[0:12]Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vesselatu vesselamu ala Resulina Muhammedin El-Emin.
[0:36]Rabbena atina min ledünke rahmeten ve heyyi lena min emrina reşada. Cümleten hayırlı akşamlar diliyorum. Ramazan-ı Şerif'iniz hayırlara vesile olsun. Takva ile neticelensin inşallah. Ben cefa takvaya yol açan takvanızı her defasında. İyileştirdiğiniz seviyesini yükselttiğiniz Ramazanlara kavuştursun Cenabı Hak. Ama biliyoruz ki bu sınırlı bir süreç. Sonrasında Ramazanlar da bitecek. Yıllar da bitecek, aylar da bitecek, ömrümüz de bitecek. Birbirinizle kurduğumuz ilişkilerde gerek baba oğul, anne kız, karı koca, dede torun, dayı yeğen, teyze, hala. Bu ilişkilerin de tamamı kaybolup çözülecek. Bu dünyaya yapayalnız girdiğimiz andaki gibi bu dünyadan yapayalnız çıkacağız. Sadece yapıp ettiklerimizle karşı karşıya kaldığımız sahnelerde verdiğimiz tepkiler ile çıkacağız. O tepkiler bizim kim olduğumuzun aynası adeta. Hayat boyunca tepkilerle sahnelerle karşı karşıya geliyoruz ve karşı karşıya geldiğimiz sahnelerde bir tepki ortaya koyuyoruz. O biziz işte. Bugüne kadar nice böyle tepkiler ortaya koyduk.
[2:45]Bunların bazısı doğruydu. Bazısı yanlıştı. Hepimiz hatırlıyoruz. Yanlış şıkkı işaretlediğimiz sahneler vardı hayatımızda. Bazıları güzeldi, bazıları çirkindi. Bazı sahnelerde çirkin tavırlar sergiledik. Bazılarında güzel tavırlar sergiledik. Bazı sahnelerde adaletten yana tavır koyduk. Bazı sahnelerde bizatihi zalim biz olduk. Hayatımızın bazı sahnelerinde hakkı önceledik, tuttuk, kaldırdık. Her ne pahasına olursa olsun. Bazı sahnelerde batıla yol açtık, batıla meylettik, batıldan yana taraf olduk çıkarımız dolayısıyla batılı seçtik. Bu bizim yolculuğumuz. Bu insanların yolculuğu. Şu deminden beri anlattıklarımın hiçbirisi bir asla çelişkili değil. Bir aslan burada oturuyor olsa. Evet bazen öyle bazen öyle yaptım diye baş sallamazdı. Çünkü aslanların böyle adalet ve zulüm arasında kaldıkları, doğruyla yanlış arasında kaldıkları, iyiyle kötü arasında kaldıkları bir durum yoktur. Sadece iç güdüleriyle standart davranışlar sergilerler. O yüzden hiçbir aslanı mahkemede sanık sandalyesine getirip oturtmayız. Ne yaparsa yapsın. Biz irade sahibiyiz, irademizle hayatımız boyunca iz bırakıyoruz ve bu bıraktığımız izler gâh iyi oluyor, gâh kötü, gâh güzel, gâh çirkin, gâh hak, gâh batıl. Bunların grafikleri olsa. Hakla batıl arasında kaldığında kaçında haktan yana, kaçında batıldan yana. Evet grafik geliyor. Kimi konuşuyoruz? Ahmet oğlu Mehmet mesela. İyiyle kötü arasında kaldığındaki grafik o açılacak. Güzelle çirkin arasında kaldığı, güzellikle çirkinlik arasında kaldığı. Böyle o kadar çok başlık var ki hayatımızda. Bunların hepsi kayıt altında ve biz yol alıyoruz. Peki, bizler bu temyizimiz ile madem ayırt edebiliyoruz. Yani doğrusunu yanlışından ayırt edebildiğimiz halde. Neden bazılarımız, hatta çoğumuz yanlışını seçer? Adaletle zulmü ayırt edebildiğimiz halde neden çoğumuz zulmü seçer? Güzelle çirkini ayırt edebildiğimiz halde neden çoğumuz çirkinliği, çirkefliği seçer? Neden? Bu sorunun cevabı bizim içimizde var olan duygular. Duygu diye bir şey var, beden üretiyor bunu. Ve o duygular bizi bu seçeneklerde doğrusunu, iyisini, güzelini, adil olanını, hak olanını bilmemize rağmen, çirkinine, kötüsüne, yanlış olanına, zalimane olanına yönlendiriyor duygular. O zaman duygular bizim yolculuğumuzdaki şeyler gibi, engebeler gibi, bariyerler gibi. Duygularımız olmasa, sadece temyizimiz ile hareket edecek olsak, hep iyi davranırız.
[6:58]Ama duygularımız da var. Cenabı Hak fe elhemmeha fücuraha ve takvaha buyurmuş. İnsana Hak Teala sadece takvasını değil, fücurunu da, fitne fücur diye bir kelime duymuşsunuzdur. O fücur yaratılışımızda olan bir şey. En iyi bildiğiniz, en çok iyi bildiğiniz kimsede de yaratılışında var o. Zaten onun iyiliği de o fücurunu yönetebilmesinde. Fücuru hiç olmasa ondan iyi de çıkmaz. O makine haline gelir. Yani takva makinesi gibi adam hareket ediyor. Hani kötülüğe meyleden bir tarafı yok ise. Yani o zaman ben benim de olmasın, ben de en takvalı kişi ben olurum yani. Demek ki bizim iyiliğimiz kötü olan yanımızı hakkın hatırına yönetebildiğimizde. Burada irade sergiliyoruz. Seçim, tercih ortaya koyuyoruz. İyiliğimiz orada ortaya çıkıyor. Yoksa diğer seçenek kapalı olsa, mecburi istikamet sadece hak yolu, iyilik yolu, güzellik yolu olsa herkes iyi olur. Bizim dışımızda zaten öyle. Bizim dışımızdaki dünyada mecburi istikamet var. Güneş mecburi istikametinde gidiyor. Ay öyle gidiyor. Atomlar öyle gidiyor. İçimizdeki hücreler, organeller, dokular. Allah ne görev vermiş onu yapıyorlar. Hiç ben bugün yokum, yapmıyorum. Başka türlü yapıyorum. Bugün asit üreteceğim falan. Keyfi davranma bizim dışımızda yok. Biz irademizle farklı davranabileceğimiz bir süreçteyiz. Tabii genç adam bu noktada soruyor. Niye biz öyleyiz? Bir yanlış mı ettik de cümlem alem Cenab-ı Hakk'ın emrine boyun eğerek bir milim bile sapmadan yaşarken, biz koskoca alemlerin Rabbi gel dese çoğumuz gelmiyoruz. Yapma dese çoğumuz yapıyoruz. Yani biz ipi mi kırdık, kaçtık? Bir şey mi yani biz ne yaptık da nasıl oldu? Bunun cevabı biz iddialı olarak emaneti yüklendik. Varlıklar Cenab-ı Hakk'a yakınlaşmak için onun sevgisini kazanmak için dört dönüyorlardı tabiri caizse. Gel dese geliyorlar, git dese gidiyorlar. Ya Rabbi bunu seni sevdiğimiz için yapıyoruz. Evet mecburen yapıyoruz ama. Yani sevdiğimiz için yapıyoruz. Cenab-ı Hak onlara ben sizi serbest bırakayım. Bir dönem, bir süre, geçici bir süre serbest bırakayım. Sadece sevdiği için olanlar gelsin. Sevmeyenler geri kalsın. Var mısınız dediğinde çekindiler, ürktüler. Biz yokuz dediler. Bazıları aralarından az sayıda. Bizi serbest bırak, bizi serbest bıraksan da bize serbestlik irademizi ortaya koyacağımız bir serbestlik alanını geçici bir süre emaneten yaşatsan da. Biz sana saygıyı bırakmayız. Çünkü biz seni seviyoruz. Bunlar Şampiyonlar Ligi dünyaya insan olarak geldiler. Bunlar biziz. Biz Allah'a yakınlaşabilmek sevgimizi ve saygımızı Cenab-ı Hakk'a ispat edebilmek için. serbest, bu izole steril alanda serbestliği kabullendik. Emaneti yüklendik. E efendim hatırlamıyoruz bu olayı. Hatırlama hatırlamayışımız da bunun bir parçası. Çünkü izole bir alanda bu serbestliği öncesini unutarak yaşamamız. Hatırlasak serbestlik deliniyor o zaman. Daha önce anlatmışımdır. Böyle kısa video üzerinden gençler. İşte biri yürüyor yerde para görüyor alıyor cebine atıyor. Kameramanlar karşısına geçiyorlar, diyorlar ki parayı aldınız cebinize attınız. Adam utanıyor falan. İkinci, üçüncü, dördüncü bir tanesi parayı oradaki bir temizlik görevlisine veriyor. Almıyor. Onu da kameralar tekrar çıkıyorlar. Tebrik ediyorlar, aferin diyorlar. Ben sordum gençlere. Sen olsaydın ne yapardın? Hocam o en sondaki arkadaş gibi parayı oradaki birine verirdim, cebime atmazdım dedi. Ama bunu milletin içinde söylüyor. Herkese soruyorlar. Herkes aynı şeyi söylüyor. Yok ben cefa atardım ya ben ben yani ben adaletten iyilikten, güzellikten, karakterden yoksun bir kişiyim. Ben kötüyüm diye. Kimse çıkmıyor. En kötüler bile kötülüğün en kötüsünü yapanlar bile biz iyiyiz diye yapıyorlar. İnne Nahnu Muslihun diyorlar. Ama onlara dedin ki sizi bir böyle Matrix gibi bir şeyin içine alsak, bir bilgisayar içinde bunu size hayali olarak, bir simülasyon olarak yaşatsak. Hemen uyanık çocuk sordu. Hocam içeri girince o biz böyle cihazları takacaksınız ya. Buradaki bu olup bitenleri hatırlayacak mıyız diye. Ya dedim hatırlarsan o zaman içeriden bize el sallarsın. Hocam bak geliyorum. Para önümde. Görüyorsunuz. Alıyorum şimdi. Arkadaşlar gördüğünüz gibi dediğim gibi yaptım. Parayı cebime koyamadım. Bir anlamı yok ki. Bu senin gerçeğini dışarı vurman için uygun bir ortam değil. Senin gerçeğini dışarı vurman için senin serbest hissetmen lazım. Tek başınaymış gibi. Etrafta kimsecikler seni görmüyormuş gibi. Eskiden işe aldıkları zaman parayı bırakıyorlarmış böyle. Patron unutuyor böyle masanın kenarında. Ne bileyim, çekmecenin dibinde. Unutmuş gibi uzun süre de durunca ya elemanın eli uzunsa rahat olsun. Alacağı varsa göreyim. Karakterini göreyim. Çünkü eğer en uzunsa ben çıkaracağım. Ona yatırım yapmayacağım. Çünkü yıllarca çalıştıkça iyice firmanın belkemiği haline geliyor. O serbestliği verirsen karakterini nasıl bir kişiliği var? Nasıl yapar o yeryüzüne çıkarırsın. Allah Azze ve Celle bizi bu izole, steril ortamda, bu yalıtılmış ortamda ne yapmak istediğimize kendimiz karar verdiğimiz bir süreçte yaşatıyor. Çok özenle. Ve hatta kuşakların böyle peş peşe gelmesi bile bunun bir parçası. Üst kuşaklar yaşlanıyor, çekiliyor. Alt kuşakların üzerindeki egemenlikleri kayboluyor. Neden? Rahatlasınlar. Alttan gelenler rahatlasınlar. Ne olacaklarsa kendileriyle olmak istiyorlarsa olabilecekleri. Düşünsene baban hep 20-30 yaşlarındaki gibi sert, uyanık, dimdik üzerinde olsa. Ama kırkına, ellisine, altmışına gelince bir de hayatın koşulları değişiyor. Telefonlar çıkıyor. Paradigma değişiyor. Adam anlayamıyor bile senin ne yaptığını, ne ettiğini. Hayatın devri daim eden süreci hep imtihana ve kişinin kendi karakterini, kişiliğini, iradesini serbestçe yaşayacağı bir sürece hizmet ediyor. Kim ne olmak istiyorsa kendi olmak istediğini gerçekleşebilsin diye. Bu kadar iç içe, bu kadar karmaşık bir arada yaşıyoruz ama. Hepimiz ne olmak istediğimizi dışa vuruyoruz.
[15:11]Hepimiz. Önümüze yol açılmış. Tek istikamet, tek yönlü değil. Her yöne açık yol. İnne hedihus sebiyle imma şakiran ve imma kura. Cenabı Hak biz yol açtık diyor. Efendim burada niye kötülük var? Allah önünü açtı. Kötü olmak isteyen adam kötülük yapmaya kalktığında Cenab-ı Hak onu taş mı kesseydi? Yo. Önünü açık bırakmış. Yapacaksan yap. Kayıt altına alınıyorsun. Serbest hisset kendini. Rahat hisset kendini. Hele bir de gücüm olsa yapsam. O zaman güç sağlayın. Eline güç gelsin. Burası ne olmak istediğimizi gerçeklemeye fırsat veren bir yer. Allah Azze ve Celle kötülük yapmak isteyene de kötülük yapma fırsatı açıyor. Önü açık. İnne hedeynahu sebilu imma şakiren ve imma kufura. Onun imkanını bulacaksın. Madem öyle çok kötü biri olmak istiyorsun, onun ileride büyüyünce onu da imkanını bulacaksın. Cenab-ı Hak kötü olmak isteyene önünü kesmez. Yani ahirette cennette şöyle bir adamla karşılaşmayız. Ya ben aslında çok kötü olacaktım ya öyle kafamdan kötü şeyler geçiyordu ki. Elime imkan geçse belki ikinci Firavun ben olurdum ama. Yani ne bileyim öyle bir ailede doğduk baba çok sıkı. Anne hiç bırakmadı. Fırsatını bulamadım derken ecelim doldu. Getirip cennete koydular beni. Böyle bir adamı dinlesek cennette ya Rabbi bu ne diyor? Ya bu adam kötü olabilmenin fırsatını bulamamış dünyada. İçi fış fış, fitne fücur kaynıyor. E yani ne yalan söyleyeyim diyor. Ben elime geçseydi Firavundan beter olurdum. Böyle olmaz. Kötü olmak isteyenin kötü olabildiği bir yer burası. Ama aynı zamanda iyi olmak isteyenin iyi olabildiği bir yer burası. Çünkü burası herkesin çiçek gibi açtığı, kim olduğunu dışa vurabildiği bir yer olarak hazırlanmış. İnna cealna ma alal ardı zinete laha. Biz yeryüzünde ne varsa hepsini bu imtihanın bir süsü kıldık. Lineblühum eyyühüm ahsen amela. Kim nasıl bir davranış ortaya koyacak? Kim güzel ameller ortaya çıkaracak? Ortalık sınav materyalinden geçilmiyor. Bunların hepsi sınav materyali. İşi bitince kaldırılıyorlar. Adamın eline milyonlarcası geçse ne olacak? Sınav bitti mi? Adamı paketleyip götürüyorlar. O milyonların hepsi burada kalıyor. Başkası sınar materyaline dönüşüyor. Dış dünya böyleyken iç dünyası nasıl? İç dünyamızda doğruyu ayırt edebildiğimiz yanımızın yanı sıra kötülüğe, yanlışa meyl eden duygularımız var. Bu duygularımız soru şu. Bazıları diyor ki bu duygular çok ağır hocam. Ve biz iradeyi evet doğrusunu biliyordum ama o an duygum öyle bastırdı ki ben onun etkisi altında kaldım. Dikkat et ne dedi? Altında kaldım. Yani duygumla yenişemedim. Duygumu yönetemedim ve altında kaldım. Mesela gazap duygusu, öfke duygusu. Yani o esnada öyle öfkelenmiştim ki kendimde değildim. Dolayısıyla anneme o kötü kelimeyi kullandım. Babama o çirkin sözü söyledim. Yok el kaldırdım. Kardeşimle şöyle boğuştum, komşuma böyle yaptım. Neler yapabilir ki öfke halinde? Trafikte görüyorsunuz adam önündeki arabadan bir iniyor. Bir gelişi var. Yani yiyecek gibi arkadakini. O an öfkenin o hali hiç o kişiyi tanınmaz hale getiriyor. Duygu korkunç bir şey. Bu doğru mu? Gerçekten duygularımızın esiri miyiz? Duygularımızı yönetemez miyiz? Eğer bu duygu, eğer bu doğru olursa o zaman baştan beri konuştuğumuz kişinin ne olmak istediğine karar verdiği süreç bundan yara alır. Çünkü adam Cenab-ı Hakk'ın huzurunda diyor ki ya Rabbi beni öyle öfkeli yaratmıştın ki ben düzgün davranmak istiyordum ama öfke alev alıyordu. Ve ben onu yönetemiyordum, kontrol edemiyordum. Şu gördüğün amel defterindeki bir dünya kötü davranış benim öfkemizin sonucu. Benle alakası yok. Beni yaratan kim sensin? O öfkeyi bana koyan kim sensin? Yani dilim varmıyor söylemeye ama bu işlerin arkasında sen varsın. Çünkü o öfkeyi ben yönetemedim. Çok istedim ama yönetemedim. Mümkün müdür bu? Mümkün değil. Çünkü böyle yaparsa Allah zulmetmiş olur.
[20:18]Allah hiç kimseye yönetemeyeceği bir duygu vermez. Duygular yönetilebilirdir. Hangisi olursa olsun öfke mi, haset mi, hırs mı, ihtiras mı, kin mi, şehvet mi, kariyer tutkusu mu? Hangi duygu çeşidi olursa olsun. Açlık bile duygu. Hangisi olursa olsun Allah kulu bunun altında mağlup etmez. Yani bazen böyle adam araba sürüyor. Uykusu geliyor bastırıyor. Kalıyor altında kaza yapıyor. Bilererek isteyerek yapar mıyız kimse? Duygu da böyleyse ve kişiyi bastırıp onun elinden yönetimi çekip alıyorsa. Diyor ki asabiyim ben. Ben asabiyim. Dolayısıyla böyle şeyler yaparım. Ben işte şöyle duygum var. Ben onun altında kalıyorum ve böyle davranıyorum. Bunlar onların böyle diyenlerin iddiaları sadece. Allah miskal-i zerre zulmetmez. Hiç kimseye altında kalacağı bir duyguyu ona böyle baskın bir biçimde yaşatmaz. Hak Teala'nın huzurunda bu savunmayı yaptılar. Cenab-ı Hakk'a dediler ki Rabbena galebet aleyne şıkvetuna. Ve kunna kavmen dallin. Ya Rabbi bizim o kötü olan yanımız ağır bastı, bize galip geldi. Yani bizi yendi. Galebet aleyne şıkvetuna ve kunna kavmen dallin. İşte biz bu yüzden dalalette olduk. Söz gelimi Ebu Cehil diyecek ki benim öyle bir enaniyetim vardı ki. Evet. Aranızdan gönderdiğim bu peygamberin doğru sözlü olduğunu anlamıştım, biliyordum. Zaten açığa çıkardın içindeki düşünceleri. Cenabı Hak içindeki her şeyi çıkartıyor huzurunda. Ama benim o enaniyetim öyle baskın geldi ki bunu söyleyemedim, bunu kabullenemedim. O yüzden o enaniyetimin etkisinde bununla savaştım. En sonunda Bedir'de de öldüm. Bu enaniyetim yönetilemezdi. Eğer o enaniyet yönetilemez ise gerçekte bu cehil o zaman mağduru olur şu enaniyetin. Mümkün müdür böyle bir şey? Enaniyetin yaratıcısı kim? O duyguyu ve yaşatıcısı kim? Allah Azze ve Celle. Öyle olamaz. Hiçbir duygu iradeyi baskılayamaz. Bunu baştan kendimize telkin etmemiz lazım. Diğer türlü kendimizi kandırırız. Kimi gazap ile kandırıyor kendisini, kimi şehvet ile. Bende ki şehvet diyor. En bilmem kimde hocasında bile olsa her türlü şeyi yapar o o kadar yoğun. Bende ki haset diyor. Allah beni öyle yaratmış. Kimde olsa peygamberde bile olsa o da haset haşa. Hayır, hiçbir duygu yönetilemez değildir. Birinci adım duygunun yönetilebileceğine inanmak. Ve bundan da önemlisi duygularımızı bize yaratıp yaşatan Allah Azze ve Celle'nin. Sürecin dışında olmadığını, sürecin içerisinde olduğunu, yakınımızda, dibimizde, şah damarımızdan bile bize daha yakın. Ya Rabbi duygumu yönetebilmemi sağla. Bana yardım et. Allah'tan yardım istemek. Ya Rabbi işte filanca kişiyi ben haset ediyorum. Belli de etmiyorum ama kimseye. Fakat sen biliyorsun. Nasıl haset ediyorum? Uykularım kaçıyor. İçim içime sığmıyor. Ama bu doğru bir şey değil. Senin bir başkasına verdiğin bir şeyi ben niye haset edeyim ki?



