[0:00]Ama şöyle bitiyor hikaye. Ona bakıyor. Seni sadece süslü ve güzeldi. Herkese merhaba. Bugün Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak adlı eserine kaçacağız. Adı üstünde yine bir fonumuzda konak olacak. Aslında sadece konak olmayacak, bir devir olacak. Ama her şeyi aslında sembolize eden bir, belki de devrin kapanıp yenisinin başladığı dönemleri sembolize eden şey burada bir konak olacak. O konanın durumu içinde yaşayanlar vesaire. Hikaye böyle bence çok güzel bir yöntemle başlamış, kıyafet. Dedim ya, bir devirden bir devire geçiliyor. Hani bu kuşak çatışması falan deriz ya, mesela şimdiki gençlerin giydiği kıyafetleri belirli bir yaş beğenmez. Bunun gibi düşünelim. İstanbul'in denen bir kıyafet tarzı var. Bu yeni bir tarz ve nasıl söyleyeyim? Ne Araplarda var ne de Batıda var. İkisinin ortası bir şey, Türklere has çok da zarif, şık bir giysinin giyildiği bir dönem var. İstanbul'in denen bir tarz var. O tarzda giyinen insanları yazar şöyle tarif ediyor. Çok kibar, değer yargıları çok güçlü, işte değerlerine sıkı sıkıya bağlı, güzel insanlar. Yani o devir öyle bir devir. O giysiyi giyenler öyle insanlar. Fakat zaman ilerliyor ve zaman her şeyi tabii ki değiştiriyor. Ne oluyor? Artık Redingot giyilen bir çağa giriliyor. Ve yazar yine burada Redingot, artık Redingot'un giyildiği dönemdeki insanları uşak ruhlu olarak görüyor. İşte yani zenginini de öyle görüyor, işte bir mertebe sahibi olmuşları da bir devlet kademesinde bulunanları da uşak ruhlu ve adi olarak nitelendiriyor. Ve Naim Efendi, o konuşacağımız konunun sahibi ve aslında Redingot Redingot döneminin adamı olmasına rağmen şeyin sonlarında yaşamaya başlamış işte İstanbul'un döneminin. Yani az önce saydığım o değerlerin hepsini her birine sahip bir eski devlet memuru Naim Bey, Naim Efendi. Naim Efendi devletin önemli kademelerinde yıllarını geçirmiş ve bu devlet dairelerindeki maddi manevi tüm pisliği görmüş olmasına rağmen devlete, devlet kavramına, devlet adamına saygıda kusur etmeyen, bunu büyük işte yanlış kabul eden biri. Ve konağın içinde de yeni yeni çağ tüm nasıl söyleyeyim, şiddetiyle kendini gösteriyor. Yani Naim Bey'in aleyhine, Naim Efendi'nin aleyhine ne varsa yaşanan bir konak bu. Belki de işte İstanbul'daki birçok hanede evde olduğu gibi. Nasıl yaşanıyor? Bir kere bir içgüveyi damat var evde, Servet Bey. Servet Bey azılı bir Türklük ve Müslümanlık düşmanı o seviyede. Büyük alerji duyuyor yani bu iki konuya. Avrupa yani bedeni burada ama kendisi adeta Avrupa'da yaşıyor, ruhu Avrupa'da. Ve çok ilginç, hep Avrupa olası bir Avrupa yolculuğu için bir tane valiz hazır tutacak kadar aklı orada bir insan. Ve bunların kızı var, Seniha isminde. Seniha yani öyle bir tarif ediliyor ki şu an hani meşhur Z kuşağı var ya, o dönemin Z kuşağı gibi düşünün. Yani önceki değerlerin hepsinin batıl olduğunu düşünen, bu topraklardaki neredeyse tüm değerlerin, onun tanık olduğu tüm değerlerin batıl olduğunu, gereksiz olduğunu, saçma olduğunu, demode olduğunu, sıkıcı olduğunu düşünen ve sürekli bundan şikayet eden, aynı babası gibi bedeni burada, ruhu Avrupa'da olan bir genç kız, genç kızın başlarında. Naim Efendi'nin de bu hayattaki en sevdiği kişi bu torunu. Ve bunun bir tane abisi var, ikinci torun, Cemil. Cemil de aslında Seniha'dan farklı değil. O da 20'li yaşlarda fakat kumar tutkusu içerisinde ve sefahat evlerinin gedikli müşterisi. Artık bu gencecik yaşına rağmen sevda üzerine, kadınlar üzerine yaşamadık şey bırakmamış ve adeta bu konulara doymuş biri. Ve bu konağın bir tane müdavimi var, Faik. Faik Bey diye bir genç adam var. Bu adam o kadar konaktan biri gibi ki konağa istediği saatte gelir, isterse işte kanepelerin üzerinde uzanıp uyuyabilir. O kadar rahat ve aile tarafından kabul edilmiş bir genç ve bir paşanın oğlu. Bu 10 yıl Avrupa'da yaşadığı için bu İstanbul'un o dönemki sosyetesinde çok ayrıcalıklı bir yere sahip. Çünkü o sosyeteyi oluşturan kişilerin büyük çoğunluğu Avrupa'yı hiç görmemiş ya çok kısa süreliğine görmüş ama bu Avrupa'da bizzat 10 sene evet bulunmuş. O yüzden Faik Bey'in Avrupalılığı çok orijinal bir Avrupalılık. Yani katıldığı tüm ortamlarda Faik Bey yönlendiriyor, domine ediyor her şeyi. Kahkahaları da, öfkeyi de, tüm sohbeti de o yönlendiriyor. Ve dediğim gibi Faik Bey şeyin küçüklüğünden beri bildiği için Seniha'yı, Cemil'i, özellikle Seniha'nın odasına teklifsizce istediği zaman girebiliyor ama Seniha artık bir çocuk değil genç kız. Fakat aralarında o tip bir kadın erkek bakışı elektriği yok şimdilik diyelim. Ve Seniha o kadar güzel yazılmış bir karakter ki gerçekten nasıl söyleyeyim? Faik'le alakalı düşünceleri oluşuyor. Yani herkesin hayran olduğu biri onun elinin altında her zaman. Ama aralarında böyle tatlı çekişmeli de bir ilişki var. Hayat böyle akıp giderken Naim Bey her gün adeta yeni bir darbe yiyor ev halkından. Yani damadı oldukça saygısız, karısı kızı yani Naim Bey'in kızı neredeyse kişiliksiz bir yapıda. Kim ne derse onaylayan, kim ne derse kabul eden bir kişiliğe sahip ve Naim Bey artık bir devrin kendi o kibar, o güzel devrinin kapandığını kendi evinde de çok net görebiliyor. Ve bir gün Seniha, dediğim gibi çok kafası hiç durmuyor kızın. Yani bir buhran geçiriyor adeta. İşte kitleniyor, titremelere başlıyor. Doktorlar geliyor. Ondan sonra gelen doktorlardan biri de diyor ki bu diyor bir genç kız hastalığıdır. İşte evlenip işte çocuk sahibi olduğu vakit diyor bu diyor sinir krizleri bu buhranlar diyor geçecektir diyor. Naim Efendi'nin aklına şu fikir geliyor, diyor ki o zaman biz bunu hani görücü usulü bir evlendirelim. Gibi bunu kızına açıyor. Kızı da diyor ki babası diyor yani kendi kocası için Servet Bey için bu diyor görücü olaylarına diyor kesinlikle karşı. Ve Naim Bey büyük bir darbe yiyor. Yani çağın geldiği noktayla alakalı çünkü onun da tanık olduğu şeyler var. Nedir? Flört, uzun bir flört döneminden sonra yapılan işte evliliklerle alakalı. Bu Naim Efendi'nin asla aklına almadığı bir şey. Çünkü ona göre bu yaşantıyı yaşayan bir çift, sonu nikahla bile sonuçlansa o mübarek, o bir çocuğun belki dünyaya getirilecek, getirileceği eve, ortama, haneye iki günahkar olarak adım atıyor diye düşünüyor Naim Efendi. Ve şöyle enteresan bir cümle var kitapta, diyor ki o duvağı açan el titremedikten sonra o duvağın altındaki yüz kızarmadıktan sonra bu evlilik nereye varacaktır?
[8:02]Yani hiçbir yere varamaz bu birliktelik gibi. Ve çok üzülüyor, aşırı derecede üzülüyor damadının bu görüşlerinden dolayı. Ve doktorların tavsiyelerinden biri de nedir? Hava değişimi. İşte gezsin, dolaşsın, başka bir yere gitsin gibi. Buraya geçmeden önce evet bir hava değişimi yapacak Seniha ama buraya geçmeden evvel şunu anlatmam lazım. Önemli bir karakter var, gittikçe de önemi artan bir karakter var. O da Seniha'nın kuzeni Hakkı Celis isminde genç bir şair. Daha doğrusu şiir aşığı, felsefe aşığı ve kendince şiirler yazan ve sürekli şiirden bahseden bir çocuk bu. Ve Seniha'ya net net olarak aşık. Fakat yaşı büyük. Ayrıca kuzenler hani kuzen olmaları kitapta bir engel gibi görülmüyor, öyle anlatılmıyor. Mümkün. Fakat Seniha onu parça pinçik yapacak karakterde bir kız. Hakkı Celis son derece kibar bir çocuk. Yani onunla mücadele edemez, umutsuz bir şekilde sadece ona hayran. Evet, hava değişimi olayına dönelim. Şimdi hava değişimi olayında evde bir tane mürebbiye diyelim, Madam Kronsky diye biri. Madam Kronsky ve Seniha, Seniha'nın büyük adada yaşayan halasına gidiyorlar. Orada kalacaklar. E kız da biraz kendini toparlayacak, sağlığına kavuşacak niyetiyle gidiyorlar. Seniha'nın halası eşinden ayrıldıktan sonra yalnız bir yaşantı seçmiş. Fakat aslında hiç yalnız yaşamıyor. Tam bir eğlence düşkünü. Günler süren partiler veriyor evinde ya da günler süren partilere konuk olarak gidiyor. Bu hala. Ve Seniha'nın o kimseleri beğenmeyen hali burada da ortaya çıkıyor ve halasını hiç sevmiyor. Halasının arkadaşlarını da sevmiyor. Onların güldüğü şeyleri saçma buluyor yani komple sevmiyor. Yani eğleniyor görünmüyor. Havası da bunun kızın bir türlü açılamamasını, bir türlü bu eğlence dünyasına katılamamasını sinir oluyor aslına bakarsanız. Üzülmekten ziyade kızıyor yani hani daha ne yapayım daha yapmadık şey bırakmadık ama hala yüzün gülmüyor diye. Zaten kız da halasının halasıyla gezmeyi bile tercih etmiyor. Madam Kronsky ile beraber bunlar işte yürüyüş falan yapıyorlar neyse. Sonra hala diğer yeğeni olan yani Seniha'nın abisiyle Cemil'le irtibat kuruyor. Diyor ki Allah aşkına bu etrafınızda ne kadar sevdiğiniz eğlenceli model varsa, tip varsa onları toparla diyor getir diyor buraya. Bu kız diyor sıkıntıdan burada ölecek diyor. Bu teklif çok hoşuna gidiyor Cemil'in. O da çünkü işte kumar, eğlence, sefahat bayılır böyle işlere. Öyle bir çocuk. Neyse, bu gidiyor, ekibi topluyor. İçinde Faik Bey de var. Kitapta sürekli bahsedilen bir kız kardeş var. Ondan sonra birkaç karakter daha. Bunların hepsi yüzeysel karakterler. İşte o sosyetede yer alan toplantılara, partilere katılan hayatlarını böyle geçiren kişiler. Neyse bir tesadüf eseri Hakkı Celis'le karşılaşılıyor ve Hakkı Celis davet edilmek durumunda kalıyor. Cemil'in bütün keyfi kaçıyor çünkü Hakkı Celis onun için son derece sıkıcı bir adam. Ama netice itibarıyla bir sürpriz yapıyorlar. Bir kalabalık grup birden büyük adaya gidiyorlar. Seniha gerçekten çok mutlu oluyor bu kalabalığı görünce. Tabii ki herkes burayı atlamış olabilirim. Aslında Faik şeyle, Faik Bey'le Seniha arasında artık gözle de fark edilebilecek bir flört dönemi gibi bir şey başlamış. Herkes Seniha'ya bakıyor. Aslında Faik nerede diye baktığı çok belli. Neyse Faik de geleceğini söylemişti ama gelmemiş. Ertesi gün bakıyorlar ki Faik aralarına katılıyor. Ortam şenleniyor. Ortamdaki bütün kadınlar Faik'le flörtleşiyor. Onun dikkatini çekmek için kimi dekoltesini kullanıyor, kimi kahkahısını kullanıyor falan filan. Bu bahsettiğim iki kız kardeşin aslında gözle Faik Bey değil, Hakkı Celis. Bunlarda böyle şiir de şiir diye tutturann iki tane değişik kız. Neyse başlıyor Büyükada günleri. Aslında Büyükada'da yaşanan o tatil diyelim böyle bir sürü felaketin başlayacağı bir ortam. Burada denenecek her çeşit eğlence deneniyor. Gece gezmeleri yapılıyor. İşte piknikler yapılıyor. İşte denize giriliyor, o oluyor bu oluyor ve tüm bu süre zarfında dediğim gibi ortamdaki bütün kadınlar işte neredeyse hepsi Faik'le flörtleşirken ayakta üstü onun dikkatini çekmeye çalışırken bir gün bir piknikte Seniha daha önce hiç yapmadığı şekilde dominant bir hareket yapıyor. Aslında evli olan bir tane kadın var kadroda, bir mebusun karısı. Ama kocası ortalarda yok, meşgul. Kadın da orada burada geziyor ve işte her türlü kendisine yaklaşılmasına izin veren bir kadın. O uzanmış. Faik Bey'i çağırıyor. O sırada Seniha buraya geleceksin diyor. Bu herkesin nefesini tutup beklediği bir ana dönüşüyor, acaba Faik itaat edecek mi Seniha'ya? Çünkü Faik itaat etmez hiç kimseye etmez, Seniha'ya da etmez gibi bir durum. Fakat Faik pış pış Seniha'nın yanına geliyor, onun dediğini yapıyor ve bu her şeyin aslında resmi olarak başladığı, bu ilişkinin resmi olarak başladığı bir an oluyor. Ve sonra bunlar gruptan kendilerini çok net şekilde hiç saklamadan gizlemeden Faik ve Seniha gruptan kopuyorlar. Ve kendilerince yine bence çok güzel yazılmış, böyle sembollerle, anlamlarla dolu bir ilişki dönemi yaşıyorlar. İşte kağıt oynuyorlar, uyku uyuyorlar birlikte, işte denize giriyorlar. Mesela bu da sonra çok başlarını artacak. Sabah saatlerinde Faik'le ikisi denize giriyor. İşte neyse. Derken grup şehre dönüyor. Faik orada kalmaya devam ediyor ve Hakkı Celis'in kitap boyunca Seniha o aşık olduğu kuzeni Seniha'yla alakalı fikirleri bir gidiyor bir geliyor. Orada gördüğü her şeyden Hakkı Celis bütün o ortamdan, bütün o utanmadan yapılan flörtleşmelerden falan hepsinden nefret ediyor, tiksiniyor. Yani nasıl bir ortama düştüğünü düşünüyor. Seniha için üzülüyor, Seniha'yı kıskanıyor ama dediğim gibi kalpten de tüm o ortamdan nefret ediyor Hakkı Celis. Bu olaylar olurken konağa, Naim Efendi'ye imzasız mektuplar gelmeye başlıyor. Torununun Büyükada'daki rezaletlerini anlatan, detaylı anlatan mektuplar gelmeye başlıyor. Bu arada Büyükada'yı da şöyle anlatmış. Şimdi diyor ki Büyükada'da diyor her sezon bir evlilik, bir boşanma ve büyük bir skandalla kapanır. Yani o senenin de en büyük haberi ikisi de tanınmış kişilerin biri torunu, biri çocuğu olduğu için Faik'le Seniha'nın aşkı Büyükada'nın o sezonuna damgasını vurmuş. Ve evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Ayrıca Seniha ile Faik'in bir de çok dikkat çeken bir eğlence anlayışları var. Büyükada'da bir otel var ve çoğunlukla işte gayrimüslimlerin gidip kaldığı, işte eğlendiği bir yer. Ve bunlar oraya gidiyorlar, onlar gibi şampanya içiyorlar, onlar gibi vals yapıyorlar falan. O da o yıllar için bu çok dikkat çekici bir şey. İki Müslüman gencin bu kadar göstere göstere o grubun içinde yer alması. Aslında Seniha buna zaten alışık, şehirden alışık. Mesela İtalyan bir aileye çok sık gidip geliyor, o evdeki davetlere çok sık katılıyor. Dediğim gibi Avrupa yani Seniha'nın olayı Avrupa. Neyse ne demiştik? İmzasız mektuplar geliyor. Naim, Naim Efendi okuyor ve gerçekten yıkılıyor. Yani yenilir yutulur şeyler değil. Bütün o otel eğlenceleri, bütün o sarılmalar, öpüşmeler, bütün o hatta şöyle bir kısmı var bunu damadı da okuyacak sonra. Çırılçıplak denize girme muhabbeti var. Artık bu Naim Efendi'nin kaldıracağı gibi bir durum değil. Neyse damadını çağırıyor yanına. İşte çok da kibar bir adam. Lütfen diyor görüşebilir miyiz falan. Mektupları veriyor. Damat mektupları alıyor, bakıyor falan böyle üstten ve atıyor masaya. Diyor ki ben diyor hayatımda ne imzasız mektup yazdım ne de imzasız bir mektubu okurum diyor. Bu diyor ahlaksızlıkların en büyüğüdür diyor. Çok ukala bir adam. Yani varlığı aslında yaşantısı komple Naim Efendi'nin elinde olmasına rağmen küstah bir adam. Orada Naim Efendi de diyor ki ben de hayatımda hiç imzasız mektup yazmadım, imzasız mektubu ben de okumam ama bu bizle alakalı bir şey. Benim torunumla ve senin kızınla alakalı bir durum. O zaman diyor okumazsan diyor ben sana diyor çok önemli bir bölümü okuyacağım diyor. Denize çırılçıplak girme kısmını okuyor. Ve orada Servet Bey adamı hasta edecek bir cevap veriyor. Diyor ki tamam da diyor bunda bu kadar hani yadırganacak, garipsenecek, şaşıracak ne var deyince Naim Bey de neredeyse felç geçirecek. O dakikadan sonra konuşmuyor. Adeta kitleniyor ve Servet Bey de bir tık merhamete geliyor, adamı çok hırpaladığını fark ediyor o sapkın fikirleriyle, uç fikirleriyle. Ve diyor ki tamam diyor siz merak etmeyin. Ben Seniha'ya diyor yarın haber yollarım derhal buraya getirtiyorum diye yine böyle bir minik insanca bir hareket yapıyor. Evet Seniha geliyor konağa dönüyor. Ama o kadar şen bir şekilde dönüyor ki adeta çocukluğuna dönmüş. O buhranları gitmiş, yüzüne renk gelmiş, kilo almış. Kardeşi abisi Cemil'le çocukluğundaki gibi şamata yapıyorlar, birbirlerini kovalıyorlar falan. O kadar mutlular. Faik Bey yine eve geliyor gidiyor vesaire. Naim Bey bunların hepsini dehşetle izliyor ve sonunda şöyle bir psikolojiye giriyor yaşlı adam. Diyor ki yok ya kesinlikle iftira yani nedir o denize girmeler, bilmem neler falan filan. E birtakım şeyler olmuştur ama bu kadarı da değildir. Yoksa Faik bile olsa bu eve bu kadar rahat bu kadar şeyi yaşadıktan sonra gelemez. Gelmez yani diye düşünerek kendini avutuyor. Bir gün Madam Kronsky ile Seniha yolda yürürlerken Faik'le karşılaşılıyor. Ve bunların da araları bu dönem oldukça bozuk çünkü Seniha'yı adamdan soğutan bir takım şeyler olmuş. Evet bir gün Cemil abisi Cemil'le Faik'i büyük bir telaş içerisinde görüyor kendi konaklarında. Çok korkuyor nedir nedir diye hani lütfen söyleyin falan deyince diyor ki Faik Bey 300 lira diyor bir zararı uğradım dün akşam diyor kumarda. Ve diyor bunu ödeme imkanım yok. Babamdan isteme imkanım da yok. Bunu diyor ben herhalde kendimi vururum, öldürürüm falan filan diyor. Neyse Seniha da ona diyor ki tamam bir çözüm bulursun deyip ortamı terk ediyor. Ama iş nereye varıyor uzatmayayım. Bunu kurtaran kişi Seniha oluyor. Birkaç parça elmasını veriyor, o borcu kapatıyor Seniha. Fakat onun o çaresiz hali mesela boyun bağı diyor kir içindeydi. Günlerce kumardan bakımsız. Faik'e olan aşkını sorguladığı bir döneme giriyor Seniha. Ve Faik'in de evlenmeye yanaşmadığını çok net biliyor, kafası çok karışıyor. Yani diyor ki aslında o Büyükada tatilinde yaşanacak, yaşanabilecek her şey uç noktaya kadar yaşanmış. Yani ben ona diyor hangi akılla diyor etimi bile sundum. Yani neden diyor bu adam için mi diyor? Sonra bir gün bunların araları bozuk ama böyle dediğim ya çok da güzel yazılmış. Böyle aşkı da çok değişik yaşamışlar. Mesela bu burası çok ilginç. Faik Bey'in bileğinde bir bileklik var ve Seniha'nın saçlarından örülmüş bir bileklik. Sürekli onu taşıyor. Ve birkaç küçük nesne var, obje var. Cebinde onlarla geziyor yani Seniha'dan bir şeylerle geziyor. Cebinde sürekli o nesnelerle geziyor. Bileğinde onu saçından yapılmış bir bileklikle geziyor falan gibi de bir dönem yaşamışlar. Yani aslında çok ortada büyük bir tutku var. Faik'in kendi bütün şeylerini çiğnediği bir aşk aslında bu. Nasıl söyleyeyim? Onu evlilik vaadiyle falan kandırmış değil zaten. Hani o itaat etmez, boyun eğmez, o şımarık Faik adeta şey olmuş durumda Seniha'nın kölesi olmuş durumda. Ama olay dediğim gibi evliliğe varmıyor. Hatta bunlar ortak bir daire tutmuşlar, orada kalıyorlar o derece yani. Nasıl yani evlilik dışı bir birliktelik için bir evleri bile, bir daireleri bile var. Ve bu her yer çalkalanıyor. Bütün İstanbul sosyetesi bu konuyu konuşuyor. O daireden de bahsediliyor, bunların aslında evleneceklerinden de bahsediliyor falan. Bir gün mürebbiye ile Seniha yolda yürürken Faik Bey'le karşılaşıyorlar ve Faik'le araları çok gerilimli. Ve Kronsky olayın buralara kadar vardığını bilmediğini fark ediyor o anda. Yani bu iş sakat, bunlar evlenmeyecek ve araları da bozuk gibi bir durum. Ve bir gün gidiyor Servet Bey'e diyor ki beyefendi diyor sizinle özel, sizi ve eşinizle diyor özel görüşmek istiyorum. Geliyorlar. Servet Bey korkuyor çünkü 6 ay birikmiş maaş borçları var mürebbiye. Bu olayı anlatıyor. Ondan sonra bu olay Naim Bey'in de kulağına gidiyor. Artık her şey hani ispatlanmış durumda. Bu Büyükada'daki ilişki, bunların aslında nikah niyetlerinin olmaması vesaire. Derken Naim Bey şöyle bir çözüm buluyor kafasında. Diyor ki Faik'in babasını da tanıyor ama adamdan nefret ediyor çünkü berbat bir karakter aslında. Sadece o kötü karakterini babacan tavırlarla örtmeyi becerebilen, böyle bir yetenek geliştirmiş ama dediğim gibi korkunç bir adam. Neyse ona gidecek ve diyecek ki bakın böyle böyle söylentiler var. Hani bu iş artık çığırından çıkmış. Ne yapalım? Hani bir nikah falan oğlunuzla konuşursanız bir düğün yapalım vesaire gibi. O geceyi berbat şekilde geçiriyor. Sabah olduğunda adeta sürü ne sürü ne gidiyor Paşa'nın yanına. Paşa bunu tabii dediğim gibi o babacan tavırlarıyla karşılıyor ve konuya bir türlü giremiyor. En nihayetinde girdiğinde de adam diyor ki yani benim oğlum bir evlenecek bir ekonomiye sahip değil. Aslında çok yetenekli diyor. Bir sürü hariciyede diyor çok üst düzey memuriyetler yapabilecekken diyor bir türlü olamıyor diyor. Herkes kendi adamını kayırıyor diyor. Ve o yüzden öyle bir ekonomisi yok ama ben diyor ne onaylıyorum ne de karşıyım. Ben diyor bu konuyu oğlumla konuşacağım. Neyse adam eve dönüyor. Oradan adeta bir darbe de oradan yiyor. Şey kitap şeyin Naim Efendi'nin yediği darbelerle dolu. Ve bu onun sağlığından hep böyle azar azar götürüyor her bir olay. Yani o kadar utanıyor ki o konuşmayı yapmaya. Nihayetinde gidiyor eve, kendini eve atıyor adeta odasına. Artık diyor ki bu çağ Naim Efendi'yi sokaklardan konağa itmişti. Artık yavaş yavaş odasına itecek. Yani artık öyle bir adama uymayan çağda ki artık sokakta işi yok. Konağın içinde de işi yok çünkü o Servet denen damadı var. Sadece küstahlık var ortamda. Kendi değerlerine sövmek var, hareketlerle de olsa. Neyse Paşa'yla yaptığı konuşma tabii ki Seniha'nın kulağına gidiyor ve Seniha dedesinin yanına geliyor. Diyor ki sizinle biraz işte konuşabilir miyiz diyor. Adam yattığı yerde tabii kızım diyor. Ve Seniha öyle acı şeyler söylüyor. O yaşlı adamın asla algılayamayacağı ve nasıl söyleyeyim, kabul edemeyeceği şeyler söylüyor ki. Mesela şunu söylüyor. Diyor ki bakın diyor siz anlamıyorsunuz. E ben istesem bugün Faik'le evlenirim. O da benimle evlenir diyor ama biz diyor evlilik denen bir şey istemiyoruz. Biz evlilikle alakalı bizim bir sıkıntımız yok. Lütfen diyor o diyor eski kafanızla diyor algılayamayacağınız olaylara girmeyin. Benim diyor onurumu diyor iki paralık eden sizsiniz diyor. Benim yaşadıklarım değil. Evlilik teklifi yapmanız diyor korkunç bir şeydi diyor. Beni diyor şimdi adama ben upuzun bir mektup yazmak zorundayım diyor. Bir daha rica ederim benim işlerime asla karışmayın diyor ve gidiyor ve adam da o sırada enteresan bir hıçkırık tutuyor Naim Efendi'yi. Yakasını bırakmıyor ev halkı paniklemeye başlıyor yani doktor çağırıyorlar o derece. Doktor gelir gelmez diyor ki Naim Efendi'nin kızına ya diyor midedendir ya da kalptendir. Zaten diyor babanızın kalbi uzun zamandır iyi durumda değil. Ben size diyor bir yöntem öğreteceğim, bir iki ilaç yazacağım diyor. Bir tane havlu istiyor, havluyla adamın dilinin ucundan tutup birkaç kere çekiyorlar. Evet hıçkırık bir nebze azalıyor. Fakat hiçbir zaman o hıçkırık adamı tam olarak bırakmıyor. Adam artık torunuyla olan o kendini avutduğu dönem de bitmiş. Mektupta yazılan her şey doğru, evlenmiyor, etmiyor falan filan ama kitabın sonuna kadar Seniha'yı sevmeye hep devam edecek Naim Efendi.
[25:39]Bu zor zamanlarında Hakkı Celis geliyor, ona teselli veriyor, onunla konuşuyor gibi. Ve tabii ki daha bu ailenin başına gelecek işte Naim Efendi'nin başına gelecek çok şeyler var. Seniha artık gerçekten çığırından çıkıyor. Sürekli konağa onunla ilgili haberler geliyor. Artık aile çaresiz yani kafasına göre takılıyor. Dediğim gibi bir İtalyan ailenin evinden çıkmıyor vesaire. Madam Kronsky diyor ki ben diyor bu kızı bir araştırayım nerelere gidiyor ne yapıyor? Evet takip ediyor.Evet o dediğim gibi o ecnebi ailenin evine giriyor. Saatlerce kalıyor.
[26:39]Bir gün bir akşam Seniha eve dönmüyor. Saatler geçiyor, eve dönmüyor, dönmüyor, dönmüyor. Aile büyük bir panik halinde Servet Bey de dahil. O modern adam acaba ne oldu? Hani bir şey mi oldu kızıma diye. Cemil geliyor eve ve Cemil diyor ki odasına bakalım hani belki bir şey anlatırız ya da belki bir not bırakmıştır vesaire. Odasının kapısını kırıyor bir şekilde Cemil içeri giriyor. Dolabına bakıyorlar. Evet önemli olan her şey mücevherler işte kaçmış besbeli gitmiş yani. Evet o görüştüğü Avrupalı kadınlardan bir tanesi ona şöyle bir teklifte bulunmuş. Ben yakında Avrupa'ya gideceğim. Sen de benimle gel. Yani sana engel olan ne var ki istersen gelebilirsin diye. Ve Seniha Avrupa'ya o kadınla birlikte kaçmış. Herkes bi haber, bir bilgi kırıntısı için ölüyor. Evde yas ilan edilmiş adeta. Ve sonunda telgraflar gelmeye başlıyor. Kendini anlatmıyor, sadece diyor ki şu şehirdeydim şu şehre geçiyorum. Geçince size haber vereceğim vesaire vesaire. Fakat bir gün enteresan bir mektup geliyor. Seniha o mektupta bütün zehrini akıtıyor. Özetle şöyle diyor annesi babasına. Benim diyor Avrupa hayalimi biliyordunuz. Ne kadar gitmek istediğimi biliyordunuz. Buna izin verseydiniz beni vaktiyle Avrupa'ya yollasaydınız bunlar diyor olmayacaktı. Ben böyle kaçarak gitmek zorunda kalmayacaktım diyor. Tüm geri kafalılığınıza rağmen diyor beni anlayan bu dünyadaki tek kişi dedemdir diyor Naim Efendi'dir diyor. Beni anlamadı ama her zaman beni sevdi ve benim için üzüldü. Bu tek kişidir diyor. Damadı Servet Bey'i inanılmaz derecede kızdırıyor. Karısına diyor ki bunun diyor Avrupa'ya gidilmemesi diyor senin diyor babanın cimriliğinden oldu yıllarca diyor. Başka bir sebebi yok ki bizle ne alakası var diyor. Şeyin böyle talep edilmesine kız tarafından dedesinin inanılmaz derecede öfkeleniyor. Ve adam da böyle kavga edeceği gibi bir adam değil. Hem yaşlı hem hasta ama adamla konakta denk geldikçe falan bütün nefretini Naim Efendi'ye kusuyor. Adam üzüntüden üzüntüye kulaç atıyor yani evde de gram huzuru yok. Hiçbir ortamda dünyada işi bitmiş artık ölmek istiyor yani gerçekten ölmek istiyor. Ve Servet Bey bu dönem şöyle bir takıntı ediniyor. Şişli'de yeni apartmanlar yapılmaya başlamış. Elektriği var, işte banyosu var. Sıcak su hemen elinin altında gibi son dönem yüzünü güldüren tek şey bu oluyor Servet Bey'in. Bu yeni yapılmış daireleri gezmek ve diyor ki akşam dönüp karısına ya öyle bir daireye geçelim. Burası ev mi diyor, burada yaşanmaz diyor, kışın ısınamıyoruz, işte bu pencerelerin büyüklüğüne yazın pişiyoruz, öyle oluyor böyle gidiyor bilmem ne. Osmanlı'lıktan işte Doğu kültüründen dem vuruyor. Arız dolusu sövüyor her şeye falan. Ve nihayet bir gün Şişli'deki apartman dairesi hayaline kavuşuyor. Oraya gidiyor, orada adeta amele gibi çalışıyor, o kadar mutlu ki hayatında belki bu kadar mutlu olmamıştır. Şeyi geride bırakıyorlar Naim Efendi'yi. Çünkü o gerçekten net bir şey dille gelmek istemediğini söylüyor. Diyor evde iki tane işte yardımcım var diyor. Ben diyor bunlarla şey yaparım. Onlar bana bakar siz diyor gidin güzel güzel yaşayın. Ve Servet Bey'i bu kadar mutlu eden bu apartman dairesi, bilin bakalım kimin parasıyla alınıyor? Tabii ki o sevmediği o hakaret edip durduğu yıllardan beri Naim Efendi finanse ediyor bunu da. Oysa ki Naim Efendi'nin maddi durumu berbat durumda. Yani emlaklarla ilgili bunun bir tane şeyi var, kahyası var, emekdar. Adam işte bunun bir borcuna karşılık bir mülkü mesela rehin verilmiş. O rehini kurtaracağız yok öbürünü yapacağız bilmem ne. Bir tane de yalıları var bunların. Yalıya şey çok bağlı Naim Efendi. Orayı satmaya bir türlü yanaşmıyor gibi bir ekonomik durumun içindeler. Berbat durumdalar yani. Ama Servet Bey çok keyifli ve onun keyfini çok arttıracak bir gelişme oluyor. Seniha dönüyor.
[31:39]Daha dekolte, daha koyu makyaj, daha uzun sürmeler şeklinde bir masal melikesi gibi dönüyor. Yani o kadar başkalaşmış, inanılmaz havalı. Ve yeni bir aşkı var Avrupa'da tanışmışlar. Bir mebus bu. Mebus artık o eve girip çıkıyor. Aslında bu mebus savaş zamanlarında savaş zengini denen bir kavram var ya, kirli ticaret yapıp o dönem servetine servet katan insanlar var ve bu mebus böyle biri. Servet Bey de mebusun bu imkanından bol bol faydalanıyor ve bunu da herkes biliyor. Karşılığında da onu evinde ağırlıyor ve kızıyla flört etmesine izin veriyor.
[32:32]Neyse bu arada Hakkı Celis çok büyük bir değişim içerisinde. Askere yazılıyor. Bütün o talimlere katılıyor ve tek arzusu cepheye gitmek. Orada binlerce kişiyle birlikte yatmak, binlerce kişiyle birlikte aynı karavanadan yemek yemek Hakkı Celis'in ruhunda bir şeyleri uyandırıyor. Önceden yaşadığı hayatı önceden yaşadığı o şiir denen merakı çok küçümser hale geliyor. Seniha'yla ilgili konular, o içinde bulunduğu çevreyle ilgili konular falan Hakkı Celis'in artık çok küçümsediği, çok utandığı şeyler. O artık bambaşka bir ideale sahip ve içinden hem Seniha'yı hem de Naim Efendi'yi farklı açılardan bu toplumun kangren olmuş iki noktası olarak görüyor ve diyor ki işte yüz binlerce kılıç bu yüzden havaya kalktı. Bu kangreni kangrenli uzuvları kesip atmak ve bu milleti kurtarmak için şeyi de değişiyor. Daha atletik, bütün o idmanlar neticesinde daha atletik, daha böyle o hani sarsak çocuk gidiyor yerine Tunç gibi bir delikanlı geliyor. Ve şeyin en büyük dostu oluyor Naim Efendi'nin bu konakta yalnız bırakıldığı dönem. Şöyle anlatıyor yazar. E aralarında dev bir yaş farkı var ama bazen ruhlar arkadaştır, ruhlar yaşıttır. Evet bu ikisi de yaşıt ruhlar. O ona memleket haberleri getiriyor hemen hemen her gün. Ve adam gözleriyle şöyle anlaşıyorlar. Aslında memleket haberlerine dinliyor yaşlı adam ama aslında bakışlarıyla diyor ki Seniha'dan ne haber? Ve Seniha'dan gelen o korkunç haberleri acayip sansürleyerek anlatıyor. Bazısını hiç anlatmıyor gibi bir dönem yaşıyorlar. Ve bir gün cepheye gitme zamanı geliyor Hakkı Celis'in. Ve gidiyor bütün dostlarını geziyor. Çok saygılı bir çocuk. Bütün o hani artık küçümsediği, utandığı eski dostlarına yine gidiyor Allah'a ısmarladık demeye. Ve en sonunda Seniha'ya gidecek.
[35:01]Hepsini dolaşıyor. Herkes tabii ki onun bir çılgınlık yaptığını düşünüyor çünkü gideceği cephe Çanakkale Cephesi yani neredeyse o dönem için. Ölmenin garantili olduğu bir asker için bir cepheye gidiyor. En zoruna gidiyor. Ve Seniha'nın evine de gidiyor. Seniha bunu güzel karşılıyor ama bir tedirginlik var üzerinde. Ve diyor ki birazdan Faik gelecek diyor. O zaman ben diyor kalkayım diyor. Faik'le anlattığım gibi araları inanılmaz derecede bozuk. Ben diyor kalkayım diyor. Hayır diyor senin olman gerekiyor burada. Sen dur burada diyor hani bir olay olabilir, bir şey olabilir. Neyse Faik geliyor. Bunlar birlikte yemek yiyorlar, ortam inanılmaz gergin, bir kavga çıktı çıkacak gibi. Ama neticede ikisi de sosyete insanı. Daha medeni bir çizgiye işi çekiyorlar, kavga falan çıkmıyor ama Faik içtikçe içiyor. Ve gecenin bir noktasında Hakkı Celis diyor ki ben diyor müsaade istiyorum, yarın erken kalkacağım işte cepheye gidiyorum falan diye. Faik diyor ki ben de seninle geleceğim diyor. Biraz yürürüz diyor. Ve onu yolda bırakmıyor. Diyor ki seni bir bara götüreceğim diyor. Yani cepheye gitmeden önce diyor mutlaka diyor işte güzel bir gece geçir. Bara gidiyorlar, Hakkı Celis tabii ki alkol içmiyor ve ortamı izliyor. Bir sürü çıkarımlar yapıyor. Ortam evet savaş zenginleriyle dolu, yabancı zabitlerle dolu. Bunlarla flörtleşen Türk kadınlarıyla dolu ve kimse aslında ona sorarsanız orada göründüğü gibi eğleniyor falan değil. Herkesin aslında korkunç bir can sıkıntısı içerisinde debelendiği çıkarımını yapıyor Hakkı Celis. Ve bu arada da Faik'in gittikçe yükselen muhabbetlerini dinlemek zorunda kalıyor. Kadınlar hakkında, Seniha hakkında şey diyor ki Faik bir erkeğin diyor bir ilişki yaşarken, bir evlilik yaşarken en büyük hatası nedir biliyor musun diyor? Kadınları bir insan olduğunu kabul etmektir diyor. Oysa ki kadınlar insan türüne ait değildir diyor. Onlar bambaşka bir türdür diyor. Ve insanın mutlaka ve mutlaka en zayıf noktasından günün birinde zehirlerler diyor. Seniha diyor bana bunu yaptı diyor. Beni kendine esir etti ve benim ruhumu zehirledi ama diyor şimdi güya diyor bir mebusla evlenecekmiş. Ama göreceksin diyor o mebusla asla evlenemeyecek. Ben ona çok şeyler yapacağım diyor. Bunu zaman içinde göreceksin diyor ve şöyle ilginç bir şey söylüyor. Seniha diyor canlı olan hiçbir şeyi sevemez. Bir çocuğu sevemez, bir köpeği sevemez, bir insanı sevemez. O sadece nesneleri sever, maddeyi sever gibi çok acayip böyle tespitler yapıyor Seniha'yla alakalı. Uzatmayayım cepheye gidiyor Hakkı Celis. Muradına eriyor yani cepheye gidiyor. Sonra tabii ki o mebusla olan ilişkisi devam etmekle beraber Seniha'nın mebus Avrupa'ya gidiyor bir iş gereği. Gidiyor fakat bir türlü dönmek bilmiyor. Dönmüyor adam. Ondan sonra söylentiler başlıyor. Acaba işte vazgeçti mi evlilikten acaba o mu acaba bu mu ve gerçekten bu söylentiler doğru çıkıyor. Mebus bunu daha önceden de defalarca yaşamış hayatında Avrupa'da da yaşamış. Yani böyle sosyeteden çok hoş bir kadın bulup evleneceğiz deyip onunla aylarını belki birkaç senesini geçirip ondan sonra sırra kadem basmış. Bunu yapmış yani bu da ortaya çıkıyor. Ve Seniha tabii ki çok zor bir şey bir psikolojiye giriyor, berbat bir psikolojiye giriyor. Yani iş yine Faik'e dönüyor, Faik nefretine dönüyor. Yani onunla neden ben her şeyimi ona verdim noktasına dönüyor. Her şey başka olabilirdi, bu mebus hiç olmayabilirdi gibi bir yere varıyor iş. Ve birkaç ay sonra cepheden izinli olarak dönüyor Hakkı Celis. Ve tabii ki işte dostlarını görmek istiyor. Önce şeye gidiyor Naim Efendi'ye gidiyor. Adam artık konuşacak mecali bile yok, sürekli kollarını uzatıp onun başını okşuyor. Sürekli uzatıp başını okşuyor, sürekli ona sarılmak istiyor. Bir şey yok yani adam bitmiş artık ölmek istiyor yani gerçekten ölmek istiyor. Ve Servet Bey bu dönem şöyle bir takıntı ediniyor. Şişli'de yeni apartmanlar yapılmaya başlamış. Elektriği var, işte banyosu var, sıcak su hemen elinin altında gibi son dönem yüzünü güldüren tek şey bu oluyor Servet Bey'in. Bu yeni yapılmış daireleri gezmek ve diyor ki akşam dönüp karısına ya öyle bir daireye geçelim. Burası ev mi diyor, burada yaşanmaz diyor, kışın ısınamıyoruz işte bu pencerelerin büyüklüğüne, yazın pişiyoruz, öyle oluyor böyle gidiyor bilmem ne. Osmanlı'lıktan işte Doğu kültüründen dem vuruyor, ağız dolusu sövüyor her şeye falan. Ve nihayet bir gün Şişli'deki apartman dairesi hayaline kavuşuyor. Oraya gidiyor, orada adeta amele gibi çalışıyor, o kadar mutlu ki hayatında belki bu kadar mutlu olmamıştır. Şeyi geride bırakıyorlar Naim Efendi'yi. Çünkü o gerçekten net bir şey dille gelmek istemediğini söylüyor. Diyor evde iki tane işte yardımcım var diyor. Ben diyor bunlarla şey yaparım. Onlar bana bakar siz diyor gidin güzel güzel yaşayın. Ve Servet Bey'i bu kadar mutlu eden bu apartman dairesi, bilin bakalım kimin parasıyla alınıyor? Tabii ki o sevmediği o hakaret edip durduğu yıllardan beri Naim Efendi finanse ediyor bunu da. Oysa ki Naim Efendi'nin maddi durumu berbat durumda. Yani emlaklarla ilgili bunun bir tane şeyi var, kahyası var, emekdar. Adam işte bunun bir borcuna karşılık bir mülkü mesela rehin verilmiş. O rehini kurtaracağız yok öbürünü yapacağız bilmem ne. Bir tane de yalıları var bunların. Yalıya şey çok bağlı Naim Efendi. Orayı satmaya bir türlü yanaşmıyor gibi bir ekonomik durumun içindeler, berbat durumdalar yani. Ama Servet Bey çok keyifli ve onun keyfini çok arttıracak bir gelişme oluyor. Seniha dönüyor.
[42:12]Daha dekolte, daha koyu makyaj, daha uzun sürmeler şeklinde bir masal melikesi gibi dönüyor. Yani o kadar başkalaşmış, inanılmaz havalı. Ve yeni bir aşkı var Avrupa'da tanışmışlar. Bir mebus bu. Mebus artık o eve girip çıkıyor. Aslında bu mebus savaş zamanlarında savaş zengini denen bir kavram var ya, kirli ticaret yapıp o dönem servetine servet katan insanlar var ve bu mebus böyle biri. Servet Bey de mebusun bu imkanından bol bol faydalanıyor ve bunu da herkes biliyor. Karşılığında da onu evinde ağırlıyor ve kızıyla flört etmesine izin veriyor. Neyse bu arada Hakkı Celis çok büyük bir değişim içerisinde. Askere yazılıyor. Bütün o talimlere katılıyor ve tek arzusu cepheye gitmek. Orada binlerce kişiyle birlikte yatmak, binlerce kişiyle birlikte aynı karavanadan yemek yemek Hakkı Celis'in ruhunda bir şeyleri uyandırıyor. Önceden yaşadığı hayatı önceden yaşadığı o şiir denen merakı çok küçümser hale geliyor. Seniha'yla ilgili konular, o içinde bulunduğu çevreyle ilgili konular falan Hakkı Celis'in artık çok küçümsediği, çok utandığı şeyler. O artık bambaşka bir ideale sahip ve içinden hem Seniha'yı hem de Naim Efendi'yi farklı açılardan bu toplumun kangren olmuş iki noktası olarak görüyor ve diyor ki işte yüz binlerce kılıç bu yüzden havaya kalktı. Bu kangreni, kangrenli uzuvları kesip atmak ve bu milleti kurtarmak için şeyi de değişiyor. Daha atletik, bütün o idmanlar neticesinde daha atletik, daha böyle o hani sarsak çocuk gidiyor yerine Tunç gibi bir delikanlı geliyor. Ve şeyin en büyük dostu oluyor Naim Efendi'nin bu konakta yalnız bırakıldığı dönem. Şöyle anlatıyor yazar aralarında dev bir yaş farkı var ama bazen ruhlar arkadaştır, ruhlar yaşıttır. Evet bu ikisi de yaşıt ruhlar. O ona memleket haberleri getiriyor hemen hemen her gün. Ve adam gözleriyle şöyle anlaşıyorlar. Aslında memleket haberlerini dinliyor yaşlı adam ama aslında bakışlarıyla diyor ki Seniha'dan ne haber? Ve Seniha'dan gelen o korkunç haberleri acayip sansürleyerek anlatıyor. Bazısını hiç anlatmıyor gibi bir dönem yaşıyorlar. Ve bir gün cepheye gitme zamanı geliyor Hakkı Celis'in. Ve gidiyor bütün dostlarını geziyor. Çok saygılı bir çocuk. Bütün o hani artık küçümsediği, utandığı eski dostlarına yine gidiyor Allah'a ısmarladık demeye. Ve en sonunda Seniha'ya gidecek.
[45:24]Hepsini dolaşıyor. Herkes tabii ki onun bir çılgınlık yaptığını düşünüyor çünkü gideceği cephe Çanakkale Cephesi yani neredeyse o dönem için. Ölmenin garantili olduğu bir asker için bir cepheye gidiyor. En zoruna gidiyor. Ve Seniha'nın evine de gidiyor. Seniha bunu güzel karşılıyor ama bir tedirginlik var üzerinde. Ve diyor ki birazdan Faik gelecek diyor. O zaman ben diyor kalkayım diyor. Faik'le anlattığım gibi araları inanılmaz derecede bozuk. Ben diyor kalkayım diyor. Hayır diyor senin olman gerekiyor burada. Sen dur burada diyor hani bir olay olabilir, bir şey olabilir. Neyse Faik geliyor. Bunlar birlikte yemek yiyorlar, ortam inanılmaz gergin, bir kavga çıktı çıkacak gibi. Ama neticede ikisi de sosyete insanı. Daha medeni bir çizgiye işi çekiyorlar, kavga falan çıkmıyor ama Faik içtikçe içiyor. Ve gecenin bir noktasında Hakkı Celis diyor ki ben diyor müsaade istiyorum, yarın erken kalkacağım işte cepheye gidiyorum falan diye. Faik diyor ki ben de seninle geleceğim diyor. Biraz yürürüz diyor. Ve onu yolda bırakmıyor. Diyor ki seni bir bara götüreceğim diyor. Yani cepheye gitmeden önce diyor mutlaka diyor işte güzel bir gece geçir. Bara gidiyorlar, Hakkı Celis tabii ki alkol içmiyor ve ortamı izliyor. Bir sürü çıkarımlar yapıyor. Ortam evet savaş zenginleriyle dolu, yabancı zabitlerle dolu. Bunlarla flörtleşen Türk kadınlarıyla dolu ve kimse aslında ona sorarsanız orada göründüğü gibi eğleniyor falan değil. Herkesin aslında korkunç bir can sıkıntısı içerisinde debelendiği çıkarımını yapıyor Hakkı Celis. Ve bu arada da Faik'in gittikçe yükselen muhabbetlerini dinlemek zorunda kalıyor. Kadınlar hakkında, Seniha hakkında şey diyor ki Faik bir erkeğin diyor bir ilişki yaşarken, bir evlilik yaşarken en büyük hatası nedir biliyor musun diyor? Kadınları bir insan olduğunu kabul etmektir diyor. Oysa ki kadınlar insan türüne ait değildir diyor. Onlar bambaşka bir türdür diyor. Ve insanın mutlaka ve mutlaka en zayıf noktasından günün birinde zehirlerler diyor. Seniha diyor bana bunu yaptı diyor. Beni kendine esir etti ve benim ruhumu zehirledi ama diyor şimdi güya diyor bir mebusla evlenecekmiş. Ama göreceksin diyor o mebusla asla evlenemeyecek. Ben ona çok şeyler yapacağım diyor. Bunu zaman içinde göreceksin diyor ve şöyle ilginç bir şey söylüyor. Seniha diyor canlı olan hiçbir şeyi sevemez. Bir çocuğu sevemez, bir köpeği sevemez, bir insanı sevemez. O sadece nesneleri sever, maddeyi sever gibi çok acayip böyle tespitler yapıyor Seniha'yla alakalı. Uzatmayayım cepheye gidiyor Hakkı Celis. Muradına eriyor yani cepheye gidiyor. Sonra tabii ki o mebusla olan ilişkisi devam etmekle beraber Seniha'nın mebus Avrupa'ya gidiyor bir iş gereği. Gidiyor fakat bir türlü dönmek bilmiyor. Dönmüyor adam. Ondan sonra söylentiler başlıyor. Acaba işte vazgeçti mi evlilikten acaba o mu acaba bu mu ve gerçekten bu söylentiler doğru çıkıyor. Mebus bunu daha önceden de defalarca yaşamış hayatında Avrupa'da da yaşamış. Yani böyle sosyeteden çok hoş bir kadın bulup evleneceğiz deyip onunla aylarını belki birkaç senesini geçirip ondan sonra sırra kadem basmış. Bunu yapmış yani bu da ortaya çıkıyor. Ve Seniha tabii ki çok zor bir şey bir psikolojiye giriyor, berbat bir psikolojiye giriyor. Yani iş yine Faik'e dönüyor, Faik nefretine dönüyor. Yani onunla neden ben her şeyimi ona verdim noktasına dönüyor. Her şey başka olabilirdi, bu mebus hiç olmayabilirdi gibi bir yere varıyor iş. Ve birkaç ay sonra cepheden izinli olarak dönüyor Hakkı Celis. Ve tabii ki işte dostlarını görmek istiyor. Önce şeye gidiyor Naim Efendi'ye gidiyor. Adam artık konuşacak mecali bile yok, sürekli kollarını uzatıp onun başını okşuyor. Sürekli uzatıp başını okşuyor, sürekli ona sarılmak istiyor. Bir şey yok yani adam bitmiş artık ölmek istiyor yani gerçekten ölmek istiyor. Ve Servet Bey bu dönem şöyle bir takıntı ediniyor. Şişli'de yeni apartmanlar yapılmaya başlamış. Elektriği var, işte banyosu var, sıcak su hemen elinin altında gibi son dönem yüzünü güldüren tek şey bu oluyor Servet Bey'in. Bu yeni yapılmış daireleri gezmek ve diyor ki akşam dönüp karısına ya öyle bir daireye geçelim. Burası ev mi diyor, burada yaşanmaz diyor, kışın ısınamıyoruz işte bu pencerelerin büyüklüğüne, yazın pişiyoruz, öyle oluyor böyle gidiyor bilmem ne. Osmanlı'lıktan işte Doğu kültüründen dem vuruyor, ağız dolusu sövüyor her şeye falan. Ve nihayet bir gün Şişli'deki apartman dairesi hayaline kavuşuyor. Oraya gidiyor, orada adeta amele gibi çalışıyor, o kadar mutlu ki hayatında belki bu kadar mutlu olmamıştır. Şeyi geride bırakıyorlar Naim Efendi'yi. Çünkü o gerçekten net bir şey dille gelmek istemediğini söylüyor. Diyor evde iki tane işte yardımcım var diyor. Ben diyor bunlarla şey yaparım. Onlar bana bakar siz diyor gidin güzel güzel yaşayın. Ve Servet Bey'i bu kadar mutlu eden bu apartman dairesi, bilin bakalım kimin parasıyla alınıyor? Tabii ki o sevmediği o hakaret edip durduğu yıllardan beri Naim Efendi finanse ediyor bunu da. Oysa ki Naim Efendi'nin maddi durumu berbat durumda. Yani emlaklarla ilgili bunun bir tane şeyi var, kahyası var, emekdar. Adam işte bunun bir borcuna karşılık bir mülkü mesela rehin verilmiş. O rehini kurtaracağız yok öbürünü yapacağız bilmem ne. Bir tane de yalıları var bunların. Yalıya şey çok bağlı Naim Efendi. Orayı satmaya bir türlü yanaşmıyor gibi bir ekonomik durumun içindeler, berbat durumdalar yani. Ama Servet Bey çok keyifli ve onun keyfini çok arttıracak bir gelişme oluyor. Seniha dönüyor. Daha dekolte, daha koyu makyaj, daha uzun sürmeler şeklinde bir masal melikesi gibi dönüyor. Yani o kadar başkalaşmış, inanılmaz havalı. Ve yeni bir aşkı var Avrupa'da tanışmışlar. Bir mebus bu. Mebus artık o eve girip çıkıyor.



