Thumbnail for Hz. Ali-Muaviye Çekişmesi || Cemel Vakası 656, Sıffın Muharebesi 657, Hakem Olayı 658 by DFT Tarih

Hz. Ali-Muaviye Çekişmesi || Cemel Vakası 656, Sıffın Muharebesi 657, Hakem Olayı 658

DFT Tarih

16m 51s1,877 words~10 min read
Auto-Generated

[0:06]İslam'ın doğuşundan kısa bir süre önce Arap yarımadasının geneli kabile bağları güçlü bedevi toplulukları ile doluydu. Doğu Roma'nın uydusu Gassaniler ve Sasaniler'in uydusu Lahmiler yarımadanın kuzey kısımlarında varlık gösterirken, pek çok açıdan daha gelişmiş olan Hicaz bölgesinde şehir devletçikleri varlık gösteriyordu. Bu şehir devletçiklerinin en önemlisi putperest ve Hanefist Arapların temel ibadet merkezi durumuna gelmiş Kabe'nin bulunduğu Mekke'ydi. Mekke kenti Kureyş kabilesi üyelerinden oluşan bir meclis tarafından yönetilmekteydi. Önde gelen aileler de Kabe'yi ve Kabe'ye hacca gelen insanları ilgilendiren görevleri üzerlerine almışlardı. Yarımadadaki her Arap topluluğunda olduğu gibi Kureyşliler arasında da akrabacılık ön plandaydı ve Kabe görevlerini üstlerine alan aileler arasında kıyasıya bir çekişme vardı. Kureyş kabilesinin Mekke'de söz sahibi durumuna getiren Kusay'ın torunu Haşim, zamanla diğer Kureyşliler arasından sıyrılıp sivrilidi. Kabe ile ilgili görevleri bir bir kendinde toplayıp halkın sevgisini kazandı. Fakat kardeşi Abdülşems'in oğlu Ümeyye, amcasının popülaritesine ve görevlerine göz dikti. Hedefine ulaşamayınca ailesiyle beraber Şam'a sürüldü. Ümeyye ve oğulları 10 yıl kadar sürgünde kaldıktan sonra Mekke'ye döneseler de Haşim ve oğullarına karşı her zaman mesafeli oldular ve onlarla her fırsatta bir çekişmenin içine girdiler. Bu iki akraba aile arasındaki çekişme yıllarca devam etti. Ümeyye oğulları kentte ve kent meclisinde önemli görevler alsalar da Haşimoğullarının üstünlüğünü kıramadılar. 610 yılında Cebrail vasıtasıyla Allah'ın ayetlerinin Hazreti Muhammed'e gelmesi ve onun peygamber olması tüm dünya için bir kırılma noktası olduğu gibi iki aile arasındaki çekişmenin de boyutunu değiştirdi. Peygamber Allah'ın kelamını insanlara tebliğ ederken Ümeyyeoğulları bu durumdan oldukça rahatsız oldular. Çünkü Hazreti Muhammed Haşim'in Abdülmüttalip'ten olan torunu Abdullah'ın oğluydu. Yani peygamber bir Haşimoğluydu. Ümeyyeoğulları bunun politik bir manevra olduğuna inanıp İslam'a mesafeli durdular. Peygamberlik neden onlara değil de Haşimoğullarından birine gelmişti ki? Haşimoğullarına duydukları kıskançlık kısa sürede İslam'a muhalefete dönüştü ve Ümeyyeoğulları müşriklerin başını çektiler. Hazreti Muhammed ulaşabildiği herkese İslam'ı duyurmak için uğraştı. Onun döneminde İslam fetihleri Arap yarımadasının neredeyse tamamına ulaştı. Peygamberin ölümünden sonra fetihleri onun siyaseten halifesi olan Hazreti Ebubekir devam ettirdi. Ardından Hazreti Ömer bayrağı devraldı ve İslam ordularının fetihleri Orta Asya'dan Kuzey Afrika'ya dek uzandı. İslam'ın zuhuruyla Araplar arasındaki kabilecilikte kırıldı. Artık saygınlık kanla, soyla, sopla değil, yapılan işle kazanılır oldu. Liyakat ve İslam'a hizmet iş başına getirmelerde 1 numaralı kriter oldu. Ümeyyeoğulları birkaç önemli üyesi hariç Haşimoğullarına besledikleri kötü duygulardan dolayı İslam'a çok sonraları girdiklerinden yeni kurulan düzenin dışında kaldılar. Aile üyeleri ufak tefek görevler dışında yönetimden uzaktılar. Sadece Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye Hazreti Ömer tarafından Şam'ın idaresiyle vazifelendirildi. 644'te Hazreti Ömer'in şehit edilmesinden sonra toplanan meşveret, peygamber hayattayken ona çok yakın olan isimlerden Hazreti Osman'ı halife seçti. Hazreti Osman Ümeyyeoğullarından olmasına rağmen ilk Müslümanlardandı ve İslam'la büyük hizmetleri olmuştu. Fakat onun Müslümanların emiri oluşu küllenmiş bir meseleyi yeniden alevlendirdi. Hazreti Osman yaşlıydı ve bir Ümeyye oğlunun gelebileceği en tepe noktaya gelmişti. Onun başa gelmesi özellikle Şam'da vali olan Muaviye'yi sevindirdi. Ailesinin giderek sönen yıldızını yeniden parlatmak için bir fırsat bulmuşa benziyordu. Muaviye Doğu Roma'nın idari teşkilatlanmasını örnek alıp başarılı işler çıkardığından çok geçmeden Suriye Genel Valiliğine yükseldi. Akrabaları olan halifenin yaşlı olmasından faydalanan diğer Ümeyyeoğulları da yönetim kadrosunda yavaş yavaş yer aldılar. Hazreti Osman'ın 12 yıllık hilafetinin ikinci kısmında sürekli krizlerin yaşanması ve fetihlerin yavaşlaması kıpırtılara yol açtı. Kıpırdanmalar hızla muhalefete dönüştü ve ortalık bir anda karıştı. Gizli bir el, halifeye olan haklı ya da haksız tüm muhalefeti organize edince isyan patlak verdi. 5-6 bin kişilik isyancı bir grup Medine'ye kadar gelip halifenin evini kuşattı. İsyancılar kimsenin beklemediği şekilde evi basıp 80'li yaşlarındaki Hazreti Osman'ın canına kıydılar. Takiben evini yağmalayıp şehirde terör estirdiler. Hazreti Osman'ın şehadeti bir infiale yol açtı. Sinirler gerildi ve kılıçlar çekildi. Hazreti Ali Medine'de halktan biat alıp 656 yılında halife seçildi. Hazreti Ali Müslümanların en önde gelenlerindendi. Savaş meydanlarında kendini kanıtlamış, ilim ve irfan sahibi birisi olmasının yanında ehlibeyttendi. Tabii aynı zamanda Hazreti Muhammed'in kuzeni olduğu için Haşimoğullarındandı. Bu özelliği Ümeyyeoğullarından olan valilerin hiç de hoşuna gitmedi. Bir Haşimoğlunun başa geçmesi onların istikbali için bir kabus olabilirdi. Hazreti Ali halife olmuştu olmasına ama makama gelir gelmez büyük bir sorunla karşılaştı. Hazreti Osman'ı kim öldürmüştü? Hazreti Ali'nin bu sorunun cevabını bulması şarttı. Fakat ortalık karışıktı ve onun elinde yeteri kadar güç olup olmadığı muallaktı. Katillerin bulunmasına yönelik baskı ise günden güne artıyordu. Medine'yi ele geçiren binlerce isyancı hep bir ağızdan Osman'ı hepimiz öldürdük dediklerinden Hazreti Ali'nin asıl suçluları tespiti oldukça zorlaştı. İşler uzadıkça yeni halife katilleri gizlemekle suçlandı. Başta Şam valisi Muaviye olmak üzere Hazreti Osman'a yakın valiler ona biat etmediler. Öte yandan peygamberin eşi Hazreti Ayşe'nin başını çektiği ve içinde Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvam gibi önemli isimlerin olduğu diğer bir grupta Hazreti Ali'ye biat etmeyip Hazreti Osman'ın suçsuz yere öldürüldüğünü ve Hazreti Ali'nin suçluları cezalandırmadığını söyleyip isyan bayrağını açtı. Bu grup Mekke'de organize olup Basra'ya gitti. Hazreti Ayşe, Talha ve Zübeyir burada kendilerine taraftar topladılar. Hazreti Ali onların üzerine yürümek adına yanında askerleriyle beraber Medine'den kalkıp Kufe'ye geldi. Ardından Basra'ya ilerledi. Taraftar müzakere ederken ne olduysa bir anda askerler birbirine girdi ve muharebenin önü alınamadı. Sayıca ve kuvvetçe üstün olan Hazreti Ali'nin ordusu rakiplerini hızla güçten düşürdü. İyi bir komutandan yoksun olan Hazreti Ayşe taraftarları savaşmaktan yüz çevirip kaçmaya başladılar. Talha ve Zübeyir şehit edildi. Kalan bir avuç sadık asker Hazreti Ayşe'nin devesinin etrafında onu koruyarak mücadeleyi sürdürdü. Mücadelenin sonuç vermeyeceği çok belliydi ve Müslümanlar arasındaki ilk iç savaştan galip çıkan Hazreti Ali tarafı oldu. Halife 657 yılı başında Basra'dan Kufe'ye geldi. Yönetim merkezini Medine'den buraya taşıdı. Ardından isyankar Şam valisi Muaviye'ye mektuplar yollayıp ondan itaat etmesini istedi. Muaviye Hazreti Osman için kısas istemesinin yanında yeni halifeyi katillerle işbirlikçi olmakla suçladı. Bu ithamlar çok ağırdı ve Muaviye kılıcı elinden bırakacak gibi değildi. Halife yeni atadığı valilere emirler yazıp ordusuyla Muaviye'nin üzerine yürüdü. Şam valisi de Suriye'deki askerlerini toplayıp Irak'a yöneldi. Fırat Nehri'ni geçip Rakka civarında savaş düzeni aldı. Mayıs 657 sonlarına doğru iki ordunun ana kuvvetleri karşı karşıya geldi. Hazreti Ali ilk çarpışmalarda galip gelip Muaviye'ye barış için fırsat verse de Muaviye isteklerinde ısrarcı olunca Sıffın Ovası'nda büyük bir harp başladı. Sıffın muharebesi aralıklı çarpışmalar şeklinde haftalarca devam etti. Taraftar sayısız adam kaybetmelerine rağmen vuruşmaktan vazgeçmediler. Kan oluk oluk aktı. Nice sahabe hayata veda etti. Günler ilerledikçe Hazreti Ali'nin ordusunun üstünlüğü belirginleşti. Hatta halife Muaviye'nin çadırına kadar sokulup onu teke tek kapışmaya bile davet etti. Muaviye muharebeyi kaybetmek üzereyken yardımına dört Arap dahisinden biri olarak görülen Amr bin As koştu. Amr askerlere mızraklarının ucuna Kur'an sayfalarını asmalarını emretti. Böylece Muaviye tarafı anlaşmazlığa Kur'an'ın hakemlik etmesini talep etmekteydiler. Hazreti Ali'nin askerleri mızraklara asılı Kur'an sayfalarını görünce şaşırdılar ve Kur'an'ın hakemliğine karşı gelmek istemeyip kılıçlarını bıraktılar. Hazreti Ali bunun bir hile olduğunu söylese de lafını dinletemedi. Eşas bin Kays önderliğindekiler ateşkes konusunda ısrarcı olunca Hazreti Ali eli mecbur saldırıyı durdurup meselenin Kur'an'ın ışığında hüküm verecek hakemler aracılığıyla halledilmesine razı geldi. Muaviye Amr bin As'ı hakemi olarak seçerken Hazreti Ali cenahında hakemin kim olacağı konusunda tartışma vardı. Hazreti Ali kendine yakın kişilerden birini hakem olarak seçmek isterken ona muhalefet edip ateşkes isteyenler Ebu Musa El Eşari'yi hakem istediler. Onlara göre halifeye yakın biri hakem olursa iş sulh ile neticelenmez, savaş devam ederdi. Ama valilik ve kadılık gibi görevler yapmış Ebu Musa baştan beri tarafsız bir şekilde Kufe'de yaşamaktaydı. Onun arabuluculuğuyla bir orta yol bulunabilirdi. Hakemler bir araya gelip bir ön anlaşma yaptılar. Buna göre taraflar merkezlerine çekilecekler, sonrasında hakemler ortak bir yerde iki taraftan 400'er kişinin seyirciliğinde görüşüp işi karara bağlayacaklardı. Bu ateşkesle taraftar merkezlerine döndü. Ama anlaşmaya en önemli şey eklenmemişti. Hakemler hangi konuda uzlaşıp karar vereceklerdi? Koca Sıffın muharebesi neden yapılmıştı? Onca kan dökülmesine rağmen en önemli husus atlanmıştı. İşin bundan sonraki kısmı konusunda birçok ihtilaf ve rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetler Amr'ın Ebu Musa'yı kandırdığı hususunda şekillense de tenkit ve rivayetlerin karşılaşmasından çıkan sonuca göre hakemler arasındaki müzakereler şöyle olmuştu. 658 yılının Şubatında yapılan görüşmelerin düğüm noktasını, Hazreti Osman'ın katli, katillerin cezalandırılarak intikamının alınması ve Muaviye'nin Ali'ye biatı meseleleri teşkil etti. Ebu Musa Osman'ın haksız yere mazlum olarak öldürüldüğünü, maktulün kanının yerde bırakılmamasını, talep hakkının velilerine bırakılacağını ve Muaviye'nin de Hazreti Osman'ın velilerinden olduğunu kabul etti. Bu durumda bütün bu hususları Ebu Musa'ya tasdik ettiren Amr bin El As'a göre Hazreti Osman'ın katillerinin cezalandırılması maksadıyla harekete geçmiş olan Muaviye davasında tamamıyla haklıydı. Ebu Musa her ne kadar kendisini temsil ettiği Ali'nin meşru halife olduğunu ve devletin izni olmaksızın kısas için faaliyete girişmenin doğru olmadığını söylemişse de Amr iddialarını sıraladı. Hazreti Ali'nin bir kargaşada apar topar biat aldığını, Ali'nin bizzat Osman'ın katli ile dahil olduğunu, en azından katilleri ordusunda barındırdığını söyledi. Bu durumda ne Muaviye'nin ne Şam halkının ve taraftarlarının Ali'ye biatlarının söz konusu olamayacağını belirtti. İşte bu noktada müzakereler çıkmaza girdi ve günlerce uzadı. Neticede ümmetin birliğini arzu eden ve Şam halkının Hazreti Ali'ye katiyen rıza göstermeyeceğini anlayan Ebu Musa, başka çare bulamadığı için kargaşa ve ihtilafa son vermek adına Hazreti Ali'nin yerine başka birinin halife olmasını teklif etti. Bu durum müzakerelerin boyutunu bambaşka bir tarafa çekti. Hakemler Hazreti Ali'yi görevinden almak ve yerine başkasını seçmek için toplanmamışlardı. Ama Amr'ın Muaviye'nin davasını becerikli bir şekilde savunmasıyla Ebu Musa'nın barışı ümmetin başına başka birini getirmekte görmesi olayları ilginçleştirdi. İlk önce Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ın ismi geçse de Amr onu kabul etmedi. Ebu Musa'nın teklif ettiği diğer isimler de kabul edilmeyince Müslümanların liderlerini bir meşveretle belirlemeleri gerektiği üzerinde anlaşma yapıldı. Ardından Amr Şam'a giderken Hazreti Ali'nin hakkını savunmaya gidip onu ümmetin bekası için görevinden azleden Ebu Musa Kufe yerine Mekke'ye gitti. Hakem olayı var olan problemleri çözeceğine yenilerini yarattı. Hakemler çözümü Hazreti Ali'yi görevden almakta bulunca uyanık davranan Muaviye Suriye'de biat alıp kendini halife ilan etti. Hazreti Ali ise şaşkındı. Halifeliğin durduk yere ve haksız bir şekilde kendisinden alınmaya çalışıldığını belirtti. Hakkının gasp edildiğini söyleyip ordusuna emir verdi. İş yine savaşla çözülecekti. Hazreti Ali'nin Muaviye dışında halletmesi gereken bir sorunu daha vardı. Hariciler. Sıffın muharebesi sonucunda işin hakeme bırakılması konusunda itirazları olan, hükmün Allah tarafından verilmesini savunan çoğu Beni Temim kabilesinden 12.000 kişi Hazreti Ali'nin davasına sırtlarını çevirip Kufe yakınlarındaki Hurra'ya çekildiler. Hazreti Ali onları yanlışlarından çevirmeye çalışsa da bundan sonuç alamadı. 658'in Martında Abdullah bin Vehb Er Rasibi'yi kendilerine emir seçen Hariciler gizlice Kufe yakınlarından ayrılıp Dicle Nehri'nin sol yakasındaki Nehrevan'a kondular. Burada fikirleri iyice radikalleşen Hariciler kendileri gibi düşünmeyen herkesi kafir ilan ettiler. Muaviye ile yeniden savaşa hazırlanan Hazreti Ali bu ayrılıkçı taifeyi defalarca uyarıp saflarına davet etti. Gönderdiği elçilerin eli boş dönmesi üzerine Nehrevan'a yürüyüp Haricilerin çoğunu ortadan kaldırdı. Kaçanları ise Nuhayle muharebesinde bertaraf etti.

[15:09]Halife Kufe'ye döndükten sonra askerleri yorgun da olsa savaş hazırlıklarına başladı. Haşimoğulları ve Ümeyyeoğullarının çekişmesinin son perdesi oynanacaktı artık. Hazreti Ali Suriye topraklarına girmek için hazırlıklarını devam ettirdiği sırada, Nehrevan ve Nuhayle muharebelerinden sağ çıkabilen bazı Hariciler gizlice Mekke'de toplandılar. Terörize olup suikast eylemleri planladılar. Hedeflerinden birisi de Hazreti Ali'ydi. Haricilerden Abdurrahman İbn-i Müülcem Kufe'ye gelip halifenin yanına gizlice sokuldu ve 26 Aralık 661'de onu evinden çıktığı sırada zehirli bir hançerle yaraladı. Hazreti Ali aldığı yaralar neticesinde iki gün sonra şehit oldu. Hariciler Muaviye'ye de suikast düzenlediler. Ama Şam valisi bu girişimden sağ çıktı. Ayrıca bu kurtuluş onun yükselişinin önünü açtı. Elinde itaatkar ve disiplinli bir ordusu olan Muaviye hakem olayından elde ettiği diplomatik kazanımların peşinden gidip güçlendi. Hazreti Ali'nin yerini halife seçilen oğlu Hazreti Hasan'la savaşmak için Irak üzerine yürüdü. Hazreti Hasan elinde olmayan sebeplerden ötürü davasından şartlı olarak vazgeçti. Muaviye de 29 Temmuz 661'de Kufe'ye girerek halktan ve Hazreti Hasan'dan biat aldı. Aynı yıl tüm diyarda adına hutbe okutturdu. Bu gelişmeyle beraber İslam tarihinde Ümeyyeoğulları yani Emeviler dönemi başladı. Videoyu beğenip benzer içerikler için kanalımızı takip ederseniz seviniriz.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript