[0:10]Doğu Türkistan'da 1 milyon kadar askerini silah altında tutan Çin, Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmekte. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durdurulup kontrol edilmektedir. Bu denetim sırasında kadınlar tacize uğramaktadırlar. Hapishaneler birer işkence merkezine dönüşmekte olup gizlice ibadet yapmaya çalışanlara yönelik ağır işkenceler uygulanmakta ve cezalar verilmektedir. Doğu Türkistanlılar uğradıkları işkence sonucunda genellikle ya hayatlarını kaybetmekteler ya da ciddi sağlık sorunları yaşamaktadırlar.
[1:05]Doğu Türkistan, Büyük Türkistan'ın bir parçasıdır. Büyük Türkistan, batıda Hazar Denizi'nden doğuda Altay ve Altındağları'na, güneyde Horasan ve Karakurum Dağları'ndan kuzeyde Ural Dağları ile Sibirya'ya kadar uzanmaktadır. Doğu Türkistan, Büyük Türkistan'ın doğusunda ve Asya kıtasının tam ortasında bulunmaktadır. Güneyde Pakistan, Hindistan, Keşmir ve Tibet, güneybatı ve batıda Afganistan ve Batı Türkistan, kuzeyde Sibirya ve nihayet doğu ve kuzeydoğuda Çin ve Moğolistan ile sınırdır. Büyük Türkistan diye adlandırdığımız bölgenin önemli bir parçasını oluşturan Doğu Türkistan bölgesi, Türklerin en eski yerleşim alanlarından biridir. Doğu Türkistan'ın yüz ölçümü değişik rakamlarla ifade edilmektedir. Ancak araştırmacılar tarafından kabul edilen yüz ölçümü 1 milyon 828.418 kilometrekaredir.
[2:19]Doğu Türkistan'ın önemli şehirleri Urumçi, Kaşgar, Kumul, Aksu, Turfan, Gulca, Yarkent, Kuçar, Hoten, Altay ve Çeçek'tir. Batıda Pamir Platosu'ndan Çin'e kadar uzanan Tanrı Dağları, Doğu Türkistan'ı Tarım Havzası ve Çungarya Havzası olarak ikiye ayırır. Tanrı Dağları'nın yüksekliği 4000 metre civarındadır. Bu dağların en yüksek tepesi olan Han Tanrı Tepesi'nin yüksekliği 7439 metreye ulaşır. Bu dağların eteklerinde oldukça müsait otlaklar hayvancılığa elverişlidir.
[3:19]Günümüzde Türk nüfusunun yoğun olarak yaşadığı yerlerden biri olarak bilinen Doğu Türkistan'daki Türklerin sayısı hakkında net bir rakam bulunmamaktadır. Ancak Doğu Türkistan Vakfı, Doğu Türkistan'daki Türklerin nüfusunu 30 milyon, National Grave of Statistics of China bölgedeki nüfusu 22 milyon civarı olarak yazmakta ve bu nüfusun yarısının Türklerden oluştuğunu belirtmektedir. Doğu Türkistanlı tarihçi Rüstem Sadri'ye göre 1944-45 yıllarında bölgenin nüfusu 3 milyon 300 bindir.
[4:03]Sadri, Uygurlar 2.5 milyon, Kazaklar 320 bin ve Kırgızlar 60 bin olmak üzere toplam nüfusun %90'ının Türk asıllı halklardan oluştuğunu, geri kalanın da Çinliler, Huiler, Moğollar, Ruslar, Tacikler, Mançular, Hindular, Şibeler ve Çingeneler gibi etnik gruplardan müteşekkil olduğunu belirtmiştir. 1949'da Doğu Türkistan nüfusunun %86'sı Türklerden oluşmaktaydı. Günümüzde nüfusun zorla göç ettirilmesi ve bölgeye Çinlilerin transferi nedeniyle nüfus sayısı Türklerin aleyhine değişmiştir. 2001 yılında yapılan resmi nüfus sayımına göre ise Uygur Türkleri nüfusun %46'sını, Han Çinlileri %39'unu, Kazaklar %7'sini, Huiler %4.5'ini, Kırgızlar da %0.9'unu oluşturmaktadır. Buna Tatarlar, Özbekler ve Taciklerin dahil edilmesiyle toplam nüfusun %60'ını Müslümanların oluşturduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamlara bakıldığında günümüzde normal şartların altında nüfusun yüzdesinin aynı oranda olması beklenilmektedir. Ancak Çin hükümetinin zorla göç ve iskan politikaları sonucunda bölgenin demografik yapısı değişmiştir.
[5:49]Doğu Türkistan, Türklerin eski yerleşme alanlarından biridir ve bölgeye ilk hakim olan Türk devleti Hunlardır. Makedonyalı İskender'in MÖ 326'da mağlup edilmesinden sonra MÖ 300'lü yıllardan itibaren Türk birliğini kurma çabalarına giren Hun devleti Doğu Türkistan'ı kendisine bağlamıştır. Doğu Türkistan coğrafyası bu tarihten sonra sırasıyla Hun, Tabgaç ve Göktürk hakimiyetinde kalmıştır. Doğu Türkistan'da ilk Çin istilasının vuku bulduğu 1759'dan bu yana 200'den fazla silahlı ayaklanma olmuştur. Doğu Türkistan Türkleri 3 defa özgürlüğünü elde ederek bağımsız devletlerini kurabilmişlerdir.
[6:53]Bu devletler şunlardır: Doğu Türkistan devleti 1863'te bağımsızlığına kavuşan Doğu Türkistan devleti, Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanındı. Ancak bu bağımsız Türk devletinin ömrü kısa oldu.
[7:14]1877 yılında İngilizlerin 400 milyon sterlin yardımı ve Rusların silah desteği ile Çin İmparatorluğu tarafından işgal edildi ve 1884'te Sincan, yeni topraklar adı ile 19. eyalet olarak Mançu Çin İmparatorluğu'na bağlandı. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 20. yüzyılın başlarında Türkistan'da başlayan milliyetçilik akımının sonucunda 1933 yılında Kaşgar'da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 1937'ye kadar 4 yıl süreyle ayakta kalabilmiştir. Nitekim bu Türk devleti de yine Rusya'nın Çin'e fiili askeri desteği ve yardımı ile ortadan kaldırılmıştır. Doğu Türkistan Cumhuriyeti 1944'te Gulca'da kurulan Şarki Türkistan Azatlık Teşkilatı'nın önderliğinde 3 vilayet İnkılabı olarak bilinen ayaklanmanın başarıya ulaşamaması ile Gulca merkezli Doğu Türkistan Cumhuriyeti tekrar kurulmuştur. Yalta Konferansı'nda batılı liderlerin gaflet ve ihanetleri sonucu Doğu Türkistan Çin'in kontrolüne bırakılmıştır. Aksu'yu fetheden ve başkent Urumçi'yi kuşatan Doğu Türkistan Milli Ordusu Stalin'in tehdidi ile durdurulmuştur.
[9:03]Çin'de iktidarı ele geçiren Mao liderliğindeki Kızıl Çin Kuvvetleri 1949'da Rusya'nın askeri yardımı ile Doğu Türkistan'a girerek ülkeyi tekrar işgal etmiş ve kurulan Türk Cumhuriyeti'ni yıkarak lider kadrosunu katlederek ülkeyi işgal altına almıştır.
[9:26]O tarihten itibaren Doğu Türkistan'da baskı, zulüm, işkence, asimilasyon ve etnik soykırım uygulamaları günden güne artarak devam etmektedir. Türk milleti için önem teşkil eden bu bölgenin tarihi, coğrafyası, kültürü ve siyasi yapısı kuşkusuz diğer medeniyetler için de önemli bir merkezdir. Her bakımdan Türk milleti için bir miras barındıran bu bölge için Çinliler yeni sömürge adını kullanmaktadır. Tarihi İpek Yolu rotası üzerinde bulunan Doğu Türkistan toprakları çok erken dönemlerden itibaren Asya kıtasında doğu-batı ticaretinin süregeldiği, bu sebeple halkların, kültürlerin, dillerin ve dini inançların buluştuğu, iç içe geçtiği ve sürekli etkileşim içerisinde olduğu bir bölgede yer almıştır. Bu açıdan Doğu Türkistan'ı Arap-İslam, Avrupa, Çin ve diğer Asya medeniyetlerinin buluştuğu bir kültür mozaiği olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Doğu Türkistan yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından da dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Nitekim Çin'in eski başbakanı Zhou Enlai, Doğu Türkistan için Hazineler Ülkesi tabirini kullanmıştır. Çin'in resmi yayın organlarından Beijing Review dergisinin Kasım 1991 tarihli ve 25 sayılı nüshasında Doğu Türkistan'ın zenginliği şöyle açıklanmaktadır:
[11:21]Çin'de bilinen 162 maden rezervinin 122'si Doğu Türkistan'dadır. Bu ise toplam rezervin %75.3'ü demektir.
[11:36]Bu madenlerin 6'sı ise Çin'in en büyük maden zenginliğidir. Doğu Türkistan'ın hesaplanan kömür rezervleri 1 trilyon 600 milyar tondur. Bu ise Çin'in toplam kapasitesinin 1/3'üdür. Doğu Türkistan'daki petrol ve doğalgaz rezervleri 28 milyar ton olup Çin'in toplam kapasitesinin 1/4'üdür. Ayrıca altın madeni bakımından da dünyanın en zengin rezervlerine sahiptir. Bilinen altın madenlerine ilaveten Cungar Havzası'nda İli bölgesinde ve Dağlık Altay yöresinde aşırı derecede zengin yeni altın kaynakları bulunmuştur. Doğu Türkistan'ın 100'den fazla Tuz Gölü'nde Çin'e 200 sene yetecek kadar tuz mevcuttur. Ayrıca Doğu Türkistan'da 50 milyon hektar mera bulunmaktadır ve bu miktar Çin'in %23'ü meralarına tekabül etmektedir. The Muslim World adlı derginin 28 Ekim 1972'de yaptığı haber dikkat çekicidir. Habere göre bölgedeki petrol rezervinin İran ve Irak'ın sahip olduğu rezervin 10 katı büyüklüğünde olduğu belirtilirken Çin'in bu kaynakları sömürerek elde ettiği bir gerçektir. Birçok uzman Çin'in Doğu Türkistan'a önem vermesinin sebebini var olan doğal kaynaklarla açıklamaktadır. Ancak Çin'in Doğu Türkistan'a önem vermesi zengin doğal kaynaklarından ziyade bölgenin stratejik öneminden kaynaklanmaktadır. Çin ekonomisinin petrol ve hammade konusunda dışa bağımlı olması ve güneyden deniz yolunun ABD'nin sıcak tuttuğu Tayvan sorunu nedeniyle rahat kullanamaması Doğu Türkistan'ı Çin'in Asya pazarına ulaşmak için önemli bir konuma getirmektedir.
[14:05]Amerikalı sosyolog Hecter iç sömürgecilik modelinde siyasi bütünleşmenin esnekliğine ve topluluklar arasındaki ekonomik dengesizlikleri kültürel farklılıklara bağlayarak çevre bölgelerde rastlanan kültürlerin milli kültüre direndiğini belirtmektedir. Çevre bölge ekonomisi merkezin eksikliklerini giderici bir nitelik taşır. Çevre halkları daha düşük bir yaşam standartlarına sahiptir ve buna bağlı olarak hissettikleri yoksunluk duygusu daha yoğundur. Bu ekonomik bağımlılık askeri ve siyasal baskıyla pekiştirilir. Dil ve din gibi kültürel farklılıkları temel alan ayrımcılık gündelik bir olgudur. Doğu Türkistan'ın önemini tartıştığımızda bölgenin doğal kaynakları, stratejik konumu ve ayrıca dil ve din farklılığıyla bu bölgedeki iç sömürgeciliğe açıklık getirebiliriz. Çin hükümeti bu sömürgeciliği askeri ve siyasi güçle pekiştirerek Doğu Türkistan milletinin gündelik yaşam biçimini de etkilemeye çalışmaktadır. İç sömürgeden bahsederken sadece ekonomik olarak düşünmek yanlış olur. Buradaki insanların dili ve dini yasaklanarak bölge halkını işsiz bırakarak merkeze doğru göçe maruz bırakılması hem oradaki Türklerin irtibatlarının kesilmesine sebebiyet vermekte hem de başka kültürün empoze edilmesini sağlamaktadır. İç sömürgeci model Avrupa'nın göbeğinde sanayileşme sürecini tamamlamış toplumlarda görülen geri kalmışlığı açıklar. Topluluklar arası kültürel farklılıklar arttıkça ezilen topluluğun üyeleri arasındaki dayanışma da artacaktır.
[16:16]Bölgede uzun süre Rus hakimiyetinin ve zulmünün yaşandığı bilinirken Rusya Batı Türkistan topraklarından dolayı bağımsız bir Doğu Türkistan'ı hiçbir zaman istememiştir. Rusya kendi topraklarındaki Türklerin ayaklanmasından ve bölgenin tekrar Türkistan olarak bağımsızlaşmasından çekinmiştir. Bu nedenle Rusya Çin'in İngiltere ile birlikte en büyük destekçisi olmuştur. 1944'te kurulan devletin lideri Ali Töre'yi kaçırarak 1976'ya kadar Taşkent yakınlarında göz altında tutmuştur. İngiltere'nin de Hindistan'dan dolayı bölgenin bağımsızlığını istemediği bilinirken her iki devlet Osmanlı toprakları konusundaki çıkarları nedeniyle bölgeyi Çin'e bırakmayı ve uzaktan kontrolü uygun görmüşlerdir. Doğu Türkistan'da 1 milyon kadar askerini silah altında tutan Çin, Doğu Türkistan'da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmekte. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durdurulup kontrol edilmektedir. Bu denetim sırasında kadınlar tacize uğramaktadırlar.
[17:47]Doğu Türkistan, Çin genelinde Çin hükümetinin zorunlu çalıştırma politikasının uygulandığı tek bölgedir. Doğu Türkistanlılar arasında haşer olarak adlandırılan sistemde çiftçilikle geçimini sağlayan aileler, aile fertlerinden bir kişiyi yılın belirli zamanlarında 2 ya da 3 hafta süreyle tarım, altyapı çalışmaları ya da diğer kamu alanlarında çalıştırılmak üzere Çin'in kilometrelerce mesafedeki iç bölgelerine göndermekte zorunlu tutulmaktadır. Kişilere çalışmalarının karşılığı olarak herhangi bir ücret ödenmemekte, kalacak yer ve yol masraflarını da yine kendileri karşılamak zorundadırlar. Çalışacak birey göndermeyen ailelere para cezası kesilmektedir. Ailede çalışmaya gücü yeten bir erkeğin bulunmaması durumunda çocuk ve yaşlı kadınlar bu şartlarda çalışmaya mecbur tutulmaktadırlar.
[19:00]Haşard'an farklı bir uygulama olarak yine 14-25 yaş arası genç kızlar ve erkekler zor kullanılarak Çin'in iç ve doğu bölgelerine çalışmaya gönderilmektedir. 2002'de başlatılan işçi ihraç programı kapsamında kırsal kesimde yaşayan her aileden en az bir kişi alınarak şehirlerdeki fabrikalarda çalışmaya gönderilmekte ve rıza göstermeyen aileler ağır para cezasına çarptırılmaktadır. Çin hükümeti programın amacını Han Çinlilerle Uygurlar arasındaki diyaloğu arttırmak olarak açıklamaktadır. 5 Temmuz olaylarının yaşandığı Guangdong gibi bölgelerde Çin fabrikalarında ucuz işçi olarak çalıştırılan Doğu Türkistanlı gençlerin kimi vakalarda fuhşa sürüklendiği de yerel kaynaklar ve diaspora örgütleri tarafından verilen bilgiler arasında yer almaktadır. gizlice ibadet yapmaya çalışanlara yönelik ağır işkenceler uygulanmakta ve cezalar verilmektedir. Doğu Türkistanlılar uğradıkları işkence sonucunda genellikle ya hayatlarını kaybetmekteler ya da ciddi sağlık sorunları yaşamaktadırlar.
[20:30]Doğu Türkistan direnişinin önderlerinden olan ve yıllar boyunca Çin hapishanelerinde tutuklu kalan Hacı Yakup Anat'ın hapishanelerde uygulanan işkence metotları ile ilgili aktardıkları bilgiler ürkütücü boyuttadır. Hacı Yakup Anat hapishanelerde kaldığı sürede mahkumlara uygulanan işkence metotlarını şöyle aktarmıştır: Tırnak altına iğne batırma, erkek mahkumların cinsel organına çubuk sokma, mahpusları ağaç kazığa oturtma, sol elini masaya çakıp sağ eliyle itirafname yazdırma, çemberle kafatasını sıkıştırma, buruna biber suyu akıtma, çıplak bedene ısıtılmış yağ saçma, aşık kemiğini ezme, Aşil tendonu koparma, mahpusların ayak bileklerine 10 kilogram ağırlığında pranga takma, mahpusların ellerine kelepçe takma, boğazına kadar suya sokma, buz koğuşuna koyup dondurma, sopalama, telle kaplanmış kamçılarla çıplak bedeni kırbaçlama. Türk kökenli toplulukların yoğun olarak yaşadığı bölgede dikkat çeken ilk hak ihlali 1884 yılındaki işgalden sonra bölge isminin Çince anlamı yeni fethedilmiş topraklar demek olan Sincan olarak değiştirilmesi ve Doğu Türkistan isminin kullanmasının resmi olarak yasaklanmasıyla başlar. Bölgenin öneminin farkında olan Pekin yönetimi bölgedeki iskan politikasıyla demografik yapıyı değiştirmeyi hedeflemektedir. Bugün resmi rakamlara göre neredeyse Uygur Türkleri ile Han Çinlilerin nüfusu birbirine yakın hale gelmiştir. Bu iskan politikasının yanı sıra Uygur kökenli çocuklar Sincan sınıfı adlı bir program çerçevesinde Çin'in iç bölgelerine götürülerek asimile edilmeye başlanmıştır. Devamında 2003 yılından itibaren iş gücü fazlasını başka bölgelere yönlendirme politikası çerçevesinde özellikle genç Uygur nüfusu Çin'in iç bölgelerine taşınarak genel nüfus içerisinde eritilmeye çalışılmaktadır.
[23:14]Bu nakillerde Uygur kızlar öncelikli tercih edilmekte ve kızlar yeni yerleşim yerlerinde hayatta kalabilmek için kayıt dışı sektörlerde çalışmaya zorlanmaktadır. Pekin'in göç politikasının iki ayağı vardır: Han Çinlilerini Sincan'a yerleşmeye teşvik etmek ve Uygurları da Çin'in iç kısımlarına göç ettirmek şeklindedir. Han Çinlilerinin Doğu Türkistan'a göçünü teşvik etmek için iş garantisi verilmekte, maaşları yüksek tutulmakta, daha büyük konutlar sunulmakta ve doğu bölgelerinde çok sıkı bir şekilde uygulanan tek çocuk politikası esnetilmektedir. Bunun yanı sıra Doğu Türkistan'da Türklerin arazileri zorla ellerinden alınarak iskan edilen Çinlilere verilmektedir.
[24:14]Çin hükümeti dini inanç özgürlüğüne dair 1982 Anayasası'nın 36. maddesi şöyledir: Her bir Çin vatandaşı dini inanç ve özgürlüğüne sahiptir. Devlet, vatandaşın normal dini faaliyetlerini korur, kimse dini bahane ederek sosyal düzeni bozamaz, insanların sağlığı ile oynayamaz ve devletin eğitim programına karşı çıkma girişiminde bulunamaz. Dini inanç, dini cemaat ve dini hareketler dış güçlerin kontrolünde olamaz. Çin hükümetine göre dini inançların özgür olması demek dinin özgür olması demek değildir ve neyin normal dini faaliyet olduğu konusunda da keyfi bir tutum izlenmektedir. Çin'de ve Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanlara karşı uzun yıllardan beri baskı politikaları uygulanmaktadır. Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanlar sadece Müslüman oldukları için gerek günlük hayatta gerekse dini hayatta çok fazla sıkıntı çekmektedirler. İslam'ın temel şartlarından olan namaz kılmak, oruç tutmak ve hacca gitmek gibi toplumsal hafızayı dinç tutabilecek uygulamalara İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne de aykırı olmasına rağmen Çin hükümeti tarafından sınırlamalar getirilmiştir. Doğu Türkistan'daki camilerin girişlerine asılan bildirilerle kimlerin camiye girebileceği, kimlerin giremeyeceği belirtilmektedir. Buna göre devlet memurlarının, öğrencilerin, kadınların ve çocukların camilerde ibadet etmeleri yasaklanmıştır. Ayrıca bir kişinin kendi mahallesindeki camiden başka bir yerde namaz kılması da yasaklanmış ve uymayanlara ağır cezalar verilmiştir. 26 Haziran 2009'da Çin'in Güney eyaletlerinden Guangdong'un Şogan şehrinde bir oyuncak fabrikasında Uygur işçilerinin 2 Han Çinli kadına tecavüz ettiğine dair ilerleyen günlerde asılsız olduğu anlaşılan söylentiler çıkmış, meydana gelen olaylarda 2 Uygur işçi Han Çinli işçiler tarafından dövülerek öldürülmüştür. Han Çinliler ve farklı etnik gruplara mensup işçiler arasında zaten gergin olan ilişkiler Uygur işçilerinin öldürülmesinden sonra iyice gerilmiş ve çıkan olaylarda görgü tanıklarının ve Uygur kaynaklarının verdiği bilgilere göre 20'ye yakın Uygur hayatını kaybetmiş, çok sayıda Uygur da yaralanmıştır. Doğu Türkistan topraklarını işgal eden Çin, Türk toplumunun her türlü davranışını sınırlama getirmektedir. Türklerin doğum yapması yasaklanarak doğum kontrolü adı altında soykırım yapılmaktadır. Bazı kaynaklara göre Çin istihbarat örgütü, Uygur Türklerinin DEAŞ'a katılmasını gizliden destek verdiği gibi asılsız iddialarla Uygur Türkleri hakkında olumsuz algı oluşturup onları yalnızlaştırarak onlara baskı uyguluyor ve bunun yanı sıra muhaliflerin kendi ülkelerinden uzak durmasını sağlıyor. Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılan Doğu Türkistan'da okullarda Uygur Türkçesi azınlık dili statüsünde sayılmaktadır. Ancak Çin sınırları içinde herhangi bir dilin yaygınlaşması potansiyel olarak problemli bir konu olmaktadır.
[28:33]Türkçe olan 100 binlerce kitabın yakılması ile birlikte Eylül 2002'den itibaren Sincan Üniversitesi'nde birçok derste Uygur Türkçesini eğitim dili olarak yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması da dahil olmak üzere kültürel haklar üzerindeki kısıtlamalar da son yıllarda ağırlaşmıştır. Çin Komünist Partisi Merkezi Siyasi Büro üyesi ve Uygur Özerk Bölgesi Komünist Partisi genel sekreteri Doğu Türkistan'daki çift dilli eğitimdeki problemlerle ilgili yaptığı konuşmada en büyük problemin öğretmen eksikliği olduğunu dile getirerek 3 önerisini şöyle ifade etmiştir:
[29:21]Anaokulunda Çince eğitime önem vermek, Çin dilini iyi bilen anaokulu öğretmenleri yetiştirmek, ne pahasına olursa olsun Çin'in yüksek menfaati için Çince eğitime geçişi gerçekleştirmek. Bu konuşmasında şunları da dile getirmiştir: Biz ilkokul 1. sınıftan itibaren çift dilli eğitime önem vermeliyiz. Özellikle öğretmenlerin Çince seviyelerini yükseltmeye önem vermeliyiz. Bundan böyle çift dili bilmeyenler öğretmen olamayacaktır. 2004 yılının Mart ayından itibaren ilk ve orta okullarda eğitim vermek amacıyla Çince öğretmen yetiştirme çerçevesinde 55 bin öğretmene Çince öğretmek için 8 senelik bir eğitim politikasının uygulanması hedeflenmiştir.
[30:30]Ancak bu yeterli değildir. İşte bu yukarıda gördüğümüz konuşmalar aynen uygulamaya geçmiş ve Çince bilmeyen öğretmenler erken emekli edilmektedir. Onlara 2 seneye kadar maaş verilmekte ve daha sonra bu maaş kesilmektedir. 2010 yılında ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullarda Çince eğitim hedeflenmektedir.



