Thumbnail for Sol Ayağım Dinleme Metni - 7. Sınıf Türkçe (MEB) by DilBilgisi Net

Sol Ayağım Dinleme Metni - 7. Sınıf Türkçe (MEB)

DilBilgisi Net

12m 51s1,095 words~6 min read
Auto-Generated

[0:09]Sol ayağım.

[0:20]Beyin felçli olarak dünyaya gelen Christie Brown, konuşmasını ve hareketlerini kontrol edemeyen bir çocuktur. Christie, çok zor bir yaşam mücadelesi vermektedir. Bir gün kardeşinin tebeşirle ödevini yapmasını izlerken elinden tebeşiri sol ayağıyla alıp bir şeyler çizmeye başlaması ailesini çok şaşırtır. O günden sonra yazı yazmaya, resim çizmeye başlayan bu zeki ve cesur çocuğun hayatı hızla değişecektir. Daha sonra bir doktorun yardımıyla fizik tedaviye başlar. Fakat bunun karşılığında sahip olduğu tek şeyden vazgeçmesi istenir. Fizik tedavide başarılı olmak için Christie'nin sol ayağını kullanmayı bırakması gerekmektedir.

[1:17]Dinleyeceğiniz metin, eserin kalem başlıklı bölümünden alınmıştır.

[1:29]Klinikteki deneyimlerim ve bunların zihnimdeki etkileri birçok düşüncenin doğmasına neden olmuştu. Gözlerimin önünden bir perde kalkmış gibiydi. Beni uzun zaman şaşırtan ve bana büyük acılar veren bazı şeyler için sonunda bir anahtar bulmuş gibiydim. Konuşmayı öyle çok istiyordum ki yalnızca aileme, arkadaşlarıma değil, bütün dünyaya bir şeyler söylemek istiyordum. İçimde konuşmak için büyük bir istek vardı ve bunun bir an önce olmasını istiyordum. Bir şeyler bulduğumu hissediyordum. Düşünmeye ve kendimle ilgili bir şeyler hissetmeye başladığımdan bu yana aradığım şeyi bulduğuma inanıyordum. Bulmak yıllarımı almıştı ama nihayet bunu keşfettiğime inanıyordum ve şimdi bunu her yana dağılan rüzgarlara yüklemeyi, rüzgarın bütün dünyayı dolaşıp taşıdığı mesajı herkesin kalbine bırakmasını istiyordum. Ama söylemek istediğim, herkesin bilmesini istediğim şeyi nasıl ifade edecektim? Ellerimi tam olarak kullanamıyordum. Bir şeyi tutmak veya kavramak için güçsüzlerdi. Dudaklarım da zihnimde sabırsızca arı sürüsü gibi dolaşan düşünceleri dile getiremiyordu. Çünkü hala ailemin dışındaki insanlar tarafından da anlaşılabileceğim bir dil konuşmuyordum. Bu durumda dilim hala tutuktu ve derin bir sessizliğe gömülmüş gibiydim. Vefalı eski dostum sol ayağıma ne olmuştu? Bana çok yardımı dokunan ve yıllarca bütün umutsuzluklara ve boş çabalara karşı tek silahım olan ayağım. Onu artık kullanmayacak mıydım? Hayır, bu mümkün değildi. Bayan Collis'e verdiğim sözden cayamamzdım. Öyle yaparsam kendimi vatan haini gibi hissedecektim.

[3:49]Bir çözüm yolu ürettim ve bu sözü tutmaya karar verdim. Sonra birden aklıma bir fikir, bir ilham geldi. Bir öğleden sonra bütün söylemek istediklerimi kağıda nasıl aktarabileceğimi düşünerek mutfakta otururken erkek kardeşlerimden birinin elindeki kalemle not defterine bir şeyler yazdığını gördüm.

[4:16]O zamanlar daha 12 yaşında olan Aymon ödevini yapıyordu. Kaşlarını çatmasına bakılırsa yazdığı İngilizce kompozisyondan pek de memnun değildi. O oturuyor, elinde bir kalem tutuyor ve yazacak bir şey bulamıyordu. Ben de pencerenin kenarında beynimde bir sürü fikirle oturuyor ama elimde kalem tutamıyordum. İçimden sandalyeyi fırlatmak ve delice koşmak geldi. Eğilip kardeşime ne yaptığını sordum. Okul için bir kompozisyon yazmaya çalışıyorum dedi içini çekerek. İyi bir ödev yapmazsam mahvolurum. Elime bir şans geçmişti. Ona karşılığında bir şey yaparsa yardım edeceğimi söyledim. Tabii ki yaparım dedi. Benden ne yapmamı istiyorsun diye sordu kardeşim elindeki kalemi masum bir tavırla tutarak. Bahar mevsiminin pırıltılı gökyüzünde sallanan ağaç dallarına bakarak biraz düşündüm ve küçük kardeşimin merak içindeki yüzüne baktım. Hayat hikayemi dedim. Zavallıcık kalemi masadan düşürdü. Ne? Cevabımı tekrarladığımda bir süre sessiz kaldı. Sonunda onu belirsiz bir süre boyunca benim için yazmaya ikna ettim. Hiçbir hazırlığımız olmaksızın o öğleden sonra çalışmaya başladı. Yazdıklarım taslak yığınları halinde birikiyordu. Anlatmaya devam ediyordum, kardeşim yazmaya devam ediyordu. Fakat öyle bir noktaya gelmiştik ki ne yaptığımızı da tam olarak bilmiyorduk. Ben konuştukça o mekanik bir şekilde yazıyordu. Bir kısır döngünün içine girmiştik. Hayat hikayemi yazdığımı sanıyordum fakat hiçbir yere varamadığımı hissediyordum. Ben anlatmaya devam ettim, Aymon da yazmaya. Not defteri her geçen gün doluyordu. İçinden düzgün bir yol geçmeyen sözcükler ormanı gibiydi. Bir yerde bir sorun olduğunu biliyordum. Çünkü anlatmaya başlamadan önce düşüncelerim gayet netken, anlatmaya başladığımda bulanıklaşıyor, zihnimde rüzgarda uçuşan yapraklar gibi dağılıyorlardı. Hepsini topluyor ve devam ediyordum. Kafa karışıklığım yüzünden aklımı kaçıracaktım. Sonra bir gün moralim bozuk, canım sıkkın halde pencerede otururken aklımda bir isim beliriverdi. Az kalsın sandalyeden düşüyordum.Collis. Hemen Aymon'a seslendim ve çekmeceden bir kartpostal alıp bunu hemen Doktor Collis'e göndermesini istedim. Kısa bir mesaj yazdım. Sevgili Doktor Collis, bir kitap yazmaya çalışıyorum. Sizin için sakıncası yoksa gelip bana yardım eder misiniz? Christie Brown. Ancak kartı gönderdikten sonra ne yaptığımı düşündüm. Doktoru 1 yıldan fazla bir süredir Londra'dan geldiğimden beri görmemiştim. Kliniğin kurucusu ve İrlanda Beyin Felci Derneği'nin başkanı olduğu dışında hakkında pek bir şey bilmiyordum. Onu gördüğüm anda sevmiştim. Onunla ilk tanıştığımda utanmamış, yabancılık çekmemiştim. Bu garipti çünkü çok iyi tanıdığım insanların yanında bile kendimi yabancı gibi hissediyordum. Ama her şey bir yana o sadece bir doktor değil miydi? Yazmama nasıl yardım edecekti? Dünyanın en tatlı adamı olması bu konuda ne işe yarayacaktı? Onun sadece Doktor Collis olmadığını daha sonra fark ettim. Aynı zamanda ünlü oyun Merro Bonley'i ve The Silver Fleece otobiyografisini ve birçok oyun ve kitaplar yazıp yayımlayan yazar Robert Collis'ti. Ertesi gün evin arkasında oturmuş Dickens okurken birden kapı açıldı ve Doktor Collis bir kolunun altında bir paket kitap, diğer elinde evrak çantasıyla içeri girdi. Kitapları yatağa fırlatıp elindeki evrak çantasını yere koydu ve bana doğru döndü. Merhaba dedi ve yanıma gelip masanın karşısındaki sandalyeye oturdu. Yardım çağrını bugün aldım. Demek kitap yazıyorsun. Ne güzel. Görelim bakalım. Yatağın altındaki eski deri çantaya sakladığım yazıları aldım. Diz çöküp çantayı çekti. İçinden yazıları alarak masanın üzerine koydu ve gözlüğünü takıp okumaya başladı. İlk sayfayı okuduğunda kaşlarını kaldırdığını gördüm. İkinci ve üçüncü sayfayı da okudu. Her seferinde kaşları yukarı doğru kalkıyordu. Sonra yazıları masanın üstüne koyup bana baktı. Güzel dedi eliyle masaya vurarak. Kurumuş otlar arasında bir gül gibi duran, değersiz taşlar arasında pırlanta gibi parlayan bir cümle yazmışsın buraya. Demek ki nasıl yazacağını bilirsen olacak. Görmek istediğim buydu. Sonra yazıları tekrar aldı ve düşünceli bir şekilde inceledi. Bir süre sessiz kaldı. Ateşin çıtırtısını, şöminenin üzerinde asılı olan saatin tıkırtısını ve bahçenin diğer tarafındaki mutfaktan gelen anlaşılmaz sesi duyabiliyordum. Sonunda konuşmaya başladı. Christy dedi, dirseklerini masaya dayadı. Kağıt yığınlarını işaret etti. Bunlar boş değil. Belki zor okunuyorlar ama anlamsız değiller. Hiçbir işe yaramasalar bile düşüncelerin üzerinde yoğunlaşmana yardımcı olurlar. Hala kendi hikayeni yazmak istiyorsan tabii. Duraksadı ve bana soran gözlerle baktı. Hararetle başımı salladım. Hayat hikayemi yazmayı her şeyden çok istiyordum. Peki öyleyse diye devam etti. Bu durumda bütün hikayeye yeniden başlamalısın. Sonra bana ders vermeye başladı. Daha sonra onun bir sürü öğrencisi olan bir öğretmen olduğunu öğrenecektim.

[11:40]Hikaye yazmak için bilinmesi gereken iki temel kural vardır dedi. Birincisi anlatacak bir hikayenin olması. İkincisi okuyan kişinin bunu yaşadığını hissetmesini sağlamak. Sana önemli noktaları anlatacağım. Olabildiğince kısa cümleler kurmaya çalış. Fırçayla resim yaptın, şimdi bunu kalemle yapmayı denemelisin. Yalnızca dene. Örneğin bu odayı tarif et. Garip sandalyeni, isli duvarda asılı duran resmi, kırık aynayı, kitapları, renkli fotoğrafları. O bana nasıl yazmam gerektiğini öğretirken öğrenmeye susamış bir halde dinledim. Söylediği hiçbir şeyi unutmadım. Sonunda yanıma gelip elimi sıktı. Hayatımın en zor işine başlamak üzere olduğumu biliyordum. Ama bu adam arkamda olduğu sürece bu işi halledeceğimi de biliyordum. Elimi sıkışından anlamıştım.

[12:49]Christy Brown.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript