[0:09]Merhaba, programa hoş geldiniz. Bir gün bana son 25 yılın bir özetini siyaseten yapmak ister misin diye sorsalar, nasıl yaparsın deseler ilginç şeyler geliyor aklıma. Son 25 yılın diyorum çünkü esasında 27 yılın falan demek lazım, çünkü Erdoğan'ın belediye başkanlığını kazanmasıyla başlayan bir süreç ve işte oraya, o masaya oturmasıyla, o koltuğa oturmasıyla başlayan bir süreç. Şöyle söyleyebilirim, Erdoğan İstanbul Belediyesi'nin başına geçtikten sonra ekibiyle beraber hakkında fezlekeler tutulmaya başlandı. Buna kalpağanlık var. Buna, ıı, bir şeyin, Binali Yıldırım'ın bütün gemilerin büfelerini ele geçirmesi akrabalarına vermesi var. Ee buna Akbil soruşturması var. Buna, var oğlu var. Böyle başladı. Hakkında o dönemde yedi tane fezleke olan birisi siyasi yasaklı yapılıp iyice propagandası yapıldıktan sonra ee hırsızlıktan ilgili fezlekeleri olan kişi siyasi yasağı kaldırıldı ve başbakan oldu. Hırsızlıkla bağlantılı bir belediye başkanı dokunulmazlık alıp milletvekili seçildi. Bir ilin olduğu gibi bütün milletvekili istifa ettirildi, Siirt'ten ve Erdoğan hırsızlığın dokunulmazlığını kazandı. O sıra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'di. E hakkında bu konuda hiçbir dedikodu yokken arkasından Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu. Abdullah Gül önceden Başbakan oldu. Erdoğan yasaklıyken. Erdoğan'ın yasağı kalkınca o Dışişleri Bakanı oldu falan filan. Peki Abdullah Gül hakkında bir şey var mıydı? Evet, o sırada eski Genel Başkanları Necmettin Erbakan kapatılan partinin parasını iç etmekten hapisteydi. Sanıklar arasında Abdullah Gül de vardı. Abdullah Gül de o paranın iç edilmesinde imzası olduğundan dolayı yargılanıyordu ama dokunulmazlığı olduğu için Abdullah Gül yargılanmadı. Daha sonra ilginç bir şey oldu. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanlığının belli bir yaşa gelmiş ya da hasta hükümlü ve tutukluları affetme yetkisi var. Dava arkadaşı ama dava arkadaşı derken parti anlamında söylemiyorum çünkü o partiden ayrılmışlardı, AKP'yi kurmuşlardı. Ama mahkemede dava arkadaşı olan Abdullah Gül'ü aynı davada hırsızlıktan ifade veremediği için Cumhurbaşkanının yetkisiyle Abdullah Gül Erbakan'ı affetti. Evet size 25 yılın özetini yapmaya çalışıyorum. Daha sonra bir takım dedikodular çıkmaya başladı falan filan. O dedikoduları herkes es geçti. Çalıyor ama çalışıyor gibi bir atasözü, deyim üretildi bu ülkede. Sonra 25 Temmuz oldu. Dört Bakan istifa ettirildi. Erdoğan oğluna telefon edip Bilal'e aman oğlum paraları sıfırla. Abla Sümeyye de sana yardıma geliyor. İşte şunu şuraya ver, bunu buraya ver. Alçak sesle konuş. Dinliyorlar bizi diye bir zeka fışkırması yaşadık o sırada. Çünkü kendisi alçak sesle konuşuyordu ki duymasınlar diye. Böyle bir zeki Bilal'i anlatır gibi diyorsunuz ama ben size Erdoğan'ı anlatır gibi anlatıyorum. 25 yılın özetinde dört tane Bakan istifa ettirildi. Sonra da Erdoğan'dan sanıyorum Bakanlardan bir tanesi ben bir şey çalmadım. Bunları Erdoğan yap dediği için yaptım dedi. O da yargılanmadı Yüce Divana. Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmedi. Hatta bir tanesi bak büyükelçi yapıldı. Allah'a şükür diye şeyde uçakta şampanya içerek kutladı bunu dini bütün Egemen Bağış. Hatta şöyle mi denir böyle mi denir diye bir dini bir sözcükle dalga da geçti. Ama büyükelçiliği de devam etti.
[5:20]Kim yapmıştı bunu? Polis. Ama hangi polis tırnak içinde Fetöcü polisler. Hırsızlığı yakalayanların ayrı bir siyasi grubun polisleri olması onları hırsızlıktan kurtardı. Tamam biz hırsızız ama bunlar da terörist gibi bir üstü kapalı mantıkla halka kendilerini affettirdiler. Eğer çalmadım diyorsan o dört bakan niye istifa etti? Eğer bizde gizli para yok diyorsan oğluna niye o paraları yok ettin ettirdin demek lazım. Sonra daha ilginç bir yere geldi. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni kaybedince o elden gidince oğlunun yönetiminde, kızının yönetiminde olduğu vakıflara belediyeden para gitmemeye başladı. O vakıfların devam etmesi gerekiyordu. Nasıl devam edecekti? O zaman İstanbul Belediyesi benim yaptığımı yapıyor mudur acaba diye hırsızlık davaları açılmaya başlandı. En son bir tanesi şimdi adını anımsamıyorum. Hiç kimsenin önemli değil. Zaten bu isimleri çok sık lanse edip de bu insanları eee hırsızmış gibi deşifre etmenin de bir anlamı yok. Savunsan bile deşifre etmiş oluyorsun. O yüzden çok da not almıyorum isimleri. Bir kişinin işte 1-2 milyon eee şey dört yıllık ya da beş yıllık iki yıllık bir ne parası yakalandı. Bir tane de aynı kişinin bilmem kaç milyonu yakalandı. Sonra bir hesapladılar ki bu bugüne kadar aldıkları ma aldığı maaşın ve onun dışında işte bir yardım için bir para daha alıyorlar, onların toplamıymış. Yani adamın bağışını rüşvet aldı diye vermişiz. Biz öyle anlatmışlar vermişiz derken vermişler. Ve bunu hala utanmadan devam ettiriyorlar. 25 yılı özetlersek anlatmadığım şu anda anlatmanın çok önemli olmadığı ama ana temalarıyla anlattığım hırsızlıkla başlayan, yargılanmadan devam eden bir süreç var. Hepsinde ana kişi kim? Erdoğan. Erdoğan'ın başka marifetleri de var. Mesela 2001'deki mal beyanında 2001 ya da 2002'de mal beyanında oğluna ciddi bir dolar ve mark üzerinden borcu olduğunu, oğlunun düğününden borç aldığı ortaya çıkıyor. Sonra ödemiş onu. Nasıl ödemiş bilmiyoruz. 2006'da o borç gözükmüyor. 2006'da o borç gözükmüyor. Sonradan tabii oğlunun üye olduğu Türgev var işte okçuluk, tokçuluk bokçuluk kulübü var. Şusu var busu var. Oralara hep paralar gitmiş.
[8:26]O yönetimlerde ya Sümeyye olmuş Esra olmuş ya beraber olmuşlar ya Bilal Erdoğan olmuş. Sonra bu başkalarının adına kurulan vakıflarla derneklerle olacak iş değil. Bunun çok dedikodusunu yapıyorlar diye herhalde. Erdoğan adına aklımda yanlış kalmadıysa söyleyeyim size doğrusunu söyleyeyim. Vakfı, vakıf kuruyorlar. Erdoğan vakfı kuruyorlar. Erdoğan Vakfı'nın görevi Erdoğan'a hediye edilen malları teşhir etmek, müze yapmak falan filan bir de eğitime katkıda bulunmak. Eğitime katkıda nasıl bulunuyorlar bilmiyorum. Çünkü Erdoğan kendi çocuklarını başkasının parasıyla okuttuğu için kendi çocuklarını okutmaya para bulamayan Erdoğan Amerika'da biliyorsunuz birisi Kartal İmam Hatip'ten Harvard Üniversitesi'ne gitti. Öbürleri İstanbul'daki bir İmam Hatip'ten Indiana Üniversitesi'ne gittiler. Kimse bunları araştırmıyor. İnatla söylüyorum bu üniversitelere nasıl gittiniz siz İmam Hatip'ten? Türkiye'de liseye İmam Hatip Lisesi'nden direkt herhangi bir üniversiteyi doğru dürüst kazanamazken Erdoğan zamanda zaten liseyi bitirmeden hakları yoktu üst sınava girmenin. Ama Harvard'a nasıl gittiniz? Indiana üniversitelerine nasıl gittiniz bilmiyorum. Şimdi kendi çocuklarının Amerika'da eğitimine bilhassa Bilal'in eee türban meselesinden dolayı yurt dışına gitmesi. Nasıl bir mantık? Çünkü çocuklarım okuyamadı burada diyor. Türban meselesi vardı diyor. Bir tek okuyan Burak var Bilgi Üniversitesi'nde. Yüksek lisans için İngiltere'ye gidiyor Burak. Burak en normal okuyan çocuk esasında. Ailenin delisi ama en normal okuyan çocuk. Fakat bu aile Burak'ı sevmiyor. Kardeşler de sevmiyor, büyük bir olasılıkla anne de sevmiyor, baba da sevmiyor. Bu 120.000 lira mal varlığı 120 milyonu olan vakfı kurarken kurucular arasında Necmettin Bilal Erdoğan, Vedat Demiröz, Mehmet Tevfik Göksu, Esra Albayrak, Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Hüseyin Aydın, Ahmet Özel, Nuri Aksu var. Burak yok. Dört kardeşten üçü var dördüncüsü Burak yok. En büyükleri Burak yok. Sümeyye Erdoğan'ın düğününde de Burak yok. Ben ta bu vakıflar falan kurulmadan bunlar çok belli olmadan önce inatla bir şey söylüyordum. Hala da söylüyorum. Erdoğan gibi narsist megaloman birisi niye bu Türkiye halklarına çocuk yapın derken önce üç sonra beş dedi de kendi sahip olduğu dört sayısını hiç söylemedi. Şaka söylemiyorum. Erdoğan inatla hiç dört rakamını söylemedi. Ya çift rakamlara karşı bir alerjisi var ya dört rakamını söylerse işin içine de Burak da girdiği için üçten sonra beşe geçti. Beşte dört yok mu diyeceksiniz şimdi? Evet var ama dördü hiç hesabı etmiyoruz. Biz o evlatlık gibi bir manaya geliyor üçten beşe geçtiğiniz zaman. Üç dört çocuk yapın derseniz ya da dört beş çocuk yapın derseniz dördün bir önemi olur çünkü lanse ediliyor. Ama üç ya da beş çocuk derseniz işte orada dört yok. Şimdi borcunu ödedikten sonra mı sildi? Borcunu çok erken mi istedi Burak Erdoğan babasını üç kağıt yap. Borcumu öde mi üç kağıda Erdoğan'ı Burak mı teşvik etti bilmiyorum. Ama Burak Erdoğan yok. Burak Erdoğan hiçbir davette hiçbir bayram kutlamasında falan da gelmiyor artık çağrılmıyor da. Şimdi peki Erdoğan gibi her şey başkaları tarafından ödenen devlet tarafından ödenen yediğin içtiğin arka da bir pozisyonda borcu nasıl yapıyor? Mustafa Erdoğan'a abisine ya da kardeşine 5 milyon 400 bin lira şu anda ona borcu var. Son dönemlerde ödedi mi bilmiyorum bu İsrail'e petrol falan filan içinde yoksa bazı MHP'li milletvekillerin altın alıp şey altın götürüp getirme işinde yurt dışında havaalanında yakalanmaları falan filan. Oradan bir takım paylar etti mi etmedi mi bilmiyorum. Ama bir Cumhurbaşkanı böyle bir borcu nasıl yapar? 5 milyon borç. Onu da bilmiyoruz. Peki bu bütün İsrail'e gönderilen demir çelikli bilmem neydi işte onların gemisiyle ya Binali'nin oğlu'nun gemisi ya Erdoğan'ın oğlu'nun gemilerinden gemicikleri pardon. E yapılıyorsa bu kadar küslüğü bu kadar adam yerine konmamaya Burak Erdoğan o parayı veriyor mu? Ya da bunu ben yapıyorum size kuruş zırınlık koklatmam buradan dedi de mi acaba bir anlaşmazlık var? Ya da Burak Erdoğan daha önce babasına küfür ettiği gibi herkesin içinde o günden itibaren mi dışlandı ve ne yapıyorsan yap ama bizden uzak dur mu dendi? Bilal Erdoğan babasını sadece ismini kullanma hakkını kullanarak mı bunları yapıyor ve ailenin esas yetiştirilmiş dolandırıcısı onu da bilmiyoruz. Garip bir ilişki gelmiyor mu size? Bütün bu Türkiye'nin özetini yaptığınız zaman en çok neleri konuşmuşuz kendi aramızda diye baktığımızda? Bir dönem işte Barış meselesini konuşmuşuz. Ondan sonra HDP 80 milletvekilliğinden gelince yavaş yavaş Türkiye'de bir takım haklar kazanma yolunda adımlar atınca vay demişiz, tehlikeli bulmuşuz ve onu silmişiz. Ondan sonra tekrar bu konular konuşulmaya başlanmış. Bir önceki belediye seçimlerinde de kaybetmesine rağmen Erdoğan sesini çıkartmamış. Herkes orada şaşırıyor ama orada belediye meclisi kendi elinde olduğu için belediye başkanı her türlü istediğini yerine getirememe kudreti Erdoğan'ın elinde. Mecliste bir taksi olayını yerine getirememişti biliyorsunuz.
[14:58]Ekrem İmamoğlu bir taksi olayı o meclisten belediye meclisinden oylamayla çıkmamıştı. Bütün her şeyi doğru söylemesine karşın İstanbul'un taksi zaafiyetini çözdürmeme gibi bütün Türkiye'nin ilgilendiği yani bütün Türkiye'yi yöneten bir Cumhurbaşkanı madem benim belediyem değil bunu sana yaptırmayacağım dedi. O zaman hırsızlık falan maaşlardan hırsızlık falan uydurmasına gerek yoktu. Çünkü istediği yasaları da oradan geçirebiliyordu Belediye Meclisi'nden. Belki bir takım tapular o zamandan el değiştirdi. Ama size ilginç gelmiyor mu bunlar? Erdoğan'ın belediye başkanlığından itibaren Türkiye'de en çok neyi konuştuk dersek hırsızlık konuştuk. En çok konuşulan siyasi konu bu oldu. Sonra Kürt belediyelerine kayyum atandı. O kayyumlar geçtikten sonra yani bir diğer bir seçimler yapılıp da yeniden belediye başkanları seçildiğinde ilk buldukları şey neydi? Akıl almaz şekerler alınmış. Yani jelibondan daha beter bir stok yapılmış. Akıl almaz hamam yapılmış. Belediye başkanları keselenesin ufalan sın diye. Bunlar yapılmış hepsi. Hepsi borca girmiş. Akıl almaz bir şekilde. Diyarbakır Belediyesi işte Van Belediyesi. Aklınıza gelen bütün belediyeler borçlanmış. Çünkü yönetilememiş kaymakamlar, valiler tarafından. Hep hırsızlık konuşmuşuz. Şimdi kendileri hakkında konuştuklarımızı CHP'nin üzerine birinci parti olma ve iktidara gelme olasılığı olan partinin üzerine yığıp aynı anda HDP ile yani demlen CHP'nin yavaş yavaş bir uyum içerisinde ileriye doğru adım attıkları belediye başkanlıkları seçimleriyle beraber onları ayırmak gerekmiş. Ayırmak için ne yapmak gerekmiş? Hadi tekrar barışıyoruz. Siz onlardan kopun da bu tarafa gelin denmiş. Ki Dem buna hiçbir zaman gelmeyecek. O masaya gidecek madem barış diyorsunuz. Otururuz sizinle diyecek ama hiçbir zaman o zaman her istediğinizi anayasada yaparız falan demeyecek. Kimse böyle bir hayal kurmasın. Dem ve Kürtlere kayyum atanması anında durdurulup o kayyum meselesi CHP'ye doğru yöneltilsin. Çünkü dediğim gibi CHP dem bir şekilde küstürülmek zorunda kendi yanlarına çekmek zorundalar. Ama hala ikisi de o oyuna gelmemiş durumda. Demokrasinin gerektirdiği şekilde birbirlerine desteklerini her anlamda açıklama açıklama yapıyorlar. Evet burada birisi bana Avrupa'da dese ki rahmet işte 50 yıllık gazetecisin Türkiye'nin son 25 yılını anlat. Bunları anlatırım.
[18:20]Ve şunu sorarım. Burak Erdoğan Erdoğan ve ailesi için öldü mü? Niye? Burak Erdoğan Recep Tayyip Erdoğan'ı bir gün senin yaptıklarını ben anlatacağım dedi mi demedi mi?
[18:41]Burak Erdoğan herkesin içinde bu halk sana tırnak içinde şunu diyor. Biliyorsun değil mi diye bağırdı mı bağırmadı mı?
[18:56]Bunların cevabı bir gün ortaya çıkacak diye düşünüyorum.
[19:03]Evet bir programın daha sonuna geldik. Bir dahaki programda buluşmak üzere.



