[0:00]Beğeni butonuna basarak bu videoyu YouTube'da daha yukarılara çıkarabilirsiniz.
[0:19]Roma Germen İmparatorları, Orta Avrupa'da Almanca konuşan tüm toplulukların kralı unvanını taşımaktaydı. Fakat Almanlar imparatorluğun içinde Orta Çağ'dan kalan Derebeylikler Derneği'nden kaynaklı olarak 500'den fazla siyasi yapıya bölünmüşlerdi. Bu yapıların hepsinin kendine göre ayrı kanunları, işleyiş yapıları ve yönetim biçimleri vardı. Napolyon'un seferiyle 19. yüzyılın başında Roma Germen İmparatorluğu yıkıldı ve Alman devletleri Bonaparte'ın yeni düzenlemesiyle Ren Konfederasyonu adı altında Fransız güdümüne girdi. 1789 Fransız İhtilalinin yaydığı fikir akımlarıyla ve Fransa hegemonyası altında ezilmenin verdiği etkiyle Almanlar arasında milliyetçilik duygusu yükselmeye başladı. Napolyon'a karşı yapılan mücadelelerde kazanılan ortak tecrübeler ve işgalcileri kovarak tekrar kendi topraklarının kontrolünü ele geçirme fikri Almanların arasında birleşip tek bir ülke olma arzusunun fitilini ateşledi. Napolyon'un düşüşünün ardından Avrupa'nın yeniden düzenlendiği 1815 Viyana Kongresi ile büyük monarşiler kıtayı belli bir dengeye oturtmaya çalıştılar. Bu dengede tutma politikası uyarınca Roma Germen İmparatorluğunun yerini tutması için Alman devletçikleri Avusturya İmparatorluğunun etki alanı altında birleşti. Fakat burada yükselmekte olan Prusya'nın gücü göz ardı edildi. Sanayi devrimiyle üretimin ve ticaretin artması Alman Devletleri arasında belli bir gümrük birliğine gidilmesine sebep oldu. Yapılan karayolları ve özellikle demiryolları aynı milletten olan bu toplulukların birbirlerini daha fazla tanımasına yol açtı. Birbirlerini yakından tanıyan ve konuştukları dil dışında da ortak kültürel noktaları ve çıkarları olduğunu anlayan Almanlar arasındaki tek bir çatı altında birleşme fikri daha da kuvvet kazandı. Görüldüğü üzere demiryolları Alman Milli bilincinin ve beraberliğinin oluşmasında temel etkenlerden biri oldu. Çok uluslu bir yapıya sahip olan Avusturya İmparatorluğu etki alanında yükselmekte olan Alman milliyetçiliğini her ne kadar dizginlemeye çalışsa da 1848'le beraber bu politika tamamen işlevsiz hale geldi. Artık hemen hemen her Alman birleşmeyi istiyordu.
[2:32]Gelin görün ki birleşme nasıl ve hangi yöntemle olacak, hangi noktalar üzerinde ne oranda birleşilecek, yaşananlar asil zümreleri ne denli etkileyecek gibi sorular kafaları karıştırıyor. Özellikle bu birleşmeyi Avusturya'nın mı yoksa Prusya'nın mı üstlenmesi gerektiği ikiliği zihinleri allak bullak ediyordu. Birleşmenin olacağı gökteki bir güneş kadar apaçık görülmesine rağmen bir türlü beklenen olmuyor, Almanya'nın birleşmesi sürekli gecikiyordu. 1862'de Prusya tahtına 1. Wilhelm'in geçmesi, Avrupa'da dengeleri bir anda değiştirdiği gibi soruların tek tek yanıt bulmasına da vesile oldu. Helmut von Moltke, Prusya Genelkurmay Başkanı pozisyonuna getirildi. Albrecht von Roon da Prusya Savaş Bakanı oldu. Wilhelm, Otto von Bismarck'ı da Prusya Başbakanı olarak atadı. Roon'la Moltke'nin askeri ve operasyonel dehası, Bismarck'ın real politik adı verilen siyaseti Prusya'yı hızlıca Avrupa'nın demir yumruğu haline getirecekti. Kan ve Demir. Bismarck'ın Prusya Başbakanı olmasıyla Avrupa'nın çehresi değişmeye başladı. O, Almanların hayatta kalabilmesini halkın Prusya etrafında birleşmesinde görmekteydi. Planı daha göreve ilk geldiği günden beri belliydi. Büyük sorunlar konuşmalar ve çoğunluk kararıyla değil, kan ve demirle çözülecek diyordu. Bismarck Almanya'yı birleştirmek için kan ve demiri kullanacak, yani savaşacaktı. Bismarck'ın en üstün özelliklerinden birisi ortamı çok iyi analiz edebilmesiydi. Hangi ülkenin neye ne derecede tepki vereceğini çok iyi biliyor, ülkelerin güçlü ve zayıf yanlarını isabetli bir şekilde analiz edebiliyor, kıtanın halihazırdaki durumunu ideolojik eğilimleri kenara bırakıp tamamen kendi ülkesinin çıkarları için en verimli şekilde kullanabiliyordu. Diplomatik ve bürokratik bir deha örneği olarak gösterilen Otto, hamleleri sayesinde ülkesinin elini her adımda biraz daha kuvvetlendirmeyi böylece başardı. Prusya'nın Alman birliğini kurmak için atmak istediği ilk adım Danimarka'ya bağlı olan Schleswig, Holstein ve Lauenburg dukalıklarını ele geçirmekti.
[4:47]Buraları doğrudan Prusya'ya bağlamak isteyen Bismarck'ın önünde pek çok problem vardı ve bunlar varken istediklerini yapması imkan dahilinde değildi. İsveç ve özellikle İngiltere, Prusya'nın Kuzey Denizi'ne çıkmasına katiyetle karşıydı. Tek sorun İngiltere değildi elbet. Kendisini Almanların lideri gören Avusturya, Bismarck'ın girişiminde ilk dur diyecek ülkeler arasındaydı. Öte tarafta da Kırım Savaşı'ndan sonra hızla yakınlaşan Fransa Rusya ikilisi vardı. Prusyalıların en son istediği şey Fransa ve Rusya ile iki cephede aynı anda savaşmaktı. Bismarck'ın altın kurallarından birisi de buydu. Hem Doğuda hem Batıda aynı anda savaşmamak. Bu bağlamda Bismarck Rusya yanına çekerse diğer ülkelerin muhalefetinin pek de önemi kalmayacağını düşündü. Tabii bu ortamın oluşabilmesi için bir yerlerde bir şeylerin fitilinin ateşlenmesi lazımdı. 1863 yılında Polonyalılar Rusya'ya karşı ayaklandı. Oluşan durum karşısında büyük devletler hemen pozisyonlarını aldılar. İngiltere milli duygularla kurulmuş bir Polonya devletinin Fransa'nın uydusu olacağını bildiği için isyanı destekleme taraftarı değildi. Fakat bu isyan sayesinde Fransa ile Rusya'nın arasını açmayı düşündü. Avusturya ise Polonya'nın Rusya ile aramızda tampon dur, Lehleri desteklemek konusunda aslında çekinceleri vardı. Çünkü buradaki milliyetçilik akımı kendi bayrağı altındaki milletleri de etkileyebilirdi.
[6:15]Bununla beraber Avusturya, Fransa Rusya yakınlaşmasından çekinmekteydi. İşte bu noktada Avusturya ve İngiltere'nin çıkarları örtüştü ve bu ikili Fransa'yı topun ağzına doğru itmeye başladı. 3. Napolyon kendisine tuzak kurulduğunun farkında olmasına rağmen halkı çoktan tarafını seçmişti. Sokaklar yaşa Polonya sesleriyle inliyor, 10 binler gönüllü olarak Polonya topraklarına akıyordu. İç siyasetteki dengeleri gözetmek zorunda olan Napolyon, Leh milliyetçileri destekleme kararı aldı. Böylece üç devlet İngiltere, Avusturya ve Fransa Rusya'nın karşısında yer almak için kolları sıvadı. Bismarck'ın ise aradığı fırsat ayağına gelmişti. Adı geçen üçlünün Rusya'ya tavır alacağını önceden hesaplayan Başbakan Rusya'yı destekleme kararı aldı. İngiltere ve Avusturya Polonya meselesinde aldıkları sert tutumu bir anda yumuşatınca Fransa kabak gibi Rusya'nın karşısında tek başına kaldı. 3. Napolyon yaptığı üst üste hatalar sonucunda Rusya ile arasını iyiden iyiye açtı.
[7:22]Ortam tam Prusya'nın istediği gibi olmuştu. Schleswig, Holstein anlaşmazlığını daha da kaşıyan Bismarck bir bahane bulup Danimarka'ya saldırmak için hazırlandı. Ortamı Prusya'ya bırakmak istemeyen Avusturya da işe karışınca Germen Konfederasyonu Şubat 1864 yılında Danimarka'ya savaş ilan etti. Danimarka ordusu bölgeye sevk edilen Alman birliklerinin yarısı kadar ya vardı ya yoktu. Askeri teçhizat bakımından tüfekleri arasında temel bir prensip farkı vardı. Danimarkalılar Springfield Model 1842, Enfield Pattern 1853, Enfield Pattern 1861 Musketon ve Lorenz 1854 gibi çoğu İngiliz orijinli tüfekleri kullanmaktaydı.
[8:10]Bu silahlar dönemin modern yapısına uygun ve ağızdan doldurmalı silahlardı. En büyük dezavantajları askerlerin tekrar atış yapabilmesi için tüfekleri ağız kısmından ve ayaktayken doldurma zorunluluğuydu. Doldurması vakit alan bu tüfekler dakikada ortalama iki üç atış yapabiliyordu. Prusyalıların elinde ise Dreyse Needle Gun vardı. Pek çok sorunu olan iğneli ve kurmalı bu tüfeklerin rakiplerinden en büyük avantajı hızıydı. 19. yüzyıl sonrasına doğru savaş alanlarında silahlarda aranan şey menzil ve isabet oranından ziyade hızdı. Dreseler arka kısımlarından hızlıca doldurulabiliyordu ve askerler dolum işlemini yerde mevzilenmişken de yapabiliyorlardı. Dakikada ortalama 5-6 kadar atış yapabilen ve türünün ilk örneklerinden sayılan bu tüfeklerin varlığı bir sır değildi. Prusya 1840'ların sonundan beri tüm ordusunu Dreselerle donatmıştı. Fakat hiç kimse bu silahların savaş meydanında neler yapabileceğini bilmiyordu. Yakında herkes Dreselerin kuvvetini görecekti. Alman orduları Şubat ayında girdikleri Danimarka topraklarında hızlıca ilerledi. Her ne kadar İngilizler işi zorlaştırmak için konferans topladıysa da işgal orduları durmaksızın ilerleyip Danimarka ordusunu Temmuz ayında teslim olmaya zorladı. Almanlar net bir şekilde galip olan taraftı. Alman birliğine giden ilk adım bu şekilde atılmış oldu. Peki Bismarck'ın tek hedefi adı geçen Dukalıkları ele geçirmek miydi? Elbette hayır. Bismarck ve Kral Wilhelm ilk iş olarak Kiel'de donanma tesisleri kurmaya başladı. Amaç Kiel'de bir kanal açıp donanmayı açık denizlere taşıyabilmekti. Kimse daha farkında değildi. Ama Bismarck Alman İmparatorluğunu büyük bir deniz gücü haline getirecek temelleri atıyordu. Savaşta yenilmiş olan Danimarka'ya ufak bir göz atacak olursak onlar için mağlubiyet adeta bir felaket olmuştu. Danimarkalılar topraklarının üçte birini ve 2,5 milyonluk nüfus rezervinin yaklaşık 1 milyonunu Almanlara kaptırmışlardı. Tam bu kısma değinmişken 2. Schleswig-Holstein Savaşı'nı anlatan 2014 yapımı 8 bölümlük 1864 dizisini bu savaşın atmosferini yaşamak isteyenler için tavsiye ediyoruz.
[10:29]Kardeşlerin Savaşı.
[10:34]Danimarka'dan alınan topraklar 1865 Gastein Anlaşması ile iki Alman devleti olan Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı. Paylaşım yapılmıştı yapılmasına ama bu süreçte yaşanan fikir ayrılıkları zaten aralarında uzun süredir ikilik olan kardeş devletlerin arasını iyice açtı.
[10:52]İşlerin çatışma raddesine kadar varması Prusya'nın istediği bir şeydi. Gücünü Danimarka'da test eden Prusya artık konfederasyonun asıl gücü olduğunu Avusturya'ya gösterebilirdi. Avusturyasız bir Almanya düşünen Bismarck savaşa girişmeden önce siyasi ortamı ülkesinin çıkarlarına uygun şekilde düzenlemeye başladı.
[11:11]İngilizlerin olası savaş karşısında tarafsızlığını sağlamak kolaydı. Çünkü Avrupa'nın ortasında iki Alman devletinin birbirini yemesi onların işine gelirdi. Rusya ise zaten tarafını seçmişti. Çıkacak savaşta Prusya lehine sessizliğini koruyacaktı.
[11:28]Burada asıl problem Fransa'ydı. Fransa'nın Avusturya ile müttefik olma durumu Bismarck'ı korkutmaktaydı. Aynı zamanda Alman Başbakan Avusturya'ya karşı İtalya'yı da kesinlikle yanında istiyordu.
[11:41]Çünkü rakibi çift taraflı sıkıştırmanın tek yolu buydu. İtalya'nın kalbine giden yolda yine Fransa'dan geçmekteydi. Bismarck yıl içerisinde 3. Napolyon ile gizli bir toplantı yapıp onu tarafsız kalmaya ikna etti. Bismarck Napolyon'a kabataslak şunları söylemişti. 1. Bu savaş bir Alman milli meselesidir, karışma. 2. Olası Prusya zaferinde Fransa'ya da toprak düşebilir. 3. Fransa kurulacak İtalya Prusya ittifakına müdahale etmezse zafer sonrası Venedik İtalya'ya bırakılacak. Avrupa'nın tek kurnazı Bismarck değildi elbet. 3. Napolyon'un Prusya lehine tarafsızlığı kabul etmesinin altında başka çıkarlar yatıyordu. İmparator basitçe şu şekilde düşünmüştü. 1. Almanların birlik olmasındansa birbirini yemesi daha evladır. 2. Prusya Avusturya kadar güçlü bir devlet olmadığı için düşmanını yenmesi aylar hatta yıllar sürer. Bu durumda iki taraf da yıprandığında Fransa'nın Ren kıyılarını alması için ortam doğar. 3. Olur da güçsüz olan taraf Prusya zafer kazanırsa Venedik Napolyon aracılığıyla İtalya'ya kalır ve Fransa'da uydusu olarak gördüğü İtalya üzerindeki etkinliğini arttırır. Bismarck Napolyon'u oyun dışında bırakmayı başardıktan sonra İtalya ile masaya oturup 1866 Nisan'ında ittifak anlaşmasını imzaladı. Sular çok hızlı ısınınca da Prusya ortadaki sebepleri bahane gösterip 14 Haziran 1866'da Avusturya'ya savaş ilan etti. Anlaşma uyarınca İtalya da güneyden saldırıya geçti. Alman Krallıkların çoğu ise herkesin savaşı kazanır gözüyle baktığı Avusturya'nın yanında yerlerini aldılar. Prusya Genelkurmay Başkanı ve savaş planının mimarı General von Moltke tüm gücü dört orduya böldü. Hızlı ve disiplinli olan Alman ordularının bir tanesi konfederasyon kuvvetleriyle savaşmak için ayrıldı. Bu ordunun karşısında Hanofa, Saksonya, Bavyera, Württemberg, Baden, Hess, Darmstadt ve Nassau kuvvetleri vardı. Hedefi bu ufak grupların birleşmesine engelleyerek rakiplerine lokma lokma sindirmek olan Main Ordusu canını dişine takıp savaşırken asıl muharebe doğuda yapılmaktaydı. Savaşın başında Avusturya sınırına üç ordu yıyan General von Moltke tertibatı şu şekilde yapmıştı. Sağ kanatta von Bittenfeld komutasında Elbe Ordusu, ortada Prens Friedrich Charles komutasında 1. Ordu ve en solda Veliaht Prens Frederick William'ın yönettiği 2. Ordu yerini aldı. Karşıda ise sol tarafta 1. Avusturya Kolordusu ve Prens Albert'in yönettiği Saksonya Ordusu bulunmaktaydı. Bohemya'da ise General Benedik'in yönettiği Avusturya Merkez Ordusu vardı. Kuzeyden bağımsız olarak bir de İtalya ile savaşması için ayrılmış güney ordusu mevcuttu. Alman sağ kanadı hızlı bir ilerlemeyle Saksonya'yı beş günde ele geçirip buradaki orduları geri püskürttü. Sonrasında von Moltke 22 Haziran'da Bohemya'nın işgal emrini verdi. Üç Prusya Ordusu ilerlerken en büyük korku Avusturyalıların tecrit edilmiş olan ikinci orduya saldırıp bunları yok etmesi ve savaşı kazanmasıydı. General Benedik'in planı da bu yöndeydi. Ama komuta kademesinde çıkan tartışma yüzünden ana odak batıdaki orduları durdurmaya çevrilince fark edilmeden büyük bir fırsat kaçırıldı. Prusya ordularına karşı hem doğuda hem batıda ayın 26'sıyla 29'u arası üst üste yenilgiler alan Avusturya orduları birleşip Königgrätz'e doğru çekildi. Amaçları bu bölgede tutunup düşmana mukavemet göstermekti. Prusya orduları gelip Avusturyalıları sarınca 3 Temmuz'da savaşın asıl kazananını belirleyecek Königgrätz muharebesi başladı. Düşmanıyla ilk teması kuran 1. Prusya Ordusu ve Elbe Ordusu Avusturyalıları tutundukları tepeden atabilmek için hamle yapmayı düşünse de güçlü Avusturya topçusu ilerleyişe bir türlü izin vermedi. Düşmanı tutunduğu yerden atması gerektiğini bilen Avusturyalılar piyade alaylarını ileri sürse de büyük bir hüsrana uğradılar. Çünkü kendi ellerindeki Lorenz marka önden doldurmalı tüfeğe karşı Prusyalılarda daha hızlı doldurulabilen ve tüm savaş boyunca farkını göstermiş Zündnadelgewehr yani Dreyse Needle Gun vardı. Savaşın kazananının belli olmadığı, iki tarafın da kritik anlar yaşadığı vakitlerde Avusturyalılar süvarilerini kullanmakta çekininince muharebe çıkmazı uzadıkça uzadı. Bu çekince Prusyalıların kazancı oldu ve geçen süre içerisinde yardıma yetişen Prusya 2. Ordusu Avusturyalıların sağından çok sağlam bir saldırı gerçekleştirdi. Kanattan gelen saldırıyla çok fazla kayıp veren Avusturyalılar ağır bir yenilgi alıp apar topar Viyana'ya doğru çekilmeye başladı. Tüm savaşın kazananı görünüşe göre Prusya olacaktı.
[16:50]İmparator Franz Josef Königgrätz'te alınan mağlubiyet sonrası Viyana'ya yürüyen Prusya'yı durdurmak için barış çağrısında bulundu. Prusya Kralı ve askeri kanadı barışı reddedip düşmanlarını tamamen sindirmek isterken Bismarck buna karşı çıktı. Prusya Avusturya'yı yenerek istediğini almış, Alman devletlerin asıl lideri olduğunu kanıtlamış ve imparatorluğun gururunu yeterince kırmıştı. Daha fazla ilerlemeye gerek yoktu.
[17:16]Bismarck'ın uyguladığı satranç teorisine göre tüm ülkelerle her şartta masaya oturulabilecek diplomasi yolları açık tutulmalıydı. Eğer daha ileri gider ve Avusturya'nın nefretini kazanırlarsa bir daha bu ülkeyle masaya oturamazlar ve intikam duygusuyla yanıp tutuşan ebedi bir düşman kazanırlardı. Uzun tartışmalar sonrasında Bismarck önerisinin kabul edilmemesi halinde intihar edeceğini söyleyince herkes Başbakan'ın bu konuda ne kadar kararlı olduğunu anladı. Ve Avusturya ile barış yapılması kararlaştırıldı. Böylece Prusya istediğini alarak yıllarca bitmez denilen savaşı bir ayda bitirerek mükemmele yakın bir zafer kazanmış oldu. Bu savaşın asıl büyük kaybedeni oynadığı kart elinde patlayan Fransa oldu. Şaşkınlık içinde olan 3. Napolyon'un hiçbir öngörüsü tutmamış, Prusya bir ayda her şeyi paket edip bitirmişti. Görüldüğü gibi ipteki iki cambazdan biri olan Napolyon düşmüş, diğeri Bismarck ise hala ipin üstünde şovuna devam etmekteydi. Zafer sonrası Kuzey Alman Federasyonu'nu kuran Bismarck'ın kan ve demir politikasının sıradaki hedefi başını taşlara vurmakla meşgul olan Fransa olacaktı.
[18:26]Satranç. Prusya 1866'daki 7 hafta savaşında Avusturya'yı yendikten sonra Alman birliğini kurma konusunda yolun yarısını geride bırakmış oldu. Sırada güneydeki Alman devletlerini birliğe dahil etme mücadelesi vardı. Bunun için Fransa ile savaşması gerektiğini bilen Başbakan Otto von Bismarck ülkesi lehine siyasi denklemler kurmak için haritayı önüne açtı.
[18:54]Prusya'nın parlak zaferi karşısında afallayan 3. Napolyon ne yapacağını bilememekteydi. Kraliçe ve generaller Prusya daha savaştayken Ren kıyılarına saldırmayı teklif etse de imparator savaşı istemedi. Bu tercihi belki de hayatının en büyük hatalarından birisi olacaktı. Prusya'nın zaferler kazanması ve güçlenmesi karşısında Fransa'daki muhalefet giderek artınca Napolyon bir şey yapması gerektiğini anlayıp Ağustos 1866'da Ren kıyısındaki toprakları istedi. Bismarck gelen elçiye bir karış bile toprak vermeyeceğini söyleyerek teklifin yazılı yapılmasını istedi. Bu bir tuzaktı. Sinirlenen elçi Benedetti Fransa'nın toprak talebini yazılı hale getirerek Berlin hükümetine sundu ve tuzağa düştü. Bismarck bu belgeyi hemen Rus Çarı'na iletti. Çar Fransa'nın talebi karşısında büyük bir tepki gösterdi. Takip eden günlerde Bismarck Çar'a Kırım Savaşı sonrası imzalanan anlaşmayı yırtıp atmasını ve Karadeniz kıyılarındaki Rus harekatlarını destekleyeceğini söyledi. Duruma sevinen Çar da Prusya'nın Fransa'ya saldırması halinde Almanların yanında duracağını açıkladı. Böylelikle Rusya'yı tamamen destekçisi haline getiren Bismarck parlak bir diplomatik zafer kazandı. Bununla da yetinmeyen Başbakan bir taşla birkaç kuş vurabileceğini biliyordu. Fransa'nın yazılı isteğini gizlice Paris gazetelerine yayınlatarak ortalığı tamamen karıştırdı. Fransa'nın Ren'e doğru yayılacağını duyan Güney Alman devletçikleri bir anda Prusya'ya yanaştı. Normalde bu devletçikler Katolikti ve bu yüzden Protestan olan Prusya'dan ziyade kendi mezheplerinden olan Fransa'ya daha yakın duruyorlardı.
[20:39]Ama Fransa'nın kötü niyeti ortaya çıkınca mecburen kuzeye meyl ettiler. Yine Bismarck'ın oyununa gelen Fransızlar iyice küplere bindi. Halk arasında ve mecliste ülke itibarının kurtarılması için bir şeyler yapılması gerekliliği konuşulurken Napolyon bu sefer Prusya ile masaya oturmaya karar verdi. Bu ittifakla Prusya Main Nehri'ne kadar hakim olacakken Fransa ise Lüksemburg ve Belçika'yı alacaktı. Prusya böyle bir anlaşmaya yanaşmayınca Fransa kendi bildiğini okudu. 1867 yılı başında Hollanda'dan Lüksemburg topraklarını satın aldı. Fakat burası Kuzey Alman Konfederasyonuna bağlı olduğu için Berlin yönetimi işi uluslararası bir konferansa taşıdı. Konferansta Lüksemburg satışı geçersiz sayıldı ve bu ufak ülkeye bağımsızlık verildi. Paris hükümeti bu sonuçla beraber üçüncü kez Berlin hükümeti tarafından ters köşe yatırılmaktaydı. Galya Boğası giderek sinirlenmekte, ortam iyice kızışmaktaydı. Tarafların orduları savaş için hazırlanırken siyasi arenada olaylar art arda gelişti. Fransa ittifak için doğal olarak önce Prusya'dan toka değmiş olan Avusturya'ya gitti. Fakat anlaşma sağlayamadı. Avusturya Königgrätz'te yenildikten sonra iç çalkantılarına yönelmişti. Yenilgi sonrası taleplerini arttıran Macarlar bağımsızlık istiyordu. Durumun vehametini gören Viyana yönetimi sorunu çözmek için 1867 başında Macaristan'a bağımsızlık vererek ikili sisteme geçme kararı aldı. Böylece ortaya imparator Franz Josef'in yönetiminde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çıktı. Bu ülke hem Rusya'dan çekindiği hem de Prusya'ya saldırmak istemediği için Fransa ile ittifak kurmadı. İtalya seçeneği ise pek parlak bir fikir değildi. Çünkü İtalya ne kadar güçsüz olduğunu daha bir yıl önce göstermişti. İngilizler ise Belçika muhabbetinden dolayı sinirli olduğundan Fransa diplomatik yalnızlığından bir türlü kurtulamadı. Prusya cephesine bakacak olursak Bismarck lehine olan havayı korumayı başardı. Tek sıkıntı istediği doğu bloğunu kuramamaktı. Onun isteği Prusya, Rusya ve Avusturya'yı aynı ittifaka dahil etmekti. Sorun Avusturya ve Rusya'nın aralarının Balkanlar yüzünden bozuk olmasıydı. Bu yüzden iki taraf aynı safta fiilen yer almak istemedi. Rusya, Avusturya'nın yerine ittifakta Fransa'yı görmek istiyordu. Ama elbette bunu da Berlin kabul etmedi. Rusya'nın asıl emeli Osmanlı'ya karşı kendisine bir müttefik bulmaktı. Bu yüzden Osmanlı konusunda Fransa'ya teklif götürdü. Paris hükümeti Sultan Abdülaziz'le araları iyi olduğu için Osmanlı'ya karşı yapılacak olan ittifaka girmedi. Sonuç olarak Bismarck istediği bloğu şimdilik kuramasa da Fransa'yı yalnızlığa itip herkesin Prusya lehine tarafsızlığını sağladı. Savaşı başlatacak olay Madrid'de patlak verdi. 1868 yılında İspanya kraliçesi 2. İzabel tahtından edildikten sonra toplanan Meclis meşrutiyeti ilan etti. Bu durumda tahta yeni birisini çıkartmak gerekliydi. Bismarck İspanyol Meclisi ile gizlice temasa geçince İspanyollar başlarına Hohenzollern Hanedanının Katolik üyelerinden Prens Leopold'u istediler. Fransa ise İspanya'nın başına 1. Wilhelm'in bir akrabasının geçmesini elbette kabul edecek değildi. İspanya tahtı üzerindeki sürünceme 1870 yılına kadar devam etti. En nihayetinde Leopold tahta geçmeyi kabul etti. Bu haber Paris sokaklarında bomba etkisi yaptı. Nasıl olurdu da bir Alman Prensesi İspanya tahtına geçerdi? Gururları iyice incinen Fransızlar hem İspanya'yı hem de Prusya'yı savaşla tehdit edince eller kılıçların kabzalarına götürüldü. Bismarck istediğini almış ellerini ovuştururken Fransa ile problem istemeyen Kral Wilhelm Leopold'a tahtı bırakmasını söyledi. Bu Fransızların diplomatik zaferi anlamına geliyordu. Kendisinden habersiz gerçekleşen bu olayı işiten Bismarck Kralı kurduğu oyunu bozmakla suçlayıp istifa etmeye karar verdi. Bismarck Berlin'de tüm emeğinin heba olduğuna yanarken tez canlı davranan Fransızlar zafer sarhoşluğuyla elçi Benedetti Kral Wilhelm'in o sırada bulunduğu Ems'e yolladılar. Elçi İspanya'daki taht işlerine karışmayacağına dair kraldan teminat istedi. Wilhelm bu teminatı veremeyeceğini söyleyip elçiyi yolladı ve durumu telgrafla Bismarck'a bildirdi. İstifa için gün sayan Başbakan bu olayı oyununu tekrardan devreye sokmak için kullandı. Telgraftaki haberi manipüle edip 13 Temmuz'da gizlice Fransız gazetelerine yolladı. Ertesi gün gazetelerini açan Fransızlar hiddetle ayağa fırladı. Gazetede Prusya Kralının Fransız elçisini huzurundan kovduğu yazmaktaydı. Paris halkı o sinirle sokaklara dökülüp Berlin'e, Berlin'e diye sloganlar atmaya başladı. Oyuna gelmek, aşağılanmak Fransızların artık onuruna dokunmuştu. Her şey bir anda çığ gibi büyüdü. Sinir ve heyecan sokaklardan meclise, oradan da saraya taşındı. İmparatoriçe Marie Eugenie kocasına dönüp tacını çamura düşürdüler şeklinde varyanslar etti. Bu işi artık soğuk demirin ve barutun temizleyeceğine kanaat getiren imparator da 17 Temmuz 1870'te Prusya'ya savaş ilan etti. Bismarck istediğini elde etmiş, Galya Boğasını sinirlendirip savaşı başlatmıştı. Artık Almanların ağzından Divacht am Rhein, Fransızların ağzından ise Le Marseillaise'in sözleri dökülüyordu. Alman Askerleri
[26:05]Fransız Askerleri
[26:14]Savaş. Taraflar daha savaş ilan edilmeden önce seferberliğe başlamıştı. General Moltke'nin başında bulunduğu Prusya genelkurmayı seferberliği başarıyla gerçekleştirdi. Almanlar lojistik, iletişim ve ulaşım konusunda çok becerikli işler çıkardılar. Savaşın başında 500.000 civarı olan ordu iki hafta içerisinde rezervlerle beraber 1.180.000 askere kadar çıkartıldı. Bu askerlerin yarım milyon kadarı savaş için Fransız sınırına yığıldı. Kuzey Konfederasyonu ve Güney Alman Devletlerinin harp gücü üç ana orduya bölündü. 2. ve 3. Orduların başına bir önceki büyük savaştan hatırlayacağımız Hohenzollern prensleri getirildi. Fransa'nın seferberliği ise tam bir kaosa dönüştü. Fransızlar çok fazla iletişim kopukluğu yaşamış, demiryollarını verimli kullanamamış ve bunlara bağlı olarak da istediği asker kapasitesine ulaşamamıştı. Kendilerine çok güvenen Fransızların ordusu kağıt üstünde 400.000 kadardı. Hedef bunu 1.000.000'un üzerine çıkartmaktı. Lakin iki haftada ancak yerelde 200.000 kadar adam silahlandırılabiilmişti. Bu savaşın başında sayı avantajının bariz bir şekilde Almanlarda olacağı anlamına geliyordu. Cephedeki ordu üç ana kısımda organize edildi. 2. ve 3. Orduların başına bir önceki büyük savaştan hatırlayacağımız Hohenzollern prensleri getirildi. Fransa'nın seferberliği ise tam bir kaosa dönüştü. Fransızlar çok fazla iletişim kopukluğu yaşamış, demiryollarını verimli kullanamamış ve bunlara bağlı olarak da istediği asker kapasitesine ulaşamamıştı. Kendilerine çok güvenen Fransızların ordusu kağıt üstünde 400.000 kadardı. Hedef bunu 1.000.000'un üzerine çıkartmaktı. Lakin iki haftada ancak yerelde 200.000 kadar adam silahlandırılabiilmişti. Bu savaşın başında sayı avantajının bariz bir şekilde Almanlarda olacağı anlamına geliyordu. Cephedeki ordu üç ana kısımda organize edildi. 2. ve 3. Orduların başına bir önceki büyük savaştan hatırlayacağımız Hohenzollern prensleri getirildi. Ordu teçhizatlarına değinecek olursak Almanların elinde daha önceden de sıklıkla dile getirdiğimiz artık yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlayan arkadan doldurmalı 1862 ve 1865 model Dreyse Needle Gun vardı. Süvarilerin elinde ise ateşli silah olarak çoğunlukla Dreyse M1857 Karabinalar mevcuttu. Bunların yanında yine arkadan dolum yapabilen 4 librelik Krupp C64 sahra toplarıyla 6 librelik C67'lerle Alman orduları kuvvetlendirilmişti. Alman savaş topları karşı tarafınkinden oldukça üstündü. Fransızlar ise Dreselerin daha önceki savaşlarda yaptıklarını gördükleri için hızlıca arkadan doldurmalı, iğne ateşleyicili ve kurmalı tüfeklere geçiş yapmayı başardı. Fransız piyadelerinin çoğu Chassepot Model 1866'larla donatıldı. Bu tüfekler Dreselerden hem menzil hem de etki olarak çok daha iyi olduğu gibi hız bakımından da onlardan bir tık öndeydi. Aslına bakılırsa Chassepot'lar türlerinin en iyi silahlarıydı. Savaş topu olarak ise Fransızların elinde 1858-59 ve 69 model Süstem de La Hitte'ler mevcuttu. Bu önden doldurmalı silahlar pek çok özellik açısından Kruplardan daha güçsüz sahra toplarıydı. Rakiplerde olmayan 1866 model Reffye Mitralyözler ise Fransızlara avantaj sağlayacak silahlar arasındaydı. 2 Ağustos günü Ren ordusuna bağlı 2. Fransız kolordusu Saarbrucken'i alarak savaşın ilk büyük adımını attı. Bu zafer Paris'te kutlanırken Almanların yanıtı çok hızlı geldi. Konfederasyon tarafında ilk ilerleyen 3. Ordu oldu. 4 Ağustos'taki Wissembourg muharebesinde galip gelen Prusyalılar rakiplerini geri atmayı başardı. Ertesi gün kuzeydeki 1. Ordu Fransızların daha nehri geçmemiş kuvvetlerine saldırdı.
[30:04]Gerçekleşen Borny muharebesiyle Fransızların batıya çekilmeleri çok yavaşladı.
[30:29]Bu yavaşlama General Bazin'e sonradan çok pahalıya mal olacaktı.
[31:32]15 Ağustos'ta nehri geçen Moltke 2. Orduya Metz-Verdun yolunu kesmesini söyledi. Anlaşıldığı kadarıyla rakip oraya çekilecekti. Gerçekten de General Bazin'in kafasında Verdun'a çekilmek vardı. Ama yürüyüş planlandığından çok ama çok yavaş oluyor, Fransız ordusu Kaplumbağa hızında ve karmaşa içinde hareket ediyordu. 16 Ağustos'ta imparator gerekli emirleri verip trenle Châlons'a geçti. O sırada Alman 3. Kolordusu Vionville köyünde Fransızlarla karşılaştı. Fransızlar düşmanın güneyden onlara yaklaştığından habersizdi. İşin garibi Prusyalılar da bu karşılaştıkları grubun Verdun'a çekilmekte olan Fransızların son birlikleri olduğunu düşündüler. Ama yanılmışlardı. Çünkü Fransız ordusu becerip de batıya hareket edememişti. 10. Prusya Kolordusu da gelip sol tarafa yerleşince 30.000 Alman 90.000 Fransız'a karşı sonu belli sayılabilecek bir çatışmaya girdi. Vionville ve Rezonville arası adeta alev alev yanıyordu. General Bazin kendi 3. ve 4. Kolordularını güneye kaydırıp sayıca az olan düşmanı anında ezebilirdi. Ama o bunun yerine mevzileri tutmayı tercih edince büyük fırsat kaçtı. Akşama doğru gelen yardımlarla 95.000 kişiye ulaşan Alman kuvvetleri kanlı muharebe sonrası durumu dengeledi. Ertesi gün Fransızlar Kuzey Güneydoğu doğrultusunda bir savunma hattı kurmak için çekildiler. Moltke ise 2. Orduya 1. Ordudan destek kuvvet sevk ederek Fransız ordusunu sarma emri verdi. 19 Ağustos iki ordu içinde savaşın kaderini belirleyecek gündü. 240.000 Alman askeri sırtını Paris'e dönmüş, 170.000 kadar Fransız'a saldırmak için bekliyordu. Avrupa tarihinin en epik muharebelerinden birisi saat sabah 8'de başladı ve aralıksız bir şekilde akşam 10'a kadar devam etti. Almanlar Chassepot ve ölüm makinesi Mitralyözlerin altında can verirken Fransızları en zorlayan şey kükreyen aslanlar yani Krupp toplarıydı. Şair ve ressamların ilham kaynağı olan muharebe bittiğinde durum çok ağırdı. Prusya tarafı 20.000 gibi ağır bir kayıp verirken Fransızlar 12.000 adamlarını kaybettiler. Taktiksel bakımdan Fransızları ayakta kalmayı başarmıştı. Ama Fransa'nın sahip olduğu en iyi orduyu Metz kalesinde tuzağa düşürmek elbette büyük bir Prusya zaferiydi. Fransızların elinde denizcilerle ve acemilerle de takviye edilmiş Châlons Ordusu kalmıştı. 3. Napolyon ve komutanları için karar vaktiydi. Alınan karar herkesin aklını karıştırdı. Eldeki birliklerin hepsi Sedan'a kaydırılacaktı. Böylelikle onlar Almanların ilerleyiş rotasından çekilecekler ve Metz'teki orduya kuzeyden destek verebileceklerdi. Aynı zamanda böyle yaparlarsa Almanlar Sedan ve Paris güçleri arasında sıkıştırılabilirlerdi. Tabii 3. Napolyon'un başkente dönmesi halinde çıkacak cumhuriyetçi isyanlar da bu planın oluşmasında etkili oldu. Fransızlar apar topar kuzeye giderken Alman 3. Ordusu ve 80.000 kişiye ulaşan yeni organize edilen Meuse Ordusu da Châlons'a doğru ilerlemekteydi. Napolyon'un yeni hamlesini duyan General Moltke önce şaşırdı. Ardından ordularına kuzeye çark etmelerini söyledi. Almanlar Fransızlardan daha hızlı ve daha düzenli oldukları için bu kovalamacanın asıl kaybedenini MacMahon'un ordusu oldu. 1001 zorlukla Sedan'a varan ordu Ağustos sonunda Alman ordusu tarafından bir fare kapanına sıkıştırılırcasına dört bir yanından sarıldı. İmparator kuşatmayı kırmak için emir verince 1 Eylül'de ünlü Sedan muharebesi başladı. Bismarck, Moltke, Roon üçlüsü bir tepeden muharebeyi izlerken mesane sancısından yerinde duramayan Napolyon oradan oraya savruluyordu. Bu çarpışma Gravelotte muharebesinden çok daha farklıydı. Orada eşit sayılabilecek durum burada söz konusu bile değildi. Her şey Almanların lehineydi. 200.000'den fazla Alman, 130.000 civarı Fransız'a karşı verdiği savaşı üstün bir başarıyla noktaladı. Bir sonraki gün doğumunda 2 Eylül'de 3. Napolyon kılıcını teslim etti ve 105.000 kadar askeriyle kendini düşmanın inisiyatifine bıraktı. Böylece Fransa İmparatorluğunu koruyacak kimse kalmadı. Bismarck hemen barış girişimlerinde bulundu. Ama Paris'te işler karışmıştı. Savaşın kaybedilmesi üzerine halk ayaklanmış, 3. Napolyon'a ağız dolusu küfürler savurmaktaydı. 4 Eylül'de General Trochu, Faver ve Gambetta kanlı bir darbeyle 3. Fransız Cumhuriyeti'ni ilan edip savaşa devam kararı aldılar. 4 bir tarafa haber yollayıp fedakar Fransız halkını silah altına çağırdılar. Uyuyan gücün yeni ilan edilen Cumhuriyetle uyanacağını anlayan Prusyalılar Paris'i kuşatmak için pek çok kolorduyu batıya doğru yolladı. 19 Ekim'de halk için ıstırap dolu Paris kuşatması başladı. Ulusal Savunma hükümeti General Gambetta'yı bir balonla kuşatmanın ötesine yollayıp milislerden oluşan yeni ordulara liderlik etmesini istedi. 500.000'den fazla insan ellerine kaptığı silahlarla kah düzenli olarak kah gerilla taktiğiyle savaşmaya başladı. Tüm Fransa'yı işgal edecek güçlerinin olmadığını bilen Prusyalı generaller derhal milis ordularının organize olduğu yerlere koşturarak muharebelere girişti. Savaşlarda pişmiş Almanlara karşı milisler her girdiği savaşı kaybetmelerine rağmen pes etmeyip mücadelelerine devam ettiler. Bazin ve Metz Ordusunun Ekim sonu 140.000 adamıyla artık pes edip teslim olmasıyla Ulusal Savunma hükümetinin morali bir hayli düşse de muharebeler 1871 yılı başına kadar devam etti. Fakat her geçen gün Fransızların coşkusu giderek azaldı.
[37:10]Bu savaş ve zafer Almanlar arasındaki biz algısını ve milliyetçiliğini daha da pekiştirdi. Prusya artık Alman birliğinde baskın rol üstleneceğini kanıtladı. 18 Ocak 1871'de Alman prensleri ve önde gelen generaller Versay Sarayının Aynalar Galerisinde Kral Wilhelm'i itirazsız bir şekilde imparator ilan ettiler. Ortaya Avusturya'nın dışarıda bırakıldığı 25 devletten oluşan federal bir Alman İmparatorluğu çıktı. 28 Ocak günü Ulusal hükümet de artık daha fazla dayanamayıp barış teklifinde bulundu. Ardından yapılan barış anlaşmasıyla adını sıkça duyduğumuz ve Almanların çoğunlukta olduğu Alsas-Loren yeni İmparatorluğa dahil edildi. En nihayetinde defterler kapatıldı. Kılıçlar kınına sokuldu ve böylece Alman İmparatorluğu doğmuş oldu.



![Thumbnail for [세나리버스] 강철의 포식자 15단 3쫄작 연지 최소 스펙 + 무소과금의 레이드 비율 이야기 + 과금효율표(세나리갤 cold님 자료 참고) by 개렉터](/_next/image?url=https%3A%2F%2Fimg.youtube.com%2Fvi%2FVp_dUbAMloA%2Fhqdefault.jpg&w=3840&q=75)