Thumbnail for Bir Dile Adını Veren Şair - Ali Şir Nevai - Asya'nın Kandilleri - TRT Avaz by TRT Avaz

Bir Dile Adını Veren Şair - Ali Şir Nevai - Asya'nın Kandilleri - TRT Avaz

TRT Avaz

22m 9s1,359 words~7 min read
YouTube auto captions
Transcript source

YouTube auto captions

This transcript was extracted from YouTube's auto-generated caption track. The transcript below is server-rendered so it can be read, searched, cited, and shared without opening the original YouTube player.

Timestamped outline
Pull quotes
[0:30]İnce farklar, en uçucu kavramlar için bile kelimeler yaratılmıştır ki bilgili kimseler tarafından açıklanmazsa kolay anlaşılmaz.
[0:30]Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiirler söylemeye özeniyorlar.
[0:30]İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.
[1:10]Kaşgarlı Mahmut'tan sonra Türk diline en büyük hizmeti geçen kişi olarak tarihe geçti Ali Şir Nevai.
Use this transcript
Related transcript hubs

[0:30]Türkçenin oluşumu ve konularında pek çok incelik, özgünlük vardır. İnce farklar, en uçucu kavramlar için bile kelimeler yaratılmıştır ki bilgili kimseler tarafından açıklanmazsa kolay anlaşılmaz. Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiirler söylemeye özeniyorlar. İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.

[1:10]Bu satırların yazarı, 15. yüzyılın büyük sanat ve kültür şehri Herat'ta doğan bir Uygur Türk'üdür. Kaşgarlı Mahmut'tan sonra Türk diline en büyük hizmeti geçen kişi olarak tarihe geçti Ali Şir Nevai. Eserin adı Muhakemetül Lugateyn. Kitap Türkçeyi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithaf edilmişti. Ama biz bu kitabın bütün zamanlara ithaf edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Nevai'nin yaşadığı dönemde Farsça, edebiyat, Arapçaysa bilim diliydi. Bunu bilmek bile yaptığı işin büyüklüğü hakkında bir fikir verir. Nevai'nin başlattığı çığır bütün Orta Asya'da ve Anadolu'da yankılarını buldu. İran ve Hindistan saraylarında eserleri okundu, öyle ki Çağatay lehçesine Nevai dili denildi.

[2:06]Onun eserlerini anlamak için sözlükler, gramer kitapları yazıldı. Osmanlı hükümdarları ona hediyeler gönderdiler. Nevai'nin eserleri İstanbul'un edebiyat ve sanat mahfillerinde büyük rağbet kazandı ve tanzimata kadar süren bir modayı başlattı. Çağatay lehçesiyle Nevai'ye nazireler yazmak konusunda şairler birbirleriyle adeta yarış ettiler. 1. Selim'den başlayarak Hafız, Selahi, Hazani gibi şairler Nevai'ye nazireler söylediler. Fuzuli, Nedim gibi büyük şairler ondan etkilendiler. Ali Şir Nevai'yi etkileyen iki önemli isimse İran klasik şiirinin zirvesi olan Molla Cami ile Ali Şir Nevai'nin şair hükümdarı Hüseyin Baykara'dır. Molla Cami hem Fatih Sultan Mehmet'in hem de 2. Bayezit'in İstanbul'a gelmesi için her türlü fedakarlığa razı oldukları bir şair mutasavvıftır. Tüm hükümdarların davette yarıştığı bu İslam dünyasının Voltaire'i, sultanların lütuflarını dervişhane bir duayla karşılamış, onlarla ilişkisini sürdürmüş ama hiçbir hükümdarın himayesine girmemiştir.

[3:20]Ali Şir Nevai'nin çocukluk arkadaşı ve daha sonra hükümdarı olacak Hüseyin Baykara'ysa 15. yüzyılda Orta Asya ve İran'da yaşanan ilim ve sanat rönesansının en önemli temsilcilerinden biridir. O hem bir şairdir hem de bütün ilim ve sanat adamlarının hamisi.

[3:40]Mezarları birbirine çok yakın olan bu üç şair bugün Herat'ın siluetinde birer hüzün imgesi olarak duran minarelerin gölgesinde yatıyorlar.

[4:26]1438'de Hüseyin Baykara, 1441'de Ali Şir Nevai dünyaya geldi.

[4:37]Baykara Timuriler hanedanının bir üyesi olarak doğarken Ali Şir Timur Meliklerinden Sultan Ebu Said'in vezirinin oğludur. İkisi de küçük yaşlarda babalarını kaybettiler. İkisi de Babür Han'ın himayesinde Meşhed'de eğitimlerine başladılar. Ancak Babür Han 1457'de ölünce hamisiz kaldılar. Bu ölüm iki arkadaşın bir süreliğine yollarının ayrılmasına neden oldu.

[5:09]Ali Şir Nevai bundan sonraki yaşamına babası kadar seveceği Timur'luların kuşçu emirlerinden Seyit Hasan Erdeşir himayesinde devam ederken Baykara Semerkant'a gitti.

[5:49]Nevai İmam Rıza Medresesi'nde okurken pek çok İranlı alim ve şairle tanıştı, birçoğundan dersler aldı.

[6:01]O kendisini çağlar ötesine taşıyacak eserlerinin zihinsel hazırlığını yaparken öte tarafta Hüseyin Baykara Herat'ı almak için Ebu Sait Mirza ve oğullarıyla mücadele ediyordu.

[6:16]Nihayet 1469 yılında Herat tahtına oturduğunda ilk yaptığı işlerden biri Ali Şir Nevai'yi payitahta davet etmek oldu. Ve Herat Hüseyin Baykara'nın saltanat yıllarında parlak bir medeniyet merkezi olarak yükseldi.

[7:13]Bu iki genç adam Herat'ta hem kendi eserlerini verdiler hem de sanatın hemen her alanında büyük isimlerin ortaya çıkması için sonsuz bir cömertlik sergilediler. Kendisine herkes tarafından hürmet edilmesi için Baykara tarafından ferman çıkarılan Ali Şir Nevai, böyle bir hamimin koruyuculuğu ve teşvikiyle onu edebiyatta zirve yapan çalışmalarıyla meşgul oldu. Bir süre Nişancı, Divanbeyi daha sonra vali olarak yönetimde görev alsa da devlet işlerinden hiç hoşlanmadı. Sahip olduğu sınırsız serveti ise bilim ve sanatı himayeye, hayratlara harcadı. Yaptırdığı 370 hayratın içinde camiler, medreseler, köprüler, mescitler, hastaneler, hamamlar, bahçeler, havuzlar ve kervansaraylar bulunuyordu.

[8:30]Üstelik sadece Herat'ta değil, Cam, Gürcan, Esterabat gibi şehirlerde de. Şiirlerinde canlandırdığı bu mimari eserlerden neredeyse hiçbiri günümüze kadar gelmedi. Oysa Herat Orta Asya'nın en zengin, eski ve etkileyici abideli eserlere sahip şehriydi. Bu şehirde güneş, yeşim taşıyla kaplanmış sarayların altınlı tuğlalardan yapılan binaları kubbelerinde kızıla dönerdi. Dünya bir vücutsa, Herat onun ruhuydu. İşte bu şehirde bir hükümdar Türkçe şiirler yazıyordu. Bir taraftan da şairlerin bundan böyle Türkçe yazmaları konusunda ferman çıkararak Nevai'yi destekliyordu. Kendisini Zulisaneyn, yani çift dilli olarak tanıtan Nevai 15 yaşında başladığı şiir serüvenini ölünceye dek sürdürdü. Dördü Türkçe biri Farsça olmak üzere beş divan hazırladı. İlk divanının başında bulunan önsözde Caminin ve Sultan Baykara'nın tavsiyesiyle divanlarını yılın mevsimleri gibi hayatın da mevsimleri olduğunu düşünerek dörde ayırdığını söyler.

[9:52]Divanlarından başka 18 eseri daha var Nevai'nin. Mesneviler, sufilerin hayat hikayeleri, anılar, edebiyat tarihi ve tezkireler.

[10:08]Mecalisün Nefais Türk dilinde yazılan ilk şairler tezkiresi.

[10:17]Molla Cami'nin sufiler tezkiresini çevirdiğinde ise Arap ve Acem sufilerine Türk ve Hint sufilerine de Nevai ekler. Bu düzyazı eserde 34'ü kadın olmak üzere 770 velinin hayat hikayesine yer verir. Yine 40 Hadis yazma geleneğine uyarak Caminin aynı adlı eserini Türkçeye çevirir.

[11:04]Erdeşir için Halat-ı Seyit Hasan Erdeşir Big adlı risaleyi kaleme aldı. Edebiyat serüveninde ve kimliğini bulmasında çok büyük rolü olan Molla Cami içinse Hamsetül Mütehayyirini yazdı. Eserleri Herat'ın büyük hattatları tarafından yazıldı. Onun nezareti altında seçkin nakkaşlar ve ressamlar tarafından süslendi. Özel nakkaşları vardır şairin. Bunlar Alişir ve Baykara'nın kütüphanelerinde Herat minyatürcülüğünü zirveye taşıyan isimler. Resimlerindeki incelik ve minyatürlerindeki renk çeşitliliğiyle tanınmış Behsat ve Şah Muzaffer ün kazanmış iki ressamdır. Nevai'nin birçok eseri ise yazı sanatının büyük üstadı Ali Meşhedi tarafından yazılmıştır. Gazelleri ise daha sağlığında musikişinaslar tarafından bestelenmişti. Dost toplantılarında bulunanları heyecanlandıran bu gazeller hem o devrin hayatını aksettirirler hem de Nevai'nin hayata, aşka dair kendini ifade etme biçimi hakkında fikir verirler. Ona göre insan hayattan zevk almalı, güzelliklerini sevmeli ve onlar için yanıp tutuşabilmeli.

[12:24]Edebiyatın bir amacı da bu değil mi? İnsanların ruhunu alevlendirmek. Bununla iftihar eder Nevai.

[12:42]Hiç evlenmedi. Mizacının asabi ve hassas olduğu aktarılır. İnce ve zariftir. Elbette aşık oldu hem de birçok kez. Aşklarını ve yakarışlarını gazellere döktü. Bu gazeller Özbekistan'da hala söyleniyor.

[14:00]Bir musikişinastı, hattattı ama asıl sevdası edebiyattı. Ve elbette bu edebiyatın malzemesi olan dil. Kaşgarlı Mahmut nasıl Arapçaya karşı Türkçenin yarış atları gibi koşabileceğini göstermek amacıyla büyük lügatini kaleme almışsa Nevai de dilden abideler yükseltmiştir.

[14:44]Türkolog Bartold'un ifadesiyle Türk şairlerinden hiçbiri en azından Orta Asya'da buna cesaret edememiştir. Muhakemetül Lugateyn'de dilin hakikati üzerine düşünmeyi teşvik eder gençleri. Kelime türetmeye yarayan eklerin bolluğunun Türk dilinin zenginleşmesini sağlayan belli başlı yollardan biri olduğunu söyler. Kolayı değil zor olanı gösterir. Orijinal temellattısı bu şiir dehası Türk dilinde meydana gelecek olan şiiri düşündükçe heyecan duyar. Perdeler iner ve binlerce alemden çok daha geniş bir alem açılır önünde. Henüz kimsenin ayak basmadığı bu alemi, bu çok değerli hazineyi yırtıcı ejderler beklemektedir. Bahçenin nadide gülleri sayısız dikenlerle dolu.

[15:42]Böyle bir bahçeden güller derlemek güçtür. Bu esnada İran edebiyatı klasik devrini dostu ve mürşidi Cami ile kapamak üzeredir. Yani İran dili işlenmiştir. Türk dili ise yılanlarla, dikenlerle dolu bakir bir bahçe. Nevai böyle hazır işlenmiş bir yazı dili bulmamıştır. O bir lehçeye edebi dil olma özelliğini ve gücünü kazandırmıştır.

[16:15]Başkalarını kaçırıp korkutan Nevai'yi korkutmaz. Uğraşır, çalışır ve dört büyük divanını meydana getirir. Mecnun olup peşine düşer Türkçenin, Ferhat olup ejderhalarla, yırtıcı güllerle dolu bahçeye girer. Sonra mesnevilerine başlar. Divan edebiyatında beş mesnevinin bir araya gelmesinden oluşan eser olan Hamsesini tamamlar. Bunlardan Hayretül Evrar sosyal eleştiri ve öğüt içerikli felsefi bir yapıttır.

[18:01]Leyla Vü Mecnun Fars edebiyatında işlenen bir efsanenin iki ayrı kaynaktan yararlanılarak yeniden ortaya konmuş şeklidir.

[18:23]Set-i İskenderi'nin en önemli özelliği ise hikaye kahramanının İskender değil Hüseyin Baykara'yı temsil eden bir Türk hanı olmasıdır.

[18:39]Yani onun Türkçeye verdiği değer sözde kalmadı. Türkçenin imkanlarının nasıl kullanılacağını da gösterdi. Bu dille ölümsüz eserler meydana getirilebileceğini de. Türkçenin engin denizlerinden çıkardığı, elden ele geçen ucuz inciler olmadı. Onun ifadesiyle sultanların kulaklarına küpe olacak inciler çıkardı.

[19:09]Edebiyatın malzemesi olan dili öyle büyük hünerle işledi. Dilin imkanlarını öyle genişletti ki Türkçe onun kaleminden en mükemmel ifadesini buldu.

[20:01]Onun çabalarıyla Türkçe Orta Asya Türk dünyasının ortak yazı ve edebiyat dili haline geldi. Klasik Çağatay Türkçesi ve edebiyatı onun eserleriyle özdeşleşti. Bir müzeye, bir üniversiteye, bir şehre, bir metroya adının verilmesi bir şey değildir. O hiçbir ölümlüye nasip olmayan bir onura sahip oldu. Bir dile adını verdi.

[21:09]Ünlü sufi Feridüddin Attar'ın Mantıku-t Tayr adlı eserini daha küçük yaşlarından başlayarak Türkçeye çevirmek istemişti. Eser hakikati arayan 30 kuşun sonunda Simurg'a dönüşmesini konu ediyordu. Nihayet 60 yaşında bu eserin tercümesine başladı ama onda birçok değişiklik ve ilave yaptı.

[21:38]Hakikati bulmak üzere yola çıkan kuşların çok büyük sıkıntılar çekerek yaptıkları yolculuğun sonunda aradıklarına dönüşmesi gibi Mecnun'un Leyla'ya dönüşmesi gibi Nevai de sonunda dile dönüşmüştü.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript