[0:00]Değerli dostum ve takipçilerimiz yeniden birlikteyiz ve hepinize sevgilerimizi iletiyoruz ve çok önemli bir bilgi akışıyla paylaşımda bulunacağız sizlere bugün. Yaslan şimdi geriye ve sadece duymak için değil varlığının en derinine kadar algılamak için dinle bizi. Çünkü birazdan duyacakların hayatının yönünü kökten değiştirebilecek seni içeriden sarsacak bir dönüşümün portal kapısı. Ve bu kapıdan geçmek seni bugüne kadar bildiğin her kalıbı sorgulamaya zorlayacak. Çünkü bu yolculuk sadece bir değişim değil. Seni yeniden tanımlayan bir devrim olacak. Gerçek şu ki bu noktadan sonra eski haline geri dönemeyeceksin. Ya bu kapıdan geçersin ya da hayatın boyunca aynı yerde kalırsın. Seçim her zamanki gibi sende. Bu dönüşüm insanların ömür boyu kaçtığı o kaçınılmaz gerçekle yüzleşmekle başlar. Güzel insan kendinin en yüksek versiyonuna ilerlerken potansiyelini gerçekleştirme yolunda aslında her zaman tek başınasın. Ve bu yalnızlık zayıflık değil, aslında görkemli bir gücün başlangıcıdır. Çünkü bu noktada artık kimseyi suçlayamazsın. Kimsenin arkasına saklanamazsın. Tüm sorumluluğun sende olduğunun bilincindesindir artık. Ve tam da bu yüzden tüm güç sende toplanır. Tek başınalık burada bir boşluk değildir. Kendinle ilk kez gerçekten karşılaştığın ve yüz yüze geldiğin alandır. Asıl mesele yalnız kalman değil. Kendinle kalabilmen. Ve çoğu insan tam burada kaçar. Sen kaçmayacaksın. Tek başınalığın bir eksiklik sanma. Bu bir ceza değil, tam tersi aslında sana verilmiş en büyük ayrıcalık. Çünkü şu an sen bu videoyu izlerken ve bu sözlerimizi dinlerken bile milyonlarca insan hala bekliyor. Bir kurtarıcıyı, bir işareti, bir izin alanını ya da hayatlarını değiştirecek gücün dışarıdan gelip onları bulmasını bekliyor. Onlar bekliyor. Onlar uykudalar. Sen ise artık bekleyen tarafta olma. Sen fark eden tarafta ol. Ve fark eden biri için geri dönüş yoktur. Çünkü artık biliyorsundur. Seni kurtaracak olan şey dışarıdan gelmeyecek. Onu inşa edecek olan sensin. Gerçek şu ki beklemek de tabii ki de bir seçimdir. Ve çoğu insan o seçimi hayatı boyunca yapar ve yapmakta. Sen artık bekleyen değil, harekete geçen taraftasın. Orada ol. Gerçekten dönüşenlerle sadece dönüşüm gelişim hakkında konuşarak yıllarını harcayanlar arasındaki farkı biliyor musun? Bu fark basit ama acımasızdır. Gerçek değişimi yaşayanlar kim olduklarının ve kim olacaklarının tüm sorumluluğunu üstlenir. Ve o an anlarlar ki bu sorumluluk bir yük değil. Zincirleri kıran bir anahtardır aslında. Çünkü o noktadan sonra bahaneler anlamını yitirir. Ertelemeler çöker, suçlanacak kimse kalmaz. Ve ilk kez hayatının yönünün tamamen senin kararlarına bağlı olduğunu net bir şekilde görmeye başlarsın. Bunu anladığın an oyun değişir. Ama çoğu insan bu gerçeği kabul etmez. Sen edeceksin bugün. Değerli dostum, kendini baştan yaratma iradesinde ve farkındalığında olan insanların gizli avantajları yoktur. Onları farklı kılan şey çok daha temeldi. Hayatlarının direksiyonunu tamamen ellerine almaları. Ve bahane üretmeyi bırakıp kendi dönüşümlerinin sahibi olmaları. Şartların mükemmel olmasını bekleme. Ve hazır hissetmeyi de bekleme. Kimsenin gelip seni motive etmesini ve itmesini de bekleme. Sadece harekete geçerek hazır hale gel. Ve tam da bu yüzden sıradan görünen başlangıçlardan olağanüstü sonuçlar yaratmış olacaksın. Asıl fark burada başlar. Bekleyenler ve başlayanlar. Çoğunluk bekler ve hala beklemekte, azınlık ise başlar. Güzel insan bilinçaltında ne varsa sen onun farkına varmadığın sürece hayatını o yönetir. Ve sen buna kader dersin. Oysa ortada gizemli bir yazgı yoktur. Sadece görünmeyen kalıplar ve sorgulanmamış inançlar, dogmalar ve otomatik tepkiler vardır. Sen fark etmedikçe onlar seni yönlendirirler. Sen de bunu benim hayatım böyle diye kabul edersin. Ama gerçek şu yönetim elinde tutan şey kader değil. Farkındalıksızlıktır. Bunu fark etmediğin sürece aynı hayatı yaşamaya devam edersin. Ve çoğu insan bunu hiç fark etmez. Sen artık ediyorsun, o yüzden buradasın. Güzel ruh, her gün farkında olsan da olmasan da sayısız binlerce seçim yapıyorsun aslında. Gözlerini açtığın ilk andan gece zihninin sustuğu ana kadar sürekli bir karar akışı içindesin. Binlerce her gün. Ne yapacağını, neye tepki vereceğini, neyi önemseyeceğini seçiyorsun. Ve bu seçimlerin çoğu küçük gibi görülse de aslında hayatının yönünü belirleyen yapı taşlarıdır aslında. Çünkü yaşam dediğin şey büyük anlardan değil, tekrar eden küçük seçimlerden oluşur. Asıl mesele büyük kararlar değil, küçük tekrarlardır ve çoğu insan bunu küçümser. Ama hayat tam da orada şekillenir aslında. Ne düşüneceğini sen belirlersin. Algını ve dikkatini dolayısıyla da yaratım enerjini nereye yönelteceğini sen seçersin. Kendinle ilgili kurduğun hikayenin yazarı sensin çünkü. Ve başına gelen olaylara hangi anlamı vereceğini ve ne yükleyeceğini o anlamlara sen karar verirsin. Tepkilerin, enerjin ve duruşun hepsi senin tercihlerinin sonucudur. Ve evet sonunda kader değil dediğin şey bile bu seçimlerin birikmiş halidir. Gerçek şu hayat sana olan bir şey değil. Senin sürekli olarak oluşturduğun ve inşa ettiğin bir şey. Ve bunu görmezden gelirsen eğer kontrolü kaybedersin. Ama insanların büyük çoğunluğu tam burada kopuyorlar. Seçim yaptıklarının farkında bile değiller. Ve hayatları onların sürüklediğini düşünüyorlar. Böylece de kendi hayatlarının figüranı haline geliyorlar. Ve aynı kısır düşünce ve kalıplarını tekrar tekrar devam ettiriyorlar. Aynı kararları alıyor, aynı sonuçları yaşıyorlar. Ve sonra da dönüp diyorlar ki neden hiçbir şey değişmiyor? Bunu soruyorlar. Cevap basit ama rahatsız edici. Çünkü kendileri değişmiyor. Ve çoğu insan bunu kabul etmek yerine bahane üretir. Sen koşullarının ürünü değilsin. Sen deneyiminin mimarısın. Yaşadığın her şey doğrudan ya da dolaylı olarak senin seçimlerinin sonucudur. Net. Ve eğer ortaya çıkan tabloyu beğenmiyorsan onu değiştirme gücü de sende. Gerçek şu. Kimse gelip hayatını değiştirmeyecek. Ve bunu ne kadar erken kabul edersen ve aksiyona geçersen o kadar hızlı dönüştürürsün. Kendini yeniden kurmanın ilk şartı şu. Rahatsızlığın içinde kalabilmeyi öğrenmek. Kaçmadan. Bastırmadan. O direnmeden. Hemen kaçış yolu aramadan orada kalmak. Çoğu insan en küçük huzursuzlukta geri çekilir. Sanki bu durum kaçınılması gereken bir hastalıkmış gibi davranırlar. Oysa büyüme dediğin şeyin bedeli konfor değildir. Gelişim tam olarak da o huzursuzluğun içinden geçerek elde edilir aslında. Rahatsızlık yanlış yolda olduğunun değil, tam tersi geliştiğinin işaretidir. Ama çoğu insan bu sinyali yanlış okur. Sen artık doğru okumalısın. Ne zaman huzursuzluk hissetsen aslında sinir sistemi sana bir mesaj gönderiyordur. İşte yeni bir alana girdin. Beynin alarm verir. Çünkü alıştığın ortam ve o düzen kırılmıştır. Bilinmeyen her şey onun için tehdittir çünkü. Ama ironik olan şu tam da o anda doğru yerdesindir aslında. Çünkü beyin seni ileri taşımak için değil hayatta kalmanı sağlamak için çalışır. Yani korkman yanlış yolda olduğun anlamına gelmez. Aksine çoğu zaman doğru yolda olduğunun göstergesidir. Ve bu ayrımı yapabilenler ilerler. Bu yüzden de değişmeye kalktığında zihnin sana karşı çıkacak ve seni durdurmak için işte sözde mantıklı görünen korkular üretecek. İkna edici bahaneler sunacak. İşte şimdi sırası değil, hazır değilsin, ya başarısız olursan gibi cümlelerle seni geri çekmeye çalışacak. Seni eskiye, tanıdık olana, sahte güven alanına döndürmeye çalışacak. Bu bir zayıflık değil. Bu binlerce yıl boyunca insanı sözde hayatta tutmuş bir kalıp, bir mekanizma. Ama sorun şu, bu mekanizma seni sözde korurken aynı zamanda seni sınırlamakta. Ve çoğu insan bu sesi gerçek sanıp durur. Bugünün dünyasında seni en çok sınırlayan şey kendi zihninin programı. Eski kayıtlar, eski korkular, eski inançlar ve yalnız başına yeniden inşa dediğimizde kastettiğimiz şey de aslında insanlardan kopmak değil. Dışarıdan gelecek onaya bağımlı olmaktan çıkmak. Çünkü dış onaya bağımlıysan kontrol sende değildir. Ve kontrol sende değilse gerçek değişim de mümkün değildir. Kendinle öyle bir ilişki kurmalısın ki dışarıdan sürekli destek aramaya ihtiyaç duymayasın. Kendi içinde hem dost hem de akıl hocası hem de itici güç olmasın. Çünkü gerçek şu çoğu insanın en zayıf bağı kendisiyle olan bağıdır. Kendine güvenmez, kendine inanmaz. Kendine sadık kalmaz. Ve kendine sadık değilsen hiçbir hedef sürdürülebilir olamaz. Her şey başlar ama yarım kalır. İnsanlar içlerinde sürekli eleştiren, küçümseyen, aşağı çeken bir sesle yaşıyorlar. Ve kendilerine söz veriyorlar sonra hiçbir şey olmamış gibi o sözleri bozuyorlar. Hedef koyuyorlar sonra kendi elleriyle sabote ediyorlar. İşte ne yapmaları gerektiğini biliyorlar ama harekete geçmiyorlar. Sonra da dönüp neden kendime güvenmiyorum diye soruyorlar. Cevap çok basit, çünkü kendilerine güvenilecek biri gibi davranmıyorlar. Ve çoğu insan bunu kabul etmek yerine kaçmayı seçiyor. Güven zaman içinde inşa edilir arkadaşlar. Bu sadece başkalarıyla değil kendinle olan ilişkin içinde böyledir. Gerçek şu güven hissedilmez, oluşturulur ve bunu ya inşa edersin ya da sürekli tüketirsin. Ama iyi haber şu ki bu dengeyi değiştirmek sandığın kadar zor değil. Ve bunun için büyük değişimlere ihtiyacın yok. Küçük ama net adımlar yeterli olacak. Mesela söz verdiğin şeyi yap. Günde atıyorum 3 litre su içeceğim dediysen iç. Günde 3-4 kilometre yürüyeceğim dediysen çık yürü. Her gün işte 20 sayfa kitap okuyacağım dediysen oku. Bunlar küçük gibi görünür ama değildir. Çünkü karakter büyük anlarda değil küçük sözlerde şekillenmeye başlar. Ve çoğu insan tam burada kaybeder. Bu küçük eylemler öz saygının temelini oluşturur aslında. Ve öz saygı doğuştan gelen bir şey değildir. Öz saygı davranışlarla inşa edilir. Sen tutarlı oldukça kendine bakışın değişir çünkü. Kendini yarım bırakan biri olarak değil de sözünü tutan biri olarak görmeye başlarsın. Ve bu değişim içten başlar. Önce kendinle başlar. Kendine olan saygın arttıkça hayatındaki standartlar da yükselmeye başlar ve artık daha azına tahammül edemezsin. Ve bir noktadan sonra kendine şunu söylersin. Ben başladığını bitiren biriyim. Bu sadece bir cümle değildir, bir kodlamadır ve bir kimliktir. Ve bu kimlik yerleştiğinde büyük hedefler artık korkutmaz. Çünkü onları tezahür ettirecek, onları tezahür ettirip taşıyabilecek birine dönüşmüşsündür artık. Gerçek dönüşüm tam burada olur. Farklı davrandığında ve o davranışlar tekrarlandığında ve artık geri dönüş olmaz. Kendini yeniden inşa etme süreci zihninin içindeki sesi fark etmekle başlar arkadaşım. Şu an bizi dinlerken bile kafanın içinde sürekli konuşan bir yorumcu var adeta. Ve söylediklerimizi dinliyor, tartıyor, analiz ediyor, bazılarını kabul ediyor, bazılarına direnç gösteriyor. Hatta seni seninle kıyaslıyor ve o ses neredeyse hiç susmaz. Gün boyunca arka planda sürekli çalışır, yön verir, yorum yapar. Ama çoğu insan bu sesi fark etmez bile. Onunla yaşar sürekli, onunla düşünür ve onu kendisi zanneder. İşte hata tam burada başlar arkadaşlar. İnsanların büyük kısmı o sesi kendi kimliğiyle karıştırır. Oysa gerçek çok daha derindir. Sen o ses değilsin. Sen o sesi fark edebilen bir bilinçsin. Düşüncelerin içinde kaybolan değil onları gözlemleyebilen bir varlıksın. Bu fark küçük gibi görünür ama çok majör bir farktır aslında. Ve hayat değiştirir. Çünkü artık düşüncelerin seni yönetmez. Sen hangisinin kalacağını seçersin. Ve bu ayrımı gerçekten anladığında kontrol yeniden sana geçer. Artık her düşünceye inanmak zorunda olmadığını fark edersin. Ve bazı düşünceler gelir ve sen onları tutmazsın. Onları izlersin, geçmesine izin verirsin. İşte özgürlük burada başlar. Düşüncelerin geldiği değil hangisini tuttuğun ve içselleştirdiğin önemli hale gelir. Ve çoğu insan bu noktaya kadar hiç ulaşamaz. Ve çoğu insan bunu yapamaz bu yüzden. Çünkü düşüncelerini yönetmek yerine onların peşinden sürüklenirler. Zihin yetersizsin dediğinde buna inanır çünkü. Geç kaldın dediğinde geri çekilir. Bu sana göre değil dediğinde vazgeçer. Ve farkında olmadan kendi zihninin sınırları içinde hapsolmaya ve sözde yaşamaya devam eder. En tehlikelisi de bunun farkında bile olmamasıdır. Eğitilmemiş bir zihin sahibine hizmet etmez, ona hükmeder. Ve içine yerleşmiş eski inançlar, korkular ve kalıplar ve kabuller perde arkasından hayatını yönlendirir. İnsan işte bu görünmeyen programlarla kararlar alır ve sonra sonuçları gerçeklik sanırlar. Ama gerçek şu çoğu insan hayatını bilinçli değil, bu programlanmış kalıplarla yaşar ve bunu fark etmediği sürece de aynı kısır döngü devam eder sürekli. Zihnini bir bahçe gibi düşün. Eğer ne ekeceğine sen karar vermezsen o alan boş kalmaz. Kendiliğinden dolar. Ama o dolan şeyler genellikle de faydalı değildirler. Negatif düşünceler, şüpheler, korkular, kaygılar ve sınırlayıcı inançlar tıpkı yabani otlar gibi kontrolsüz şekilde büyür bütün bunlar. Ve en tehlikelisi şu sen hiçbir şey yapmasan bile onlar büyümeye devam eder. Yani kontrol etmezsen zihnin otomatik olarak sana karşı çalışır sürekli. Ve bu yabani otlar özel bir çaba istemezler çünkü. Kendi kendine yayılırlar. Ama özgüven, netlik ve güçlü inançlar emek ister ve bilinçli olarak ekilmeleri gerekir. Tekrar edilmeleri, beslenmeleri ve korunmaları gerekir. Yani zihnin ya bilinçli olarak yönetilir ya da rastgele büyür. Ve çoğu insan ikinciyi yaşar. İşte bu yüzden de gerçek değişim dışarıdan başlamaz, içeriden başlar. İç dünyan değişmeden dış dünyanda kalıcı bir sonuç yaratamazsın. Her zaman vurguladığımız gibi dışarıda gördüğün her şey içeride olanın bir yansımasıdır. Hayatın sana ne sunduğu değil senin içeride ne taşıdığın belirleyicidir. Ve bu gerçeği kabul etmeyen birisi sürekli dışarıyı suçlar. Güzel insan şu anki hayatını oluşturan zihinsel yapı ile bambaşka bir hayat kuramazsın. Aynı düşünce sistemi aynı sonuçları üretir çünkü. Eğer farklı bir sonuç istiyorsan önce o sonucu üreten zihnini değiştirmen gerekiyor. Çünkü sonuçlar değişmez, sistem değişir ve çoğu insan sonucu zorlar. Sistemi değiştirmez. İşte bunu bir yazılım güncellemesi gibi düşün. Eski kodları temizlemeden yeni bir sistem oluşturamazsın, kuramazsın ve bu sürecin yöneticisi de sensin. Güncelleme otomatik gelmeyecek çünkü. Kimse senin yerine yapamayacak bunu, yapmayacak. Ya sen sistemi değiştirirsin ya da sistem seni yönetmeye ve kontrol etmeye devam eder. Sonuçlar bahanelerle değil sistemlerle değişir ancak. Ve bu kural senin hayatın içinde geçerli. Ama insanlar kendi hayatları söz konusu olduğunda bu yaklaşımı kabul etmez, terk eder. Ve sorunları görmezden gelirler ta ki kriz haline gelene kadar. Ve bu aynı hataları tekrar etme ederler ve aynı döngüleri yaşarlar. Kendilerini geliştirecek hiçbir şeye yatırım yapmazlar. Sonra da neden ilerleyemiyorum diye sorarlar. Cevap basit arkadaşlar. Çünkü yönetmiyorlar. Sürükleniyorlar. Ve ardından da suçlu aramaya başlarlar. İşte şartlar, insanlar, zaman, ekonomi, her şey suçludur. Bir tek kendileri hariç. Ve vasatlığı bir seçim olarak görmek yerine onu değiştirilemez bir kader gibi kabul ederler. Ama gerçek şu. Kabullenmek kolaydır. Değiştirmek zordur. Ve çoğu insan kolay olanı seçer. Ama kendine değerli bir yapı gibi davranmaya başladığında bakış açın değişir. Ve artık neden bu benim başıma geliyor diye sormazsın. Onun yerine de buradan ne öğrenebilirim diye sormaya başlarsın. Çünkü artık sorun değil gelişim ararsın. Ve bu tek değişim bile seni çoğu insandan ayırır. Çünkü doğru soruları soran biri sonunda doğru yolu bulur. Ben neden başarısızım diye kendini etiketlemek yerine hangi becerilerim eksik diye düşünmeye başlarsın. Veya neden yapamıyorum demek yerine bu sonucu yaratan davranışım ne diye sormaya başlarsın. Çünkü anlarsın ki doğru sorular zihnini doğru yönlere açar. Ve zihnin ve algın doğru yere baktığında da çözüm üretmeye başlar. Yanlış sorular seni kurban yapar çünkü. Doğru sorular ise seni geliştirir. Ve çoğu insan yanlış sorularla yaşamaya devam ediyor maalesef. Daha iyi sorular daha net cevaplar üretir. Net cevaplar da daha bilinçli eylemler doğurur ve o eylemler de tamamen farklı sonuçlar yaratır. Zincir basit görünür aslında ama etkisi çok büyüktür. Ve küçük bir zihinsel değişim büyük bir hayat değişimine dönüşecektir. Ama bunu ancak uygulayanlar görür ve fark eder ve yaşar. Geri kalanlar sadece konuşur. Gerçek şu bu sistem karmaşık değil arkadaşlar ama kolay da değil. Aynı yerde kalmak kolaydır. Şikayet etmek kolaydır, suçlamak kolaydır, bahaneler bulmak kolaydır. Bir şeylerin dışarıdan değişmesini beklemek kolaydır. Çünkü bunlar sorumluluk gerektirmez. Ama kolay olan seni aynı yerde tutar. Ve çoğu insan tam da bu yüzden ilerleyemez. Ama sen burada kolay olanı seçmek için değilsin. Sen kontrolü geri almak için ve kendi gerçek potansiyeline ulaşmak ve yüksek benliğinle hizalanmak için buradasın bu üç boyutlu sanal eğitim alanındasın bunun için. Güzel ruh söylediklerimiz yüreğinde yankı buluyorsa eğer sorumluluğu üstlenmeye hazırsın demektir. Artık bahanelerin arkasına saklanmak yerine gerçeklerle yüzleşmeye hazırsın demektir. Ve yolcu koltuğuna oturmayı bırakıp direksiyona geçmeye hazırsın demektir. Ve bu karar her şeyi değiştirir net. Çünkü artık hayatına tepki vermezsin, onu yönlendirirsin. Ve işte o an gerçek dönüşüm başlar. Yolcu olmayı bırakıp sürücü olmaya karar verdiğin an.
[25:22]Bu basit bir farkındalık değil arkadaşlar, bir kopuştur. Geçmişten, alışkanlıklarından, eski kimliğinden kopuş. Ve çoğu insan bu kopuşu göze alamaz.
[25:38]Ama bu sürecin çoğu insana anlatılmayan bir bedeli de vardır. Yani yeni bir versiyona dönüşmek istiyorsan eski versiyonunun bazı parçalarını geride bırakmak zorundasındır.
[26:37]Yani tanıdık olanı, konforlu olanı, seni bugüne kadar tanımlayan parçaları ve işte sorun burada başlar. İnsanlar değişim ister ama kayıp istemez. Oysa gerçek şu, eskiyi bırakmadan yenisine yer açamazsın. Disiplin gerekiyorsa ben sabah erken insanı değilim hikayesini bırakman gerekiyor.
[27:13]İşte görünür olman gerekiyorsa işte ben utangaç biriyim etiketini parçalaman gerekiyor. Çünkü bunlar gerçek değil, sadece tekrar edilmiş bahaneler ve onları koruduğun sürece de aynı hayatı yaşamaya devam edersin. Ve kendine anlattığın hikayeler sandığın kadar sabit değillerdir aslında. Onlar gerçeklik değil, alışkanlıklardır, alıştıklarındır. Tekrar edildikçe tanıdık hale gelir ve doğru sanılır. Ama her hikaye değiştirilebilir, her kimlik yeniden yazılabilir ve bunu yapacak olan da sensin. Ya eski hikayeyi savunursun, sürdürürsün ya da yenisini yazarsın. Yani sorun şu yeni versiyonuna yer açmak için eski kimliğinin bazı parçalarından vazgeçmeye hazır mısın?



