Thumbnail for Allah'ın İnayeti, Milletin Himmeti | Bamteli Yeni | M. Fethullah Gülen Hocaefendi by HerkulNagme

Allah'ın İnayeti, Milletin Himmeti | Bamteli Yeni | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

HerkulNagme

24m 15s2,386 words~12 min read
Auto-Generated

[0:10]Muhterem efendim, bugün hutbede dile getirilen bir hususu sormak istemiştik. Sezar, Roma mefkûresini kendi heva ve hevesine çiğnetmiş; Napolyon, büyük Fransa idealini hırslarının ağına hapsetmiş, öldürmüş; Hitler ise büyük Almanya gaye-i hayalini maceralı çılgınlıklarıyla yiyip bitirmişti." deniliyor. Bizim dünyamızın mefkûre insanları, bu tehlikelerden nasıl sıyrıla bilmiştir ya da sıyrılabilir? Evet. Yani bu hususları ifade ederken belki o meseleyi o meselenin gerektiği ölçüde hakkaniyete riayet ederek ifade etmemiş olabiliriz. İrticalin esnekliği içinde veyahut da işte kalemin tuğyanı çerçevesinde o mevzuda zeyi kalem kayma olmuştur, zeyi fikir olmuştur. Zeyi mülahaza olmuştur, olabilir yani bunları. Biz müzekka insanlar değiliz. Söylediğimiz sözler, ettiğimiz şeyler sorgulanmaz değil, her şey sorgulanabilir. Ama nispetler perspektifinde meseleye bakarken her zaman belki Peygamberlerden sonra mutlak planda hiç kimse hakikati olduğu gibi temsil etmiş denemez. Ancak onlar Allah'ın emriyle böyle her adım başında, belki birkaç işaretle, birkaç işar ile nasıl yapmaları, nasıl davranmaları gerektiğini oradan aldıkları mesajla ona göre yapmışlardır. Onlara göre, onlar nazarı itibar alınmazsa, onlar nazarı itibara alınmadan Allah'a sığınırım, nazarı itibara alınmazsa Raşit halifeler o meseleyi bihakkın temsil etmişlerdir. Kılı kırk yararcasına. Bir insanın dünyada bir kısım muvaffakiyetler elde etmesi, hatta dünyanın en zengini haline gelmesi, en başarılı iş adamı haline gelmesi bunlar mezmum şeyler değillerdir. Fakat kendini dine adamış, dini hizmet eden insanlar, mefkûre insanları, gaye-i hayal insanları, Fransızcadan geçen Frenkçe tabirle ideal insanlar esasen bunlar kendilerini düşünmeyen insanlardır. Bunlar ihya kahramanlarıdır, bunlar bahsubademevt kahramanlarıdır. Raşit halifelerin tavrı odur esasen yani. Hazreti Ebubekir Efendimiz aldığı minnacık bir maaşla ömrünü geçirmiş, ama kocaman bir devlet, her zaman onu anlatırken, onun o icraatına bir vefa borcu olarak onları söylüyorum. Kendi döneminde 11 tane her biri bugünkü PKK'nın birkaç katı irtidat hadiseleri olmuştur kendi döneminde. 11 tane, her biri birkaç PKK gailesinin kaç kat üstünde, Allah'ın izni inayeti, riayeti, kilayetiyle o fetanet kahramanı o dahi Mahmut Akat dahiller silsilesi içinde Ebubekir, Ömer, Hazreti Osman'ın mülahaza dairesi açıktır ve Halid'i zikreder orada. Aşkın dimağlar bunlar. Sezarlarla, Napolyonlarla öyle, Hitler'le, filan bilmem Marx'la, falanla, filanla kıyas edilmez bunlar. Öyle bir mukayeseye girme bile onlar hakkında saygısızlık olur. Bağışlayın, terbiyesizlik olur. Nispet planında, izafi planda onlar Allah'ın izni ve inayetiyle hakikaten o adammışlığı sergilemişlerdir ve çok büyük işlere, başarılara imza atmışlardır. Düşünün ki yani Müslümanlar bisetiseniyesinin veya hicret-i seniyenin 50. senesi bütün Horasan'a nafiz hale gelmişlerdir. Veya şeye Moğolistan'a kadar olan ulaşmışlardır. Ve 80. sene bir yönüyle bütün çevrelerini tedip altına almışlardır. Çok önemli bir hadise ve bir huzur dönemi başlatmışlardır Allah'ın izni inayetiyle. Şimdi hani bunlara bakınca ve onlardan sonra Osmanlılara bakınca, belli ölçüde Selçuklulara bakınca 1001 gaile içinde üst üste gelen Haçlı seferleri var. Moğol işgalleri var. Bütün bunlara rağmen o bölgede huzur ve emniyeti Allah'ın izni inayetiyle temin etmişlerdir. Şimdi onlara bakınca Sezar'ın işine ancak macera olarak bakılabilir. Roma'daki en büyük imparatorlara bile zaten orada hiçbir zaman iki asrı geçmemiştir. Oradaki o imparatorlar silsilesi. Ne Mısır'da o Firavunlar sülalesi böyle birkaç asrı geçmiştir, ne Roma'da. Her zaman Roma tarihinden bahseden insanlar Doğudan gelen Asy Kavimler orada yeniden kendilerine göre bir idare, bir sistem oluşturdular. O yıkıldı öbürü geldi, o yıkıldı öbürü geldi. Zannediyorum en sistemli böyle uzun ömürlü ve aynı zamanda insanlık için huzur, saadet, emniyet ve güven vad eden bir devlet, devleti Aliye olmuştur. Bunu biz anlamasak, keşfetmesek bile o devletin hasımları onu çok iyi keşfettiklerinden dolayı onu yıkmak için iki asır uğraşmışlar. Meseleyi pozitif yanıyla değerlendiremiyorsak, Allah aşkına, hiç olmazsa negatif yanıyla değerlendirelim. Yani sizin hasımlarınızın düşman olduğu bir şey belli ki sizin dostunuzdur. Bütün hasım dünya onu düşman olarak ilan etmiş, bölmüş, parçalamış, birbirine düşürmüşler. Ve bugün Ortadoğu dediğiniz şey işte Kuzey Afrika dediğiniz şeyi Afrika içlerine kadar sudan, Mısır sudan birbirine dahil bir şey değil Yemen'e kadar Kuzey ile Güney ile Yemen'e kadar huzur içindeydi insanlar, hiçbir problem yoktu. Ellerinden gelen her şeyi yaptılar, lime lime ettiler, doğradılar. Evet, Sezar öyle bir Sezar'dı, işte Napolyon da öyle bir Napolyon'du. Rusya'da bir falso yaşadı. Yani orada mağlup ettiği Ruslar sonra karda kışta kendisini kırdı geçirdiler. Bir hezimetle geriye döndü. Azzedildiğini bilirsiniz. Sonra hülyalara daldı, elalem onu dahi zanneder. Köle saldı kendisini orada. Osmanlı padişahları içinde Kavallalı orada bilinir de genelde Cezer Ahmet çok bilinmez yani. Demek ki Osmanlı paşaları içinde de sıradan bir adamdı o. Çölde Cezer Ahmet karşısında bir mağlubiyet yaşadı ki Rus mağlubiyetine de benzemez bu. İskender'in mağlubiyeti de yani cihanın Makedon hükümdarı sonra Grekleri de İonya'yı da hakimiyeti altına almış, onun yaşadığı hezimetler de aynı hezimetlerdi bunlar. Bu açıdan onlara böyle bir şey ifade eder kıymeti harbiyesi olan insandırlardır. Kıymeti harbiyesi olan insan nazarıyla bakmak doğru değil yani. Üst üste hezimetler yaşanmış. Milletlerini perişan etmişlerdir. Hiçbir zaman dağ dağdan sıyrılamamışlardır. Hatta o Roma güçlü olduğu dönemde Sparta küs vasıtasıyla kölelerin başındaki bir adam şimdi de iki versiyonlarıyla filmlerini de çeviriyorlar. Vaka, tarihi bir vaka yani. O koskoca imparatorluğu sarsmış yani. Sarsılmışlar, kocaman Roma sarsılmış. Evet. Şimdi hani biz öyle bir sağlam köke dayalı geliyoruz. Kökü mazide bir Halis inşallah bu hal ati olacaktı. Bu tabir Yahya Kemal'in sözüne bir göndermeydi. Ne harabiyim ne harabatiyim, ben kökü mazide ve atiyim. Tevfik Fikret'in bir yinelemesine karşı hep maziden bahseden malum. Gök kubbemize şiirler de biraz o çerçevededir. Sen efendim harabisin, harabatisin. Ati değil, mazisin falan diyor. O da ne harabiyim ne harabatiyim, ben kökü mazide ve atiyim.

[9:00]Allah o kökten koparmasın bizi. Kök sağlam. Öyle o sağlam kökten sağlam beslenme olursa Allah'ın izni inayetiyle. Bugüne kadar değişik fasıllarda olduğu gibi inşallah bundan sonra da bugünün nesillerinin bundan sonraki nesillerin karşılarına çıkan o gaileri cedlerimizin açtığı gibi açma imkanı olabilir. Diyorsunuz sorunun sonuna gelelim deniliyor. Bizim dünyamızın mefkûre insanları bu tehlikelerden nasıl sıyrıla bilmiştir ya da sıyrılabilirler? Evet buraya gelelim. Şimdi hakkaniyet esasen her zaman kuvvet, idare şekli hakkın emrinde olması lazım. Adaletin emrinde olması lazım. Ne zaman ki hak, adalet kuvvetin emri altına girer. Kuvvet vesayetinde yaşarlar. O zaman huzursuzluklar olur. Burada yine meseleyi dağıtma adına bir şey diyeyim. Devlet-i Aliyenin son dönemlerinde azınlıklara karşı bir tavır oluştu bizde de. Esasen bizim bünyemize yakışmayacak şeyler yapıldı. Yani bir tarafta ismini tasdik etmeyeceğim. Hala o köke bağlı insanlar bugün medyada bulunduklarından cedlerinden ötürü rahatsız olurlar. Fakat işte bir yönüyle Ortadoğu dediğimiz yerde bölgede böyle derdini anlatmak isteyen insanlar gelince siz şikayetçisiniz diye çoklarını arkadan vuruyorlar, öldürüyorlar. Şimdi insanlar böyle ezilince bunlar bir nokta-i istinat ararlar mı, aramazlar mı? Dayanacak bir yer ararlar mı aramazlar mı? Aradılar, onlar kimi acaba dayansak dediler. En güzeli Anglosaksonlar dediler. Onun için Ahramların köşesinde upuzun bir zaman onlara belli imkanlar bahşettiler. Ve Devlet-i Aliye orada onlarla öbürleri el ele vermek suretiyle mağlubiyet yaşadı. Ve Ortadoğu'da diğer yerlerde de hemen aynı şey oldu. Balkanlar'da da aynı şey oldu. Onlar da bir yönüyle pek çoğu itibarıyla belki Hristiyanlıktan gelmeydi. Ama o Osmanlı'nın müsamahası, hoşgörüsü, konuma saygısı, diyaloğu sayesinde o insanlar saygı duyuyorlardı. Kendilerini sizin milletinizin tebaası sayıyor. Vesayet, şayet o vesayeti saygıyla karşılıyorlardı. Fakat bir dönemde ezme meselesi başlayınca belki daha erken dönemde bir yerde bir İskender Bey gibi birisi çıktı, başka yerde başkaları çıktı. Günümüzde nasıl böyle haksızlığa uğrayan insanlar insan hakları muhakemesine başvuruyor. Bu defa onlara başvurdular. Grek'lere başvurdular. Efendim, Cermen'lere başvurdular, Anglosaksonlara başvurdular. Ve bunlar o devletin başına gayle açılmasına sebebiyet verdi. Şimdi bu türlü gaililerden azade kalma düşünülüyorsa bence herkese karşı çok saygılı, çok şefkatli hareket etme mecburiyetindeyiz. Herkesi Allah'ın kulu olması münasebetiyle muamelede bulunmalıyız. Siz kendi değerleriniz ve kriterlerinize göre birileri için artı saygı diyebilirsiniz. Bu normal. Fakat bu kalbi bir meseledir yani. Bizim bileceğimiz kendi aramıza yapacağımız bir şey. Elbette ki ben bu mevzuda kendini adamış insanlara daha fazla saygı duyarım, daha fazla alaka duyarım. Onların dertleriyle daha fazla ağlarım ve inlerim. Başımı yere kur, onlar için cennete girmeleri için elimden gelen her şeyi yaparım. Onun ötesinde sadece Allah diyen, ona da canım kurban. Şair-i şehrimiz Necip Fazıl der ki bir yerde: Elime uzanan dudakları tepeyim. Allah diyen, gel senin ayağını öpeyim. Onun ötesinde bir tanesi Allah'ın sanatı, size karşı saygılı davranıyorsa, sizi de ben kabul ediyorum diyorsa şayet,

[13:47]ona karşı da hakkı kadar bir muamelede bulunurum. Ona da bağrımı açarım. Bir Hazret-i Mevlana enginliğine, bir Yunus Emre enginliğine, bir Ahmet Yesevi Hazretleri enginliğiyle, bir Şah-ı Nakşibendi enginliğine ona da bağrımı açarım. O sözde olduğu gibi hiç kimse dünyada gönlümüze girdiği zaman ayakta kalma endişesine kapılmamalı. Herkesin oturabileceği bir koltuk, bir sandalyanın bulunduğuna inanarak gönlümüze girmeli. Ben bu gönülde ayakta kalmam. Mülahazasıyla yanımıza gelmeli. Gönlümüze taht kurmalı. Oradan atılmayacağını, itilmeyeceğini bilmeli. Büyüklerimiz böyle yaptılar, sinelerini açtılar. Sulh-u umumi'yi temin ettiler, huzuru temin ettiler. Bunların hepsi nispetler perspektifinde realize edilen şeylerdir. Mutlak manada ona gücümüz yetmez. O Allah'ın inayetine mazhar, riayetine, kilatine mazhar büyük insanların, enbiya-i azamın yapacağı şeydir. Ama yapıldı, belli ölçüde yapıldı. Bu eğer geçmişte bunlar yapılmışsa şayet, atalarımız bizim yapmışsa belli ölçüde demek ki yapılabiliyor. Yine her zaman tekerrür eden bir mülahaza ile meseleyi seslendireyim müsaadenizle. Bir şey geçmişte yapılmışsa bu gelecekte de yapılabilmesinin en önemli, en inandırıcı referansıdır. Demek ki oluyor yani. Demek ki mümkün bu. Öyle bir kardeşlik tesis ediyorsa şayet, Hazreti Mevlana öyle bir kardeşlik tesis etmişse Söğüt'ün bağrında bir metamorfozla kelebeğe dönen kurtlar öyle bir şeyi performans sergilemişlerse bu her zaman olacak demektir. Her zaman olabilir demektir. Allah'ın izni inayetiyle onlara bakarak işte yani maziyle irtibatımız öyle olmalı. Geçmişle irtibatımız öyle olmalı. Onların o hülyaları ile, o ruh dünyalarıyla, o kalp enginlikleriyle, o dünyayı alıp yeniden bir kere daha yorumlamalı ve bundan sonrasını da inşallah niim bile olsa, yarım demek bu. Niim bu dünyayı cennete çevirme veya bizim dünyamızı cennete çevirme, kendi ülkemizi cennete çevirme. Bu önemli bir şeyde mülahazayı ifadede beyan ettiğim gibi atalarımız hani Batıda böyle dahilileri sıralarken mesela ilim işte astrofizikte şeyden diyelim Einstein'dan bahsederler. İşte bir yerde Edison'dan bahsederler. Bir yerde Jean'dan bahsederler, bir yerde Bergson'dan bir yönüyle felsefesiyle bahsederler. Bunlar böyle işte bir yerde sivrilmiş insanlar, sivrilmiş. Demek ki böyle sürekli zirveler halinde devam ve temadi eden bir şey yok yani. Dolayısıyla da göze çarpıyor, görülüyor yani. Yani bir yerde Lut Gölünün yanında Everest Tepesi gibi bir şey görülüyor onlar, büyük. Fakat sizin atalarınız ve soyunuz birtevi böyle bir zirve halinde devam ettiğinden düşüşler çok az olduğundan dolayı sanki öyle bizim dünyamızda o tür şeyler yetişmemiş gibi zannediyoruz, vehmediyoruz. Oysa ki bizde mütemadi zirveler vardır. Temadi eden zirveler vardır. Aralarında ittisal olduğundan dolayı sükutları, düşüşleri, irtikanın karşısı nedir? İnhiat. Çukurlaşmaların olmaması meselesi demektir bu. Evet biz onları göremiyoruz. E sizin siz kendi sülalenizden, kendi kökünüzden geliyorsunuz. Günümüzde genetik doktorlar var bir sürü içinizde, sorun yani. Genetik yalan söylüyor mu? Genlerinizde var sizin. Hatta Hazreti Adem'in bünyesinde taşıdığı genleri taşıyorsunuz siz. Siz soyunuzdaki genler buysa şayet bence sizde de var demektir. O gün becerilen, başarılan işlere Allah'ın izni inayeti, riayeti, kilayetiyle bugün de başarabilirsiniz. Hepimizi belli ölçüde ittiren, bağışlayan hak ifadesiyle kaldıran esasen o inayet-i ilahidir. Evet geriye dönelim. Allah'ın inayeti, riayeti, kilayeti ve milletin himmetiyle, Himmet-ür-rical, takla-ül-cibal demişler. Arapçadan geçme Türk atasözüdür bu. Ricalin himmeti Ferhat gibi dağları yerinden söker Allah'ın izni inayetiyle. Yavuz Bülent Bakiler Bey'in o finalde ifade ettiği gibi Devlet-i Aliye o kadar güçlüydü onların ayakları benim başımın tacıdır, tacımın sorgucudur. Ruhum onlara feda olsun, ayrı mesele. Fakat bugün başarılan bu şeyler ölçüsünde bir başarıya imza atma imkanı olmadı. Bu onlar bir şey yapmadılar demek değildir. Böyle zaman aralıklarında bir de fırsat aralıkları vardır. Onlar o gün kendilerine sunuh eden o fırsat aralıklarını değerlendirdiler, imkanları çok büyük şeyler yaptı. O büyük şeyleri o imkanları iyi değerlendirerek taşlandırdılar Allah'ın izni inayetiyle. Fakat bir gün geldi bunları yapma faslı doğdu. Allah onları da size nasip etti. İmam-ı Şafii'nin bir sözüne geçeyim. İmam-ı Şafii Hazretleri buyuruyor ki Selef'ten yani geçmişlerden Allah razı olsun. Halefe ne kadar çok yapacak iş bırakmışlar. E hepsini onlar yapsaydı siz nasıl cennete gidecektiniz? Nasıl siz burada yad-ı cemil olacaktınız? Gelecek nesiller tarafından atalarımızdan Allah ebeden razı olsun dedirtecektiniz. Allah celle celalühu öyle adil-i mutlak ki onlara bir şey yaptırtıyor size de bir şey yaptırtıyor. Dolayısıyla çok büyük bir iş yani. Sadece Allah'ın o şekilde sizin üzerinize tecelli eden lütufları karşısında hani Sa'di Şirazi ve beher nefeste şükrü vaciptir. Her nefeste iki şükür vaciptir. Almasan alacağın oksijeni ölürsün. Atmasan atacağın karbondioksiti yine ölürsün. E bir nefeste bunların hepsi oluyor. İki defa Allah bir nefeste senin hayatını bağışlıyor. Sen hayatını bağışlayan birisine hayatını bağışlayan idama mahkum hayatını bağışlıyorsa sana. Teşekkür etmez misin? Allah senin hayatını iki defa bağışlıyor. Evet. Şimdi Cenabı Hak bu kadar eltta bulunduğuna göre bak lütuf yani onu görmek lazım. Dünyanın 140 ülkesinde böyle her yerde olma mülazasına bağlı, her yerde olma cehdi ve gayreti, hareketi, aktivitesi var bugün. Okul olacak yerde okul var. Kültür lokali olacak yerde kültür var. Lisan kursu olacak yerde lisan kursu var. Bunların hiçbiri olmadığı yerde üniversitelerde dilimizi yani. Aynı zamanda arka planında kültürümüzü iktiva eden dilimizi başkaları da bizim içimizde Devlet-i Aliye içinde 1200 küsur okul açtıkları zaman o kendi dillerini öğretirken Fransız, Portekiz, İngiliz, Alman. Aynı zamanda kendi kültürlerini de empoze etmişler. Allah şimdi bu imkanı ekonomik durumu orta ölçekte olan bir Türkiye insanına yaptırtıyor. 70 milyon Türkiye insanı 100 kırk ülkede dünyada okul açıyor. Bazı yerlerde mesela diyelim bir şeyi düşünün Texas'ı düşünecek olursanız Amerika'nın bir yanı. Sadece sizin arkadaşlarınız orada 40 küsur okul açmış o bölgede. Apaçık Allah'ın inayeti. Buna hiç böyle bir şey yapmadan oturup kalksak hep elhamdülillah, eş-şükrüillah desek yine şükrünü eda edemeyiz. Evet. Demek ki Allah lütfediyor yani. Genlerde de var ama bugün size bunu yaptırtıyor. İnşallah bunu devam ettirirsiniz. Atalarınızın bir yere kadar getirdiği şeyi günümüzde getirilmesi gerekli olan nokta neresiyse oraya getirirsiniz. Bu örnek hareket belki dünyada kim bilir sulh-u umumi'yi de temin edebilir yani. Bugün ona her şeyden daha ziyade muhtacız. Dünyada ifritten böyle kine, nefrete, düşmanlığa, başkalarını ezmeye kilitlenmiş idari sistemler var. Kim bilir belki bir gün bunlar da çözülür dağılır. Öyle o demokratik mülahazaların olduğu bir dönemde tiranlıklar çok devam etmez. Fakat yıkmadan evvel yapılması gerekli olan şeyin projesi ortaya konmalı. O projeye imrendirilmeli. Bu denmeli. Örnekleri gösterilmeli. Temsille meselenin çözüm üzerine gitmeli. Halle meselenin çözüm üzerine gitmeli. Zannediyorum dünyadaki o ifritten idareler de bir gün tamamıyla olmasa bile fakat sizden alacakları çok şey olacaktır. Evet. Ne hali kavmimiz dünyada gelmiş, milliyet, insanlık nedir? Akif diyor öğretmişiz. Şimdi genlerde bu olunca Allah'ın izni inayetiyle demek ki olması gerekli olan her şey potansiyel olarak vardır. Biraz diş sıkıp böyle sabır dahi kendisinden daha ağır şeylere sabredeceğimizi bileceğine kadar dişimizi sıkıp o meseleleri realize etme istikametinde hep dimdik durmalıyız. Dünyevi uhrevi beklentisiz dimdik durmalıyız. Allah inayet ve riayetiyle o rüyayı da gerçekleştirir. Sonra Napolyonlar, Sezarlar, Jül Sezarlar, Antoniler, İskenderler, falanlar filanlar Bunlar sadece bir hayalden ibaret kalır. Baş ağrıttım. Azren minkum.

Need another transcript?

Paste any YouTube URL to get a clean transcript in seconds.

Get a Transcript