid artrit, ankilozan spondilit, huzursuz bacak sendromu, topuk dikeni, lenfödem, lipödem, egzama, dermatit, haşimato trioidi, kuru göz, göz hastalıkları gibi bütün kronik hastalıklara iyi gelir. Ki bu saydığım hastalıklar ömür boyu süren ve ömür boyu ilaç kullanman gereken ve ömür boyu doktora gelip gidip tahlil yapman gereken hastalıklardır. Zaten bu hastalıklarda eğer biri tanı almışsa biz doktorlar şunu derdik. Sen bu hastalıkla birlikte yaşamayı öğreneceksin ve ömür boyu da bu ilaçları kullanacaksın. İşte bu 30 bin hastayı tedavi ettikten sonra aslında böyle bir şey olmadığını gördüm. Aslında dikkat ederseniz bu saydığım kronik hastalıkların hepsi 30-35 yaşından sonra başlıyor değil mi? Tansiyon olsun, kolesterol olsun, fibromiyalji olsun, eklem hastalıkları olsun, kas ağrıları olsun, migren olsun. Neden çocuklarda yok? Neden gençlikte yok? Neden ergenlikte yok? Neden 20'li yaşlarda yok da 30'undan sonra hani yaş yolun yarısına geldiğimizden sonra başlıyor? Çünkü nedeni aslında hep geçmişte vücudumuzun kapasitesi üzerinde sürekli beslendiğimiz için fazla fazla o beslendiğimiz besinler vücudun stoklarında depolanıyor. Vücut diyor ki şöyle diyor ki bana günlük 450 gram, 500 gram lazım. Ama biz her gün 1 kilogram beslendiğimiz zaman o 450'nin üstündeki bütün besinlerin bir kısmı dışarı, bir kısmı depolarda sürekli birikiyor. Birikiyor, birikiyor yıllar geçince o biriken besinler artık besin olmaktan çıkıyor. Çöpe dönüyor, toksinlere dönüyor ve işte o zaman da hastalıklar başlıyor. Yani vücut diyor ki bunları sen vücudumda biriktirdiğin sürece ve tüketmezsen sonu çöpe dönecek ve seni hasta edeceğim. İşte migrenin, fibromiyaljinin bulguları böyle başlıyor. Peki hocam bir ay diyelim ki sadece marul yedik. Sonra? Bir ay şimdi bir ay marul yedik. İlk günden itibaren onu devam edeyim o zaman. İlk günden itibaren hasta ilaçlarını bıraktı. Başladı marul yemeğe. Çay, kahve, su. Üçüncü gün itibarıyla vücudun otofaz sistemi devreye girer. Vücudun otofaz sistemi şu şekilde devreye giriyor. Günde bize 350 gram civarında bir protein yağ oranı lazım. Eğer 350 gramın altında sen vücuda besin aldığın zaman vücut sadece organları besler, bağışıklık sistemini besleyemez. Bu durumda bağışıklık sistemi diyor ki sen vücutta sana zarar veren, işe yaramayan bütün her şeye, çöpere, toksinlere parçala oradan enerjini elde et. İşte o durumda üçüncü günden itibaren otofaz sistem devreye giriyor. 30'uncu güne kadar vücutta bugüne kadar birikmiş bütün çöpleri, toksinleri, ağır metalleri parçalayıp atıyor. 30'uncu günde %90 oranında vücut temizlenmiş oluyor ve %90 oranında kronik hastalıklar yok olmuş oluyor. 30'uncu güne geldiğim zaman kişiye diyorum ki bakın siz 80 kiloyla başladınız, boyunuz 1.60'tı. Şu anda siz 75 kiloya düştünüz. Tamam, 15 kilo verdiniz. Artı vücudunuz tamamen çöplerde temizlendi. Sizin beslenme kapasiteniz 75 kiloya göre. 75 kilonun üzerine çıkarsanız vücudunuz yine depolar. Yine bu depolardaki besin ileride bozulur, yine sizi hasta eder. O nedenle geçmişte yediğiniz yemeğin yarısı kadar mı ne kadarsa 75 kiloyu geçmeyecek şekilde beslenin. Ki bir daha hasta olmayasınız. Hocam bir hekim vardı vefat etti. Otofaji diye bir kitabı vardı. Otofaji ne demek tam? Otofaji şu. Otofaji aslında bağışıklık sistemi demek. Bağışıklık sistemi vücudun askerleri demek. Düşmana karşı vücudu koruyan askerler demek. Yani vücuda bir mikrop girdiği zaman ona karşı savaşan asker demek. Vücudu zararlı etmenlerden koruyan askerler. Bunlara bağışıklık sistemi diyoruz. Bunlar aç kaldığın zaman bunlara devreye girdiği zaman bu bağışıklık bu savunma hücresi ya da bu askerler çalışmaya başladığı zaman buna otofaj diyoruz. Yani şu şekil. Otofajin çalışabilmesi için günlük 350 gramın altında besin alman lazım. Eğer günlük 350 gramın altında evet, besin aldığın zaman Çok az yahu. İnsan halsiz kalmaz mı? Halsiz psikolojik. Yani şu anda 10 kilo fazlalığım var. Ama hani arabaya benzin koymazsanız araba gitmez ya Hamit Hocam. Şimdi insan da yemeyince yani elini kolunu kaldıracak hali kalmaz. Şöyle düşünelim. Arabada üstünde 2 ton var. Arabaya benzin koydun. Arabaya çok benzin koymak mı arabayı hızlandırır? Üstündeki yükü indirdiğin zaman mı hızlandırır? Aynen mantık o. Araba ne kadar hafiflerse o kadar hızlı gider. İnsan da öyle. Ya da arabanın yağını değiştirme, arabayı bakıma koymazsan araba hızlanır mı? Bakıma koyduğun zaman hızlanır. İşte insanın bakımı da su diyet yani bir ay aç kalmadır. Bir ay. Bir ay. Peki 31'inci gün ne yapıyoruz? 31 gün marulu yedik yedik yedik yedik. 31'inci gün şu. Eğer kişi kronik hastalıklar için başvurmuşsa diyorum ki size üç ay boyunca da koruma diyeti veriyorum. Bu koruma diyet haftada bir protein veriyorum. Yine o bütün sebzeler, yeşillikler, kalorisi düşük olan bütün besinleri serbest ediyorum. Üç ay da bunu ye. Buradaki amaç kişinin beslenmesine dikkat etmesi değil, kişinin az yemesini öğrenmesi. Kontrol etmesi. Kontrollü bir şekilde vücudunu tanıması ve vücudun ona göre beslenmesi yani kapasitesi kadar beslenmeyi öğretmek amaç burada. Gereksiz beslenmeyi engellemek. Peki Hamit Hocam şimdi bizim kaslarımızın temel taşı protein ya. Bir ay biz proteini almayınca kaslarımız erimiyor mu? Bir ayda bir şey olmaz. Şimdi diğer örnek vereyim. Şimdi şu şekilde bir hasta üzerine örnek verirsem hem izleyiciler hem sizin için de daha açıklayıcı olur. Şimdi 66 yaşında tedavi ettiğim bir hasta. 66 yaşında bir bayan hasta. 1.59 kilo, şey boyunda, 86 kilo. Bak 66 yaşında, 86 kilo, 1.59 boyunda. Günde 18 tane ilaç kullanıyor. Günde en son 18 ilaç kullanıyor. Son zamanlarda da hastaneye bir iki defa yatmış. Organ yetmezlikleri gelişmiş. Öyküsü de şu şekil. Hocam diyor, 30'lu yaşlardan itibaren ben hastaydım. Bir hastalığım vardı. Ağrılarım vardı, yorgunluğum vardı. Sonra tansiyon eklendi, sonra şeker eklendi, fibromiyaljiler arttı, romatizma dediler. Sonra astım oldum. Beraberinde huzursuz bacağım, topuk dikenim oldu diyor. Ve mide, bağırsak, kabızlık, sindirim sistemi bozukluğu, şey reflü. Bunlar hep zamanla eklendi, eklendi, birikti diyor. Artık gitmediğim doktor kalmadı, gezmediğim hastane kalmadı. Yaptığım endoskopu, kolonoskopi, MR, tomografinin haddi hesabı yok. Şu anda bir torba ilaçla geziyorum. Bakın bu hasta tekrar ediyorum. 1.59 boyunda, 66 yaşında, 86 kilo, 18 tane günlük ilaç kullanıyor. Bakın bu hastayı ben 90 günlük bir su diyeti terapisi verdim. İlk günde hastaya dedim ki bütün ilaçlarını bırak. Sadece kullandığı bir ilacı vardı. O da tiroit için kullanıyordu. Ona devam etsin. Diğer bütün 17 ilacını bıraktırdım. Hastaya sadece verdiğim dereotu ve maydanoz. Bir ay boyunca sadece dereotu ve maydanoz tüketti. Kadın bir daha görmek istemiyordu herhalde şu anda. Aynen öyle. Dereotu ve maydanoz tüketti bir ay boyunca. Yanına çay, kahve, su verdim ve hasta başladı. Birinci gün zorlandı, ikinci gün zorlandı. Üçüncü gün itibarıyla vücut artık toksin atmaya başladığı için psikolojisi zaten vücut iştahsızlık oluşturuyor. Aynen şu şekil hani gribal bir enfeksiyona yakalandığı zaman ya da ateşli bir hastalığın olduğu zaman iki bulgu vardır ilk önce. Bir yorgunluk, halsizlik, hasta yani kişi vücut diyor ki yat dinlen. Ben hastayım. İkincisinde iştahsızlık yapar. Bir şey yeme ki benim savaşçı hücrelerim mikropla savaşsın. Sen yersen ben o yediklerinle savaşırsın, mikroba az savaşçı hücre ayırım. Bağışıklığım fazla mücadele etmez. İşte üçüncü günden itibaren de hastamızda şey başladı, iştahsızlık. Ve bu şekil devam etti. Hasta 10'uncu gün itibarıyla 10 gündür yıllardır kullandığı ilaçları kullanmıyor ve kendisini daha hafif hissettiğini söylüyor ve uyku kalitesinin arttığını, daha kendinin enerjik hissettiğini söylüyor. Bak 10'uncu gün daha toksinler atılıyor. İnanılmaz atılıyor. İşte ishal oldu, aşırı bir öksürük balgamlı öksürüğü oldu, yaralar çıktı vücudunda. Bunlar cilt altında toksinler atılıyor, ondan kas ağrıları oldu. Bütün bunlar gıda almakla alakalı olabilir mi? Hayır bunlar çöpler atılıyor. Sonra hasta 30'uncu güne geldiği zaman hasta 12 kilo zayıflamıştı. Yani 75 kiloya düşmüştü. Eee, 74 kiloya ve vücudundaki bütün o toksinler %90 oranında arttı. Hastanın hiçbir şikayeti kalmamıştı ve kendini genç kız gibi hissediyordu. Ve 30 günden sonra bana şu cümleyi söylüyor. Hocam bak ben evde dışarı çıkan bir insan değildim. Merdivene çıkarken yani 66 yaşında nefes nefese dinlene dinlene. Şu anda ben yol yürüyorum, çocuklarım bana yetişmiyor. Yaptığı ne? Hastanın yıllardır vücudunda biriktirdiği o çöp, toksin, ağır metaller attı. Kronik dediğimiz hastalıklar yok oldu. Yani kısacası o kronik hastalıkların nedeni aslında yıllardır fazla fazla beslendiğin besinlerin vücutta birikip çöpe dönüp toksin yapması ve bu hastalıkların neden oluşturur. Bizim yaptığımız o. Hocam siz böyle söylüyorsunuz da bunların bilimsel bir gerçekliği var mı? Bilimsel bir gerçeği benim, benim hastalarım. Bu su diyeti terapisini Türkiye ve dünyada kurucusuyum. Ve herhangi bir dergide, herhangi bir batıda gelen kılavuz değil. Tamamen benim öğrencilik ve asistanlık dönemimde, ihtisas dönemimde öğrendiğim insan fizyolojisindeki bilgiler, anatomi yapısı, histolojisi, patolojisini dikkate alarak kendimce oluşturduğum bir tedavi yöntemi. Hocam hangi üniversiteden mezunsunuz? 19 Mayıs Tıp Fakültesi Samsun'da. Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde kardiyoloji ihtisaslıyım. Bir şey söyleyeceğim siz böyle bunları söyleyince tabipler birliği başımıza. Çok bana çok şey yaptı, eee, soruşturma açtılar. Ha işte yani çünkü. Araştırma açtılar. Ama şu yani şimdi, eee, Sonra ne oldu araştırma soruşturmalar sonucu? Soruşturmalar sonucunda para cezası verdiler. Ondan sonra takip etmedim. Belki bundan sonra ne verirler bilmiyorum. Şu anda şöyledir. Eee, şimdi hani bakın ben online hasta bakıyorum. Hastayı muayene etmiyorum. Hastada tetkik, tahlil istemiyorum. Hastada hastaya ilaç vermiyorum. Hastayı sadece aç bırakıyorum. Hasta bana aç kalmak için para veriyor. Ben de onları aç bırakmak için para alıyorum ve bu şekil %100 tedavi ediyorum. Benim metodum bu. Dünyanın her tarafında hastam var. Amerika'da, Avrupa'da, Japonya'da, Afrika'da her tarafında hastam var. Dört yıldır tamamen online. Yani mevcut şu anda tıp sistemiyle alakası olmayan tedavi yöntemi. Hocam bunun riski yok mu? Riski yok, riski hiç yok. Yani şu riskiniz ne? Şimdi Armağan Bey siz yıllardır ilaç kullanıyorsunuz, hastasınız. Yıllardır doktor doktor geziyorsunuz, hastasınız. Yıllardır en iyi şekilde yemek yiyorsunuz, besleniyorsunuz, hastasınız. Yemek faydalıysa niye hasta oldunuz? İlaçlar sizi tedavi ediyorsa niye ilaç kullanmaya devam ediyorsunuz? Ama hocam o zaman mesela Afrika'daki çocuklar niye açlıktan ölüyor? Ha onu da söyleyeyim. Bakın bunu örnek veriyorlar. Bakın vücut 0 yaşında, 20 yaşına kadar 0 yaşında 20 yaşına kadar vücut sürekli aldığını harcar. Neden? Çünkü organlar büyüyor. Yani günde vücuda 0 yaşından 1 yaşına kadar yaş arttıkça ortalama diyelim 8 yaşındaki bir çocuk günlük 1 kilogram yemek yiyorsa, bunun 200 gramı dışarı atılır, 200 gramı mekanizmalara gider, reaksiyonlara gider. Yaklaşık 400-500 gramı da organları büyütmeye gider. Tamam mı? Vücutta hiçbir birikim olmuyor. 20 yaşına gelince organ büyümesi artık duruyor. Bu sefer ne diyor? Yine sen 1 kilogram yemeye devam ediyorsan bunun 200 gramı mekanizmalara, 200 gramı enerjiye, kaloriye, geri kalan 600 gramı fazla. İşte o 600 gramı sen yersen vücut biriktirir. Daha seni hasta eder. Eğer biriktirmezse de zaten atıyor değil mi? Çocuklara gelince sen zaten o çocukların, Afrika'daki çocukların, çocukların beslenmesi yetersiz. Günde 1 kilogram yemiyorlar. Günde 500 gram yiyorlar. Yani organlar yeterince gelişmiyor. Bir doktor bana demişti ki en acılı ölüm açlıktan ölüm. En acılı ölüm açlıkta değil, susuzlukta. Öyle de. Açlıkta kimse ölmez, atasözü de yok. Yani açlık, psikolojik açlık. O zaman anlaştık bilimsel bir şey atasözü yok. Hayır, yok ama şimdi şöyledir. Besin zehirlenmesi var mı? Duydunuz değil mi? Açlık zehirlenmesi diye bir şey var mı? E ama o da vücudun iç organlarının çok aç kalınca bir şey üretiyordur herhalde. Bilmiyorum ki. Kapanıyor ya. Kapanıyor, bir şey yapmıyor. Çalışmayan arabanın ne sıkıntısı olur? Bozuluyor mu? Ama çalış.
[23:26]Onların da çalışmak için bir enerjiye ihtiyacı var ya hocam. İç organların. O enerji zaten su içtiğin suyla da karşılıyor. İçtiğin su da yeterli. Yani sen bir fabrikan var %100 kapasiteyle çalıştırıyor, diyorsun ki fabrikayı bakıma alıyorum. 100 tane makine var, ben 100'ünü çalışıyorum, bir makine çalıştırıyorum. Peki siz bir tıp doktoru olarak mesela diyorsunuz ya ben online, eee, şey. Sadece sizin yaptığınız şey ne şu şu açıdan soruyorum. Aslında bu büyük oranda sizin şu anlattığınız hastanın kendi iradesine bağlı bir şey mi? Tabii hastaya vücudunu kendi iradesiyle ve kendi vücudun tanı. Neye nasıl neden hasta olduğunu öğreniyor. Ama insanlar bunu kendi kendine yaptığında Hamit Hocam tehlikeli bir. İşte zaten doktor takibinde. Mesela hasta kendi kendine yapan çok hasta yakınlarım var. Yapmış kendini, üçüncü günden aşırı bir toksin atınca korkmuş, acile gitmiş, bırakmış. Sonra bana ben de randevu alıyorum. Zaten ben bütün hastalarımı haftada bir takibim. Bak 30 bin hasta, 30 biniyle ilk gün görüşüyorum. Haftada bir WhatsApp No üzerinde sürekli bana mesaj atıyorlar, rapor veriyorlar. Hocam bugün 7'nci günüm şu kadar kilo verdim. Şikayetlerim şu durumda ve bu en az bir hasta ile ben 4 ay boyunca takip ediyorum. Yani bugünkü 30 bin hastanın hepsinin dosyası benim klasörlerimde mevcut. Hepsi de yedi günde bir takip edilmiş ve aynı zamanda günlük takip edilmiş hemşirelerle. Ama şimdi mesela bunu YouTube'da yayınlayacağız ya. Bir takım insanlar tutuk bunu kendi kendine yapmaya kalkabilirler. Kendi kendine yapabilirler. Sıkıntı yok ama yapamıyorlar. Sıkıntı bu. Üçüncü günde toksin atıldığı zaman tansiyonda düşme olabilir. Aşırı ağrılar olabilir, titreme olabilir ya da şey olabilir. Aşırı bir ter kokusu, yapış yapış bir ter olur. Çünkü bunların hep toksin atılım bulguları. Bu durumda hasta zaten cesaret edemiyor. O nedenle zaten diyorum ki bu bir diyet değil, bu bir tedavi. Unutmasınlar bu bir tedavi, doktor takibinde. Siz bunu nasıl keşfettiniz? Hocam bu çok ilginç. Bu yani, eee, benim hiç alakam yok. Ben kardiyoloji hekimiyim. Eee, televizyonda sürekli kalp anlatırdım. Bu yani Allah'ın ya da yani birilerinin vesile beni vesile etti yani. Onu diyeyim. Yani nasıl diyeyim bir misyon mu artık neyse onu o şekil düşünüyorum. Ben televizyonda program yapıp damarları anlatıyordum. Bir gün bağırsak damar tıkanıklığını anlatmıştım televizyonda. Bir gün Sakarya'da bir hastam geldi. Kendisi hasta tekerlekli sandalyeyle getirdiler. Obez yürüyemeyen bir hasta. Yanında kocası, çocuğu, iki torba da ilaç. Ben de o zaman polikinikteyim. Bana geldi. Hocam işte bizim hastamız 20 gündür tuvalete çıkamıyor. Her gün acile gidiyoruz. Ağrıları inanılmaz. Çare bulamadılar. Biz sizi televizyonda gördük, geldik. Şimdi ben hastaya bakıyorum, hasta bana niye geldiniz? Diyor ki işte belki damar tıkanıklığı olur şeyinde bağırsaklarında. Onu da şüphelendik. Belki siz bir çare bulursunuz. Torbaları açtım. Yani eczanede kullanmadığı bütün ilaç yok. Hepsi var. Hani benim vereceğim ilaç yok. Hepsini kullanmış, hepsi verilmiş. Hasta bana baktı. Ben hastaya baktım, Hocam. Yani ne yapayım? İlaç verilmiş. Doktora her gün gidiyor, çare yok. Hastanın hali belli, tekerlekli sandalyede. İyi ablam dedim. Yemek yiyorsun, işe yaramıyor. İlaç kullanıyorsun, işe yaramıyor. Doktora gidiyorsun işe yaramıyor. Biz de bunun tersini yapalım dedim. Yani başka çaren yok. 21 gündür tuvalete de çıkamıyorsun. Ve hastaya dedim ki ya dedim senin şeker ihtiyacını sadece bal olsun, bal ye. Sadece su iç. Başka hiçbir şey de yapma. Her şeyi de bırak. Sonra o hasta İstanbul'daydı. İstanbul'da Sakarya'ya gelmiş. İstanbul'da hastanenin yanında akrabaları, onlarda kaldı. 21 gün boyunca o hastayı takip ediyorum. Hasta 3'üncü gün mü, 2'nci gün itibarıyla 21 gündür tuvalete çıkmayan hasta 5 defa günde tuvalete çıkmaya başladı. Ve 21'inci güne geldiği zaman o hasta polikliniğe gülerek geldi, yürüyerek geldi. 10 kiloya yakın kilo gitmişti. O konuşamayan hasta sohbet ediyordu. İşte o gün su diyeti tedavisi o gün başladı. Verdiğim ilaçların işe yaramadığını, insanları sadece geçici olarak rahatlatma çabası olduğunu, aslında zararının daha çok olduğunu. Zararı neye çok diye düşünürseniz şimdi zaten vücut çöp dolu, toksin dolu. O çöpler, toksinler vücutta olduğu sürece organların hücreleri ölüyor. Zaten kronik hastalığı olanlar yıllar sonra organ yetmezliğiyle hastanelerde yatar. Bugün Türkiye genelindeki bütün hastanelere gidin. Yatan hastaların %90'ı geçmişinde kronik hastalığı olup ilaç kullanan hastalar. Üstüne biz de ilaç veriyoruz. İlaçlar bir tarafı hani uyuştururken senin günlüğünü, günlük yaşamını biraz kolaylaştırırken öbür tarafta bazı organlara hasar verir ve hücre ölümünü hızlandırıyor. Onlar da toksine toksin ekliyor ve sonra organ yetmezliği hızlı bir şekilde gelişiyor. Peki hocam şimdi bunu bir ay yaptı su diyetini, sonra korumayı da yaptı. Sonra normal beslenmesine geri mi dönüyor? Normal beslenmeye dönüyor. E ne oluyor? Sonra 5 sene sonra bir daha su diyeti mi? Tamam yapsın 5 sene sonra. Yani o az beslensin, yapsın. Mesela diyorum ki Ablacığım bak az beslenmekten kastı ne mesela ben bir günde ne yemeliyim yani? Size diyelim ki Armağan Bey ben bir ay su diyeti yaptım. Bir sürü hastalığınız var. Bir ay sonra siz şunu farkındasınız. Bakın ben 20 yıldır hastayım. Torba torba ilaç kullandım. Bir aydır hem yemiyorum hem ilaç kullanıyorum ve gayet sağlıklıyım. Zaten yemek yemenin hastalıkların nedeni olduğunu öğreniyorsunuz. Artık yemekten yemeye de korkuyorsunuz. Yerseniz de vücudunuzun ihtiyacı kadar gereksiz yememeye çalışıyorsunuz. Çünkü 20 yıldır çekmişsiniz. Hastaneler artık eviniz olmuş. Ama bu bir aylık süreçte kendinizi tanıdınız, vücudunuzu tanıdınız. Hastalıksız bir süreci yaşamayı tanıdınız. Kaliteli bir günlük yaşamın ne olduğunu öğrendiniz. Siz bir daha ona dönmek istemiyorsunuz. Bir şey söyleyeceğim. Kızmayın bana da bu hacamat gibi bir duygu verdi bana. Hacamat hacamat nasıl bilmiyorum ama hacamat ben bilmiyorum ama söylüyorlar yani hacamat geçici bir şey yani. Rahatlama masaj yapma gibi bir şey. Burada öyle değil. Bu burada alttaki nedeni temizliyorum ben. Bugün kronik hastalıkların nedeni diye sorulursa dünyada nedeni bilinmiyor. Eee, yıllar önce bir sahaftan bir kitap almıştım. Sait bir şey.
[29:36]O, eee, bir İslam bilginiydi. Sağlıkla ilgili bir kitaptı. Orada da vardı bu su diyeti. Su diyeti zaten aslında açlık, şamanizmden beri gelen bir tedavi metodu. Ve İbn-i Sina şunu der, der ki ben ilaçlarla tedavi etmediğim hastalıkları açlıkla tedavi ederim. Bu zaten vardı. Ama insanoğlu kolaya kaçtığı için iradesinde sürekli sıkıntı yaşadığı için günlük desteklerle tedavi olmayı seçiyor. Bakın, hasta konuşuyorum bazen Instagram'da canlı poliklinik yapıyorum. Hastaya soruyorum günde 12 tane ilaç kullanıyor. Evden dışarı çıkamıyor. Her gün doktora gelip gidiyor. Sürekli yani yaşam kalitesi felç olmuş. Sonra bana diyor ki evet hocam komşum yaptı su diyetini, gördüm. Çok da mennun ama ben irademe güvenmiyorum. Yani şimdi mantığa bak. Bir tarafta ilaç kullanıyorsun, evden dışarı çıkamıyorsun. Her geçen gün organların yetmezliğe gidiyor. Bunu da biliyorsun ömrün de kısalıyor. Buna rağmen iradesine güvenemiyor. Bakın yani aslında bir ay aç kalsa bütün bunlardan da kurtulacak. Ama bir ay aç kalmaktansa o torba torba ilaç kullanmayı ve o yemek yemeyi tercih ediyor. Ben korkarım söyleyeyim bir ay aç kalmaya. Bir ay Hocam siz aslında beslenmekten korkun. Açlığın hiçbir, açlık bütün hastalıkların şifasıdır. Yemek bütün hastalıkların sebebidir. Siz neyle besleniyorsunuz? Ben günlük bir öğün yemek yirim. Saat 2-3 gibi bazen et yerim, bazen normal pilav. Eee şey pirinç pilavı, salata. Yani bazen de arada baktım acıktığım zaman vücudumu dinliyorum o zaman yiyorum. Ama sırf ben hani gideyim ben özel yemek bazıların hani yemek yeme sevdası olur ya. Yemek yemeyi bir ne bileyim bir sosyal faaliyet daha getirmişler. Onlar aslında kendilerini ihanet ediyor. Yemek vücudun bir ihtiyaçtır. Acıktır sen acıkırsan yiyeceksin. Ama toplumdaki şu anda acıkmaların %80'i 90'ı göz açlığı, psikolojik açlık. Vücudun ihtiyacı değil. Acıkınca yiyoruz. Ne yapalım? Acıkınca değil, psikolojik açlık o, öğrenilmiş açlık.
[31:44]İhtiyacın sağla yani sözümüze verdiği açlık değil. Mesela şöyledir. Bazı hastalar durmadan su içiyor. Gereksiz. Niye? Sen vücut ne kadar susamışsan o kadar iç. Ama alıştırmışlar kendini suya. Mesela siz su içmeyi sevmiyorsunuz. Üç bardak su içtin. Dördüncüden itibaren vücudun sizi de başta. Peki bunu mesela ömürde kaç kere yapmak mümkün? Ya her zaman yapabilirsin. Sonuçta bu vücudu resetleme, sıfırlama, temizleme. Yani şunu tekrar ediyorum. Özellikle izleyiciler de dinlesin. Ya migrenin, fibromiyaljinin, romatizmanın, romatoid artritin, astımın, bronşitin, horlamanın, koahın, tansiyonun, şekerin, kolesterolun, huzursuz bacağının, topuk dikeninin, lenfödemin, lipödemin, varisin, egzama, dermatit, mantar, haşimato trioidinin, göz hastalıkları, eee, karın şişkinlik, kabızlık, bağırsak hastalıklarının nedeni sizin vücudunuzda birikmiş çöpler ve toksinlerdir. Bu çöp ve toksinlerin nedeni de fazla fazla yediğiniz yemeklerin birikmesidir. Bunlar kullanıla kullanıla vücutta bozuldu. Besin olmaktan çıktı, çöpe döndü. Bu hastalıkların oluşmasına neden oldu. Siz bu hastalıklarda kurtulmak istiyorsanız durmadan tetkik tahlillerle bunu bulamazsınız. Durmadan ilaç kullanarak bunu çare bulamazsın ve bulmamış. Tüm dünyada adı üstünde kronik hastalık. Ömür boyu süren hastalık. Bunun tek çaresi var. Onları temizlemek. O çöpleri yok etmek. Bunun tek yolu da en az bir ay aç kalmak ya da su diyeti yapmak. Başka çaresi yok.
[33:16]Bakın dört yılda yaklaşık 30 bin hasta tedavi ettim. Yani merkez merkez diyorum hazine yani devlet devlette devletin hazinesine kazandırdığım para da 2 milyar TL. İlaçlardan. Tabii. Hasta hastalıklardan bu kronik hastalık demek 15 günde bir doktora gidip tetkik, tahlil yapmak, durmadan eczanelerde ilaç almaktır. Şimdi bunlar gitmiyor. İlaç almıyor. Gereksiz gidip hastaneler işgal etmiyor. Gereksiz bir şekilde SGK kullanmıyorlar. Bu hasta durmadan poşet poşet ilaç alıyordu. Artık almıyor. Bu paraların hepsi devletin hazinesinde kalıyor. Bence cesaret edemem söyleyeyim. Nasıl? Ben cesaret edemem.
[33:58]Şunu da söylüyorum hocam mesela siz şu an kanser geçirdiniz, kemoterapi, radyoterapi aldınız. Ameliyatla sizin kesinlikle yapmanız lazım. Kesinlikle bak %1 milyon. Peki bir şey soracağım bundan bilmem kaç yıl önce bu detoks meseleleri çıktığında herkes detoks detoks detoks. Detoks detoks demek. Hangi yönüyle?
[34:25]Bakın hangi yönüyle? Eee, işte kas kaybedersin dediler. Kas kaybı bak 30 bin hastanın 30 gün bak sırf kronik hastalıklar için veriyorum. Kilosu olanlara 60 gün, daha fazla kilosu olanlara 90 gün ben aç bırakıyorum hastamı tek besinle. Şu ana kadar 90 gün aç bırakarak tedavi ettiğim hasta belki 10.000'in üzerinde. Bakın. Toplamda 60 gün, 30 gün, 30 bin. Yani eğer bu konuda kas kaybı, organ yetmezliği ya da işte herhangi bir hastalık bu açlıktan dolayı oluştu denilecekse ilk önce Türkiye'deki bütün hekimlerin bana sorması lazım. Çünkü ben 30 bin hastayı bu şekilde kaç? Kaç yılda 30 bin hasta bak. Dört yılda. Günde ne düşüyor ya? Günde 15-20 hasta. E çok fazla. Çok fazla değil. Yok, normal. Zaten aç bırakıyorsun. Ben ilaç vermiyorum, muayene de yok. Peki Hamit Bey, geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim geldiğiniz için. Sağ olun. Ya umarım bu anlattıklarınızdan dolayı tabipler birliğiyle başınız derde girmez. Ya girecek muhtemelen. Yani ilk hastalarıma başladığım zaman ben doktorlara çok savaştım. Hastamı başlatıyorum. Diğer doktor bıraktırıyordu. Ama hasta çaresiz olduğu için hadi başladım devam edeyim. E sizin de bu söylediklerinizin altında biraz zaten çaresiz hastalar yok mu ya? Evet çaresiz. Yani ben çaresiz hastaları tedavi ediyorsam zaten ortadaki hastaları havadan tedavi ederim. Onun için size de şiddetle su diyeti tedavisi bir ay yapın. Hocam, ben yapmam, korkarım böyle şeylerden. Peki? Korkmayın hocam. Mevcut şöyledir. Şunu şunu düşünün ya şunu Armağan Hocam. Siz ilaç kullandınız, yemek yediniz, sonuç hasta oldunuz. İşe yaramıyor. Tersini yapın. Her insanın bütün insanların takip ettiği yol doğrudur diye bir şey yok. Peki çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim geldiğiniz için. Sağ olun.



