[0:04]Kafa kağıdı. Akşam üzeri hapishaneye bir sürü adam getirdiler. Hepsi 50 kadar vardı. Bu kadar kalabalığı süngü takmamış iki jandarmanın arasında görünce yol parası borcundan buraya geldiklerini anladık. Nizamiye kapısından girince avluda sıra oldular. Bir gardiyan elindeki kağıda bakarak yoklama yaptı. Ondan sonra duvar kenarına dizilerek çömel diler, konuşmadan bekleşmeye başladılar. Kılıkları pek perişandı. Poturları parça parça sarkıyordu ve çoğunun ayağında kunduraya benzer bir şey bile yoktu. Sırtlarında deve tüyü çuldan kısa ve gene parça parça cepkenler, bunun altında solmuş lime lime yıpranmış ve yamadan görünmez olmuş mintanlar vardı. Siperini sağ ve sol yanaklarının üstüne getirdikleri kasketleri yağ içindeydi ve yırtık siperden koyu sarı mukavvalar fırlıyordu. Yanlarına koydukları çul heybelerin yan yatan ağızlarından birkaç somun kara ekmek, birkaç dürüm yufka ve bazılarınınkinden birkaç taze soğan yaprağı görünüyordu. Hangi koğuşa gideceklerini ve ne yapacaklarını söyleyen olmadığı için uzun zaman beklediler. Aralarında ara sıra bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Kendi köylerinden birkaç mahpus yanlarına sokulunca isteksiz ve çekingen tavırlarla onun suallerine cevap veriyorlar. Ara sıra başlarını başka tarafa çevirip uzaklara bakarak bu konuşmaya devam etmekten pek hoşlanmadıklarını anlatıyorlardı. Hakikaten tanımadıkları mahpuslardan ziyade hemşerilerinden tanıyor gibiydiler. Katilden veya başka ağır cürümlerden yatan kendi köylülerinin karşısında yol parası veremedikleri için hapse düşmüş olmak onlara pek ağır geliyordu. İçlerinde bir de ihtiyar vardı. Görünüşte 60'ı çoktan aşmış olan bu adamın artık yol parası vesaire ile alakası olmasa gerekti. Mavi damarları fırlamış kütükleşmiş ellerinde tuttuğu eğri ve kalın bir sopaya dayanarak kalkabiliyor ve iki kat olmuş belini hemen bir yere yaslamak için duvarın yanına gidiyordu. Kupkuru ve uzun çenesinde birkaç tel sallanmakta, dökülerek adamakıllı seyrekleşen aksaçlarının altında lekeli ve pul pul olmuş bir deri parlamaktaydı. Üstü başı ötekiler kadar hatta daha fazla perişandı. Belindeki meşin silahlık belki 60 senenin kahrını çekmiş olduğu için tüylenmiş, çatlamış, tavan astarı gibi incelmişti. Yanına yaklaştım. İhtiyarlıktan ufalmış gözlerle bana baktı. Geçeceğimi sanarak başını gene başka tarafa çevirdi. Yanına diz çöktüm. Merhaba dede dedim. Dönüp baktı. Gözlerinde ufak bir hayret parladı ve döndü. Eyvallah. Her yeni gelene söylenen beylik cümleyi söyledim. Geçmiş olsun. Sağ ol. Tekrar önüne baktı. Bir cigara çıkarıp verdim. Titrek elleriyle aldı, sonra silahlığından teneke bir tabaka çıkararak açtı. İçinde bir tutamdan az tütün tozu ve bir fitilli çakmak vardı. Bunun seferberlikten kalma olduğu besbelliydi. Avcunun içiyle hızlı hızlı çaktı, sonra fitili düzeltip birkaç kere daha denedi. Bir türlü yanmıyordu. Bu sırada benim yakıp uzattığım kibritle cigarasını ateşledi ve ağır ağır derin derin çekti. Ben gene sordum. Vukuatın ne dede? Ne vukuat oğul? Susa yolu parası veremedik. Kaç yaşındasın? Ne bileyim, 80 olmalı. Nasıl olur? 60'ını geçenlerden yol parası istemezler. Benden istiyorlar. Bir yanlışlık olacak. Yanlışlık değil oğul dedi ve anlattı. Dört oğlum vardı. Birisi katilden hapse düştü. 8 sene yattıktan sonra öldü. İkisi seferberlikte gitti. Biri de jandarmaydı. Eşkiya takibinde vuruldu, topal kaldı. Şimdi köyde oturur, benim elime bakar. Öbür oğullarımın çocukları yoktu. Bunun da tek bir oğlu oldu. O da 8 yaşında sıtmadan öldü. Öleli 20 yılı aşkındır. O zamandan beri topal oğlumla otururuz. Benim koca karıyla topalın karısı tarlayı sürer, ekerler. Ben de harmana yardım ederim. Topal da çardakta oturup bostanı bekler. Kıt kanaat geçiniriz. 3 sene evvel bizim ağa dere boyundaki ufak tarlamıza sahip çıkar oldu. Bağırdık, çağırdık, fayda etmedi. Oğlan sakat, bende de derman yok. Hakkımızı kendimiz arayamadık. Mecbur olduk hükümet kapısına düşmeye. 2 sene mahkememiz sürdü. Bizim tapumuz falan yoktu ama bütün köylü o tarlanın bize dededen kaldığını bilirdi. Bunu soran olmadı. Ağa yalancı şahit dinletti, mahkemeyi kazandı. Mahkeme sürerken benden kafa kağıdımı istediler. Nereden bulayım? Askerden döneli devlet kapısına işim düşmemişti. Aradım, aradım yok. Sonra Musaf'ın arasında bizim topalın ölen oğlunun kafa kağıdını buldum. Onun adı da Mehmet'ti. E kafa kağıdı değil mi? Hep bir dedim. Vilayete kaydını götürdüm. Yeniden adres verdim. Mahkemede bir şey çıkmadı. Vilayete gelip giderken öbür tarlayı yüzüstü koyduğumuzla kaldık. 6 ay sonraydı köye tahsildarlar geldi. Yol parası vereceklerin arasında muhtar beni de okudu. Yanlış olacak diye kulak asmadım. Birkaç kere gelip gittiler aldırmadım. 20 senedir yol parasından muaftım. Bu sefer tahsildarlar jandarmayla beraber geldiler. Yol parası vermeyenlerle beraber beni de aldılar. E ben 80 yaşındayım dedim ama dinleyen olmadı. Nüfusa geldik, defteri açıp baktılar. Daha 29 yaşındasın dediler. Amanın etmeyin. Halime bakın dedim, olmaz. Teşekkür ederim. İşte burada adresimde belli diye dayattılar. Cebimdeki nüfusu çıkarıp verdim. Orada da 29 gösteriyormuş. O zaman aklım erdi ama neyleyim. Daha çok kurcalarsan başına iş açılır dediler. Ben de sesimi çıkarmadım. 6 lirayı bir denkleştirebilsem verip kurtulurdum ama bu zamanda 6 liranın yolu nerede? Kaderde yazılıymış dedik, geldik buraya. Gülmeye başlamıştım. Ama babacığım hiç insan torununun nüfus kağıdını alır mı dedim. Bıkkın bir tavırla elini salladı ve ne olurmuş sanki diye mırıldandı. Hepsi devletin kağıdı değil mi?
Transcript source
YouTube auto captions
This transcript was extracted from YouTube's auto-generated caption track. The transcript below is server-rendered so it can be read, searched, cited, and shared without opening the original YouTube player.
Pull quotes
[0:04]Bu kadar kalabalığı süngü takmamış iki jandarmanın arasında görünce yol parası borcundan buraya geldiklerini anladık.
[0:04]Ondan sonra duvar kenarına dizilerek çömel diler, konuşmadan bekleşmeye başladılar.
[0:04]Poturları parça parça sarkıyordu ve çoğunun ayağında kunduraya benzer bir şey bile yoktu.
[0:04]Sırtlarında deve tüyü çuldan kısa ve gene parça parça cepkenler, bunun altında solmuş lime lime yıpranmış ve yamadan görünmez olmuş mintanlar vardı.
Use this transcript
Related transcript hubs
Watch on YouTube
Share
MORE TRANSCRIPTS



