[0:11]Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vesselatu vesselam ala Resulina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain. Kardeşler geçen dersimizde peygamberimizin hayatı ve daveti Safiyurrahman Mübarek Furi'nin kitabından kitaba başlamadan yine bir mukaddime yapmıştık. Konumuz neydi? Allah Resulünden önce dünyanın genel olarak durumu. Roma'yı, İran'ı ve Hindistan'ı kısmen anlatmıştık ve Haniflik Hicaz'a nasıl geldi? Arap Yarımadasına ve nasıl putperestliğe dönüştü? Bir de bu konuyu anlatmıştık. Şimdi bugün kitabımızdan devam etmeye başlayacağız. Aleyhissalatu vesselam'ın geldiği coğrafyada coğrafi durum nasıldı? Diyeceğiz. Sayfa 23 ile sayfa 29 arasındaki bölümü işleyeceğiz yani. Birinci başlıkta sayfa 23 ile 29. Lakin ben şöyle bir uyarıda bulunacağım. Şimdi müellif burada Allah Resulünün dönemindeki coğrafi durumu anlatırken daha ziyade kabileleri anlatmış. Yani şu kabile şuradan şuraya geçtiği, bu kabile buradan buraya geçtiği gibi hani bize bugün hiçbir faydası olmayan şeyler bunlar. Hani sorduğumuzda ben bunları öğrendiğimde bunun bana faydası nedir? Yani ben mesela Huzaalılarla Haşimoğulları arasındaki kavgayı bildiğimde bunun bana nasıl bir faydası var? Veya Adioğulları şurayı bırakıp burayı terk ettiler. Bunun bana ne tür bir faydası var? Bunun bana hiçbir faydası yok. Bugün için söylüyorum. Lakin biz bu coğrafi duruma şu açıdan bakarsak faydalı hale getirebiliriz. Yani başlığı şöyle değiştirebiliriz. Neden Allah Resulünü bu coğrafyada gönderdi? Yani yeryüzü bu kadar geniş olmasına rağmen niye Hindistan'da değil? Niye Roma'da değil? Niye İran'da değil? Medeniyet beşiği olan yerlerde değil de niçin Allah Resulünü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu coğrafyada peygamber olarak gönderdi? Bunun bize nasıl faydası olacak peki? Şöyle faydası olacak. Müslümanlar büyük bir davet ile toplumları davet etmek istediklerinde büyük bir ıslah hareketi başlattıklarında yani sadece toplumun değil tarihin de seyrini değiştirmek istediklerinde belki buradan kendilerine bir şey çıkarabilirler, bir pay çıkarabilirler. Hani bazen davet vardır, bir topluluğu değiştirmek için davet yaparsın. Bazen davet vardır, bir milleti değiştirmek için davet yaparsın. Bazen de bir davet vardır, daha büyüğünü hedeflersin. Sadece toplumu değil, tarihin de gidişatını değiştireceğiz. Yepyeni bir sayfa açacağız dersin. Yani Allah Resulünün daveti bunlardan hangisiydi dersek diğer peygamberlerin davetinden farkı şuydu. Allah Resulü ne bir kabileye geldi, ne küçük bir millete geldi, ne de bir aşirete geldi. Ne de gayesi Hicaz'ı değiştirip orayı ıslah etmekti. Neydi Allah Resulünün derdi? Bütün beşeriyeti ıslah etmek ve bununla beraber 600'dür devam eden 6 asırlık tarihte bir kırılma noktası oluşturup insanların nefes alabileceği menfezler açmak istedi peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Onun için Allah'ın onu bu coğrafyada göndermesinin bazı hikmetleri var. Biz bu hikmetler üzerine, kabileler arası göçten ziyade biz bu hikmetler üzerinde duracağız. Niye Allah peygamberimizi bu çöl coğrafyasında yani Mekke'de Mekke'de gönderdi? Bir. Çünkü bu toprakların manevi bir bereketi vardır. Yani Allah'ın Resulünü göndermiş olduğu bu toprakların manevi bir bereketi vardır. Nedir peki manevi bereket? Burada bir çekim gücü var. Allah'ın kıldığı bir çekim gücü var ve insanları şey yapıyor, insanları kendisine çekiyor. Hac Suresi 27. ayet-i kerimede İbrahim Aleyhisselam Kabe'yi inşa ettikten sonra Allah İbrahim Aleyhisselam'a diyor ki: "Ve ezin fil hacci yetuke ricalen. Ve ala külli damirin yetike min külli feccin amik. İnsanları Hacc'a davet et. Hac zamanını insanların arasında ilan et, göreceksin. İnsanlar yaya olarak develerin üzerinde uzak bölgelerden buraya gelecekler diyor Allah Azze ve Celle. Niye? Çünkü bu evin bir çekim gücü var. Yani bugün mesela dünyanın en uç noktasında yaşayan bir adam, kutuplarda yaşayan bir adam hac zamanı geldiğinde hac çağrısını duyduğunda eşyasını topluyor. Dünyanın en soğuk yerinden dünyanın en sıcak yerine hiç erinmeden, erinmeden seyahat ediyor. Niye? Çünkü buranın bir şeyi var, buranın bir çekim çekim gücü var. Sebebi de ilk Allah'a ait olan evin orada kurulmuş olmasıdır. Yani Ali İmran Suresi 96. ayet-i kerimede Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: "İnne evvele beytin vudia lin nassi lellezi bi bekkete." İnsanlar için konulmuş olan ilk ev Mekke'de kurulmuş olan evdir. İlk defa Allah'ın bir ev inşa edip bu ev benim evimdir dediği, kendisine nispet edip orayı şereflendirmek için benim evimdir dediği ve insanları oraya akın akın davet etmiş olduğu ev Kabe'dir. Demek ki davet nerede olması lazım kardeşler? Çekim gücü yüksek olan yerlerde olması lazım. Yani davet için bir yer tercih edeceksen eğer sen, çekim gücü yüksek olan ve manevi değerlerin yoğun olmuş olduğu yerleri yerleri tercih etmen lazım. Bu sebepten Allah Mekke'yi Peygamberimiz için bir merkez haline getirdi. İki, ikinci sebebi söylüyorum. Niye Allah Resulü bu coğrafyada geldi? Mekke dünyanın merkezidir. Mekke coğrafi olarak dünyanın merkezidir. Nereden biliyoruz biz bunu?
[6:05]Bu son yıllarda yani bundan son 50 yıl içerisinde kıbleyle ilgili bazı çalışmalar yapılırken Mekke'yi dünyanın tam merkezine koydukları zaman her yere eşit mesafede olduğunu gördüler. Yani bütün dünyanın kalan kısmı Mekke'ye belli bir mesafede. O kare yani Mekke'nin içinde bulunmuş olduğu kare dünyanın her tarafına eşit, eşit bir noktada şey yapabiliyor, eşit bir noktada durabiliyor. Bunu dünyanın merkezinde olmasının şeyi nedir peki? Dünyanın merkezinde olmasının faydası nedir? Yani dünyanın neresinden bir insan kalkıp oraya gelmek isterse herkes ona eşit mesafededir. Hani insanlar buluşacakları zaman derler ya orta bir yerde buluşalım, yani ne sana yakın olsun ne bana yakın olsun, orta bir yerde buluşalım. Kim biriyle buluşmak isterse Mekke iki taraf için de orta orta bir yerdir, dünyanın merkezindedir. Tabii biz bunu bilmiyoruz. Biz bunu niye bilmiyoruz? Çünkü batılılar bizi şöyle kandırdılar. Mesela batılılar bize niye Ortadoğu diyorlar biliyor musunuz? Biz neye göre Ortadoğu'yuz? Yani Ortadoğu'dan neyi kastediyorlar? Akdeniz'den ta Pakistan'a kadar olan kısım, Arap Yarımadası'nı da içerisine alan kısım. Yani bu ülkeleri alan, Şam bölgesini, Arap Yarımadasını, Afrika'nın bir kısmını ta Pakistan'a kadar olan kısma Ortadoğu diyorlar. Nereye göre biz Ortadoğu'yuz? İngiltere kendini merkeze alıyor. Avrupa ülkelerini merkeze alıyor. Biz merkeziz diyorlar. Dünyanın merkezi biziz. Bizim doğumuzda Ortadoğu'muzda olanlar, işte güneydoğumuzda olanlar, şurada olanlar yakın doğumuzda olanlar diyorlar. İnsanlar genel olarak böyle biliyorlar. Onlar dünyanın merkezi, bütün dünyayı da kendilerine göre şey yapıyorlar, isimlendiriyorlar. Oysa bu bir yalan. Yani bilimsel olarak bunun bir gerçekliği yok. Dünyanın merkezinde olan coğrafi olarak dünyanın merkezinde olan yer Mekke'dir ve diğer yerlerin de buna göre belirlenmesi lazım. Bu ne zaman olacak inşallah? Ne zaman tekrardan kıyametten önceki büyük hadiseler yaşanır? İslam ümmeti tek Yaradan hem coğrafi hem dini hem de siyasi liderliği eline alırsa, o zaman biz diyeceğiz bu sefer merkez biziz. Bizim Ortadoğu'muz şurasıdır. Bizim Yakın Doğu'muz burasıdır diyeceğiz. Ama burası dünyanın merkezinde, dünyanın merkezinde olan bir yerdir. Bundan ötürü Allah peygamberini bu coğrafyada göndermiştir. Yine burası üçüncü maddeyi söylüyorum. Nübüvvet merkezidir aynı zamanda. Yani peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den önce gelen bütün peygamberler bu mıntıkada bu mıntıkada gelmişlerdir. Mesela genelde peygamberler hangi bölgelere gelmişler? Peygamberler genelde Kudüs, Şam dediğimiz o bölgeye gelmişler. İsrailoğullarının genel peygamberleri bir de birtakım peygamberler Nuh Aleyhisselam gibi Salih Aleyhisselam gibi işte İbrahim Aleyhisselam gibi, İsmail Aleyhisselam gibi onlar da bu bu bölgeye gelmişler. Ve daha önemli olan bir şey şu, bu iki bölge yani Şam bölgesiyle Arap Yarımadası demiş olduğumuz bu iki bölge Hicaz bölgesi ticaretlerle sürekli zaten alışveriş halinde olan insanlar. Onun için bakıyorsunuz Arap Yarımadasında putperest de var. Yahudi olan insanlar da var, Hristiyan olan insanlar da insanlar da var. Yani kendini peygambere nispet eden her milletten adam orada mevcut ve geçmişin kalıntılarını konuşuyorlar bu adamlar.
[9:36]Yani İsa Aleyhisselam'ın dinine tahrif edilmemiş haline tabi olanlar Ahmet diye bir peygamberin geleceğinden bahsediyorlar. Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de anlattığına göre. Yahudiler yıldızları gözetliyorlar. Bir yıldız doğduğunda son beklenen peygamberin kendilerinden geleceğini geleceğini söylüyorlar. Hanif olan insanlar yaptıkları geziler ve seyahatler sonucunda insanları tevhide davet edecek İbrahim'in milletinden bir peygamberin çıkacağını çıkacağını duymuşlar. İnsanlara bunu müjdeliyorlar. Nereden insanlar bu kadar bilgiye bilgiye sahipler? Çünkü bu bölge nübüvvet merkezi. Bütün önceki peygamberlerin haberleri bu bölgeye gelmiş. Allah da Resulünü tam bu bölgeye göndermiş. İlk defa mesela Hindistan'a göndermemiş örnek veriyorum. Çin'e göndermemiş. Şayet peygamber Çin'de gelseydi, ben peygamberim deseydi insanlar peygamber ne demek diyeceklerdi. İlk defa ömürlerinde böyle bir kelimeyi duymamışlar adamlar peygamberin ne olduğunu. Ama bu coğrafyada ben nebiyim dediğinde kimse nebi ne demek demedi peygamberimize. Sen yalancısın dediler. Nebi demek yerine sen nebî nedir demek yerine sen şairsin dediler. Niye? Çünkü herkes peygamberin de ne olduğunu biliyor. Nebinin de Resulün de ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Hem din sahiplerinden duymuşlar, hem de haniflerden insanlar bunu duymuşlar. Onun için Allah Resulünü dini bir altyapının olduğu tabiri caizse insanların az çok dini bilgilere sahip olmuş olduğu bir mıntıkada gönderdiği bu coğrafyayı Resulü için seçti. Dördüncü madde bu bölgenin insanının geçim kaynağı ticaret. Biliyorsunuz bir yerde ticaret varsa oraya insan akını olur. Bir yerde ticaret varsa oraya insan akını olur. Mekke'de ağaç bitecek bir şey yok, bir orman yok. Veya ekin yapmaya müsait bir arsa yok. Hayvancılık yapmaya müsait bir zemin de zemin de yok. Neyle uğraşıyor Mekkeliler? Allah orayı bir ticaret merkezi kılmış. Yılın belli aylarında mesela şu anda Dubai'de olduğu gibi, işte Çin'de olduğu gibi Türkiye'de belli yerlerde fuarlar kuruluyor ya, o zaman panayır diyorlardı. Fuarlara panayır diyorlardı. Fuar kuruyorlardı, panayır kuruyorlardı. Dünyanın her tarafından tüccarlar mallarını getirip orada satıyorlardı. Başka tüccarların oraya getirdiği malları da alıyorlardı, tekrardan şey memleketlerine götürüyorlardı. Yani Mekke bu yönüyle bir televizyon gibiydi. Herkes dünyanın bütün taraflarından insanlar haberleri getirip Mekke'de panayır zamanında boşaltıyorlardı. Herkes bir diğerinin memleketinde ne olduğunu onlardan dinleyip öğreniyordu. Sonra götürüp kendi memleketine kendi memleketini anlatıyordu. Mesela Türkiye'de bu vazifeyi neresi görüyor? Türkiye'de bu şekil yani medyatik olan en medyatik ili hangisi Türkiye'de? İstanbul, değil mi? Yani haberciler ne derler? İstanbul'a kar yağarsa Türkiye'ye kış gelir diyorlar. Ağrı'da 5 metre kar yağıyor, Bingöl'de 3 metre kar yağıyor, hiçbir gazetede göremezsin. İstanbul'a 2 santim kar, kar yağdığı zaman manşetler şöyle çıkıyor. Türkiye beyaza beyaza büründü. Yağan kar da 2 santim, 3 santim kar. Sebep? Çünkü basın ekspres yoluna şey yaptığı için habercilerin hayatlarını zorlaştırdığı için haberciler haberleri dünyayla paylaştıkları için onlara zor olan sanki Türkiye'ye de zormuş gibi zormuş gibi anlatılıyor. Mekke medyatik bir şehir. Neden ötürü? Ticaretten ötürü Mekke medyatik medyatik bir şehir. Peki bir soru daha sorayım size. Bugün Mekke bu özelliğini yitirmiş mi? Bugün? Hayır. Müslümanlar yani kendini İslam'a nispet edenler dünyanın kaçta kaçını oluşturuyorlar? Dünyanın dörtte birini oluşturuyorlar. Kendini İslam'a nispet edenler. Her sene kendini İslam'a nispet edenler dünyanın dört bir tarafından buraya geliyorlar. Kendini İslam'a nispet etmeyenler dünyanın dörtte üçünü oluşturuyorlar. Burası dünyanın ikinci büyük petrol rezervlerine sahip olduğu için bütün dünya Suudi Arabistan'la ilişki içerisinde olmak zorunda. Çünkü Suudi Arabistan'ın petrolü dünya petrolünün %20'sini karşılıyor. Ve bugün daha önce birinci sıradaydı yani 2004, 2000 şimdi Venezuela birinci sıraya geçti. Suudi Arabistan ikinci sıraya geçti. Ve dünyanın 20 tane petrol üreten rezervinin ilk 5 tanesi yani ilk 10 tanesinin 5 tanesi yine işte Irak, Suriye, işte Suudi Arabistan gene bu bölgeyi içerisine alan kısım. Yani hem Müslümanlar hala orayı dünyanın merkezi olarak kabul ediyorlar. Her sene akın akın oraya gidiyorlar. Hem de diğer kendini İslam'a nispet etmeyenler için hala bu özelliğini koruyor. Çünkü dünyanın en temel ihtiyaçlarından biri olan petrol ihtiyacının ikinci üreticisi hala şeydir, Suudi Arabistan'dır. Bu ticari özelliğinden ötürü medyatik özelliğinden ötürü Allah peygamberini oraya gönderdi. İki sene, üç sene içerisinde Roma Kralı Muhammed diye birinin çıktığını insanları tevhide davet ettiğini duydu. O günün şartlarında yani telefon yok, işte internet yok. Bir yerden bir yere gitmek için 500 kilometrelik yolu 20 günden ancak ancak gidiyorsun. Böyle bir zamanda 2-3 yıl gibi bir sürede Ebu Süfyan diyor ya ben Şam'a gittiğim zaman Şam'ın Kralı beni çağırdı. İşte peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'le ilgili bana sorular sordu. Dünyanın merkezlerinde peygamberimizin daveti konuşulmaya başladı. Bundan ötürü Allah Azze ve Celle bu coğrafyayı seçti. Tabii bunları anlatırken kardeşler Allah'ın el-Hakim ismini üst perde yapın. Yani Allah nasıl hikmetle kullarının acziyetine muhtaç olmadan nasıl işleri istediği gibi kendi rızasına uygun bir şekilde Allah Azze ve Celle planlıyor, ayarlıyor. Bunu bu şekilde bu şekilde düşünün ve buradan şu dersi de alalım. Davet merkezi yerlerde olmalı ki hani Allah Mekke'ye diyor ya Ümmül Kura şehirlerin anası diyor. Davet şehirlerin anasında olması lazım, asıl davet. Yani sen köyde davet yapabilirsin. Ama senin köyde yaptığın davet sadece senin köylüne has kalır. Köy odasında bir tartışmaya sebebiyet verir, bitti. Ama merkez illerde yapılan davet genelde bütün o şeyin, bütün ülkenin bütün şehirleri tarafından duyulur. Sebebi de medyadır. Eskiden şairler yapardı bu işi, şimdi de medya bu işi yapıyor. Bir başka başlık daha var isterseniz ona da değinelim. Ondan sonra konumuzu bitirelim.
[27:37]Bu da sayfa 29 ile sayfa 39 arası. Burada duracağız. Sayfa 29 ile sayfa 39 arası. Burada müellif bize neyi anlattı? Burada müellif bize Araplarda idare ve emirliği anlattı. Yani Allah Resulünün geldiği toplumda Araplarda nasıl bir yönetim biçimi vardı, bunu anlattı. Biz Allah Resulü gelmeden önceki Arapları üç kısma ayırabiliriz. Yani yönetim anlamında Arapları üç kısma ayırabiliriz. Birinci kısım Araplar başlarında taç bulunan kral kralları olan Araplar. Birinci grup Araplar Yemenliler gibi, Şam Şam ehlinde olduğu gibi böyle Araplar var. İkinci grup Araplar başlarında bir kral olmayan demokrasiyle yönetilen Araplar var. Yani çok partili demokratik sistem var ya birden fazla parti ülkeyi yönetir. Birden fazla kabilenin aralarında bir heyet oluşturup birden fazla kabilenin o şehri veya o bölgeyi yönetmesi, çoklu demokrasi var. Üçüncüsü ise ne liderin ne demokrasinin olmadığı herkesin kendi kafasına göre yaşadığı bedeviler var. Çöl ortamında bulunan bedeviler var. Birinci grup kimdir dedik? Başta bir kral var. Onun yetkileri var, insanları yönetiyor. Yemen gibi, Şam gibi. Bunlar müstakil krallar değiller. Bunlar ya İran'a bağlılar ya da Roma'ya bağlılar. Yani Bizans'a bağlılar. İkisinden bir tanesine bağlı olarak Arapların bazı bölgelerinde krallık sistemleri var. Daha doğrusu bunlar büyük imparatorlukların valileri hükmünde olan insanlar. İkincisi Mekke gibi, Medine gibi başında kralı bulunmayan demokrasi ile yönetilen yerler var. Nasıl demokrasiyle yönetiliyorlar? Her kabilenin bir vazifesi var. Her kabileye bir iş vermişler. Her kabile kendi işini yapıyor. Bütün şehri ilgilendiren bir problem olduğunda bir parlamento var, Darunnedve dediğimiz. Oraya toplanıyorlar ve istişare yapıyorlar, oylama yapıyorlar. Herkes fikrini söylüyor tane tane. Kimin fikrini çoğunluk kabul ederse bütün Araplar onu, Kureyşliler onu fikir olaraktan kabul ediyorlar. Bu şekilde yaşıyorlar. Aynı bizim Türkiye'deki çoklu demokrasi sisteminin aynısı Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geldiği Mekke'de de Mekke'de de aynısı var. Sayfa 37'yi açarsanız, sayfa 37-38. Burada Mekkeli kabilelerin görevlerini anlatmış. Yani 8 tane, 7 tane görevini anlatmış. En altı, 37'nin en altı ve 38. Mesela bir grup kabile putların önünde fal oku açan yani mahkeme işi gören adamların işlerini idare ediyorlar. İşte Cümah oğulları gibi. İşte bir grup kabile putlara gelen hediyeler. Bunların nasıl tanzim edeceğiz? Kimlere dağıtacağız? Satıp nasıl paraya çevirip Kabe için kullanacağız? Bu işle ilgileniyorlar. Yani bir nevi Diyanet İşleri Bakanlığı gibi düşünün bu iki vazifeyi görenler. Bir grup Darunnedve ile ilgileniyor. İşte Esedoğulları gibi. Ne zaman toplanacak insanlar? Kararları işte yazıya dökmek. Sonra insanlara bu kararları okumak gibi. Mesela bir grup diyet ve para cezalarıyla ilgileniyor. İki grup kavga etti diyelim. Aralarında sulh yapıldı. Para ne kadar belirlenecek? Ne kadar verilecek? Bir grup bu işi yapıyor. Bir de işte daha sonra Emevi devletini kuran Ümeyye oğulları var. Yani Ebu Süfyan'ın çocukları dediğimiz. Bunlar ilk dönemler sancak bunların elinde. Yani savaş işleriyle bunlar ilgileniyorlar. Lakin daha sonra Bedir'den sonra Mekke'nin büyük bütün büyükleri öldürülünce Ebu Süfyan Mekke'nin tartışmasız lideri haline geliyor. Ebu Cehil ölüyor, Velid İbn Mugire ölüyor, Ümeyye İbn Halef ölüyor, Ebu Leheb ölüyor. Geriye şey kalıyor zaten. Ebu Süfyan kalıyor. Ümeyye oğulları Mekke'nin yönetimini ele alıyorlar gibi yani burada okuyacağınız şeyler var. Bu şekil kendi aralarında bir taksimat taksimat yapmışlar. Niçin peki? Üç sınıfa ayırdık ya. Dedik ki diktatörlük, demokrasi, bir de bedevilik var. Herkes kendine göre yaşadığı çete mafya gibi yaşayan bir de çöllerde bedeviler var, göçebe bedeviler var. Allah Resulünün gelmiş olduğu Mekke'de niye demokrasiyi seçmişler? Çünkü oranın halkı kibirli bir millet. Hiç kimse başka bir kabilenin kendi üzerinde söz sahibi olmasını istemiyor. İstiyor ki herkes hep beraber yönetimde bulunalım. Bunun için de demokrasiyle yönetiliyorlar. Ve bunun yani bu durumun Allah Resulüne bir faydası var, bir de bir zararı var. Allah Resulüne en büyük zararı ne bu durumun? İnsanlar hakkı hak olduğundan dolayı değil. Kendi kabilelerinden biri söylediğinde kabul ediyorlar. Başka kabileden biri hakkı da söylese onlara göre yanlış söylemiş, yanlış söylemiş oluyorlar. Mesela örnek veriyorum, bu kabileden biri öbür kabileden bir tane şeyi öldürüyor, hayvan öldürüyor. Karşı kabile diyor ki size bir hayvan verelim diyorlar. Ödeşelim. Hayır diyorlar. Bizim kavmin hayvanları sizin kavmin erkeklerinden daha değerlidir. Bize 100 tane erkek verecekseniz bir deveye diyet olarak biz onları öldüreceğiz. Şimdi soru yani aklı olan bir insan böyle bir saçmalığı kabul eder mi? 100 tane insan, bir tane deveye. Ama senin kabilen buna karar vermişse sen bunu kabul etmek zorundasın. Ve karşı taraf bir deveye 100 tane adam vermezse de yıllarca süren savaşların içerisinde sen kendini helak ediyorsun. İnsanlar helak oluyorlar, insanlar savaşıyorlar. Şimdi böyle olduğu için insanlar Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i dinlerken ne dediğinden ziyade kim söylüyor? Bakıyorlar. Haşimoğulları söylüyor diyorlar. Şimdi biz kabul edersek Haşimoğulları 1-0 öne geçmiş olacak diyorlar. Bununla ilgili hatta Ebu Cehil'in söylediği meşhur bir söz var. Ebu Cehil siyer kitaplarının bize aktardığı kadarıyla Vallahi ben Muhammed'in hak söylediğin hak olduğunu biliyorum ve onun yalan söylemediğini de biliyorum diyor. Fakat biz Haşimoğullarıyla yıllardır liderlik savaşı veriyoruz. Eğer biz onlardan çıkan bir peygamberi kabul edersek biz onların liderliğini kabul etmiş olacağız diyor. Sırf bu sebepten Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in davetine icabet etmiyorlar. Müseylemetül Kezzab çıktığında onun kabilesinden olan birine soruyorlar. Diyorlar sence Muhammed mi doğru söylüyor? Müseyleme mi doğru söylüyor? Vallahi diyor Muhammed'in okuduğu Kur'an'dır. Bizimkinin okuduğu yalandır. Ben bunu adım gibi biliyorum ama bizim kabilenin yalancı peygamberi Kureyş'in hakiki peygamberinden daha faziletlidir diyor. Şimdi insanlarda bu ahlak olunca bu peygamberimizin işini çok zorlaştırmış. Ama bir de faydası var peygamberimize. Faydası ne peki? Haşimoğulları iman etmeseler de peygamberi müşriklere karşı korumuşlar. Yani mesela ekonomik boykot olduğunda Haşimoğulları kafir olmalarına rağmen çoğu Allah Resulünün yanında durmuşlar. Onunla beraber üç sene açlığa katılmışlar. Ve Mekkelilerin peygamberimizi öldürememelerinin en büyük nedeni Haşimoğullarının düşmanlığını üzerlerine almamak içindir. Yani korkmuşlar. Biz eğer Muhammed'i öldürürsek Haşimoğulları da kan talebinde bulunursa biz bu yükün altından kalkamayız. Kalkamayız demişler. Yani hem faydası var Allah Resulüne. Hem de aynı zamanda Allah Resulüne zararı var. Bunu bilmenin bize en büyük faydası da şudur. Yani bu anlattığım konuyu bize bilmenin en büyük faydası şudur. Birincisi eğer Müslümanlar bir yerde davet yapıyorlarsa ve orada aşiret bağları güçlüyse Müslümanların iman etmeseler dahi aşiretlerin gücünü arkalarına almaları caizdir. Yani senin bir kabilen var diyelim Allah Resulü gibi bir aşiretin var, iman etmiyorlar. Kafirler, putperestler ama sen onların seni koruyup kollayacağını biliyorsan onlarla vela bera hukukunu uygulamazsın. Yani onlara düşmanlığını ilan edip ben sizden de beriyim, işte Allah'ın dışında taptıklarınızdan da beriyim, siz ateşin köpeklerisiniz gibi bu tip lafızlar söylemene gerek yoktur. Çünkü senin onların desteğine ihtiyacın vardır. Senin şahıs olarak değil. Senin davanı ve davetini korumalarına ihtiyacın varsa eğer Allah Resulünün Haşimoğullarına davrandığı gibi hakkı anlatırsın. Onları İslam'a davet edersin. Ama İslam'a düşmanlık eden insanlara gösterdiğin tavrı onlara göstermesin. Bunu şey yapabilirsin, sağlayabilirsin kendin için. Bir ikinci mesele ise insanların zannettiği gibi müşrikler Allah Resulüne gelip hani mal istiyorsan mal verelim. Kadın istiyorsan kadın verelim. İşte ondan sonra hastaysan sana bir doktor bulalım. Başımıza emir olmak istiyorsan emir yapalım. Bizimle beraber istişarelere katılmak istiyorsan Darunnedve'ye seni aramıza katalım dediklerinde Aleyhissalatu vesselam'a şunu teklif etmiyorlar müşrikler. Gel seni kral yapalım. Sen bizim başımıza tek kral ol. Böyle bir şeyi Kureyş'in kabul etmesi mümkün değil zaten söyleseler bile. Neye davet ediyorlar peygamberimizi? Demokrasiye davet ediyorlar. Fikir hürriyetine davet ediyorlar. Gel bizim aramıza gir diyorlar. Ne anlatmak istiyorsan orada anlat. Yani varsa bir derdin, anlat. Oya sunalım. Kureyş'in çoğu kabul ederse kabul ederiz. Çoğunluk reddederse sen de susarsın, o şekilde kalır. Yani aslında Allah Resulünü demokrasiye davet ediyorlar. Allah Resulü de meselenin farkında olduğu için onların bu çirkin davetini kabul etmiyor. Onların bu çirkin davetini reddediyor. Yani Araplardaki siyasi işleyişi bilirsek İslam daveti konusunda bu iki meseleyi Allah'ın izniyle doğru bir şekilde anlamış oluruz diyelim.



